Aralık 2011

Cumartesi 31 Aralık 2011

Mükemmel Çocuk Yetiştirmek PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 22:02
Çocuk / Çocuk Eğitimi
MÜKEMMEL  ÇOCUK  YETİŞTİRMENİN  3  ALTIN  
KURALI-2 
Dr. Yusuf karaçay 
Babam beni anlar mı? 
Çocuğun seviyesine inin. Unutmayın ki, o erişkin olmadı ama siz çocuk oldunuz. Onun yaşlarında neler 
yaşadığınızı, hissettiğinizi hatırlayıp ona daha iyi yaklaşabilirsiniz. Yoksa çocuğunuz sizi “anlamadığı bir 
dilden konuşan yabancı bir rehber” gibi görebilir. 
Bunun en sık rastladığım bir örneği, his ve fikirlerini paylaşmayan çocuklardır. Çocuk bir yığın sorun 
yaşamakta, içini şüphe ve korkular kemirmektedir ama ailesine hiçbir şey anlatmamaktadır. Çünkü anne-
babanın tüm yaptığı, “evladım, bir derdin varsa anlat” demekten ibarettir. Oysa çocuk “Onlar büyük ve 
olgun. Benim korkularımı anlamazlar her halde.” diye düşünebilir ve hislerini paylaşmaz. 
Okula gitmek istemeyen bir çocuk getirilmişti bana. Ailesine hiçbir sebep söylemiyordu. Ben çocuğa önce, 
onun yaşında iken okulla ilgili yaşadığım kendi tedirginliklerimi anlattım. Karanlık okul yolu, çocuk kaçıran 
çingene söylentileri vs. derken çocuk, “saçmalama amca, ben onlardan korkmuyorum, sadece bir 
arkadaşım beni dövüyor” deyiverdi. Sebep anlaşılmıştı. 
Siz de zaman zaman kendinizi onun yerine koyun, kendi çocukluğunuzu da hatırlayıp neler hissettiğini tahmin 
etmeye çalışın ve mümkün mertebe onun dilinden konuşarak duygularını paylaşın. Siz bir adım atarsanız o 
koşarak gelecektir. 
Siz onu anlamaya çalışmazsanız o sizi nasıl anlasın? 
“Dar daire”ye vakit ayırın. 
“Yata yata büyüyen” karpuz bile bakım ister. 
Sizin vasıtanızla dünyaya getirilmiş ve her şeyi öğrenmeye muhtaç, nazik, hassas o masum yavruların günde 
1-2 saat ilginize hakkı yok mudur? “Meyvenin 4. meselesi”nde geçen “dar daire”lerin en ehemmiyetli 
olanlarından biri aile değil midir? Falan futbolcunun ayakkabı numarasını bilip kendi çocuğununkini 
bilmemek, Başbakan’ın konuşmalarında hastalık işaretleri ararken kendi çocuğunun sözlerini yarım kulakla 
dinlemek komik kaçmıyor mu? Hatta sevgili Metin Karabaşoğlu’nun bir yazısında dediği gibi, soru soran 
çocuğuna “lütfen beni rahatsız etme, kitap yazıyorum” demek bile (işin içinde hizmet olsa dahi) hata değil 
midir? 
Mumlardan örnek vermeyin lütfen, güneş dibine de ışık veriyor. 
Şefkat damarını yanlış yerde kullanmayın.  
Allah’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. “Aman çocuk zahmete girmesin, aman üzülmesin, ağlamasın” 
diye diye onu davranışlarında tümden serbest bırakmak, ona iyilik değil kötülük etmektir. 
Meselâ okul çağına gelen çocuğa namaz kılmayı öğretmek, 10 yaşında ise namaz kılmazsa cezalandırmak 
dinimizde var. Kaçımız yapıyoruz acaba, merak ediyorum. 
“Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun” mealindeki ayet nazil olduğunda sahabeler Resulullah’a asm 
sormuşlar: 
“Ya Resulullah, biz Allah’ın emirlerini yapıp yasaklarından sakınarak kendimizi ateşten koruyabiliriz. Ama 
aile ve çocuklarımızı nasıl koruruz?” 
“Allah’ın size emrettiklerini siz de onlara emredin, Allah’ın size yasakladıklarını siz de onlara yasaklayın” 
buyurmuşlar. 
Özellikle bazı hanımların, kendileri örtülü oldukları halde kızlarını süslü ve açık kıyafetlerle büyüttüklerini, 
kendileri umumi yerlerde denize girmedikleri halde çocuklarını “daha küçük o” diye plajlara saldıklarını çok 
görüyoruz. Küçüklüğünde tesettür ve iffet konusunda sağlam temel kuramamış bu çocukların ileride nasıl bir 
çizgide yaşayacakları muhakkak ki şüphelidir. 
Böyle davranan ailelerin bazıları da “biz de küçükken böyleydik, sonra toparlandık” derler. Ne kadar 
toparlanmışlardır acaba? Ya da daha sağlam bir terbiye almış olsalardı kim bilir nasıl olabilirlerdi? 
Unutmayın ki eğitimin temel prensibi doğruları yapmaktır, tüm yanlışları denemek değil. 
Bir çok aileden de ahlakı bozucu yayın yapan tv’leri kendileri seyretmemekle beraber çocuklarına 
yasaklayamadıkları şikayeti duyarım. Sebep çocuğun sevdiği dizi için ağlayıp sızlanmasıdır çoklukla. “Ben 
Ruhsar’ı çok seviyorum.” 
Bakın; çocuk ağlar, sızlar her zaman. Sizi test eder hep. Geri adım attınız mı da, o konu “kazanılmış hak” 
olur artık. Oysa çocukların ruhsal yapıları psikoloji tabiriyle “plastiktir”. Siz sağlam durursanız çocuk 
kendini size uydurur, merak etmeyin. Kaldı ki bugün birkaç saat ağlamasın derken, ileride hem onun hem 
kendinizin pişmanlıkla yıllarca ağlamasına zemin hazırlamış olursunuz. 
Eşinizle tutarlı olun. 
En kötü ruhsal hastalık olan şizofreninin oluşma sebeplerinden biri de anne-babanın çocuğa verdiği mesajlar 
arasında tutarsızlık olmasıdır. Aynı konuda biri bir şey söyler, diğeri başka şey. Aynı olayda biri bir türlü 
davranır, diğeri başka türlü. Sonuç: Zihin bölünmesidir. O yüzden eşler önce kendi aralarında konuşup belli 
prensiplerde anlaşmalıdırlar. Çocuk hangi durumda nasıl bir tavırla karşılaşacağını bilmelidir. 
Buradan da hissedilir ki, aslında iyi çocuk yetiştirmek için önce uyumlu bir evlilik yapmak lazımdır. 
Vazifenizi yapın, Allah’ın vazifesine karışmayın. 
Malesef çoğumuz çocuklarımıza verdiğimiz emeğin karşılığını nerdeyse zorla alma hevesindeyiz. “İlla ki 
şöyle olmalısın.” Aslında unutmamak lazım ki, o çocuk bizim malımız değildir. Biz sadece ona hizmetle 
görevlendirilmişiz.  
Eğer üstümüze düşeni layıkıyla yapmışsak ötesi Allah’ın takdiridir. Aksi halde aşırı zorlamalar ters tepebilir 
ve çocuğun iyice zıt bir çizgiye girmesine yol açabilir. Biz de gereksiz derecede strese girip iyice yanlış 
davranmaya başlarız. “Ben sana bildiğimce doğruları gösterdim, artık seçim senin” demek lazımdır, hele 
ergenlik çağında. 
Zaten bizim tüm bu önerdiklerimiz sadece sebeplerdir. Biz Allah rızası ve çocuğumuzun iyiliği için bu 
sebeplere elimizden geldiğince müracaat ederiz ama sonucuna karışmayız. Zira Allah isterse Peygamber 
çocuğu hayırsız olabileceği gibi, öksüz-yetim kalmış, hatta Firavun’un sarayında büyümüş çocuklar da en 
büyük Peygamberler olabilir. O yüzden son olarak diyorum ki: Çocuklarınız için dua edin.… 
Zafer Dergisi 

Read more

Çocuk Nasıl Yetiştirilir PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 21:45
Çocuk / Çocuk Eğitimi
 
MÜKEMMEL  ÇOCUK YETİŞTİRMENİN  ÜÇ  ALTIN  KURALI 
Dr. Yusuf Karaçay 
BAŞLIK DİKKATİNİZİ ÇEKTİ ve yazıyı okumaya başladınız değil mi? İstediğim de buydu zaten. 
Yoksa ne mükemmel çocuk yetiştirmenin sadece birkaç kuralı vardır ve hatta ne de mükemmel çocuğun 
tarifi. Ama maalesef orada burada buna benzer başlıklarla yazılmış “mucizevi” reçeteler okuruz sık sık. 
Sağlam bir dünya görüşü olmayan Batı medeniyetinin zavallı pedagog ve psikologları dipsiz kuyuya ipsiz 
inerek ortalama on yılda bir değişen fikirlerle ana-babalara yeni yeni reçeteler sunarlar. Hepsini de 
“Doğrusu budur, böyle davranın, çocuğunuz mükemmel yetişsin” diye pazarlarlar hep. 
Freud’dan hayli etkilenen 68 kuşağının eğitimcileri “Çocuğu serbest bırakın, her istediğini yapsın, hevesi 
kalmasın, hiç azarlamayın, sadece sevgi verin” diye diye günümüzün serseri ruhlu, sabırsız, sorumsuz ve 
ahlaksız neslini yetiştirdiler elbirliği ile. Şimdilerde ise daha farklı sesler yükseliyor o taraflardan: “Çocuğa 
beklentilerinizi ve görevlerini söyleyin, hata yaparsa ceza verin, hatta hafifçe dövebilirsiniz bile.” 
Biz Müslümanlar ise Kur’an ve hadisler ışığında nasıl çocuk yetiştirmek gerektiğini aslında biliyor olmamız 
gerekirken, maalesef bu kaynaklara da yüz çevirdiğimiz için “iki cami arasında bînamaz” kalmış durumdayız 
uzun zamandır. Ve en dindar ailelerden bile “Çocuğumuza nasıl davranalım?” soruları yükseliyor. 
Ben de üç çocuk babası olduğumdan, son zamanlarda çocuk eğitimine dair ipuçları toplamakla meşgulüm. 
İşte bu yazıda çocuk yetiştirmekte dikkat etmemiz gereken bazı temel prensipleri aktarmaya çalışacağım. 
Kendini ıslah edemeyen başkasını ıslah edemez
Önce kendinizi düzeltin. Kendini ıslah etmeyen başkasını hiç ıslah edemez tabii ki. İfsat eder hatta iyilik 
zannıyla. 
Bir aile tanıyorum. Çocukları pırıl pırıl, ahlâklı gençler olarak yetiştiler. Özel bir çocuk yetiştirme eğitimi 
almadıklarını biliyorum.  
Evlerine misafir olduğum bir gün “Nasıl böyle mükemmel çocuklar yetiştirdiniz” diyecek oldum. Ama 
demedim. Zira o kadar açıktı ki her şey.  
Baba samimi ve tutarlı bir dindar, anne şefkatli ve temiz huylu bir fedakar. Evleri sade döşenmiş bir 
“dershane” gibi. TV genellikle kapalı. Sohbetler Allah için. Yalan yok, dedikodu yok. Nasıl çocuklar 
çıkabilirdi ki böyle bir evden zaten? 
“Armut dibine düşer”, “üzüm üzüme baka baka kararır”, “anasına bak kızını al” sözleri boşuna söylenmemiş 
tabii ki. 
Bir psikiyatrist olduğumdan, bana sık sık çocuklarını getirir aileler. “Bu çocuk bir garip davranıyor nedense? 
Bir tedavi etseniz.” Hiç istisnası yok gibidir; “odama çocuk girer ve çıkar ama aile girer ve kalır.” Hemen 
daima ailededir esas problem. Anne-babanın bir yığın hataları, kompleksleri, hatta psikiyatrik rahatsızlıkları 
vardır. Ama onlar bunları görmez, çocuktaki problemleri öne sürerler. Sanki o çocuk o evde yetişmemiştir 
de, uzaydan gelmiştir. “O kadar da gayret ettik ki, neden böyle oldu bu çocuk bilmem?” havası vardır 
genellikle. Ama biz aileyi terapiye alırız. Çocuk da toparlar ardından doğal olarak. 
O yüzden “önce kendimize bakalım” diyorum. 
Temel güvenli olmalı
Bir evin en önemli kısmı temeli olduğu gibi, bir çocuğun ruhsal gelişiminde en önemli dönem de ilk yıllardır. 
Çocuğun zekasının % 80’ i ilk 7-8 yılda geliştiği gibi, kişilik de büyük ölçüde bu dönemde oturur. Hele ilk 2 
yıl çok önemlidir ve “temel güven duygusu”nun oluştuğu dönemdir. 
Bu dönemde çocuğun en önemli ihtiyacı sürekli ve tutarlı bir sevgidir. En yıpratıcı şey ise “anne figürü”nün 
sürekli değişmesidir. Çocuğunuz isterse bir bakıcı tarafından büyütülsün, yeter ki süreklilik olsun. Sürekli 
değişen kişilerce bakılan bebeklerde ileri yıllarda çevreye güvensizlik, içe kapanma gibi özellikler gelişebilir. 
Sebebini anlayamadığımız bağımlılık, hırçınlık, şüphecilik gibi karakter özelliklerinin temeli o ilk yıllardaki 
“hatırlayamadığımız hatıralar”dır genellikle. 
Nitekim Filipinlerde yapılan bir saha araştırması, ilk yaşlarında mutlak ilgi ve sevgi ile yetişen çocukların 
ileride çok daha huzurlu insanlar olduklarını göstermiştir. 
Çocuğunuzun bilinçli olmadığı o ilk yıllar aslında bilinçaltı’nın şekillendiği en önemli yıllardır, unutmayın. 
Cennetteki gazoz nehirleri
Çocuğa hayatın, ölümün, varlığın anlamına dair temel bilgileri verin.  
Çocuğunuz 3-5 yaşından itibaren çevresinin ve dünyanın farkına vardığında ve “neden, nasıl” soruları 
başladığında sizden her konuda, özellikle de varlığın ve ölümün anlamına dair açıklamalar isteyecektir. 
“Anne sen de ölecek misin? Ölünce ne olur? Baba, Allah nerdedir?” gibi sorular peş peşe gelir bu 
dönemden itibaren. Siz de cevap verin tüm sorularına, onun anlayacağı dilde. Unutmayın, öğrenmeye hazır 
olmasalar sormazlar zaten. “Bu yaşta Allah’ı, ölümü, ahireti anlatmak erken” deyip kaçamak cevap veren 
ailelerin çocuklarında çok çeşitli ve sebepsiz korkular görülebilir. Cevabı alınamamış her soru o minik 
beyinlerde kıvrım kıvrım şüphe ve problemler doğurabilir. 
Hiç unutmam, küçüklüğümde anneme sormuştum: 
- “Anne biz ölünce ne olacağız?” 
- “Cennete gideceğiz yavrum.” 
- “Tamam da, ondan sonra ne olacak? Yani Cennette ne kadar yaşayacağız?” 
Annem “bu çocuk bu yaşta sonsuzluktan anlamaz her halde; uzun bir zaman söyleyeyim de rahat etsin” diye 
düşünmüş olsa gerek ki, 
- “1000 yıl yaşayacağız yavrum” demişti. 
O kadar üzülmüştüm ki. 
“İster 10 yıl, ister 1000 yıl, sonuçta yok olacaksak ne anlamı var? Ben sonsuzluk istiyorum, yok olmak 
istemiyorum” demişti o küçücük zihnim bile. Siz anlatın çocuklarınıza bildiklerinizi. Allah’ı, Kur’an’ı, ahireti. 
Özellikle de melekleri unutmayın. Kendilerini koruyan, kollayan, her yerde bulunan görünmez varlıklara 
inanmak, “öcülerden”, çizgi filmlerdeki hayali canavarlardan korkan ruhlarına ilaç gibi gelecektir. 
Peygamberimizin ve İslam büyüklerinin hayatını anlatmak da çok önemlidir. Zira büyüyen bir fidan gibi olan 
çocuk ruhu kendisine örnek alacağı mükemmel kişiler arar. Siz o zatları çocuğunuzun hayallerine ideal 
olarak kazımazsanız, çocuğunuz “Pokemon eğiticisi” veya “Zeyna” gibi olmayı kendine ideal seçebilir. 
Ancak dini eğitim verirken abartılı bir zorlamaya kaçmamak da şarttır.  
Çocuğa onun hoşuna gidecek örneklerle bezeli biçim.  Zafer Dergisi 
 

Read more

Kötü Eğitim Nasıldır PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 21:33
Çocuk / Çocuk Eğitimi
            Çocukların öğütten çok, örneğe ihtiyacı vardır.  J.  Jaubert 
         ÇOCUĞU  KÖTÜ  EĞİTMENİN  YOLLARI Smiley
Kötü bir çocuk, ya babanın yahut da her ikisinin eseridir. Çocuğunuzda gördüğünüz kötü bir huyun suçunu, 
mutlaka kendinizde arayın. Her anne-baba, genellikle, çocukta gördüğü yanlış bir  davranışın suçunu; ya çocuğa 
ya da çevresine yükleme eğilimindedir. Çocuk, aileden gördüklerini   taklit ederek büyür. Eğer siz, ona iyi bir 
terbiye vermiş iseniz; etraftan duydukları ona fazla tesir  etmeyecektir. 
Kötü eğitimin ilk ve en tesirli basamağı, kötü örnek sergilemektir. Her akşam eve sarhoş dönen ve kazandığı 
paraları meyhaneci ile paylaşan bir baba, çocuğuna ahlâki nutuklar çekse, acaba ne kadar tesirli olacaktır!.. 
Kötü eğitimin ikinci basamağı, çocuğunuza yeterli zaman ayırmamaktır. Sadece dersi için onunla bir-iki saat 
beraber olmakla, anne-babalar görevlerini yapmış sayılamazlar. Çünkü, çocuk geri kalan zamanını sokakta, 
gelişigüzel arkadaşlarla veya evde televizyon karşısında geçirmektedir. 
Çocuğuna ayırması gereken kıymetli vakitlerini, misafir ağırlamakla, süslenip püslenmekle, ve dedikodu yapmakla 
geçiren bir annenin onun üzerinde ne hakkı vardır? Böyle bir anne, herhalde,  iyi bir anne olduğunu iddia edemez... 
Servetine servet katmaya çalışan, işinden başka bir şey  düşünmeyen, akşamlarını  ya hesap yaparak veya 
kahvehanede arkadaşlarıyla oyun oynayarak   geçiren bir baba da, iyi bir baba olduğunu söyleyemez. 
Çocuklarınız, şahsiyet teşekkülü  için gerekli olan en kıymetli "Çocukluk çağı" nı',  yakınlığınızdan ve sıcak 
ilginizden yoksun, hoyrat ve yabancı ellerde geçirilirse; acaba onlardan  iyi ve sadık birer evlat olmalarını 
beklemeye hakkınız var mıdır? Kötü eğitimin üçüncü basamağı,
terbiye şeklindeki hatalardır. Bu basamak öylesine çok derindir. 
Eğer çok neşeli ve keyfiniz yerinde olduğu zaman onların en büyük yaramazlıklarını tebessüm ve kahkaha ile 
karşılıyorsanız... İşlerinizin yolunda gitmediği ve canınızın sıkıldığı zamanlarda, ilginizi çekmek için yaptıkları küçük 
yaramazlıkları, dayakla, hakaret ve küfürle   karşılıyorsanız... Dürüstlükle itiraf ettiği bir suçunda ceza görüyor, 
fakat inkâr ettiğinde dayaktan kurtuluyor ise... Rica ve yalvarma ile sizden bir ihtiyacını koparamıyor, ancak 
şirretlik ve tepinme ile bunu elde ediyor ise... Normal zamanda göremediği ilgi, şefkat ve sevgiyi,  bir hastalık veya 
kaza sırasında görüyor ise...  Eğitim şekliniz yanlış demektir. 
               NE  EKERSENİZ  ONU  BİÇERSİNİZ 
Şüphesiz, her anne ve babanın ideali, aile şerefini koruyacak, ihtiyarlık zamanlarında kendilerine destek olacak, 
onlara saygısını eksik etmeyecek evlâtlar yetiştirmektir. Ancak, bu o kadar kolay bir iş değildir. Hiçbir çocuk, 
anne-babaya nankörlük etmez; ne verirseniz onu alırsınız. 
Mesut bir ailede, karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan samimi diyaloğu  hangi tiyatro eseri taklit  edebilir?  Küçük 
yavrunun anne ile mırıl mırıl kuş dili konuşmasını, hangi müzik parçası taklit edebilir? 
Kıymetli vakitlerini çocuklarından ayrı geçirenler... Onların tatlı cıvıltılarını rahatsız edici bulanlar...Evlâtlarından, 
ruhsal  gelişmeleri için  gerekli  olan,  sevgi, şefkat ve ilgiyi esirgeyenler... Ne duygusuz, ne bahtsız 
insanlardır!..Böyle insanların teşkil ettiği aile, vahşi bir topluluktur. Bu topluluk içinde büyüme bahtsızlığına uğrayan 
çocuklar, cılız, hasta ve ruhsal dengeleri bozuktur. İşte böyle ailelerdir ki, bana bu konuları yazma ihtiyacı 
hissettirmişlerdir . 

ÇOCUKLARI  KENDİNİZE  KARŞI  KİNLİ   YAPMANIN  YOLLARI
Ona karşı daima aksi ve asık  suratlı olun. Niyetinin ne olduğuna bakmaksızın, en küçük bir kabahatini ceza ile 
karşılayın. Böyle davrandığınız takdirde size nasıl kin beslediğini görecek, bana hak vereceksiniz... Çocuğunuzun 
size karşı kin beslemesini temin etmenin birçok yolu  vardır. Bunlardan biri de onun hislerine değer vermemektir.
ÇOCUKLARI  BABALARINDAN  SOĞUTMANIN  YOLLARI
Bir anne, çocukları babalarından soğutmak istiyorsa, onları devamlı babaları ile korkutsun. Bütün bu yaptıklarınıza 
rağmen, çocuklarınız sizden nefret etmiyor ise; size daha tesirli bir yol göstereyim: 
Onların sevinçlerini paylaşmayın. Acıları ile alay edin. Sizden bir şeyler sordukları zaman elinizin tersi ile itip onları 
yanınızdan uzaklaştırın. Böyle yaptığınız takdirde, sizden nefret edeceklerine dair garanti veriyorum...
ÇOCUKLARINIZI  KENDİNİZE  KARŞI  İTİMATSIZ   YAPMANIN  YOLLARI
Onlara boş vaadlerde bulunun. Onları aldatın. Karıkoca olarak birbirinize saygı göstermeyin.
Çocukların önünde birbirinize hakaret edin.
ÇOCUKLARIN  SİZE  HAKARET  ETMELERİNİ   SAĞLAMANIN  YOLLARI
Çocuklarınızın en küçük suçunu hakaret ve alayla karşılayın. Her şeylerini tenkit edin. Evde, karıkoca kavgasını 
eksik etmeyin. Onların yanında birbirinizin suçlarını sayıp dökün...
ÇOCUKLARIN  SÖZÜNÜZÜ  DİNLEMEMELERİNİ   TEMİN  ETMENİN  YOLLARI
Yerine getirip getirmediklerine bakmaksızın emirler yağdırın. Onlardan, yerine getirememeyecekleri şeyler isteyin. 
Suçlarını zamanında cezalandırmak yerine, kuru tehditler savurun. 
ÇOCUKLARI  KARDEŞLERİNE  KARŞI KİNLİ  VE   KISKANÇ YAPMANIN  YOLLARI
Çocuklardan birini cezalandırırken öbürünü mükafatlandırın. Birini takdir ederken öbürünü tenkid edin. Sevginizi 
birinden alın öbürüne verin. 
Çocukları birbirine düşman etmenin etkili bir yolunu daha göstereyim: Birbirlerine hakaret ettikleri vakit ses 
çıkarmayın. Küfürlerini duymazdan gelin. Veya suçun kimde olduğunu araştırmadan hepsini dayaktan geçirin. 
ÇOCUKLARI  İNSANLARDAN  SOĞUTMANIN  YOLLARI
Onlara daima kötü insanlardan bahsedin. Bu dünyada   güvenilecek insan kalmadığını tekrarlayın. Herkesin 
menfaat peşinde koştuğunu söyleyin.
ÇOCUKLARA  ZALİM  VE  ACIMASIZ  OLMAYI   ÖĞRETMENİN  YOLLARI
Herkese, hatta çocuklarınıza karşı bile, kaba davranın. Hayvanlara işkence edin. Sizden zayıf olan insanları daima 
ezin. Tabancasız, bıçaksız gezmeyin.
ÇOCUKLARI,  BAŞKALARINA  KİN  DUYMAYA   ALIŞTIRMANIN  YOLLARI
Çocuklarınız birilerine kızdıkları zaman onlarla birlik olun. Kızdığı kimseye lânetler yağdırın. İntikam alması için 
teşvik edin 
Çocukları başkalarına karşı kinli yapmanın bir yolunu daha söyleyeceğim:
Birisi çocuğunuza hakaret ettiği veya küçük bir zarara uğrattığı zaman,olayı o kadar büyütün ki bunu asla 
unutmasın.
ÇOCUKLARI  KISKANÇ  BİRER  İNSAN   YAPMANIN  YOLLARI
Çocukların yanında, daima durumu sizden iyi olanları çekiştirin. Varlıklı, işi yerinde mutlu insanların başkalarını 
düşünmeyen kimseler olduğunu söyleyin. Bu, çocukların başkalarını kıskanmalarını sağlayan etkili bir yoldur. 

ÇOCUKLARI  TABİATIN GÜZELLİKLERİNE  KARŞI  HİSSİZ   YAPMANIN YOLLARI
Onlar, Allah'ın sanat hârikaları ile dolu olan tabiatla ilgilenince bu meraklarıyla alay edin. Otla, böcekle boş 
insanların uğraştığını söyleyin. Böylece onların tefekkür hislerini köreltin. Tâ ki, duygusuz, kaba birer insanlar 
olsunlar... 
Çocuklarınızın duygularını köreltecek, düşünme kabiliyetini dumura uğratacak bir yol daha göstereyim: Onlara çok 
küçük yaşta, zorla okuma yazma öğretin. Seviyesinin üzerinde bilgi vermeye çalışın. Ders çalışmadığı zaman 
üzerinden dayağı eksil etmeyin.
ÇOCUKLARIN  HAYAL  VE KABUS  GÖRMELERİNİ   SAĞLAMANIN YOLLARI
Onlara sihirden, büyüden, peri masallarından, kaf dağının ardındaki devden, kötü kalpli  cadıdan bahsedin.
ÇOCUKLARI  DİNSİZ  YAPMANIN  YOLLARI
Çocukları devamlı Allah'la korkutun. O'nun yaramaz çocukları cehennemine attığını, cayır cayır ateşlerde yaktığını 
söyleyin. Onlara dinlerini  zorla öğretin. Dua ezberleyemedikleri veya camiye gitmek istemedikleri zaman dövün. 
Çocukları dinden  soğutmanın etkili bir yolunu daha söyleyeyim: Din adamlarını, dindarları küçük düşürücü sözler 
sarfedin.Onların, her insanda bulunabilecek,  küçük hatalarını abartarak anlatın. Dindar   akrabalarınızı çekiştirerek 
gözden düşürün. 
ÇOCUKLARI  İNATÇI  YAPMANIN  YOLLARI
Onların her isteğini  yerine getirin. Bir dediklerini iki yapmayın. Hiçbir arzularını geri çevirmeyin. Göreceksiniz ki, 
söz dinlemez, laftan anlamaz  birer inatçı çocuk olup çıkacaklardır... 
Çocukları inatçı yapmanın etkili bir yolunu daha söyleyeyim: Onların haklı isteklerine kulak asmayın: "illa da  
istiyorum?" diye tepinmeye başlayınca arzusunu yerine getirin.  C. G. SALZMAN 
Çocuğun babası üzerindeki hakkı, ona güzel bir isim koyup ve uygun bir şekilde terbiye
verip, edepli yapmasıdır. Hadis-i Şerif 
Bir kimsenin çocuğunu terbiye etmesi ve ona edep öğretmesi, her gün sadaka vermesinden hayırlıdır.  
Hadis-i Şerif
 
 
 

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 31 Aralık 2011 21:44 )

FARZ, SÜNNET, MÜSTEHAB, MÜBAH, HARAM VE MEKRUH PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 21:30
Çocuk / Çocuk Eğitimi
                                                     NE  NEDİR?
 
FARZ, SÜNNET, MÜSTEHAB, MÜBAH, HARAM  VE  
MEKRUH 
 FARZ: Allah'ın bizlerden yapma mızı istediği şeylere denir.
    Namaz kılmak, oruç tutmak gibi... 
 SÜNNET: Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) yaptığı ve bizlerden de  
    yapmamızı istediği iyi işlerdir. Dişleri temizlemek gibi...
 
 MÜSTEHAB: İşlenmesi sevap olan,
     terk edilmesi günah olmayan  şeylerdir. İnsanlara gülümsemek gibi... 
 MÜBAH: Yapılmasında her hangi bir günah veya sevap olmayan şeylerdir.
    Gerektiği kadar uyumak gibi... 
 HARAM: Allah'ın bizlere yapmamızı yasak ettiği şeylerdir.
    Yalan söylememek gibi... 
 MEKRUH: Allah'ın bizlerden yapmamamızı istediği,
      fakat derecesinde olmayan yasaklardır.
      Gerekli sıklıkta banyo yapmayıp, kötü kokmak bibi...

MÜSLÜMAN, MÜ'MİN, HALİFE, SAHABE, ALİM 
 İslam dinini kabul eden kişi:  MÜSLÜMAN
 
 Allah'a  ve  Peygamber  Efendimize  inana kişi:  MÜ'MİN 
 
 Peygamber Efendimiz'den sonra gelen büyük yöneticiler:  HALİFE
 
 Peygamber Efendimiz'in arkadaşı:  SAHABE
 
 Dini en iyi bilen kişi:  ALİM
 
 

Read more

Nasıl Analım PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 21:25
Çocuk / Çocuk Eğitimi
NASIL  ANALIM ? 
Allah'ın Peygamberimizin ve din büyüklerimizin isimlerini biz veya başkası söyleyince
ne demeliyiz? Kitaplarda onların Adlarından sonra gelen kısaltmalar ne anlama geliyor? 
Allahu Teala'nın adı geçtiğinde:
(C.C.) CELLE  CELALUHU  (O'nun şanı yücedir) 
Peygamberimizin adı geçtiğinde:
(S.A.V.) SALLALLAHU  ALEYHİ  VESELLEM
(Allah'ın selamı O'nun üzerine olsun) 
Diğer Peygamberler ve büyük melekler; Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail için de:
(A.S.) ALEYHİSSELAM (Selam O'nun üzerine olsun) 
Peygamberimizin zamanında yaşamış erkek sahabeler için:
(R.A.) RADİYALLAHU  ANHU (Allah O'ndan razı olsun) 
Peygamberimiz zamanında yaşamış kadın sahabeler için:
(R.A.) RADİYALLAHU  ANHA (Allah O'ndan razı olsun) 
Alimler için:
(Rh.A.) RAHMETULLAHİ  ALEYHİ  ALEYH
(Allah'ın rahmeti üzerine olsun) 
Mürşidler ve veliler için:
(K.S.) KADDESALLAHU  SİRRUHU
(Allah onun sırrını yüceltsin)
 

Read more

Dini Sorular PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 21:04
Çocuk / Çocuk Eğitimi
Ben bir MÜSLÜMAN’IM ELHAMDÜLİLLAH 
Rabbim : ALLAH ( Celle Celaluhu ) 
Dinim : İSLAM 
Kitabım : KUR’AN-I KERİM 
Peygamberim : Hz. MUHAMMED MUSTAFA ( Sallellahu teala aleyhi ve sellem ) 
Amelde HANEFİ mezhebindenim
                  SORULAR VE CEVAPLAR
S 1: Din neye denir? 
C 1: Din:Akıl sahibi insanları kendi istekleri ile dünya ve ahirette iyiliğe ve mutluluğa ulaştıran ilahi bir 
kanundur. 
S 2: İslâm dininin gayesi nedir ? 
C 2: İslâm dininin gayesi: Hükümlerine uygun hareket edenlere dünya ve ahiret saadetini 
kazandırmaktır. 
S 3: İmanı tarif edermisiniz ? 
C 3: İman: Peygamber Efendimizin Allah'ü Teâlâ tarafından getirmiş olduğu hususların doğruluğuna kalb 
ile inanmak ve bunu dil ile söylemektir.
S 4: Kelime -i Şehadet ve Kelime -i Tevhid -i okuyunuz ve manasını söyleyiniz. 
C 4: Kelime -i Şahadet:"Eşhedü ellâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Rasulüh" 
Manası:" Ben şahadet ederim ki Allah' tan başka ilah yoktur , ve yine şehadet ederim ki Hz.Muhammed 
(S.A.V) onun kulu ve Resülüdür." 
Kelime -i Tevhid:"Lâ ilâhe illallah Muhammedur Rasulullah 
Manası:" Allah'tan başka ilah yoktur. Hz. Muhammed (S.A.V) Allah' ın Resülüdür." 
S 5: İmanın şartlarını sayınız. 
C 5: İmanın şartları altıdır: 
a) Allah' ü Teâlâ' nın varlığına ve birliğine inanmak,  
b) Allah' ü Teâlâ' nın Melekler'ine inanmak,  
c) Allah'ü Teâlâ'nın Kitaplar'ına inanmak, 
d) Allah'ü Teâlâ nın Peygamber'lerine inanmak,  
e) Ahiret gününe inanmak,
f) Kadere (Hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna ) inanmak. 
S 6: İnanç yönünden insanlar kaça ayrılır ? 
C 6: İnanç yönünden insanlar üçe ayrılır; 
1) Mümin: Allah'ü Teâlâ' nın varlığına, birliğine ve Hz Muhammed (S.A.V) in Onun Peygamberi olduğuna 
kalb ile inanan ve bu inancını dili ile söyleyen kimselere Mümin denir. 
2) Münafık: Allah' ü Teâlâ' nın varlığına, birliğine ve Hz. Muhammed (S.A.V )in Peygamberliğine kalb ile 
inanmadığı halde dili ile inandığını söyleyen kimselere Münafık denir. 
3) Kafir: Allah' ü Teâlâ' nın varlığına birliğine ve Hz: Muhammed (S.A.V) in Peygamber'liğine kalb ile 
inanmayan ve inanmadığını dili ile de söyleyen kimselere Kafir denir.
S 7: İman ile ibadetler arasındaki münasebetleri anlatınız. 
C 7: Bir müslüman dini hükümleri inkar etmediği müddetçe ibadet etmese bile dinden çıkmaz, kafir 
olmaz. Ancak ibadetlerini yerine getirmediği için günah işlemiş olur, cezayı hak eder. Ayrıca ibadetlerin 
başkaları için değil müslümanlar için emredildiğini unutmamalıyız.
S 8: Allah'ın zati sıfatlarını sayınız. 
C 8: 1) VÜCUT: Var olmak Allah vardır yokluğu düşünülemez.  
2) KIDEM: Allah' ın varlığının başlangıcı yoktur. 
3) BEKA: Allah' ın varlığının sonu yoktur.  
4) VAHDANİYET: Allah tektir.  
5) MUHALEFETÜN LİL HAVADİS: Sonradan olan şeylere benzemez. 
6) KIYAM BİNEFSİHİ: Varlığı kendisindendir, hiç bir şeye muhtaç değildir, her şey ona muhtaçtır.
S 9: Allah'ın Sübuti sıfatlarını sayınız. 
C 9: 1)HAYAT: Allah daima diridir, 
2) İLİM: Allah geçmiş gelecek, gizli aşikar her şeyi bilir, 
3) SEMİ': Allah her şeyi işitir,  
4) BASAR : Allah her şeyi görür, 
5) İRADE: Allah diler ve dilediğini yapar, 
6) KUDRET: Allah sonsuz kudret sahibidir,  
7) KELAM: Allah söz sahibidir Kuran Allah'ın kelamıdır.  
8) TEKVİN: Allah yaratıcıdır.
S 10: Melekler nasıl varlıklardır? 
C 10: Melekler :Yemeye, içmeye ihtiyacı olmayan, erkeklik ve dişiliği bulunmayan nurdan yartıklardır.
S 11: Dört büyük meleği görevleriyle beraber sayar mısınız? 
C 11: 1) CEBRAİL: Meleklerin en büyüğüdür, görevi Allah ile Peygamberler arasında elçilik yapmaktır.  
2) MİKAİL: Tabiat olaylarının idaresi ile görevlidir.( yağmur, rüzgar vs)  
3) İSRAFİL: Sura üflemekle görevlidir.  
4) AZRAİL: Ömrü sona eren insanların canını almakla görevlidir.
S 12: Kiramen katibin melekleri hakkında bilgi veriniz. 
C 12: Bunlar sağımızda ve solumuzda bulunan iki melektir.Sağdaki melek sevaplarımızı soldaki melek 
ise günahlarımızı yazar.Böylece amel defterimiz meydana gelir.
S 13: Münker ve Nekir kimdir? 
C 13: Öldükten sonra kabirde insana soru sormakla görevli iki melektir.
S 14: Dört büyük kitabı ve hangi Peygamberlere indiğini söylermisiniz? 
C 14: Tevrat Musa (A.S)'a , Zebur Davud (A.S)'a, İncil İsa (A.S) 'a, Kur'an Muhammed (A.S)'a inmiştir.
S 15: Peygamberimize ilk vahiy hangi tarihte nerede indi ve ilk inen ayetler hangileridir? 
C 15: Peygamberimize ilk vahiy 610 yılında Nur dağındaki Hira mağarasında indi .İlk inen Ayet'ler Alak  
suresinin ilk ayetleri idi.
S 16: Kur'anı Kerim'in özelliklerini sayar mısınız? 
         C 16: a) Kur'anı Kerim Peygamberimize indiği gibi hiç bir değişikliğe uğramadan bize kadar
                       gelmiştir. Kıyamete kadarda bozulmadan kalacaktır. 
b)Kuran toplu olarak değil,zaman ve hadiselere göre ayetler ve sureler halinde inmiştir. 
c) Kur'an son ilahi kitaptır. Ondan sonra başka kitap gelmeyecektir. 
d) Kur'an bütün insanlığa gönderilmiş olan bir kitaptır.Her asrın ihtiyaçlarını karşılayacak hakikat ve 
hikmetlerle doludur. 
e)Kur'an Peygamber Efendimizin en büyük ve daimi mucizesidir.Hem kelimeleri, hem anlamı , hemde 
taşıdığı yüksek hakikatlerle eşsiz bir mucizedir.
S 17: Kur'an-ı Kerime karşı görevlerimizi sayar mısınız? 
C 17: a) Her müslüman Kur'anı Allah' ın kelamı olarak bilmeli, ve tecvit kurallarına uygun olarak yanlışsız 
okumalıdır. 
b) Kur'an abdestli olarak ele alınmalı, Euzu besmele ile okunmaya başlanmalıdır.Okurken mümkünse 
kıbleye yönelmeli ve son derece edepli ve saygılı olunmalıdır 
c) Kur'an temiz yerde okunmalı. Başka işlerle meşgul olan onu dinlemeyenlerin yanında ve pis yerlerde 
okunmamalıdır. 
d) Başkalarının okuduğu Kur'anı saygı ile dinlemelidir. 
e) Kur'an yüksek ve temiz yerlerde bulundurulmalı alçak yerlere konulmamalıdır. 
f) Her müslüman Kur'anın yap dediklerini yapmalı, yapma dediklerinden sakınmalı ve Kur'anın ahlakı ile 
ahlaklanmalıdır.
S 18: Kur'an kaç sure ve ayettir, Kur'anda ismi geçen Peygamberlerin isimleri nelerdir? 
C 18: Kur'an 114 Sure ve 6666 Ayettir. Kur'anda ismi geçen Peygamberler şunlardır: 
Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, Lud, İbrahim, İsmail, İshak; Yakup, Yusuf, Şüayb, Harun, Musa; Davud, 
Süleyman, Eyyüb, Zülkifl, Yunus, İlyas, Elyesa, Zekeriyya, Yahya, İsa, Muhammed ( Aleyhim'üs Salâtü 
Vesselam) 
S 19: Mucize ve Keramet ne demektir? 
C 19: Mucize: Peygamberlerin peygamber olduklarını isbat etmek için Allah'ın yardımı ile gösterdikleri 
olağan üstü olaylardır.Keramet:Allah'ın yardımı ile veli kulları tarfından meydana getirilen olağan üstü 
olaylardır.
S 20: Peygamber Efendimizin özelliklerini anlatınız. 
C 20: a)Peygamberimiz Allah'ın en sevgili kulu yaratılmışların en faziletlisidir. 
b) Son Peygamberdir.Ondan sonra Peygamber gelmeyecektir. 
c) Bütün insan ve cinlerin peygamberidir. 
d) Peygamberliği kıyamete kadar bütün zamanları içine almıştır. 
e) Peygamberimizin tebliğ ettiği İslam dini kıyamete kadar devam edecektir.
S 21: Kıyamet günü insanlara nelerden sorulacaktır? 
C 21: Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:Kıyamet gününde insan dört şeyden sorguya çekilmedikce 
huzurdan ayrılamaz; a) Ömrünü nerede geçirdiğinden,  
b) Vücudunu nerede yıprattığından, c) Malını nereden kazanıp nereye harcadığından,  
d) Bildiği ile ne kadar amel ettiğinden.
S 22: Kader ve Kazayı tarif ediniz. 
C 22: Kader:Kainatta olacak şeylerin zamanını, özelliklerini ve nasıl olacaklarını Alla'ü Teâlâ'nın ezelde 
bilmesi ve takdir etmesine kader denir.  
Kaza: Allah'ü Teâlâ 'nın ezelde takdir ettiği şeyleri zamanı gelince bu taktire uygun olarak yaratmasına 
kaza denir.Kaderi bir plana benzetirsek kaza da plana uygun olarak o şeyin yapılmasıdır.  
                        İBADET
S 23: Niçin ibadet etmeliyiz anlatınız. 
C 23: Yaradılışımızın gayesi Allah'ı tanımak ve ona ibadet etmektir.Bizi yoktan var eden ve 
sayılamayacak kadar nimetler veren yüce Allh' a karşı teşekkür etmeli ve emrettiği ibadetleri seve, seve 
yapmalıyız.
S 24: İbadetler kaç çeşittir birer misalle sayarmısınız? 
C 24: İbadetler üç çeşittir: 
a) Beden ile yapılan ibadetler; Namaz kılmak. 
b) Mal ile yapılan ibadetler : Zekat vermek,  
c) Hem mal hemde beden ile yapılan ibadetler: Hac ibadeti.
 S 25: İbadetlerin faydalarını anlatınız. 
C 25: İbadetler ruhumuzu yüceltir, bizi kötülüklerden sakındırır, ahlâkımızı olgunlaştırır ve en değerli 
varlığımız olan imanımızı korur. İnsan ibadet sayesinde Allah' a yaklaşır, onun rahmetine sığınır ve 
huzura kavuşur. İbadetin ayrıca bedeni ve sosyal bir çok faideleri de vardır. 
 S 26: İslâm'ın şartı kaçtır sayarmısınız? 
C 26: İslâm'ın şartı beştir; 
a) Kelime-i Şahadet getirmek 
b) Namaz kılmak 
c) Oruç tutmak  
d) Zekat vermek  
e) Hacca gitmek 
S 27: Abdestin farzları kaçtır sayarmısınız? 
C 27: Abdestin farzları dörttür;  
a) Yüzü yıkamak  
b) Elleri dirseklerle beraber yıkamak 
c) Başın dörtte birini mesh etmek  
d) Ayakları topuklara kadar yıkamak.
S 28: Abdesti bozan şeyleri sayarmısınız? 
C 28: abdesti bozan şeyler; 
a) Vücudun herhangi bir yerinden kan, irin veya su akması, 
b) Ağız dolusu kusmak, 
c) Tükürdüğü zaman tükrüğünün enaz yarısının kan olması, 
d) Küçük veya büyük abdest bozmak, arkadan yel çıkarmak,  
e) Bayılmak veya sarhoş olmak,  
f) Namazda gülmek ( Namaz haricinde gülmek abdest bozmaz),  
g) Uyumak. 
S 29: Gusül abdestinin farzlarını sayarmısınız? 
C 29: Gusül abdestinin farzları;  
a) Ağıza su alıp boğaza kadar çalkalamak, 
b) Burna su çekip yıkamak,  
c) Bütün vücudu (iğne ucu kadar kuru yer bırakmadan) yıkamak.
S 30: Gusül abdestinin sünnetlerini sayınız. 
C 30: Gusül abdestinin sünnetleri,  
a) Gusüle besmele ile başlamak,  
b) Niyet etmek,  
c) Bedenin herhangi bir yerinde pislik var ise onu önce yıkamak, 
c) Edep yerlerini yıkamak,  
e) Gusülden önce abdest almak,  
f) Başımızdan, sağ omuzumuzdan, sol omuzumuzdan suyu dökerek ve bedeni ovarak yıkamak,  
g) Ayaklarımızın bulunduğu yere su birikiyorsa en son ayakları yıkamak.
S 31: Namaz kimlere farzdır? 
C 31: Namaz;  
a) Müslüman olan,  
b) Erginlik çağına gelmiş olan,  
c) Akıllı olan kimselere farzdır
S 32: Beş vakit namazı rekatları ile sayar mısınız? 
C 32: Beş vakit namaz; 
a) Sabah namazı dört rekattır, iki rekat sünnet, iki rekat farz; 
b) Öğle namazı on rekattır; Dört rekat ilk sünnet, dört rekat farz, iki rekat son sünnet, 
c) İkindi namazı sekiz rekattır; dört rekat sünnet, dört rekat farzdır.  
d) Akşam namazı beş rekattır; üç rekat farz , iki rekat sünnet. 
e) Yatsı namazı on üç rekattır; dört rekat ilk sünnet, dört rekat farz, iki rekat son sünnet, üç rekat vitir 
dir.
S 33: Cuma namazı kaç rekattır sayar mısınız? 
C 33: Cuma namazı on rekattır; Dört rekat ilk sünnet, iki rekat farz, dört rekat son sünnet.
S 34: Namazın farzlarını sayar mısınız? 
C 34: Namazın farzı 12 dir, bunlardan altısı namazdan öncedir. Bunlara " Namazın şartları"denir. Altısı 
da namaza başladığımızdan itibarendir, bunlarada "Namazın rükunları" diyoruz.Namazın sahih olması 
için bu 12 farzın yerine getirilmesi gerekir.
Namazın şartları: 
a) Hadesten taharet: Yani abdestimiz yoksa abdest almak, gerekiyorsa güsül abdesti almak. 
b) Necasetten taharet: Bedenimizde, elbisemizde veya namaz kılacağımız yerde pislik varsa 
temizlemek. 
c) Setri avret: Namazda örtülmesi gereken yerleri örtmek.  
d) İstikbali kıble: Namazı Kıbleye yani Kabeye dönerek kılmak.  
e) Vakit: Namazları kendi vakitleri içinde kılmak.  
f) Niyet: Hangi namazı kıldığına niyet etmek.
Namazın rükunları: 
a) İftitah tekbiri: Namaza başlarken tekbir almak. 
b) Kıyam: Namazda ayakta durmak.  
c) Kıraat: Kur'an okumak. 
d) Rüku: Namaz da eller diz kapağına erişecek kadar eğilmek.  
e) Sücud: Ayaklar, dizler ve ellerle beraber alnı yere koymak.  
f) Kade-i ahire: Namaz sonunda Ettehiyatü okuyacak kadar oturmak.
S 35: Mihrab, Minber ve Kürsü ne demektir tarif ediniz? 
C 35: Mihrab: Camilerde kıble yönünde bulunan ve imamın namaz kıldırırken durduğu yerdir. 
Minber: Camilerde imamın cuma ve bayram hutbelerini okuduğu yüksekçe merdivenli yer. 
Kürsü: Camilerde va'z edilirken yüksekçe oturma yeri.
S 36: Minare, Şerefe ve Alem nedir? 
C 36: Minare: Camilerin bitişiğinde ezan okumak için yapılan kule şeklinde yüksek yapı. 
Şerefe: Minarelerde çepeçevre ve çıkıntılı olarak yapılan ezan okuma yeri. Buraya minarenin içindeki 
basamaklarla çıkılır. Minarelerde genellikle bir şerefe bulunur. Birden fazla şerefeli minarelerde vardır. 
Alem: Minarenin tepesine yerleştirilen Hilal (ay) şeklindeki tepeliktir.
S 37: Oruç kimlere farzdır? 
C 37: Oruç: a) Müslüman,  b) Akıllı, c) Ergenlik çağına gelmiş olan kimselere farzdır.
S 38: Ramazan orucuna ne zaman niyet edilir? 
C 38: Ramazan orucuna akşam iftardan itibaren ertesi günün kuşluk vaktine kadar niyet edilebilir.
S 39: Oruçta Kaza ve Kefaret ne demektir? 
C 39: Kaza: Bozulan veya tutulamamış olan orucun yerine gününe gün oruç tutmaktır. 
Kefaret: Bozulan bir orucun yerine iki ay ara vermeden oruç tutmaktır.
S 40: Orucu bozup, hem Kaza hemde Kefareti gerektiren şeyler nelerdir? 
C 40: Oruçlu olduğunu bilerek ve isteyerek:Yemek, içmek ve cinsi ilişkide bulunmak, orucu bozar hem 
kaza hemde kefaret gerektirir.
S 41: Zekatı kimler verir ? 
         C 41: Zekatı; Müslüman, akıl baliğ, hür ve dinen zengin sayılan kimseler verir. 
S 42: Zekat kimlere verilir? 
C 42: Zekat;  
a) Fakirlere, 
b) Miskinlere, (hiç bir şeyi olmayanlara) 
c) Borçlulara, d) Yolculara, 
e) Allah yolunda olanlara verilir.
S 43: Zekat kimlere verilmez? 
C 43: a) Ana, baba, dede, nene, oğul, kız ve torunlara verilmez, 
b) Zenginlere verilmez, 
c) Müslüman olmayanlara verilmez, 
d) Karı koca biribirlerine veremez.
S 44: Fıtır sadakası nedir? 
C 44: Ramazan ayında fakirlere verilen bir sadakadır, buna fitrede denir. Dini ölçülere göre zengin olanlar 
hem kendilerinin hemde çocuklarının fitrelerini vermelidirler.
S 45: Hacc kimlere farzdır? 
C 45: Hacc; Akıl baliğ, Müslüman, hür ve Hacc' a gidip dönünceye kadar kendisinin ve bakmakla 
yükümlü olduğu aile fertlerinin geçinebileceği maddi güce sahip olan kimselere farzdır.
S 46: Kimler Kurban keser? 
C 46: Müslüman, Akıl baliğ, hür, mukim (yani misafir olmayan) ve İslam'a göre zengin olan kimseler 
kurban keser.
S 47: Bir yılda kaç dini bayram vardır? 
C 47: Bir yılda iki dini bayram vardır,  
a) Ramazan bayramı,  
b) Kurban bayramı. Ayrıca Cuma günü de biz müslümanlar için bir bayram günü demektir.
S 48: Mübarek geceleri sayar mısınız? 
C 48: a) Mevlid Kandili: Peygamber Efendimizin doğduğu gecedir. Bütün müslümanlar olarak peygamber 
Efendimizin doğum yıldönümü olan bu geceyi büyük bir çoşku ile kutlarız. 
b) Regaib Kandili: Mübarek Recep ayının ilk Cuma gecesi mübarek Regaip kandilidir. Bu gece Allah'ü 
Teâlâ nın rahmet ve bağışlamasının bol olduğu, duaların kabul edildiği mübarek bir gecedir. 
c) Mi'rac Kandili: Peygamber Efendimizin en büyük mucizelerinden birisi olan Mirac mucizesi Hicret'ten 
bir buçuk yıl önce Recep ayının 27 ci gecesinde meydana gelmiştir.  
d) Berat Kandili: Şaban ayının onbeşinci gecesi mübarek Berat gecesidir. Bu gece yüce Allah'ın 
kendisine yönelip af dileyen müminleri bağışlayarak kurtuluş beratı verdiği bir gecedir. 
e) Kadir Gecesi: Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi Kadir gecesidir. Yüce kitabımız Kur' anı Kerim 
Peygamber Efendimize Ramazan ayı içinde bu gece inmeye başlamıştır. Kadir gecesinin bin aydan 
daha hayırlı olduğu Kur' anı Kerim'de açıkca belirtilmiştir.
 
                        SİYER
S 49: Peygamber Efendimiz hangi tarihte ve nerede dünya ya gelmiştir? 
C 49: Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V); Miladi 571 yılı nisan ayının yirmisine tekabül eden 
Rebi ul' evvel ayının 12. pazartesi gecesi tan yeri ağarırken Mekke' de dünyaya geldi.
S 50: Peygamber Efendimizin annesi, babası ve dedesinin isimlerini söyleyiniz. 
C 50: Peygamber Efendimizin annesi, Amine validemiz, babası; Abdullah ve dedesi; Abdulmuttaliptir.
S 51: Peygamber Efendimizin ilk hanımı kimdir? Çocuklarının adlarını söyleyiniz: 
C 51: Peygamber Efendimizin ilk hanımı Hz. Hatice validemizdir. Efendimizin altısı Hz. Hatice 
validemizden, birisi Mısırlı hanımı Meryem validemizden olmak üzere yedi çocuğu dünyaya gelmiştir.
Erkek evlatları: Kasım, Abdullah ve ibrahimdir,  
Kız evlatları: Zeynep, Rukiye, Ümmügülsüm ve Fatımadır.
S 52: İlk vahiy hangi tarihte, nerede ve Peygamber Efendimiz kaç yaşında iken indi? 
C 52: İlk vahiy 610 yılında, Nur dağındaki Hira mağarasında, Peygamber Efendimiz 40 yaşında iken indi.
S 53: İlk Müslümanlar kimlerdir? 
C 53: İlk Müslüman lar ( kadınlardan) Peygamber Efendimizin eşi Hz. Hatice validemiz, çocuklardan Hz. 
Ali, kölelerden Hz. Zeyd b. Haris ve büyüklerden Hz. Ebu Bekir dir.
S 54: Peygamber Efendimiz hangi tarihte, nereden nereye hicret etmiştir? 
C 54: Peygamber Efendimiz 622 yılında Mekke'den Medine'ye hicret etmiştir.
S 55: İslam tarihinde yapılan ilk Mescid hangisidir? 
C 55: İslam tarihinde ilk yapılan mescid; Peygamber Efendimizin Mekke'den Medine'ye hicret ederken 
uğradığı, Kuba köyünde yapılan Kuba mescididir.
S 56: Ensar ve Muhacir kimlere denir? 
C 56: Mekke'den hicret ederek Medine'ye gelen Müslümanlara "Muhacir"; Medine'nin yerli halkı olan ve 
Mekke'den hicret edenlere her türlü yardımı yapan Müslüman'lara "Ensar" denir.
S 57: Peygamber Efendimiz hangi tarihte, nerede ve kaç yaşında ruhunu teslim etti? 
C 57: Peygamber Efendimiz 632 yılında Medine' de 63 yaşında iken ruhunu teslim etti.
S 58: Sahabe kime denir? 
         C 58: Peygamber Efendimizi gören ve Müslüman olarak ölen kimselere sahabe denir. 
S 59: Peygamber Efendimiz nerede defnedilmiştir? Kabrine ne ad verilmiştir? 
C 59: Peygamber Efendimiz vefat ettiği yere defn edilmiştir (Suudi Arabistan- Medineyi Münevvere). 
Kabrinin bulunduğu yere " Ravza-i Mutahhare" denilmektedir.
AHLAK 
S 60: Allah'ü Teâlâ ya karşı vazifelerimizi sayınız? 
C 60: Allah' ü Teâlâ' ya karşı vazifelerimiz şunlardır; 
a) Allah'ü Teâlâ'nın varlığına ve birliğine inanmak, 
b) Emirlerine uygun hareket etmek,  
c) Allah sevgisini her şeyden üstün tutmak, onun adını saygı ile anmak, 
d) Verdiği nimetlere şükretmek ve ibadet vazifelerimizi yerine getirmek.
S 61: Peygamber Efendimize karşı vazifelerimizi sayınız? 
C 61: Peygamber Efendimize karşı vazifelerimiz şunlardır; 
a) Onun son ve en büyük Peygamber olduğuna inanmak, 
b) Onu çok sevmek ve adı anıldığı zaman salavatı şerif okumak, 
c) Onun gösterdiği yolda yürümek ve güzel ahlakını kendimize örnek edinmek.
S 62: Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim' e karşı vazifelerimizi sayar mısınız? 
C 62: Kur'anı Kerim'e karşı vazifelerimiz şunlardır; 
a) Kur'an-ı Kerim'in Allah'ü Teâlâ tarafından Peygamber Efendimiz vasıtasıyla gönderilen son kitap 
olduğuna inanmak, 
b) Onu usulüne uygun güzelce okumak ve manasını anlamaya çalışmak, 
c) Kur'anı okurken ve dinlerken son derece saygılı olmak, 
d) Kur'anın yap dediklerini yapıp, yapma dediklerinden sakınmak.
S 63: Bedenimize karşı vazifelerimizi sayar mısınız? 
C 63: Bedenimize karşı vazifelerimiz şunlardır; 
a) Dengeli beslenmek, 
b) Sağlığımızı korumak, 
c) Temizliğe dikkat etmek.
S 64: Ruhumuza karşı vazifelerimizi sayar mısınız? 
C 64: Ruhumuza karşı vazifelerimiz şunlardır; 
a) Ruhumuzu asılsız ve yanlış inançlardan temizlemek,  
b) Doğru ve faydalı inançlarla ruhumuzu donatmak  
c) Kötü düşünce ve çirkin huylardan ruhumuzu korumak.
S 65: Karı, kocanın biribirlerine karşı vazifelerini sayar mısınız? 
C 65: Karı kocanın biribirlerine karşı vazifeleri şunlardır; 
a) Her şeyden evvel karı, koca arasında karşılıklı sevgi olmalı,  
b) Koca; ailenin ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmalı, helalinden kazanmalı,  
c) Koca; ailesinin dini ve ahlaki vazifelerini yerine getirmesinde yardımcı olmalı, eksiklerini öğretmeli,  
d) Erkek hanımına karşı nazik ve yumuşak huylu olmalı. Kaba ve kırıcı olmamalıdır. 
e) Kadın kocasına sevgi ve saygı ile bağlanmalı, ev idaresinde ve çocukların terbiyesinde kocasına 
yardımcı olmalıdır. 
f) Kadın tutumlu olmalı, kocasının kazancını israf etmemeli.  
g) Kadın evine, yuvasına bağlı olmalı. Namusunu titizlikle korumalı. Evden dışarıya çıkarken ve yabancı 
erkeklerin göreceği yerlerde örtünmeli, tesettürlü olmalıdır.
S 66: Ana babanın çocuklarına karşı vazifelerini sayar mısınız? 
        C 66: Ana ve babanın çocuklarına karşı vazifeleri şunlardır; 
a) Çocuğuna güzel bir ad koymak 
b) Çocuklarına haram lokma yedirmemek, onların ruh ve beden sağlığını korumak. 
c) Çocukları iyi terbiye etmek, namaz kılmayı diğer dini bilgileri öğretmekve kendi güzel yaşantısı ile 
onlara örnek olmak. 
d) Çocuklara ilgi gösterirken, hediye verirken ayrım yapmamak.Eşit ve adaletli davranmak. 
e) Evlenme çağına geldiklerinde onları evlendirmek.
S 67: Çocukların ana ve babalarına karşı vazifelerini sayar mısınız? 
         C 67: Çocukların ana ve babalarına karşı vazifeleri şunlardır; 
a) Ana ve babayı söz ve davranışlarıyla hiç bir zaman incitmemek. Onlara öf bile dememek. 
b) İhtiyaç duydukları takdirde geçimlerine yardımcı olmak. 
c) Allah'a isyana davet etmedikleri müddetce emirlerini dinlemek. 
d) Yanlarında yüksek sesle konuşmamak ve yolda yürürken onların önünde yürümemek. 
e) Öldükleri zaman varsa vasiyetlerini yerine getirmek, onları rahmetle anmak ve onlar için her zaman 
hayır dua etmek.
S 68: Kardeşlerin biribirlerine karşı vazifelerini sayar mısınız? 
        C 68: Kardeşlerin birbirlerine karşı vazifeleri şunlardır; 
a) Kardeşler arasında karşılıklı sevgi, saygı ve birlik olmalı. 
b) Miras, para ve mal gibi maddi çıkarlar kardeşlerin arasını açmamalı 
c) Küçük kardeşler büyüklerine saygı göstermeli, büyüklerde küçüklerini korumalı, sevgi ve merhamet 
göstermeli. 
d) Kardeşler birbirlerinin menfaatlarını kendi menfaatları gibi gözetmeli.
S 69: Komşularımıza karşı vazifelerimizi sayar mısınız? 
         C 69: Komşularımıza karşı vazifelerimiz şunlardır; 
          a) Onlara karşı saygılı olmak. Söz ve davranışlarımızla onları incitmemek. 
b) Sevinç ve hüzünlerini paylaşmak, gerektiğinde onlara yardımcı olmak, 
c) Ses ve gürültü ile onları rahatsız etmemek. 
d) Hastalanınca ziyaret etmek, ölenin cenazesine iştirak etmek.

Read more

İslami Sorular PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 21:04
Çocuk / Çocuk Eğitimi
Hasan Arıkan Hocaefendi'nin "Muhtasar İlmihal" isimli eserinden yararlanılmıştır. 
 1. Müslümanmısın?
Elhamdülillah Müslümanım. 
2. Müslümanım demenin manası nedir?
Allah'ı bir bilmek, Kur'an-ı Kerim'i ve Muhammed Aleyhisselam'ı tasdik etmektir. 
 3. Ne zamandan beri Müslümansın?
"Bela" dediğimiz zamandan beri Müslümanım. 
 4. "Bela" zamanı neye derler?
Misak'a derler. Yani Cenab-ı Hakk ruhlarımızı yarattığı vakit bunlara hitaben "Elestü birabbiküm" yani 
(Ben sizin rabbiniz değil miyim ?) diye sordu. Onlar da "Bela" (Evet Rabbimizsin) dediler. O zamandan 
beri Müslümanım demektir. 
 5. Rabbin kimdir?
Allah 
 6. Seni kim yarattı?
Allah 
 7. Sen kimin kulusun ?
Allah'ın kuluyum. 
 8. Allah kaçtır diyenlere ne dersin?
Allah birdir derim. 
 9. Allah'ın bir olduğuna delilin nedir?
Sure-i İhlas'ın ilk ayeti kerimesidir. 
10. Bunun manası nedir?
Sen söyleki ey Habibim Allah birdir, demektir. 
11. Allah'ın varlığına akli delilin nedir?
Bu alemin varlığı ve alemdeki nizam ve intizamın devamıdır. 
12. Allah'ın zatı hakkında düşünce caiz midir?
Caiz değildir. Çünkü akıl Allah'ın zatını anlamaktan acizdir. Allah'ın ancak sıfatı hakkında düşünülür. 
13. İman-ı yeis nedir?
Firavun gibi ölürken iman etmektir. 
14. Bu iman muteber midir?
Değildir. 
15. Tevbei yeis nedir?
İmanı ve ameli olan kimsenin ölürken günahlarından tevbe etmesidir. 
16. Bu tevbe muteber midir?
Muteberdir. 
17. Dinin hangi dindir?
İslam dinidir. 
18. Kitabın hangi kitaptır?
Kur'an'dır. 
19. Kıblen neresidir?
Kabe-i Muazzamadır. 
20. Kimin zürriyetindensin?
Adem Aleyhisselam'ın zürriyetindenim. 
21. Kimin milletindensin?
İbrahim Aleyhisselam'ın milletindenim. 
22. Kimin ümmetindensin?
Muhammed Aleyhisselamın. 
23. Peygamberimiz nerede doğdu ve şimdi nerede bulunuyor?
Mekke'de doğdu. Elli yaşından sonra Medine'ye hicret etti. Şimdi Medine'de "Ravza-i 
Mütaharra"sındadır. 
24. Peygamberimizin kaç adı vardır?
Güzel isimleri çoktur. Fakat dördünü bilmek lazımdır. Bunlar: Muhammed, Mustafa, Ahmed, Mahmud. 
25. Peygamberimizin en çok kullanılan ismi nedir?
Hazret-i Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem'dir. 
26. Peygamberimizin babasının adı nedir?
Abdullah'tır. 
27. Annesinin adı nedir?
Amine'dir. 
28. Süt annesinin adı nedir?
Şifa Hatun'dur. 
29. Dedesinin adı nedir?
Abdülmüttaliptir. 
30. Peygamberimiz kaç yaşında iken kendisine fiilen peygamberlik geldi?
40 yaşında. 
31. Fiilen kaç sene peygamberlik yaptı?
23 sene peygamberlik yaptı. 
32. Fani hayatı kaç yaşında sona erdi?
63 yaşında sona erdi. 
33. Peygamberimizin kaç kızı vardı?
Dört kızı vardı. 1) Zeynep 2) Rukiyye 3) Ümmü Gülsüm 4) Fatıma (r.a.)'dir. 
34. Peygamberimizin kaç oğlu doğdu?
Üç oğlu oldu. 1) Kasım 2) Abdullah (Diğer adı Tayyip) 3) İbrahim (r.a) hazretleridir. 
35.  Ezvac-ı Tahiratı yani Peygamberimizin mübarek hanımlarını sayarmısın?
Sayarım. 1) Hazret-i Hadice 2)Hazret-i Sevde 3) Hazret-i Aişe 4)Hz. Hafsa 5) Hz. Zeynep b.Huzeyme 
6) Hz. Ümmi Seleme 7) Hz. Zeynep binti Cahş 8) Hz. Cuveyriye 9) Hz. Ümmü Habibe 10) Hz. Safiyye 
11) Hz. Meymune 12) Hazreti Mariye, (radıyallahü anhüm) validelerimiz. Bunlardan Hz. Hadice (r.a.) 
validemiz peygamberimizin ilk zevcesidir. Efendimizden 15 yaş büyük olup 25 sene beraber hayat 
sürmüştür. 
36. Peygamberimizin 53 yaşından sonra evlenmesinin sebep ve hikmetlerinin bazılarını 
sayarımsınız?
Peygamberimiz, kabilelerin İslamiyete bağlanmalarını temin, ayrıca kadınlara ait hükümleri kadınlar 
vasıtasıyla yaymak, bazılarını sefaletten kurtarmak, bazılarının ise iffet ve namuslarını korumak için onlarla 
evlenmiştir. Asıl hikmet ve gaye kadınlar vasıtasıyla İslam'ı yaymaktır. 
37. Peygamberimizin en son vefat eden eşi kimdir?
Hz. Aişe (r.a)'dır. 
38. Gelmiş ve gelecek insanların en yücesi kimdir?
Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem'dir. 
39. Peygamber Efendimizin kaç torunu vardır?
İki torunu vardır :1) Hasan 2) Hüseyin (radıyallahü anhuma) hazretleridir. 
40. Bunlar kimin çocuklarıdır?
Hz. Ali ve Hz. Fatıma (r.a.)'nındır. 
41. Peygamber kime denir?
Ahkam-i ilahiyeyi insanlara tebliğ içinAllah'ın vazifelendirdiği zata denir. 
42. Allah tarafından mahlukata gönderilen peygamberlerin sayısı kaçtır?
Peygamberimizden yapılan bir rivayete göre yüz yirmi dört bin, bir rivayete göre, iki yüz yirmi dört bin. 
43. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen peygamberlerin sayısı kaçtır?
Yirmisekiz. 
44. İsimlerini sayarmısınız?
Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyyup, Şuayp, Musa, Harun, 
Davud, Süleyman, Yunus, İlyas, Elyesa, Zülkifl, Zekerriyya, Yahya, İsa, Üzeyr, Lokman, Zülkarneyn ve 
Hazret-i Muhammed Mustafa Salavatullahi ala nebiyyina ve aleyhim ecmaiyn hazeratıdır. Üzeytr, Lokman 
ve Zülkarneyn (aleyhimüsselam) hazretlerine bazıları velidir, demişlerdir. 
45. Peygamberimiz kaç tarihinde doğdu ve kaç tarihinde vefat etti?
Miladi 622 tarihinde hicret etti. Hicret biz Müslümanlarca tarih başlangıcıdır. 
46. Melek nedir?
Allah'ın nurdan yarattığı ve istedikleri şekle girebilen, daima ibadet eden günahsız varlıklardır. 
47. Dört büyük melek hangileridir?
Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail (A.S.) 
48. Dört büyük kitap hangileridir ve hangi peygamberlere inmiştir?
Tevrat Musa (A.S.), Zebur Davud (A.S.), İncil İsa (A.S.), Kur'an-Kerim Peygamberimiz Muhammed 
Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerine inmiştir. 
49. Suhuf ne demektir, kaç tanedir ve kimlere verilmiştir?
Cenab-ı Hakk'ın, dört kitaptan başka Cebrail (A.S.) vasıtasıyla bazı peygamberlere gönderdiği sahifelere 
suhuf denir. Adem (A.S.) 10, Şit (A.S.) 50, İdris (A.S.) 30, İbrahim (A.S.) ise 10 suhuf verilmiştir. 
50. Mezhep kaçtır?
İkidir. 
51. Nelerdir?
İtikatta mezhep, amelde mezhep. 
52. İtikattaki mezhep imamları kaçtır ve kimlerdir?
İkidir. İmam Ebu Mansur Muhammed Matüridi ve İmam Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleridir. 
53. Amelde mezhep kaçtır ve nelerdir?
Dörttür. Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleridir. 
54. İtikatta mezhebin nedir?
Ehl-i sünnet ve cemaat mezhebidir. 
55. Amelde mezhebin nedir?
Hanefi mezhebidir. 
56. Bizi itikattaki mezhebimizin imamı kimdir?
Ebu Mansur Muhammed Matüridi Hazretleridir. 
57. Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebine mensup olanların itikatta imamları kimdir?
Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleridir. 
58. İmam Ebu Muhammed Matüridi nerelidir, ne zaman vefat etmiştir?
Semerkand'ın Maturid köyündendir. Türktür. Hicri (333) tarihinde vefat etmiştir. 
59. İmam Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleri nerelidir? Ne zaman vefat etmiştir?
Basra'lı olup Hicri (324) tarihinde vefat etmiştir. 
60. Namazın kazaya kalmasının meşru sebepleri kaçtır, sayarmısınız?
Üçtür. A) Uyku B) Muharebe esnasında düşmandan hiç fırsat bulamamak C) Unutmak. 
61. Kaç tane kandil vardır, nelerdir?
Beş tane kandil vardır. 
Mevlid Kandili : Peygamberimizin dünyaya geldiği gecedir.
Regaib Kandili : Hz. Amine'nin Peygamberimize hamile olduğunu anladığı gecedir.
Mirac Kandili : Peygamberimizin, ilahi saltanatı seyretmek üzere Allah'ın daveti ve gücü ile bir mucize 
olarak göklere ve daha nice alemlere seyahat ettiği gecedir.
Berat Kandili : Kur'an-ı Kerim'in levh-i mahfuzdan sema-i dünyaya indirildiği, insanların bir senelik hayat 
ve rızıklarının gözden geçirildiği, müslümanların af ve lütuflara nail olduğu gecedir.
Kadir Gecesi : Kur'an-ı Kerim'in dünya semasındanPeygamberimize indirilmeye başladığı gecedir.

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 31 Aralık 2011 21:25 )

TARİH İLE İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 20:59
Çocuk / Çocuk Eğitimi
                  SORU VE CEVAPLAR
Soru 1  : Osmanlı İmparatorluğunda kaç tane padişah başa geçmiştir, ilk ve
                sonuncunun adları nelerdir?
Cevap  : 36 padişah başa geçmiştir, ilki Osman Gazi, sonuncusu Sultan Vahdettin 
Soru 2  : Bir gece rüyasında göğsünden çıkan bir hilalin dolunay olduğu halde
               Osman Gazinin göğsüne girdiğini görmesi üzerine kızını Osmanlının kurucusu
               olan Osman Gaziye veren sonunda gerçekte de gördüğü rüya gibi Osmanlıların
                bir çınar şeklinde büyüyüp, hilalin taşıyıcıları ve Ezanı Muhammedi’yi üç kıtada
                okumaları ve okutmaları, onun Osmanlının manevi mimarı olduğunun ispatıdır.
                Osman Gazinin kayınpederi olan İmparatorluğun manevi mimarı bu şahıs kimdir?
Cevap  : Şeyh Edabali 
Soru 3  : Osmanlının kurucusu Osman Gazinin babasının adı nedir?
Cevap  : Ertuğrul Gazi 
Soru 4  : Vasiyeti: “Oğlum! Tüm güç ve kuvvetini Allah yolunda savaş için harca.
                Alimlere saygılı ol. Mal ve asker çokluğu ile gururlanma. Dinimiz Allah dini,
                yolumuz doğruluk yoludur. Emelimiz cihangirlik ve kuru kavga davası değildir.
                Bütün ömrümce dinimize hizmet için yaşadım. Sizlere yakışacak olan da budur.
                Beni Bursa’ya defnediniz” şeklinde olan bu vasiyetini yaptığında henüz Bursa
                fethedilmemişti. Vasiyeti kurduğu  ve adıyla anıldığı Osmanlı İmparatorluğuna
                bir düstur olan, bir küçücük kayı aşiretini devlet haline getiren, Osmanlının
                kurucusu kimdir?
Cevap   : Osman Gazi 
Soru 5  : Osmanlı İmparatorluğunun ikinci padişahı olan, kendi adına ilk defa para
                bastıran ve kendi zamanında ilk defa Rumeli yakasına geçilen padişah kimdir
Cevap   : Orhan Gazi 
Soru 6  : Orhan Gazinin oğlu, Osmanlı padişahlarının üçüncüsü ve Kosova zaferinin
                kahramanıdır. Elde ettiği Sırp zındığı zaferiyle Haçlı ordularını ilk defa perişan
                eden, Edirne’yi başkent yapan, yaptığı 37 savaşın hepsinden zaferle çıkan ve
                10 Ağustos 1389 yılında yapılan ve kazanılan Kosova meydan muharebesinde
                savaş sonunda harp meydanında şehit ve ölüleri dolaşırken yaralana fakat ölmeyen
                bir Sırp askeri tarafından hançerlenerek şehit edilen Osmanlı hükümdarı kimdir?
Cevap   : I. Murat (Murat Hüdavendigar) 
Soru 7  : Yıldırım Beyazıt’ın vefatından sonra evlatları olan Mehmet, İsa. Musa, Mustafa,
                Ertuğrul Çelebi, Emir Süleyman’ın arasında geçen kardeş kavgaları
                10 yıl 11 ay 8 gün sürdü. Bu kardeşler arası saltanat mücadelesi sonunda
                I. Çelebi Mehmet’in padişah olmasıyla son buldu. Bu arada Osmanlının tahtında
                padişah olmadan geçen bu döneme ne ad verilir?
Cevap   : Fetret devri (Boş devir) 
Soru 8  : Osmanlı İmparatorluğu Yıldırım Beyazıt dönemi Şeyhülislamlarındandır.
                Yıldırım Beyazıt’ın şahit olarak geldiği bir mahkemede onun şahitliğini
                “Siz namazlarınızı cemaatla kılmıyorsunuz” diyerek kabul etmemişti.
                Kendisinin 10000 cilt kitabı vardı ve 1430 yılında bu kitaplar arasında
                vefat eden Şeyhülislam kimdir?
Cevap   : Molla Fenari 
Soru 9  : Osmanlı padişahlarının dördüncüsü, I. Murat’ın oğludur. Babasının
                Kosova’daki şahadetinden sonra 1390 da tahta oturmuş, Aydın oğulları,
                Saruhan oğulları, Karaman oğulları ve Menteşe beyliğini mağlup edip,
                Tokat, Sivas ve Kayseri’yi Osmanlıya kattı. Anadolu hisarını yaptırdı,
                Niğbolu’da 130000 haçlı ordusunu mağlup etti. Ankara Çubuk ovasında
                1402 yılında Timur’un ordusuna yenilerek esir düştü. 1403 yılında vefat etti.
                Kendisinden sonra evlatları arasında kardeş kavgalarından dolayı Osmanlı
                Fetret devri yaşandı kimdir bu talihsiz padişah?
Cevap   : Yıldırım Beyazıt 
Soru 10: Ankara savaşında Timur’a yenilgiden sonra kahrından ölen Yıldırım
                Beyazıt’ın oğlu olan ve tarihe Osmanlının ikinci kez kurucusu diye geçen,
                babasının ölümünden sonra kardeşleri ile mücadelesi sonucunda tahta geçmiş,
                zamanında Yıldırım Beyazıt’ın oğlu olduğunu iddia eden İslam tarihinde
                düzmece Mustafa olayı diye bilinen hadise ile uğraşmış, Osmanlıyı tüm
                isyanlardan kurtararak İmparatorluğu tatlı bir raya oturtarak evladı
                Sultan Murat’a bırakmış olan Osmanlı padişahı kimdir?
Cevap   : Sultan Çelebi Mehmet 
Soru 11: Osmanlı tarihinde çağ kapatıp çağ açan, zamanının büyük alimleri olan
                Molla Gürani, Molla Hüsrev ve Akşemseddin gibi alimlerin dizinin dibinde
                yetişen, sonunda İstanbul’un fethi gibi büyük bir zaferi gerçekleştiren ve
                Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in övgüsüne mazhar olan bir kumandan olan,
                Sırbistan, Moro, Eflak, Midilli, Bosna, Karaman ve Arnavutluğu Osmanlı
                sınırlarına katmış, Otluk beli hükümdarını mağlup edip, Trabzon Rum
                İmparatorluğunu ortadan kaldırmış hükümdardır. İki İmparatorluk,
                dört krallık, iki prenslik yıkan, 21 yaşında iken İstanbul’un fatihi olmuş olan
                bu büyük padişah kimdir?
Cevap   : Fatih Sultan Mehmet Han 
Soru 12: Mısır’da ilmini keşfeden Molla Yegan tarafından Osmanlı ülkesine getirtilip
                padişahla tanıştırılmış, Padişah II. Murat ise onu oğlu Fatih’in yetiştirilmesi
                için ona hoca olarak tayin etmiş ve bu sayede İstanbul’u fetheden komutan
                yetiştirilmiştir. İcazetini büyük hadis alimi İbni Hacer-il Askalani’den almış
                sonunda Osmanlının kadılık ve Şeyhülislamlığını yapmış bu alim kimdir?
Cevap   : Molla Gürani 
Soru 13: Fatih Sultan Mehmet’in “Zamanın Ebu Hanifesi” diye tarif ettiği, Osmanlı
                medreselerinin müderrisi (Profesörü) ve ömrünün sonuna kadar Şeyhülislamlık
                gibi ulvi görevi yürütmüş olan, büyük fıkıh kitaplarından “Gürer ve Dürer”
                isimli kitapların sahibi bu alimimiz kimdir?
Cevap   : Molla Hüsrev 
Soru 14: Osmanlı İmparatorluğunun en ihtişamlı padişahlarından biri vardı ki,
                halifelik gibi o yüce makamı Abbasilerden alıp Osman oğullarına geçtiğini
                Halep şehrinde bir Cuma hutbesinde ilan etmişti. Bu padişah Fatih’in
                torunudur. Kanuni Sultan Süleyman’ın da babasıdır. 24 Nisan 1512 de
                ezeli rakibi olan Şah İsmail’i ortadan kaldırmış, sırtında çıkan bir çibandan
                dolayı vefat eden, Çaldıran zaferinin kahramanı bu büyük padişah kimdir?
Cevap   : Yavuz Sultan Selim Han 
Soru 15: Osmanlının en yüksek döneminin padişahı, Bağdat ve ünlü Mohaç zaferinin
                kahramanıdır. 25 yaşında padişah olmuş, zamanında Osmanlı İmparatorluğu
                14 393 000 km kareye ulaşmış, iki saatlik bir savaşla Macar devletini yıkmış
                bir padişah olduğu gibi saraya kadın elinin bulaşmasına göz yumması hatasının
                sonucunda Yavuz kadar dirayetli şehzadenin katline zemin hazırlamıştır.
                Zamanında Ebussuud Efendi gibi alimleri, Barbaros Hayrettin Paşa , Piri Reis
                ve Turgut Reis gibi denizcilere sahip, Avrupalının “Muhteşem Süleyman”
                lakabını verdikleri, Yavuz Sultan Selim’in de oğlu olan 46 yıl Osmanlıyı idare
                eden bu padişah kimdir?
Cevap   : Kanuni Sultan Süleyman 
Soru 16: Yavuz ve Kanuni dönemlerinin ünlü bir Şeyhülislamı vardı ki, kendisine has
                cevap verme üslubu ile tanınırdı. Yavuz Sultan Selim’in huzurunda konuşurken
                “Allah zalimleri sevmez” diye söze başlardı. İlmini Molla Hüsrev’den almış bu
                alimin kendine has cevap üslubu şöyle idi: Kendi odasından aşağı bir zembil
                indirir halk istediği soruyu yazar ve zembilin içersine koyar oda yukarı alır ve
                soruların cevaplarını yazar, zembile bırakır ve zembili tekrar aşağı indirirdi.
                Halkta sorularının cevabını Şeyhülislamlarından böylece almış olurlardı. Bu
                hareketinden dolayı aldığı lakabı ile anılan ve Osmanlı tarihine geçen bu
                alimimizin adı nedir?
Cevap   : Zembilli Ali Efendi 
Soru 17: II. Beyazıt, Yavuz ve Kanuni devirlerinde yaşamış olan Afyonlu “Hattın
                Güneşi” ünvanını kazanmış, Osmanlı devletinin en büyük hattını
                (güzel yazısını) yazan hattattır. En büyük eseri Kanuni Sultan Süleyman
                 adına yazdığı büyük boy Kur’an’ı Kerim’dir. Kabri İstanbul Sütlüce’de
                 Caferebat tekkesinde olan Osmanlının bu büyük hattatı kimdir?
Cevap   : Ahmet Karahisari 
Soru 18: Mikrobu ilk keşfeden alimdir. İlmini Hacı Bayram Veli’den almış, Tıp,
                Matematik, Astronomi, Biyoloji gibi ilimlerde asrın en ünlülerinden olup,
                Osmanlı medresesinin müderrisi (prof.) olmuş, bitkilerden ilaç yapan bir
                otorite idi. Mikrobu keşfetti diye okutulan Pastör’den 450 yıl önce yaşamış
                ve tıpla ilgili eserlerinde Tifo, Kolera, Tifüs ve Çiçek gibi hastalıkları gözle
                görülemeyecek kadar küçük olan canlıların (yani mikropların) taşıdığını
                bildirmiştir. İslam tarihinde İstanbul’un manevi Fatihi olarak tanınan ve Eba
                Eyyup El Ensari’nin mübarek kabirlerini bulan aynı zamanda Fatih Sultan
                Mehmet’i yetiştiren İslam alimimiz kimdir?
Cevap    : Akşemseddin Hazretleri 
Soru 19: Fatih Sultan Mehmet’in oğlu, Yavuz Sultan Selim’in babası olan ve kardeşi
                Cem Sultan ile mücadele ederek tahta geçen Osmanlı padişahı kimdir?
Cevap   : II. Beyazıt 
Soru 20: Osmanlı İmparatorluğunun 30 yıllık Şeyhülislamı olmuş, ilmini babası ve
                İbni Kemal’dan almış, zamanında 2. Ebu hanife ünvanını almış, Kanuni,
                III. Selim, III. Murat, III. Mehmet zamanlarının Şeyhülislamı olmuştur.
                Kanuni ona: “Halde haldaşım, sinde sindaşım, doğru yolda yoldaşım ve
                ahiret gardaşım” dediği fetvaları ile ünlü Osmanlı Şeyhülislamı kimdir?
Cevap   : Ebussuud Efendi 
Soru 21: Sultan Abdülhamit tarafından Rus birliklerine karşı gönderilen ve Plevne
                kalesini kahramanca koruyup adını tarihe “Plevne Kahramanı” diye yazdıran,
                padişah tarafından da kendisine “Gazi” ünvanı verilen paşamız kimdir?
Cevap   : Gazi Osman Paşa 
Soru 22: İtalya’yı fethe memur edildiğinde Otronto’yu fethederek Osmanlıyı Avrupa’ya
                tanıtmış, Kırım hanlığını alarak Kara denizi  Osmanlı gölü haline getirmiş,
                Ege ve Yunan adalarının da fatihi olan sarayda sadrazamlığa kadar yükselmiş
                kendi adına İstanbul’da cami inşa edilmiş olan Osmanlı paşası kimdir?
Cevap   : Gedik Ahmet Paşa 
Soru 23: Uludağ eteklerinde çömlekçilik ederek geçimini temin eden, Bursa’nın
                manevi mimarı, Yıldırım Beyazıt’ın bazı yanlış davranışlarından kurtulmasına
                vesile olmuş bir evliyadır. Yıldırım Beyazıt’ın vefatından sonra Osmanlının
                ikinci mimarı denen Çelebi Mehmet’in en büyük yardımcısı idi. Ömrü boyunca
                babasının tavsiyesi ile yaşadı. Babasının tavsiyesi şöyle idi: “Peygamberi ana ve
                babadan daha çok seveceksin. Soyunla övünmeyeceksin. Ağzından hiç yalan
                çıkmayacak. Her gününü son günmüş gibi karşıla. İlim öğrenecek ve asla
                üşenmeyeceksin. Ak sakallı da olsan kılıç çekmeyi bırakmayacaksın. Selam
                vermeden hiç bir topluluğa girmeyeceksin. Nikahsız olduğun bir kadınla asla
                oturmayacaksın. Hadisler sana tefsir olacak, Kur’an’ı Kerim en büyük yol
                göstericindir. Hayat her yanı ile okuldur. Bir yerde hayır bulursan yerleş,
                kötülükten kaç, unutma ki elinde en büyük silahın Hz. Allah (c.c.)’a  edeceğin
                duadır.” Bursa’da veba hastalığından vefat edip cenazesi Hacı Bayram-ı Veli,
                Molla Fenari gibi şahsiyetlerin iştiraki ile Bursa’ya defnedilen bu büyük veli kimdir?
Cevap   : Emir Sultan 
Soru 24: 1489-1588 yılları arasında yaşamış 99 yıl ömrünün 50 yılını Osmanlının baş
                mimarı olarak tamamlayan ünü dünyayı tutmuş, 1000 taneye ulaşan eserlerini
                bir ömre nasıl sığdırdığı anlaşılamayan, 81 Cami, 400’den fazla Mescit,
                55 Medrese, 26 Darul Kurra,  16 Kervan saray, 33 Saray, 14 İmaret,
                32 Hamam, 12 Mahzen, 8 Köprü, yüzlerce türbe, küçük köprü, hastane vs..
                yapan Osmanlının ve dünyanın en büyük mimarının  kim olduğunu  iki büyük
                eseri ile birlikte söyleyiniz?
Cevap   : Mimar Sinan, eserleri; Edirne Selimiye Camii, İstanbul Süleymaniye Camii 
Soru 25: Osmanlı İmparatorluğunun ilerleyişi 1071 yılında Malazgirt’le başlayıp,
                1683 Viyana kuşatması ile neticelenir. Kimdir Viyana kuşatmasının komutanı?
Cevap   : Merzifonlu Kara Mustafa Paşa 
Soru 26: Dünya denizcilik tarihinin en önde gelen isimlerinden olup, bu hususta
                yazdığı ve Kanuni Sultan Süleyman’a takdim ettiği “Kitab-ı Bahriye” isimli
                eseri dünya denizcilerinin sayılı kaynakları arasındadır. En önemli yanının
                haritacılık olması çizdiği dünya haritasında  Amerika kıtasının varlığını teyit
                eder. O, dünya haritasını 1550’li yıllarda çizdiğinde, Amerika’yı keşfettiği
                söylenen Kristof Kolomb henüz dünyaya gelmemişti. Amerika’dan başka
                daha bir çok kıta ve adaların varlığından 15.yüzyılda söz eden Osmanlının
                ünlü denizci kimdir?
Cevap   : Piri Reis 
Soru 27: Kanije kalesinin Osmanlı tarihindeki yeri büyüktür. Çünkü Kanije
                kahramanı olarak anılan bir komutan vardı ki, bir avuç asker ile 100000
                kişilik Hıristiyan ordusunu çeşitli manevralarla aldatarak Kanije’yi Hıristiyan
                ordusuna mezar yapmıştı. Aldığı esirleri serbest bırakarak çok olduklarının
                imajını düşmana vermiş, daha sonra büyük bir gürültü ile Osmanlının kalenin
                fethine yardıma gelmiş gibi göstererek düşman ordusuna panik yaptırmış ve
                savaşı kazanmıştır. Bu olayı duyan Osmanlı padişahı bu komutana mektup
                göndererek şunları yazmıştı: “İmdi iki cihanda hakkım sana helal olsun.
                Yüzün ak kılıcın keskin olsun. Sana vezirlik verdim helal olsun.” Titizliğinden
                dolayı kendisine verilen lakabı ile anılan Osmanlının Veziri Azamlarından olan
                Kanije kahramanı bu paşa kimdir?
Cevap   : Tiryaki Hasan Paşa 
Soru 28: Hıristiyan aleminin korkulu rüyası olan Osmanlı İmparatorluğunun ünlü bir
                denizcisi vardı ki, haçlılar ondan bahsederken “Dragut” diye söz ederlerdi.
                Haçlı donanması onu ilk kez Cebri adasında kıstırdığını zannederken o
                donanmasını yağlı kalasların üzerinden  kaydırarak haçlı ordusunun arkasına
                geçmişti bile. Yine bir deniz seferinde Malta kuşatmasını yaparken şehit olan
                bu ünlü denizcimiz ve reisimiz kimdir?
Cevap   : Turgut Reis 
Soru 29: Sultan Abdülmecit’in oğlu, Osmanlı İmparatorluğunun 34. Padişahı, Sırpları
                ve Karadağı susturan hükümdar, Meşrutiyeti ilan eden, Ermeni komitecilerinin
                arabasına bomba koyarak suikast düzenledikleri dünya siyasetindeki üstün
                bilgisiyle 33 yıl Osmanlıyı idare eden ve Avrupa’nın, Yahudilerin, Ermenilerin
                ve ülkedeki kuklaların kızıl Sultan dedikleri, Osmanlının son padişahlarından
                olan cennet mekan padişahımız kimdir?
Cevap   : Sultan Abdülhamit Han Hazretleri 
Soru 30: I. Sultan Ahmet’in oğlu olup, II. Osman (Genç Osman)’ın küçük kardeşidir.
                1612 de doğdu ve 1623 de yani 11 yaşında iken padişah oldu. Ama 9 yıl
                adı padişah oldu fakat hiç yetkisi olmadı. 20 yaşında iken önce annesini sonra
                etrafındaki dalkavukları bir bir bertaraf ederek tüm imparatorluğun yetkisini
                aldı. Yeniçeri ocağını yeniden düzenledi. Tebdili kıyafet (kıyafet değiştirerek)
                yaparak halkın arasına girdi ve halkın problemlerini bir vatandaş gibi öğrendi ve
                çarelerini saraydan aradı. Onun bu şekilde davranışı batının Osmanlı batıyor diye
                beklediği yıllarda Osmanlının yeniden ayağa kalkışı oldu. Hazineyi, orduyu, halkı ve
                imparatorluğu düzene koyan ve sonunda Bağdat fatihi olan bu padişahımız kimdir?
Cevap   : IV. Murat 
Soru 31: Fatih’in babası üç defa padişah olmuş bir insandır. 1421 yılındaki ilk
                padişahlığı 1444 yılında kendini yorgun hissettiği için tahtı oğlu Fatih’e
                bırakmasıyla biter. Ama Varna savaşının evvelinde Fatih’in babasına:
                “Eğer ben padişah isem emrediyorum gel ordunun başına geç, eğer sen
                padişahsan gel devletini müdafaa et” demesi üzerine ikinci defa tahta oturur.
                Varna savaşı kazanıldıktan sonra tekrar kıyıya çekilen padişah 1448 de yapılan
                 II. Kosova savaşında üçüncü kez tahta geçer ve vefatına kadar Osmanlıların
                 imar, düzen ve intizamı ile uğraşarak ülkeyi yöneten padişahımız kimdir?
Cevap   : II. Murat 
Soru 32: Osmanlı Şehzadeleri arasında en talihsiz olanı idi. Abisi ile olan iktidar
                mücadelesi sonunda vatanı terk etti. O günden sonra ömrü tövbe ile geçti.
                Papa tarafından yapılan hiç bir vaade boyun eğmedi ve taviz vermedi.
                Allah (c.c.)’a şöyle yalvarırdı: “Ya Rabbi! Eğer İslam düşmanları beni
                vatanıma karşı kullanacaksa al canımı ve o günlerimi gösterme.
                ” Hatta papağanına bile duayı öğretti. Ölümünden bir yıl sonra bile hala
                papağanı “Allah’ım onu affet” diye mırıldanıyordu. Talihsiz Şehzade ismi ile
                tarihe geçmiş, Fatih Sultan Mehmet’in küçük oğlu kimdir?
Cevap   : Cem Sultan 
Soru 33: Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptığı hatalar olarak bilinen kadın elinin saray
                işlerine karışmasıdır. Bu kadın ise Kanuni’nin ikinci hanımı asıl adı Roksalina
                olan yahudi asıllı Rus ovalarında yaşayan Slav ırkındandır. Kendinden olma
                oğlunu padişah yapma uğruna entrikalarla dedesi Yavuz kadar zeki olduğu
                bilinen Şehzade Mustafa’yı katlettirmesi Osmanlıya açtığı zararın sadece bir
                tanesidir. Kanuni için özel bir yere sahip, devlet işlerine karışan bu kadın kimdir?
Cevap   : Hürrem Sultan 
Soru 34: Kanuni’nin Hürrem Sultandan olma oğlu, Sokullu Mehmet paşanın
                yardımıyla devleti idare eden, Tunus ve Yemen zamanında fethedilmesine
                rağmen ordunun başında hiç savaşa iştirak etmemiş, adına Edirne’de Selimiye
                Camii yapılan Osmanlı padişahı kimdir?
Cevap   : Sultan II. Selim 
Soru 35: Barbaros Hayrettin Paşanın abisi olan bir denizcimiz, reisimiz vardı ki, Ege
                ve Akdeniz’de adını duyan Hıristiyan alemi titrerdi. Rodos Şövalyelerine esir
                düştüğü halde tevekkül ve cesareti ile kurtulan, İspanyol ve Cenevizlileri
                perişan edip Cezayir’i ele geçirerek Cezayir hükümetini kuran
                Yavuz Sultan Selim, Şehzade Korkut gibi isimlerin desteğini alan şahadetin
                en güzellerinden denizde şehit olan büyük reis kimdir?
Cevap   : Oruç Reis 
Soru 36: Minare ve bayrak direklerinin tepesindeki hilale ne denir?
Cevap   : Alem 
Soru 37: Bayrak, sancak taşıyan kimseye (bayraktar, sancaktara) Osmanlı da ne
               ad verilir?
Cevap   : Alemdar 
Soru 38: Osmanlı tarihinin en muzdarip padişahı olmuştur. 1922 yılında Malta’ya
                oradan da Hicaz’a geçmiş ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in mübarek ruhaniyeti
                ile görüştü. Daha sonra Hicaz’dan San Marino şehrine geldi ve ömrünü
                orada tamamladı. Cenazesi de yaşantısı gibi muzdarip oldu, tabutuna
                müslümanların halifesi yazıldı. Vasiyeti Selahattin Eyyubi türbesine
                gömülmekti yer olmayınca Sultan Selim Camii avlusuna defnedildi.
                Bir müddet sonra cami avlusundaki mezarlarda kaldırılarak park yapıldı.
                Mezarında bile rahat yüzü gösterilmemiş bir metrelik kabir dahi kendisine
                çok görülmüş olan Osmanlının son padişahı kimdir?
Cevap   : Sultan Vahdettin 
Soru 39: Osmanlılarda keşif yapan, tahrif veya yağma maksadıyla düşman memleket
                arazisine akın yapan kimseye ne denir?
Cevap   : Akıncı 
Soru 40: Osmanlı İmparatorluğu yıkılana kadar devlet idaresinin merkezi sayılan yere
                ne ad verilir
Cevap   : Babıali 
Soru 41: Osmanlılarda eyaletlerin mülki ve askeri en yetkili kişisine (bugünkü valiye)
                ne denir?
Cevap   : Beylerbeyi 
Soru 42: Devlet hazinesinin bulunduğu yer veya maliye dairesine Osmanlılarda ne ad
                verilirdi?
Cevap   : Beytülmal 
Soru 44: Osmanlılarda meydana gelen dava ve uyuşmazlıkları şeriat esaslarına göre
                çözen ve karar veren hakime ne ad verilir?
Cevap   : Kadı 
Soru 45: Bozulan ve ıslahı imkansız hale gelen yeniçeri ocağını kaldıran, yerine
                Asakiri-i Mansurei Muhammediye adı altında yeni bir ordu kuran,
                ilk modern tıp okulu olan Tıphane-i Amire’yi öğretime açan, Türkiye’de
                yayınlanan ilk Türkçe gazete olan Takvim-i Vekayı’nin çıkarılmasına
                öncülük eden, ilk nüfus sayımını yaptıran Osmanlı sultanı kimdir?
Cevap   : II. Mahmut 
Soru 46: Sultan Ahmet Camisinin mimarı kimdir?
Cevap   : Sedefkar Mehmet Ağa 
Soru 47: Osmanlı hükümdar sülalesinin erkek evlatlarına verilen isim nedir?
Cevap   : Şehzade 
Soru 48: Osmanlılarda ilmiye sınıfının başında bulunan en yetkili din adamı kimdir?
Cevap   : Şeyhülislam 
Soru 49: Osmanlı padişahlarının imzası, nişan ve alameti olarak kullanılan sembole
                ne denir?
Cevap   : Tuğra 
Soru 50: Osmanlılarda padişahtan sonra gelen en yüksek mevkisinde görev yapan
                yüksek rütbeli vezire ne ad verilir?
Cevap   : Sadrazam 
Soru 51: Osmanlıda yeniçeri ocağında görevli olan devlet askerleri kimdir?
Cevap  : Kapıkulu 
Soru 52: Osmanlı zamanında ilk defa Rumeli yakasına kim zamanında geçildi ve
                kendi adına ilk defa para bastıran padişah kimdir?
Cevap  : Orhan Gazi 
Soru 53: Hadimül Haremeyn (iki haremin hizmetçisi) lakabı hangi padişaha aittir?
Cevap  : Yavuz Sultan Selim Han 
Soru 54: Hadimül Müslimin (müslümanların hizmetçisi) lakabı hangi padişaha aittir?
Cevap  : Sultan Abdülhamit Han 
Soru 55: Kendi kurduğu medreseden bir oda alabilmek için imtihana tabi tutulan
                Osmanlı sultanı kimdir?
Cevap   : Fatih Sultan Mehmet 
Soru 56: İslam’ı Hindistan’ın içlerine kadar yayan, aralarında Biruni ve Firdevsi’nin
                de bulunduğu bir çok bilim ve sanat adamını koruyuculuğu altına alarak
                Gazne’yi Orta Asya’nın en parlak kültür merkezi haline getiren, İslam
                dininin ateşli savunucusu Türk hükümdarı kimdir?
Cevap   : Gazneli Mahmut 
Soru 57: Malazgirt meydan muharebesinin kahramanıdır. Çağrı Beyin oğludur.
                Selçuklu Sultanı Tuğrul Beyin ölümü ile hükümdar olmuştur. 1064 de Bizans
                topraklarına girmiş ve fethetmiştir. Azarbeycan, Urfa, Malazgirt’i fethetmiş,
                Hıristiyan ordusuyla baş etmiş, Romen Diyojeni esir etmiş ve Anadolu’yu
                müslümanların yurdu haline getirmiştir. Yerine oğlu Melihşah’ı yetiştirmiş ve
                Malazgirt zaferinden bir yıl sonra düşman komutanı tarafından hançerlenerek
                öldürülmüştür. Malazgirt savaşında secdeye kapanıp: “Niyetim halistir
                Allah’ım yardım et, sözlerimde yalan varsa kahret” demiş ve askerlerine
                dönerek “Burada Allah (c.c.)’dan başka Sultan yoktur. Benimle birlikte
                savaşmak yada savaşmamakta serbestsiniz” diyerek kefenini giyip
                Malazgirt’e yürüyen kahraman kimdir?
Cevap  : Alparslan 
Soru 58: Selçuklu vezirlerinin ünvanı veya Selçuklu hükümdarı oğullarına harp ve
                siyaseti öğretmek için tayin ettikleri ümeradan olan şahsa ne denir?
Cevap  : Atabey 
Soru 59: Türklerin ilk sultanı Süleyman Şahın oğludur. Çaka Beyin kızı ile evlendi.
                İznik’e yerleşip sultan oldu. Bizanslılar Türkleri yok etmek katı ile Çaka
                Bey ile arasını açınca öldürmek zorunda kaldı. Haçlı saldırıları karşısında
                Anadolu içerlerine çekilip zaman aralıklı saldırılarla önce Amasya sonra
                Ereğli civarında 300000 kişilik ayrı ayrı olmak üzere haçlıları perişan etti.
                Haçlıların Kudüs hayalini boşa çıkardı. Selçuklular bu sultan sayesinde eski
                güçlerine sahip oldular. 1107 yılında savaş esnasında Habur ırmağına atıyla
                birlikte düşüp şehit olan bu ünlü Selçuklu sultanı kimdir?
Cevap  : I. Kılıçarslan 
Soru 60: Selçukluların adil sultanıdır. Alparslan’ın oğludur. Karahanlılar’ın elindeki
                topraklarını geri aldı. Abbasi Halifesi ile akrabalık kurarak Selçuklu
                İmparatorluğunu İslam ülkelerinin koruyucusu yaptı. Değerli Veziri Nizamül
                Mülk sayesinde adaleti gerçekleştirdi ve lakabına “El Sultanül Adil” adalet
                sahibi sultan denildi. Zamanında Ömer Hayyam, Kaşgarlı Mahmut, İmamı
                Kuşeyri ve İmamı Gazali gibi alimler onun yardımını  gördü. Saray işlerine
                kadın sokmak gibi bir hata sebebi ile bir takım fitneler onun ve vezirinin
                başını yemiştir. Selçukluların altın döneminin bu sultanı kimdir?
Cevap   : Melik Şah 
Soru 61: Selçuklu İmparatorluğunda isminden söz ettiren en büyük devlet adamıdır.
                Sultan Alparslan’ın veziri oldu ve 29 yıl bu görevde kaldı. Kendi adıyla
                anılan meşhur Nizamiye Medresesini kurdu. Melik Şahın da vezirliğini
                yapan ve batıl mezhep mensupları tarafından şehit edilen bu ünlü Selçuklu
                veziri kimdir?
Cevap   : Nizamül Mülk 
Soru 62: Tarihte ilk müslüman Türk devleti hangisidir ve nerede ne zamandır?
Cevap   : Karahanlılar devleti, Miladi 840 yılında Türkistan’da 
Soru 63: Abbasi Halifelerinin en kudretlisi ve büyüklerinden, 23 yıllık halifelik
                dönemi Abbasilerin en parlak dönemi olmuştur. Babası 3.Abbasi halifesi
                Mehdi Bin Ebu Cafer Mansur’dur. Kadısı İmamı Azam Hazretlerinin
                talebesi İmamı Yusuf idi. Bizans’a karşı devamlı zaferler elde etti.
                Zamanında Avrupa cehalet içinde yüzerken onun Frenk İmparatorluğuna
                gönderdiği çalar saat hayretler verdi. Onun devri Abbasilerin toprak
                bakımından en geniş oldukları devir oldu. Yerine oğlu Emin Bin Abbas
                halife oldu. Abbasiler denince ilk akla gelen bu halifenin adı nedir?
Cevap   : Harun Reşit 
Soru 64: Abbasi devletini kim yıktı?
Cevap   : Moğollar 
Soru 65: Emevi halifelerinin en büyüklerindendir. Adaleti ve dindarlığı kendisine
                ikinci Ömer dedirtmiştir. Zaten annesi Hz. Ömer’in torunudur. Emevilerin
                8. Halifesi olup geçmiş tüm Emevi hatalarını devlet adına tekrarlanmamasına
                çalıştı. Babasının varlığı sebebi ile çok zengin olan hanımına “Ey Fatıma!
                İnsanların başında bulunduğum için açlıktan ölenleri, umutsuz hastaları, zulüm
                görenleri, saygıya layık ihtiyarları düşünüyorum da kıyamette benden hesap
                isteneceğinden korkuyorum. Sana soyundan ve kardeşlerinden kalmış olan
                mücevherlerin hepsini devlet hazinesine vermeni rica etsem, kabul edermisin”
                diyerek tüm mal varlığını hazineye aktardı. Ama yine de ölümünden sonra
                nankör insanlar onun devamlı özel odacığında hazineden bir şeylerin
                aktarıldığının dedikodusunu yaptılar. Bunlara dayanamayan hanımı odasını
                insanlara açınca odacıkta, bir leğen, bir ibrik, bir tespih, bir seccade (post)
                ve tabanı çakıl dolu bir manzara ile karşılaştılar. İlk dört halife yanında ismi
                zikredilen (Raşit halifelerden), Emevilerin en üstün halifesi kimdir?
Cevap   : Ömer Bin Abdülaziz 
Soru 66: Eyyubi Devletinin kurucusudur. Yaptığı savaşlarda Mısır, Filistin, Suriye,
                Hicaz ve Yemen’in tek hakimi oldu. Ölümü hiçe sayan bir komutan ve onunla
                birlikte canlarını fedaya hazır askerleri ile birlikte, başında İngiliz komutan
                Richart’ın bulunduğu haçlı ordusunu dize getirdi. Kudüs’ü kimselere vermedi.
                Ömrü boyunca “Ben Allah yolunun hizmetçisiyim” derdi. Haçlıların Kudüs
                hayalini kırması üzerine izin alarak ziyaret etmek zorunda kaldılar. Eyyubi
                devletinin kurucusu bu insan kimdir?
Cevap   : Selahaddin Eyyubi 
Soru 67: İslam dünyasının yetiştirmiş olduğu en büyük komutanlar arasındadır.
                Allah (c.c.)’ın adını denizlerin ötesine yaymak hevesi ona  İspanya’nın fethini
                nasip etmiştir. Emevi halifesi Abdülmelik ve I. Velit zamanında yaşadı.
                7000 kişilik bir kuvvetle İspanya’nın fethine gönderildiğinde 711 yılında bu
                onun adı verilen boğazı karşıya geçtiğinde  askerlerin hedefi daima ileri olsun
                diye geriye dönüş akıllarından çıkması için gemileri yaktırdı. İşte bu inançla
                Endülüs Emevi devletinin temelleri atıldı. İspanya’yı fethinde gemileri yakarak
                tanınan bu komutan kimdir?
Cevap   : Tarık Bin Ziyad 
Soru 68: Emevi devleti ne zaman kuruldu ve ne zaman yıkıldı?
Cevap  : Hicri 41 yılında kuruldu. Ve 132 yılında yıkıldı. 
Soru 69: 1995 yılı Ağustos ayında İngiliz ve Fransız kuvvetleri Çanakkale Boğazını
                geçebilmek için karadan ve denizden şiddetli bir saldırı başlattılar. Boğazın
                savunma komutanı bir Alman generaldir ve hazırlamış olduğu savunma planı
                “bu bir savunma değil intihardır” diyen Osmanlı komutanı tarafından reddedilir.
                Bunun üzerine bu planı uygulamayı kabul eden M. Kemal hareket komutanlığına
                getirilir ve “size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum” diyerek, yaklaşık
                250000 şehit ve 400000 gaziye mal olan Çanakkale savaşını yönetir ve bu
                başarısından dolayı Alman Demir Haç  ödülü ile ödüllendirilir. Boğazın genel
                savunma komutanı olan Alman general ve onun hazırladığı savunma planını
                reddeden Osmanlı paşası kimdir?
Cevap   : Liman Von Sanders - Fevzi Çakmak 
Soru 70: I. Dünya savaşı Almanya’nın dolayısıyla Osmanlı’nın da yenilmesiyle
                sonuçlanınca, Osmanlı İmparatorluğu; a-Boğazların denetiminin düşman
                devletlere devredilmesi, b-Ordunun dağıtılması, c-Ulaştırma ve
                haberleşmenin galip devletlere bırakılması ve Anadolu’nun işgaline zemin
                hazırlayan bir anlaşmayı kabul etmek zorunda bırakılır. Bu anlaşmanın tarihi
                ve adını söyleyiniz?
Cevap   : 30 Ekim 1918, Mondros Mütarekesi 
Soru 71: Mondros mütarekesinin akabinde başlayan işgal hareketlerine karşı, halkın
                kendi toprağını savunmak ve zilletten kurtulmak maksadıyla tesis ettiği
                kurumlar nelerdir?
Cevap   : Müdefa-i Hukuk Cemiyetleri ve Kuvayı Milliye 
Soru 72: İstanbul ve Anadolu işgal altında iken Osmanlıların genç subayları çeşitli
                vesilelerle İstanbul’da bir araya gelerek yurdun kurtarılması hususunda
                görüştüler. Kurtuluşun İstanbul’dan başlayacak bir hareketle mümkün
                olacağı görüşünde olan M. Kemal, Kazım Kara Bekir tarafından
                Anadolu’ya geçmesinin gerekliliği hususunda ikna edilir. Ancak Anadolu’ya
                geçişinin belli bir yetki ve görevle olmasını ister. Bu arada 15 Mayıs 1918 de
                İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilir. Durumun vahameti üzerine padişah
                Vahdettin, M. Kemal’i 9. Ordu müfettişi olarak atar ve çok geniş bir bölgeyi
                denetleme, buradaki vali ve komutanlara emir verme yetkisi verir. 16 Mayıs
                1918 tarihinde Bandırma vapuru ile İngiliz gemilerinin denetiminde İstanbul’dan
                Samsun’a hareket eder. Anadolu’da büyün hazırlıkları tamamlanmış olan ilk
                büyük kongreye, delegelerin büyük çoğunluğunun karşı çıkmasına rağmen
                Kazım Kara Bekir’in büyük gayretleriyle kabul edilir ve yurdun kurtuluşu
                konusunda çok önemli kararların alındığı bu kongreye başkan seçilir.
                Bu kongre hangi kongredir ve hangi tarihler arasında yapılmıştır.
Cevap   : Erzurum kongresi, 23 Temmuz-7 Ağustos 1918 
Soru 73: Erzurum kongresi kurtuluş hareketinin başlangıcı sayılabilecek bir
                organizedir. Bu kongrede alınan çok önemli kararlar nelerdir?
Cevap   : a-Ulusal sınırlarımız içindeki yurt topraklarımızın bir bütün olduğu,
                b-Yurdun yabancı işgalcilere karşı savunulacağı,
                c-İstanbul hükümetinin yetersizliği ve yeni bir hükümetin kurulması 
Soru 74: 11 Eylül 1920 - 01 Ağustos 1922 tarihleri arasında görev yapan I. İstiklal
                mahkemeleri kuruluş gayesinin dışında, o dönemde ülkenin çeşitli yerlerinde
                oluşturan Hilafet orduları ile mücadele eder ve binlerce müslümanın katli ile
                sonuçlanan idam kararları verir. Bu mahkemelerin asıl kuruluş gayeleri nelerdir?
Cevap   : Vatana ihanet, asker kaçakları ve buna benzer vakıalara bakmaktır. 
Soru 75: 1919 ile 1920 yılları arasında, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde halkın Hilafete
                ve Şeriata bağlılığını temsil eden ve çok kanlı bir şekilde bastırılan ayaklanmalar
                vuku bulur. Toplu intihar hariç katledilen insan sayısı 10000 kişi civarındadır.
                Meydana geldiği bölge veya öncülük eden şahısların adıyla anılan bu
                ayaklanmalar hangileridir?
Cevap  :  a- Şeyh Recep İsyanı (Sivas)
                b- Şeyh Eşref İsyanı (Gümüşhane-Bayburt)
                c- Bozkır İsyanı
                d- Yozgat isyanı
                e- Konya İsyanı 
Soru 76: Son Osmanlı Mebusan Meclisinin, Erzurum ve Sivas kongrelerinde alınan
                karaları benimsediğini, direniş ruhunun İstanbul’da bile ne denli güçlendiğini
                anlayan galip devletler, 16 Mart 1920 de fiili olarak zaten işgal altında olan
                İstanbul’u resmen işgal ederler. Bunun üzerine Osmanlı Mebusan üyeleri,
                karakol cemiyeti aracılığı ile Anadolu’ya geçerler. Erzurum ve Sivas kongreleri
                delegeleri son Osmanlı Mebusan meclisi üyelerinin katılımı ile I. Türkiye Büyük
                Millet Meclisi kurulur. Bu meclis nerede ve ne zaman kurulmuştur?
Cevap   : Ankara’da 23 Nisan 1920 de 
Soru 77: 28 Nisan 1920 Azerbaycan için 70 sene sürecek kan, göz yaşı ve zulmün
                başlangıç tarihidir. Daha da acısı Azerbaycan parlamentosunda yaptığı bir
                konuşmasında “Rusların 10. ve 11.orduları gelecek, bizi (Türkiye’yi) işgalden
                kurtaracak, aman karşı koymayın” diyen M. Kemal’in elçisine inanarak,
                kendilerini işgale gelen Rus ordusunu çiçeklerle ve sevgi gösterileri ile
                karşılamalarıdır. Azerbaycan’a giden ve bu elçi kimdir?
Cevap  :  Halil Paşa 
Soru 78: Erzurum kongresinin devam ettiği sıralarda İstanbul hükümeti M. Kemal’in
                yakalanıp İstanbul’a getirilmesi için emir verir. Buna rağmen M. Kemal Erzurum,
                Sivas ve hatta Ankara’da ilk günlerinde koyu bir hilafet ve saltanat savunucusu
                olarak görülür ve bu maksatlarla kongrelerde görevlendirilir. Ancak özel
                sohbetlerde çok farklı şeyler söylemektedir. Erzurum kongresinin bittiği gün
                Mazhar Müfit’in hatıra defterine yazdıkları, bazı şeyleri çok önceden
                planladığının açık delili ve kendisine karşı, İslami kaygılarla açık bir muhalefetin
                ortaya çıkmasının en büyük sebeplerinden biridir. M. Kemal o gün hatıra
                defterine neler yazmıştır.
Cevap   : a-Zaferden sonra hükümet şekli Cumhuriyet olacak, b-Padişah ve hanedan
                hakkında zamanı gelince icap eden muamele yapılacak, c-Kadınların örtüsü
                kalkacaktır, d-Fes kalkacak ve medeni devletler gibi şapka giyilecektir. 
Soru 79: Dünya savaşını başlatan olay nedir?
Cevap  : Avusturya-Macaristan imparatorluğu veliahtı Ferdinand’ın katledilmesidir. 
Soru 80: İstanbul kaç yılında fethedilmiştir?
Cevap  : Miladi 1453 yılında 
Soru 81: 1878 yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Fahri olarak cami imamlığı yapardı.
                31 Ekim 1919 günü müslüman hanımların başörtüsüne Ermeni ve Fransız
                askerleri saldırınca; “Müslüman kadının başörtüsüne uzanan eller kırılmalı
                dedi ve silahını ateşledi”. Bu şahıs kim?
Cevap   : Sütçü İmam 
Soru 82: Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasasından “Dini İslam’dır” ibaresi ne zaman
                kaldırılmıştır?
Cevap :  1924 tarihinde 
Soru 83: “İmtisali (Cahidu Fillah) oluptur niyetim. Dini İslam’ın Mücerret gayretidir
                gayretim.” Bu beyitler hangi Osmanlı padişahına aittir?
Cevap   : Fatih Sultan Mehmet 
Soru 84: Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde 174 yerde teşkilatlanarak İslami
                esaslara göre yönetilen İmparatorluğu ve Hilafet makamını yıkan,
                Jön Türkler diye bilinen parti hangisidir?
Cevap   : İttihat ve Terakki partisidir. 
Soru 85: Fatih Sultan Mehmet’in elinin kesilmesi kararını veren kadının ismi nedir?
Cevap   : Sarı Hızır Efendi 
Soru 86: Tekkeler İslam kültürü tarihinde tasavvuf düşüncesinin, anlayışının ve
                terbiyesinin işlendiği ve yaşandığı yerlerdir. Türbeler İslam büyüklerinin
                kabirlerinin üzerine yapılan binalardır. Osmanlı tarihi boyunca buralar
                hürmeten ziyaret edilmiş, korunmuş ve sahiplenilmiştir. Halkın kederleri
                buralarda dindirilmiş, sıkıntıları giderilmiştir. Bu yerler Cumhuriyet tarihinde
                30.11.1925 tarihinde çıkartılan bir kanunla kapatıldı. Bundan Peygamber
                Efendimiz (s.a.v.)’in ashabından İstanbul’da medfun olan ensardan Eyyup
                Sultan Hazretlerinin türbesi de nasibini almış ve müslümanların ziyaretine
                kapatılmıştır. Eyyup Sultan Hazretlerinin türbesi hangi tarihte tekrar ziyarete
                açılmıştır?
Cevap  : 1 Ekim 1950 
Soru 87: 1362 yılında kurulmuş, 465 sene devam etmiştir. Bazı tarihçilerin kanaatına
                 göre tarih boyunca zannedildiği gibi başarılı olmuş bir teşkilat değildir.
                Padişahın etrafında bir muhafız ve ihtiyat kuvveti olmaktan başka işe
                yaramamış, buna mukabil devletin başına her devirde dert açmıştır.
                Bu kuruluşun erkan ve ulema meclisinde karar alıp, o gün neşredilen ferman
                Sultan Ahmet meydanında halka okunmuş ve böylece 1826 yılında tarihe
                karışmıştır. Bu teşkilata Osmanlılar ne ad veriyorlardı?
Cevap   : Yeniçeri ocağı 
Soru 88: Hilafet makamını Osmanlılara getiren II. Beyazıt’ın oğlu kimdir?
Cevap   : Yavuz Sultan Selim 
Soru 89: Turancılık (ırkçılık) hülyası uğruna Osmanlıyı I. Dünya savaşına sokup,
                İslam aleminin dağılıp sömürgeler haline gelmesine sebep olan Akif’in deyimiyle
                3 beyinsiz vardı. Bunlardan birincisi Enver Paşa, ikincisi Talat Paşadır.
                Üçüncüsü kimdir?
Cevap   : Cemal Paşa 
Soru 90: 1492 yılı Amerika kıtaları için iki yönden önemlidir. Birincisi, emperyalist
                batı ülkeleri bu kıtayı işgal ederek oraya yerleşmişler ve zenginliklerini Avrupa’ya
                taşımışlardır. İkincisi ise, yerli halkın sömürülmesinin yanında katliamlara uğramış
                ve köleleştirilmişlerdir. Bugün bu kıtada yerliler ancak kamplarda yaşamaktadırlar.
                1492 yılı Yahudiler ve Müslümanlar için de önemlidir. Aynı yıl Yahudiler Osmanlının
                korumasına girerek İspanya’nın zulmünden kurtulmuşlardır. Ancak İspanya
                müslümanları imdat istemelerine rağmen Osmanlıdan bir yardım görememiş ve küfrün
                keskin kılıçlarına teslim olmuşlardır. Bu tarihte Osmanlıyı yöneten padişah kimdir?
Cevap   : II. Beyazıt 
Soru 91: Anadolu Selçuklularının en büyük hükümdarlarındandır. Gıyaseddin
                Keyhüsrev’in oğludur. Babasının hükümdarlığı döneminde Danişment ve
                Tokat’a melik tayin edilmiştir. Abisi İzzettin Keykavus’un ölümü ile Selçuklu
                tahtına oturmuştur. Konya, Sivas ve Kayseri’nin etrafını Moğol eşkıyalarına
                karşılık surlarla çevirmiştir. Bizansın Alaiye kalesini ele geçirip, tersane kurup
                gemiler yaparak Karadeniz’i aşıp Kırım’da mücadeleler verdi. 1226 da
                Malatya’yı fethetti. 1230 da Celalettin Harzemşah’a karşı bir zafer elde etti.
                Kendisine döneminde “Sultanül Azam” (büyük sultan) denilmiştir.

Read more

Peygamberimiz Hakkında Soru Ve Cevaplar PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 20:56
Çocuk / Çocuk Eğitimi
                  SORU VE CEVAPLAR
Soru 1  : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kendisine vahiy gelmeden önce devamlı
                olarak şehirden uzaklaşıp, putlara tapmamanın zevkini çıkardığı yer ve
                sonunda da kendisine peygamberliğin verildiği yani ilk vahyin geldiği dağın
                ve mağaranın ismi nedir?
Cevap   : Nur dağı, Hira mağarası. 
Soru 2  : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e Hira mağarasında iken gelen ilk vahyin şekli
                nasıldır?
Cevap   : Rüyayı Sadıka (Gerçek rüya şeklinde) 
Soru 3  : Ebu Süfyan, Ebu Cehil ve El-Ehnes isimli üç müşrik gizlice birbirlerinden
                habersiz Allah Resulü (s.a.v.)’in Kur’an okumasını dinlemeye giderlerdi.
                Sabaha kadar evin yakınında Kur’an okunuşunu dinlerler gün ağarmaya
                başlayınca da kimseler görmesin diye gizlice ayrılmak istediklerinde
                birbirleriyle karşılaşırlar ve birbirlerine bir daha gelmemek üzere söz verirlerdi.
                Ama her üçüde bir önceki gece dinledikleri şeyi özlerler, verdikleri sözleri
                unutur yine bir sonraki gece gizlice gelirlerdi. Bir kez daha söz verip gene
                gelirler Kur’an’ı Kerim’in bu güzelliğini gördükleri halde yinede teslim
                olmuyorlardı. İşte bu şekilde hoşnut olup ta kabul etmeyen, teslim olmayan bu
                insanlar ve onlar gibi onların bulunduğu konuma ne ad verilir?
Cevap   : İnadı Küfür. 
Soru 4  : İslam’ı yaşamak için yerel iktidarın zulüm rejimlerinden kaçıp daha müreffeh bir
                hayata kavuşmak müslümanca yaşamak, Allah (c.c.)’ın kanunlarını ikame etmek,
                Ruhun Allah (c.c.)’ın kanunlarıyla terbiye edilmesi için ilahi yaşam kaygısını
                Allah (c.c.)’ın arzında değişik yerlerde vermek sebebiyle yapılan göçe ne ad verilir?
Cevap   : Hicret. 
Soru 5  : Mekke’de İslam’ın istediği şekilde yaşayamayan müslümanların, bir davanın
                gerçekleşmesi gayesi ile yani insanların ve beşer sistemlerin değil, Allah (c.c.)’ın
                istediği şekilde yaşamak için vatanlarını, evlerini, binitlerini, ailelerini terk
                etmeleri hareketine ne ad verilir?
Cevap   : Hicret. 
Soru 6  : Suçları yalnız Allah (c.c.)’a inanmak, onun kanunlarına göre yaşamayı istemek
                olan insanlara Mekke müşrik devleti tarafından alınan, hiç bir şekilde
                müslümanlarla temas edilmeyecek, onlardan kız alınmayacak, kız verilmeyecek,
                hiç bir şey satın alınmayacak ve satılmayacak gibi kararların alınıp halka
                duyurulması için bir afişle Kabe’nin duvarına asılması olayına İslam tarihinde
                verilen ismi o günkü ve bugünkü adıyla söyleyiniz.
Cevap   : Haber-üs Sahife, Ambargo. 
Soru 7  : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Medine’ye gelişinin yedinci ayında Rabbimiz
                savaşa izin verdi. Bu izin Hac suresi 39 ve 40.cı ayetlerle oldu. Bu ayetlerden
                sonra Allah Resulü (s.a.v.)’in düşman üzerine gönderdiği ilk İslam ordusu ve
                aynı zamanda İslam’ın ilk seriyyesi olan seriyyenin komutanı kimdir?
Cevap   : Hz. Hamza (r.a.) dır. 
Soru 8  : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hicretinden hemen sonra Medine’de yaptığı
                ilk üç iş nedir?
Cevap   : a-İslam devletinin merkezi olan caminin inşaatı,
                b-Müslümanların ekonomik sorunlarını gidermek,
                c-Müslümanların can emniyetini sağlamak. 
Soru 9  : İşkence yıllarında Ebu Lehep ve karısı Ümmü Cemil müşriklerin iki azılı
                kişileri idiler. Biri emir veriyor diğeri uyguluyordu. Ebu Lehebin emriyle
                Ümmü Cemil dikenleri topluyor ve Allah’ın Resulü (s.a.v.)’in geçeceği
                yollara diziyordu. Bu iki zalimin yaptıkları zulümlerden dolayı Kur’an’ı
                Kerim’de adlarına sure inmiş ve bu surede kendilerine Rabbimizin kelamıyla
                 beddua edilmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e ve ashabına zulmeden
                 bu iki azılı müşrikin Tebbet suresinde geçen ahiretteki isimlerini söyleyiniz.
Cevap   : Hammaletel Hatap. 
Soru 10: Rasulüllah Efendimiz (s.a.v.)’in bir gecede Mekke’den Kudüs’e oradan da
                Allah (c.c.)’a en yakın makam olan Sidret-ül Müntehaya gitmesine ne ad verilir?
Cevap   : İsra ve Miraç. 
Soru 11: Beş vakit namaz ne zaman farz kılındı?
Cevap   : Miraçta 
Soru 12: Mekke’de tebliğ imkanı kalmayınca Allah Resulü (s.a.v.) tebliği Mekke dışına
                taşımayı düşündü. İlk sefer olarak Taife gitmeyi planladı. Çünkü orada
                akrabaları vardı ve bundan dolayı tebliğin rahat olacağına inanıyordu. Ama
                orada da Ebu Lehebin emriyle zulmün devam ettiğini görünce Peygamber
                Efendimiz (s.a.v.) küfür ehli hakkında mukaddes ve tarihi bir söz söylüyordu.
                Bizlere tecrübe ve düstur olacak bu tarihi söz nedir?
Cevap   : “Küfrün hepsi tek millettir.” 
Soru 13: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hicret esnasında Medine yolunda değil
                Mekke’nin güney kısmına doğru yola çıkıp ve üç gün Mekke yakınlarında bir
                mağarada kalıp sonra hicretlerine (yollarına) devam ettiler. Ebu Bekir (r.a.) ile
                kaldıkları bu mağaranın ismi nedir?
Cevap   : Sevr Mağarası. 
Soru 14: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in emriyle savaşa gidilen ama kendisinin
                iştirak etmediği seferlere (savaşlara) ne denir?
Cevap   : Seriyye. 
Soru 15: Mekke’de yaşanan ambargo olayından sonra her an saldırı olur diyerek
                silahlı olarak bekleyen müslümanlardan bir sahabe bir gün
                Rasulüllah (s.a.v.)’e şu suali sordu: “Ya Rasulüllah, hayatımızdan emin olup
                silahlarımızı bırakacağımız gün gelmeyecek mi?”  Bu soruya Peygamber
                Efendimiz (s.a.v.)’in kıyamete kadar da Ümmeti Muhammede bir ölçü olacak
                şekilde verdiği cevap nedir?
Cevap   : “Müslümanların silahlarını bırakıp rahat edecekleri günler az olacaktır”
                şeklinde oldu 
Soru 16: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bizzat başında komutan olarak iştirak ettiği
                savaşlara gaza denir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kaç defa savaşa katılmıştır?
Cevap   : 27 defa 
Soru 17: Hz. Ömer (r.a.)’in ifadesi ile Rasulüllah (s.a.v.)’in hayat programının özeti nedir?
Cevap   : İman, Hicret, Cihat. 
Soru 18: Allah (c.c.)’ın istediği gibi İslam’ı top yekün yaşanması , İslam’ı tebliğ uğruna
                verilen mücadeleye, Allah (c.c.)’ın hükümlerinin her tarafta uygulanmasını temin
                için mü’minin canı ve malıyla, mücadeleye, söz, yazı, sohbet ve savaşla olan
                harekete ne denir?
Cevap   : Cihat. 
Soru 19: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bizzat orduya komutan olarak ilk katıldığı
                savaşın, başka bir ifade ile ilk gazvenin adı nedir?
Cevap   : El-Ebva (Veddan) Gazvesi. 
Soru 20: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in gönderdiği ilk savaşlardan olan seriyyenin
                bir kaç özelliği vardır ki bunlar: İlk defa bir kafir öldürüldü, ilk defa esir alındı,
                 ilk defa ganimet alındı, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu seriyyeye gizli bir
                yazıyla emir vermiştir. Bu özelliklere sahip olan seriyyenin komutanı kimdir?
Cevap  : Abdullah Bin Cahş. 
Soru 21: Uhut harbinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i öldürmek kastı ile atını onun
                üzerine süren ama Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir hamle ile öldürdüğü,
                Mekke döneminde Rasulüllah (s.a.v.)’e en çok işkence yapan ve ölümü
                Efendimizin elinden olan kafir kimdir?
Cevap   : Ubey Bin Halef. 
Soru 22: Mekke devletinin, İslam devletine yenildiği savaşların en büyüklerindendir.
                Ki bu savaşta müşriklerin önde gelen isimlerinden Ebu Cehil, Utbe Bin Rabia,
                Ümeyye Bin Halef, Nadir Bin Haris gibi azılılarını kaybetmiälerdxr.
Cevap   : Bedir Savaşı. 
Soru 23: Bedir savaşında esir alınmış müşrik bir şair bir daha müslümanlar ve İslam
                dini aleyhine şiirler yazmamak şartıyla serbest bırakılmıştı. Ama Uhut savaşı
                öncesinde basının, medyanın, şairlerin önemini bilen Mekke müşrik devleti
                köle olan bu şairi fikren devlete bağlı olduğu için dili ve kalemi satın alınarak
                devlet rejimini müdafaa nutukları attırdı. Mekke müşrik devletinin zorlaması ile
                yine İslam’ın aleyhine şiirler yazdırtılan bu şair kimdir?
Cevap   : Ebu İzzet. 
Soru 24: İslam’ın Mekke döneminde bulunmayan, Medine döneminde ortaya çıkan
                namaz kılıp, oruç tutup, hacca gittiği hatta cihada dahi iştirak ettiği halde İslam
                düşmanlığı yapan, Kur’an okuyup okutturdukları halde tağutun, şirki düzenlerin
                ve putların emrinde çalışan müslüman tipleri vardı. Uhut savaşına önce katılıp
                sonra askerin moralini bozmak için tekrar Medine’ye dönen o gün için başlarında
                Abdullah Bin Ubey olan İslam toplumunun kanser kaynağı tiplere İslam’ın verdiği
                isim nedir?
Cevap   : Münafık. 
Soru 25: İslam’ın en önemli savaşlarından biri olan Uhut savaşı galibiyetle sona
                ermedi. Kıyamete kadar Ümmeti Muhammede ders ve tecrübe olacak
                bir olaydı. İşte Uhut gibi bir savaşın kazanılamamasının sebebi nedir?
Cevap   : Peygamberimiz (s.a.v.)’in emrinin ihlali (Keyfi hareket etmek)
 
Soru 26: Bir musibet bin nasihatten yeğdir. Akıllı, tarihten ders almasını bilen bir
                insanın (Ümmeti Muhammed’in) Uhut savaşından alacağı tek ders vardır.
                Uhut savaşının ümmete verdiği ders nedir
Cevap   : Emre itaat etmek. 
Soru 27: Ebu Bera  adında bir münafık müslüman olduğunu ve Kur’an’ı Kerim’i
               öğrenmek istediklerini söyleyip, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den
                bulundukları mevkide kendilerine Kur’an öğretmeleri için Kur’an
                okutabilecek sahabeler, hafızlar istedi. Peygamberimizin izni ile İslam’ı
                kabul eden bu yeni insanlara Allah (c.c.)’ın dinini ve kitabını öğretmek
                için 70 tane hafız sahabe, Ebu Bera ismindeki münafık ile yola çıktı.
                Fakat bu güzide insanlar yolda pusuya düşürülerek şehit edildiler.
                Bu olayın haberi Allah Resulü (s.a.v.)’e ulaşınca çok üzüldü, dayanamadı
                hatta namazlarda onlara kunut okudu (beddua etti). Bu hadise İslam tarihinde
                70 sahabenin şehit edildiği yerin ismi ile anılır. Bu hadisenin adı nedir?
Cevap   : Bir-i Mauna hadisesi. 
Soru 28: Hendek savaşının diğerlerinden farkı bir savunma niteliğinde olmasıdır. Bu
                savunma Medine’nin düşman gelecek olan tarafına hendek kazılmasıdır.
                Hendek kazılması yönündeki fikir ise yapılan istişarenin sonucudur.
                Bu istişarede Hendek kazma fikrini ortaya koyan  kimdir
Cevap   : Selman-ı Farisi. 
Soru 29: Umre maksadıyla Mekke’ye gelip kendilerine Kabe’nin olduğu yere
                sokulmayacakları haberini alan Allah Resulü (s.a.v.), Hz. Osman’ı elçi
                olarak Mekke’ye gönderdi. Daha sonra Hz. Osman’ın öldürüldüğü
                haberi (yanlış) gelince Efendimiz (s.a.v.) elçiyi öldüren bu müşriklerle
                savaşmadan vazgeçmeyeceğiz diyerek etrafındaki sahabeleri savaş için
                biat etmeye davet etti. Sahabeler de ölünceye kadar savaşacaklarına
                dair biat ettiler. Bu biate ne ad verilir?
Cevap   : Rıdvan Biatı. 
Soru 30: Hicretin 6.cı yılında Hac için gelen müslümanlar müşrikler tarafından
                Mekke’ye sokulmayıp hatta elçi olarak gönderilen Hz. Osman’ın şehit
                olduğu (yanlış) haberinden sonra yapılan Rıdvan Biatını duyan müşrikler
                o yıl Mekke’ye girilmemesi şartıyla aralarında bir barış anlaşması
                yapılmasını teklif ettiler. Bu teklif kabul edilerek anlaşmaya gidildi.
                Anlaşmanın tüm maddeleri ilk görünüşte müslümanların aleyhine gibi görüldü
                 ise de netice müslümanların yararına sonuçlar çıkan anlaşmanın adı nedir?
Cevap   : Hudeybiye Anlaşması. 
Soru 31: Hudeybiye anlaşmasından sonra müslüman olup Medine devletine
                sığındığında anlaşma gereği Mekke polisine Rasulüllah (s.a.v.) tarafından
                teslim edilen biri vardı. Yolda Mekke polislerini öldürerek
                Peygamberimiz (s.a.v.)’e “Siz sözünüzü tuttunuz Ya Rasulüllah, ben ise
                işkenceden kurtulmak istedim” diyerek Medine’den çıkar ama
                Mekke’ye de teslim olmadan Medine dışında El-İss denen yere yerleşip
                Mekke’nin ticaret kervanlarını vurarak Mekke devletini yıldırdı. Aldığı
                işaretle bu hareketine Mekke’den müslüman olarak çıkan yeni müslümanları
                yanına alarak bu harekete devam eder. Mekke devleti yapılan Hudeybiye
                anlaşmasını bu şahsın hareketlerine dayanamayarak kendisi bozmak zorunda
                kalır. Bu sayede İslam’ın ve müslümanların aleyhine olan anlaşmayı lehe
                çeviren sahabe kimdir ve İslam tarihinde bu yapılan harekete ne denir
Cevap   : Ebu Basir – Vur kac taktigi 
Soru 32: Ebu Basir’in vur kac hareketini başlatıp Hudeybiye anlaşmasını
                müslümanların lehine çevirmesi anlaşma maddelerinde bulunan ifadelere aykırı
                davranmayıp usulüne uygun anlaşmaya sadık kalarak hareket etmesi Allah
                Resulü (s.a.v.)’in bir siyaseti idi. Çünkü anlaşmanın maddesi “Mekke’den bir
                müşrik müslüman olup Medine’ye iltica ederse, Medine devleti bu müslümanı
                Medine’ye almayacaktı.” Bu madde de geçen ifadeye göre Allah Resulü (s.a.v.)
                Ebu Basir’i Medine’ye almamış ama Medine dışındaki gerilla hareketini
                duyunca da ona müdahale etmediği gibi “Keşke Basir yalnız olmasaydı” diyerek
                onun yaptığını ima ile kabul etmişti. Allah Resulü (s.a.v.)’nün bu olaydaki izlediği
                siyasetin bize verdiği anlam nedir?
Cevap   : Beşer hukukunu müslümanların lehine kullanma siyaseti. 
Soru 33: Müşriklerin önceden Mekke’ye diktikleri putları Allah Resulü (s.a.v.) Mekke
                fethinde teker teker işaret ederek putları yıktırdı. Her putu işaret edip kırdırırken
                bir ayet okuyordu. İşte Allah Resulü (s.a.v.)’in putları kırarken okuduğu ayet
                meali nedir?
Cevap   : Hak Geldi Batıl Zail Oldu. Batıl yok olmaya mahkumdur. (İsra 81) 
Soru 34: Huneyn savaşında Allah Resulü (s.a.v.), Ebu Hadrat’ı casus olarak Havazin
                ahalisi için gönderdi. Havazin halkının savaş için hazırlık yaptığını duyan
                Peygamberimiz (s.a.v.) hazırlıklara başladı. Bu savaş için henüz müslüman
                olmamış olan Saffan Bin Ümeyye isimli bir kafirden 100 zırh ve silah geri
                verilmek üzere alıp Havazin üzerine yürüdü. Bu hareketle Allah Resulü
                (s.a.v.)’in ümmetine verdiği ders nedir?
Cevap   : Düşmanla savaşmak için kafirden silah alınabileceği hususu. 
Soru 35: Münafıkların Küba’da yaptıkları ve Peygamber (s.a.v.)’e gelerek orada namaz
                kıldırmasını isteyerek yaptıkları yerin meşrulaşmasını istedikleri ama Efendimizin
                Hz. Cebrail (a.s.)’ın bildirmesiyle kabul etmediği gibi yıktırdığı ve hakkında ayet
                inen mescidin adı nedir?
Cevap   : Mescidi Dırar. 
Soru 36: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zevcelerinin (hanımlarının isimlerini söyleyiniz.
Cevap   : a- Hz. Hatice    b- Hz. Sevde     c- Hz. Aişe    d- Hz. Zeynep
                e- Hz. Ümmü Seleme  f- Hz. Hafsa   g- Hz. Zeynep (Cahşın kızı)
                h- Hz. Ümmü Habibe   i- Hz.Cüveyriyye
                j- Hz. Safiyye    k- Hz. Mariyye     l- Hz. Meymune (R. Anhüma).
 
Soru 37: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in İncil ve Tevrat’ta geçen isimleri nelerdir?
Cevap   : İncil’de; Baraklit, Tevrat’ta; Münhemenna. 
Soru 38: Hz. Hacer validemiz Mekke topraklarında oğlu İsmail’e su aramak için Safa
                ve Merve tepelerinde koşup dururken, bıraktığı yerde kendi kendine ayaklarını
                yere vurarak eşinen Hz. İsmail’in ayakları altından Allah (c.c.)’ın izni ile çıkan
                ve bugün dahi müslümanların faydalanıp içtiği, tüm hacıları doyuran, şifalı,
                bereketli, bu gün yer itibariyle Kabe’nin altından çıkan suyun adı nedir?
Cevap   : Zemzem. 
Soru 39: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in doğumu ne zamandır?
Cevap   : Miladi 571 yılı (Fil vakasının olduğu yıl), Rebülevvel ayının 12.ci gecesine
                tesadüf eden Pazartesi günü dünyaya geldi. 
Soru 40: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in annesinin ismi nedir?
Cevap   : Vehb’in kızı Amine. 
Soru 41: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in süt annesinin adı nedir?
Cevap   : Hz. Halime. 
Soru 42: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in süt kardeşinin ismi nedir?
Cevap   : Hz. Şeyma. 
Soru 43: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dedesinin adı nedir?
Cevap   : Abdulmuttalip. 
Soru 44: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in babalarının ismi nedir?
Cevap   : Abdullah. 
Soru 45: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dedesinin vefatından sonra büyüten
                amcası kimdir?
Cevap   : Ebu Talip. 
Soru 46: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kaç tarihinde Mekke’den Medine’ye hicret etti?
Cevap   : 622 yılında. 
Soru 47: Ganimet ne demektir?
Cevap   : Harpte düşmanlardan alınan mal demektir. 
Soru 48: İslam’da ilk ganimet ve esir ne zaman alındı?
Cevap   : Abdullah Bin Cahş komutasında yapılan seriyyede alındı. 
Soru 49: İlahi vahye göre ganimetlerin taksimi nasıl yapılırdı?
Cevap   : Ganimetlerin beşte biri Allah’a ve Resulüne, beşte dördü ise mücahitlere aitti.
                Beşte bir de beşe ayrılarak Peygamberimiz (s.a.v.)’in akrabası, yetimler,
                fakirler ve aciz yolculara verilirdi. 
Soru 50: Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in: “Eğer Zeyd Bin Harise şehit olursa
                yerine Cafer Bin Ebu Talip, oda şehit olursa komutanlığa Abdullah Bin Revaha
                geçsin, şayet oda şehit olursa müslümanlar içlerinden birini seçsin” diyerek
                orduyu gönderdiği ve bu tüm söyledikleri şeylerin gerçekleştiği savaş hangisidir?
Cevap   : Mute savaşı. 
Soru 51: Ehli Beyt kimdir?
Cevap   : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in aile fertleri ve bunların soyundan gelenlere denir. 
Soru 52: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kaç adı vardır söyleyiniz.
Cevap   : Dört adı vardır: a-Ahmet  b-Muhammed  c-Mustafa   d-Mahmut. 
Soru 53: Yaşı yirmiyi geçmediği halde, aralarında büyük sahabelerin de bulunduğu,
                Bizanslılara karşı savaşan İslam ordusuna Rasulüllah (s.a.v.) tarafından
                atanan sahabedir. Bu atamayı dünyadan göç etmeden birkaç dakika
                evvel ve Azrail (a.s.)’ın yanında iken son sözleri nedir?
Cevap   : Üsame Bin Zeyd (r.a.) (“Üsame’nin ordusu cihada gitsin”) 
Soru 54: İslam Medine devletini Efendimiz (s.a.v.) kurduktan sonra devletler bazında
                İslam’ı tebliğ için hangi ülkelere elçi ve mektup göndermiştir?
Cevap   : Habeşistan, Mısır, Doğu Roma İmparatorluğu ve İran. 
Soru 55: Efendimiz (s.a.v.)’in Refikül Ala’ya (Büyük dosta-Cenabı Allah’a) kavuşma
                olarak tarif ettiği vefatı kaç yaşında olmuştur.
Cevap   : 63 yıl olmuştur. 
Soru 56: Tebuk seferine katılmadığı için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve ashabının
                kendisiyle (hakkında ayet nazil oluncaya kadar) 50 gün konuşmadığı
                sahabe kimdir?
Cevap   : Kab Bin Malik. 
Soru 57: Medine’de münafıkların başı olan hainin ismi nedir?
Cevap   : Abdullah Bin Ubeyy Bin Selul. 
Soru 58: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra kendisini peygamber ilan
                eden ve sonra Yemame’de Vahşi tarafından öldürülen sahtekar kimdir?
Cevap   : Müseylemetül Kezzap 
Soru 59: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kaç yaşında peygamber oldu ve ne kadar süre
                peygamberlik yaptı?
Cevap   : 40 yaşında peygamber oldu, 23 yıl peygamberlik yaptı. 
Soru 60: Habeşistan’a yapılan hicret hakkında bilgi veriniz?
Cevap   : İlki 615 yılının Recep ayında aralarında Hz. Osman ve ailesi Rukiye’nin de
                bulunduğu 12 erkek ve 4 kadın olarak üç ay devam etmiş olan hicrettir.
                İkincisi ise 616 yılında 82 erkek, 21 kadın Cafer Bin Ebu Talip
                başkanlığında yapılmıştır. 
Soru 61: İslam’ın ilk düşmanlarından bir kafir vardı ki bu her zaman işkence eder,
                alay eder ve müslümanları rahat bırakmazdı. Abdullah İbni Mesud’u yere
                ellerini ve ayaklarını bağlayıp ona işkence yapmış hatta dini ile alay dahi etmişti.
                Sonunda Bedir savaşında Efendimiz (s.a.v.)’in ondan bana haber getir emri ile
                savaş meydanında bulup elleri ve ayaklarının eklem yerlerinden ayrı ayrı dört
                kılıç darbesiyle yerde olduğunu görüp önce İslam’ı son bir kez daha tebliğine
                şiddetli cevap alması üzerine kafasını keserek sonra onun kulaklarını delip ip
                takıp sürükleyerek Peygamberimizin yanına getirdiği Allah düşmanı kafir kimdir?
Cevap   : Ebu Cehil (Cehaletin babası) 
Soru 62: Mescidi Nebevinin bir tarafında, evsiz ve yurtsuz olanların ve fakir
                müslümanların barınması için bir gölgelik yapılmıştı. Buranın üstü kapalı ise de
                etrafı açıktı ve burası bir ilim yuvası idi. Hatta en çok hadis rivayet eden
                Ebu Hureyre (r.a.)’da burada yetişmişti. Bu ilim yuvasının ismi nedir?
Cevap   : Ashabı Suffa 
Soru 63: Peygamberimiz (s.a.v.)’in annesi Amine hatunun sadık hizmetçisidir. Hz.
                Amine hatunun vefatından sonra Peygamberimizi dedesi Abdulmuttalib’e  teslim
                eden ve Efendimiz (s.a.v.)’in “Annemden sonra annem sensin” dediği bu sadık
                hizmetçi kimdir?
Cevap   : Ümmü Eymen 
Soru 64: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kaç çocuğu vardı isimleriyle birlikte söyleyiniz.
Cevap   : Yedi çocuğu olmuştur. Dördü kız, üçü erkektir. Kızları: Zeynep, Rukiye,
                Ümmü Gülsüm ve Fatıma’dır. Erkek çocukları: İbrahim, Kasım ve Abdullah’tır. 
Soru 65: Hz. Ömer (r.a.)’ın müslüman olması kız kardeşi ve eniştesinin müslüman
                olduklarını öğrenip onları ve Rasulüllah (s.a.v.)’i öldürmek niyetiyle gelirken
                eniştesinin evinin yakınında duyduğu Kur’an’dan etkilenmesi sonucunda olmuştur.
                Hatta onları dövmesine rağmen yine de tekrar dinlediği eniştesinin okuduğu
                surenin, kız kardeşinin ve eniştesinin isimlerini söyleyiniz?
Cevap   : Taha suresi, Kız kardeşi; Fatıma, eniştesi; Said 
Soru 66: Bedir savaşında kaç müslüman şehit oldu, kaç kafir öldürüldü?
Cevap   : 14 müslüman şehit oldu ve 70 kafir öldürüldü. 
Soru 67: Uhut savaşında şehit olan müslümanların sayısı kaçtır?
Cevap   : 72 müslüman şehit olmuştur. 
Soru 68: Efendimiz (s.a.v.)’i hicret esnasında yakalayıp Darun Nedve denen müşrik
                meclisinden hediye almak isteyen ama atının ayakları çöle batarak hedefine ulaşamayan kimdir?
Cevap   : Süreka 
Soru 69: Ezanı Muhammedi’yi rüyasında gören sahabe kimdir?
Cevap   : Abdullah Bin Zeyd 
Soru 70: Uzza isimli putu kıran sahabe kimdir?
Cevap   : Hz. Halit Bin Velid 
Soru 71: Rasulüllah (s.a.v.)’in şairinin ismi nedir?
Cevap   : Hassan Bin Sabit. 
Soru 72: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ilk olarak peygamberliğini açıkça ilan ettiği yer
                neresidir ve ilk olarak ona karşı çıkan kimdir?
Cevap   : Safa tepesinde ve ona ilk karşı çıkan amcası Ebu Leheb’tir. 
Soru 73: Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in son katıldığı savaş hangisidir?
Cevap   : Tebuk savaşı. 
Soru 74: Uhut savaşında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kılıcıyla savaşan sahabe kimdir?
Cevap   : Ebu Dücane 
Soru 75: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in tebliği Mekke dışına çıkarmayı
                düşündüğünde aklına ilk gelen yer Taif olmuştu. Çünkü orada tanıdık kapısına
                varabileceği akrabaları vardı. Ama Taif ona beklediği gibi değilde  Ebu Leheb’in
                emriyle sert bir şekilde cevap vermiş hatta taşlamışlardı. İşte bu yolculukta
                Efendimiz (s.a.v.)’e eşlik eden bir sahabe vardı. Bu insan atılan tüm taşlara göğüs
                germişti. Bu yiğit insan kimdir?
Cevap   : Zeyd Bin Harise. 
Soru 76: Hendek savaşına adı verilen hendeklerin uzunluk, boy ve eninin ölçüleri ne kadardır?
Cevap   : Uzunluğu: 5,5 km, derinliği: 5 m, eni:9 m. dir. 
Soru 77: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in İştika (yağmur isteme) namazı kılarak dua
                edip namaz biter bitmez hemen yağmurun yağmaya başladığı bir bölge vardı.
                Mescidi Nebevinin karşısında olan bu yere Efendimiz (s.a.v.) sıcak havalarda
                gider ve orada gölgelenirdi. Çünkü bir bulut orayı devamlı ferah tutardı.
                Buraya daha sonra bir mescit inşa edildi. Bu mescidin adı nedir?
Cevap   : Gamame mescidi (Bulut mescidi) 
Soru 78: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in doğduğu gece hangi tarihi olaylar meydana
                geldi?
Cevap   : a-Kisra sarayında 14 sütun yıkıldı b-Mecusilerin ateşleri söndü c-Sava gölü
                kurudu. 
Soru 79: Tövbe suresinde kendisinden bahsedilen, Peygamber (s.a.v.)’in ilk inşa ettiği
                mescit olarak bilinen mescit hangisidir?
Cevap   : Kuba mescidi. 
Soru 80: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mekke hayatında öyle bir yıl yaşadı ki o yıl
                amcası Ebu Talip vefat etmiş, amcasının vefatından üç gün sonra zevceleri
                Hz. Hatice (r.a.) ahirete göç etmişti. Aynı yıl müslümanlara ambargo
                uygulanmış ve zor durumda bırakılmıştı. Bu yıl Efendimiz (s.a.v.) için sıkıntılı
                olmuştu. İslam tarihinde bu yıla verilen isim nedir?
Cevap   : Hüzün yılı. 
Soru 81: Siyeri Nebi yada Sireti Nebi ne demektir?
Cevap   : Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatını konu alan kitaba verilen isimdir. 
Soru 82: Müslümanlardan bazıları sayıca fazla olduklarını düşünüp gurura
                kapıldıkları için imtihan olarak yeryüzü tüm genişliğine rağmen kendilerine
                dar geldiği bir savaş yaşadılar. Bu savaşta pusuya düşürüldükleri için
                dağıldılar, hatta Allah Resulü (s.a.v.)’i yalnız bıraktılar ve büyük bir panik
                yaşadılar. Hz. Abbas (r.a.)’ın daveti, hatırlatması ve bağırması üzerine
                tekrar toplanarak zaferi kazandılar. Hakkında inen ayetle müslümanlara ders
                olan bu savaş hangisidir?
Cevap   : Huneyn savaşı. 
Soru 83: İlk Cuma namazı nerede kılınmıştır?
Cevap   : Ranuna vadisinde. 
Soru 84: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ilk vahiy geldiğinde kime anlattı?
Cevap   : Hanımı Hz. Hatice’ye. 
Soru 85: Peygamberimiz (s.a.v.) kaç sene İslam’ı gizli olarak anlattı?
Cevap   : 3 sene. 
Soru 86: Hicret gecesi kafirler nereye toplandı?
Cevap   : Mekke’de Darun Nedve’de toplandılar. 
Soru 87: Peygamberimiz (s.a.v.)’in hicret esnasında saklandığı mağaranın ismi nedir?
Cevap   : Sevr Mağarası. 
Soru 88: Mekke ne zaman fethedildi?
Cevap   : Hicretin 8. Yılı Ramazan ayının 17.sinde. 
Soru 89: Hudeybiye savaşı ne zaman oldu?
Cevap   : Hicretin 6. Yılında. 
Soru 90: Hayber savaşı ne zaman oldu?
Cevap   : Hicretin 7. Yılında. 
Soru 91: Hendek savaşı ne zaman oldu?
Cevap   : Hicretin 5. Yılında. 
Soru 92: Peygamberimizin son savaşı hangisidir?
Cevap   : Tebuk savaşıdır. 
Soru 93: Akabe biati nedir?
Cevap   : Peygamberimiz (s.a.v.) ile Medinelilerin hicretten önce yaptıkları anlaşmadır. 
Soru 94  : Ravza-i Mudahhara neresidir?
Cevap     : Peygamberimiz (s.a.v.)’in kabri ile minberi arasına denir. 
Soru 95  : Asr-ı Saadet ne demektir?
Cevap     : Rasulüllah (s.a.v.)’in yaşadığı çağa Asr-ı Saadet (mutluluk yılları) denir. 
Soru 96  : Rasulüllah (s.a.v.)’in dayısı kimdi?
Cevap     : Sad Bin Ebi Vakkas. 
Soru 97  : İsmet, Emanet, Fetanet, Sıdk ve Tebliğ tüm peygamberlerin ortak sıfatlarıdır.
                 Bu sıfatların dışında Peygamberimiz (s.a.v.)’e ait olan sıfatlar nelerdir?
Cevap     : a- Son peygamber olması
                  b- Tüm insan ve cinlerin peygamberi olması
                  c- Şefaat etme yetkisinin olması 
Soru 98  : Hz. Muhammed (s.a.v.)’e peygamberlik gelmeden önce müşriklerle “Fakirleri
                 koruma ve kalkındırma” adı verilen bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmanın adı nedir?
Cevap     : Hif-ul Fudul 
Soru 99: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i vefatından sonra kim yıkadı?
Cevap   : Hz. Ali yıkadı. 
Soru 100: Peygamberimiz (s.a.v.) Ebu Eyyup El-Ensari’nin evinde ne kadar kalmıştır?
Cevap     : Yedi aya yakın kalmıştır. 
Soru 101: Haram aylar adı verilen aylar hangileridir?
Cevap     : Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarıdır. 
Soru 102: Müşrikler döneminde geleneksel olarak şiir yarışmaları yapılırdı. Birinci
                  gelen yedi meşhur şiir Kabe’nin duvarına asılırdı. Bu yedi şiire ne denirdi?
Cevap     : Muallakat-ı Seba denir. 
Soru 103: Peygamberimiz (s.a.v.)’in doğduğu evin adı nedir?
Cevap     : Darud-Tebabia 
Soru 104: Her müslümanın iman etmesi gereken akidelerden birisi de Peygamberimiz
                (s.a.v.)’in Miraca çıkma hadisesidir. Miraç lügatte; yükseğe çıkma ve
                merdiven manalarına gelir. Miraç hicretten bir buçuk yıl evvel vuku bulmuştur.
                Peygamberimiz (s.a.v.)’in Miraç hadisesinde yedinci kat semada, Mescidi
                Haram ve Mescidi Aksa’dan sonra uğradığı, meleklerin kıyametekadar hayatlarında
                bir defa sıra gelerek tavaf ettiği yedinci kat semadaki bu mescidin adı nedir?
Cevap    : Beytül Mamur. 
Soru 105: Uhut savaşında Peygamberimiz (s.a.v.) bir kaç kafire beddua etmişti.
                 Ancak birisine suçu ağır olmasına rağmen beddua etmedi. Ashaptan bazıları:
                 “Niçin ona beddua etmiyorsun” diye sorduklarında “Miraç gecesi onu
                 Hamza ile kol kola cennete girerlerken gördüm” dediği kişidir. Hicretin
                 8.yılında Mekke fethedildiğinde Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından öldürülmeleri
                 emredilen 10 kişiden de biridir. Fakat daha sonra, Peygamberimiz (s.a.v.)’e
                 gelerek af dilemiş ve böylece Mekke’nin fethinden sonra müslüman olup,
                 Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından Yemame tarafına gitmesi emrolunmuştur.
                 Peygamberimizin irtihalinden sonra çıkan yalancı peygamberi daha önce hayatının
                 en büyük hatasını yaptığı kılıçla öldürür. Bu sahabe ve öldürdüğü yalancı
                 peygamber kimdir?
Cevap    : Vahşi (r.a.), Müseylemetül-Kezzap 
Soru 106: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) peygamberliğini ilk defa açıkça nerede ilan etmiştir?
Cevap    : Safa Tepesinde 
Soru 107: Hicretin dördüncü yılı olaylarındandır. Kilap kabilesinden Ebu Bera, Hz.
                 Peygamber (s.a.v.)’e gelerek, mensubu olduğu kabilesi arasında irşatta
                 bulunacak zatlar istedi. Peygamberimiz (s.a.v.)’de 40 veya 70 kişi göndermişti.
                 Bunların hepsi Ashabı Suffe’dendi. Yolda bu mübarek insanların hepsi şehit
                 edildiler. Bu olaya İslam tarihinde ne ad verilir?
Cevap    : Bir-i Maune. 
Soru 108: Hz. Peygamber (s.a.v.) sözleri ile insanları İslam’a davet ettiği gibi,
                  devletlere gönderdiği mektuplarla da bu devlet başkanlarını ve tebaasını İslam’a
                  davet etti. Bunlardan bir kısmı bu davete sıcak baktı, bir kısmı da reddetti.
                  Bu mektuplardan birinin gittiği ülke kralı çok memnun olmuş ve bu memnuniyetini
                  göstermek için bazı hediyeler yanında Hz. Peygamber (s.a.v.)’e birde kadın köle
                  göndermişti. Peygamberimiz (s.a.v.) bu köleyi azat edip onunla evlendi.
                  Peygamberimiz (s.a.v.)’in evlendiği bu validemiz ve ülkesinin adını söyleyiniz.
Cevap     : Hz. Mariye, Mısır. 
Soru 109: Peygamberimiz (s.a.v.)’e Rasulüssakaleyn denmesinin sebebi nedir?
Cevap     : İnsanlara ve cinlere gönderildiği için 
Soru 110: Peygamberimiz (s.a.v.) gençliğinde illegal bir örgüte üye olmuştu. Bu örgüt
                  haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun haklının yanında
                  haksızlara, zalimlere karşı tavır koyuyordu. Bu örgütün adı nedir?
Cevap     : Hılful Fudul  (Fazilet örgütü) 
Soru 111: İslamiyet’ten önce Arap kabileleri arasında iç harpler ve kan gütmeler
                 yaygın halde idi. İslam’ın gelişiyle kan davaları ve kabileler arası harpler
                 son buldu. Ve insanlar Allah (c.c.)’ın gönderdiği İslam nimeti ile kardeşler
                 oldular. Bu kabileler yalnız dört ay harp etmeyi haram sayarlardı. Şayet bu
                 dört ay içinde harp yapılırsa bu harbe ne ad verilirdi?
Cevap    : Ficar harbi. 
Soru 112: Allah (c.c.)’ın gönderdiği en son ve en mükemmel din olan İslam’ın kaynağı
                 Kur’an’ı Kerim’i Allah’ü Teala “Onu biz indirdik, biz koruyacağız” buyuruyor.
                 Ve bu arada insanların bazılarına cennette daha fazla mükafat vermek için de
                 onları ciddi imtihana tabi tutuyor. Biz müslümanların ise çilelere katlanmış olan
                 bu müslümanlara minnet borcumuz vardır. İşte o insanlarda Kur’an’ın
                 zamanımıza kadar gelmesinde her türlü çileye katlanmışlardır. Onlardan biri de
                 Hz. Bilal idi. Hz. Bilal (r.a.)’a kızgın taşla işkence eden kimdir?
Cevap    : Ümeyye Bin Halef 
Soru 113: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i Beni Sad kabilesinden Haris adında bir adamın
                  karısı Halime’ye verdiler. Peygamberimiz (s.a.v.) süt annesinin yanında kaç
                  yaşına kadar kaldı?
Cevap     : Beş yaşına kadar 
Soru 114: Peygamberimiz (s.a.v.)’in 3 oğlu, 4 kızı olmuştur. Onlardan birisi cariyesi
                  Mariye’den doğmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Mariye’den olan çocuğunun
                  adı nedir?
Cevap     : İbrahim

Read more

İTİKADİ SORU VE CEVAPLAR PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 20:36
Çocuk / Çocuk Eğitimi
İTİKADİ SORU VE CEVAPLAR
      [Dini Sorular-1] [ Dini Sorular-2 ] [ İtikadi Sorular ] [ Hadis İle İlgili Sorular ]
   [ Peygamberimiz İle İlgili Sorular ] [ Sahabelerle İlgili Sorular ] [ Tarih İle İlgili Sorular ] 
                  SORU VE CEVAPLAR
Soru 1  : İman nedir?
Cevap   : Allah (c.c.)’ın dinini, Rasulüllah (s.a.v.)’in getirdiği tüm şeyleri kalp ile kabul
                edip dil ile tasdik etmektir. 
Soru 2  : İmanın şarları nelerdir?
Cevap   : Allah (c.c.)’a, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Ahiret gününe,
                kaza ve kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine, öldükten sonra tekrar
                dirilmeye iman etmektir. 
Soru 3  : Hak dinlerin gayesi nelerdir?
Cevap   : Aklı, Dini, Nefsi, Nesli ve Malı korumaktır. 
Soru 4  : İslam dininin kaynakları (Edille-i Şeriyye) nelerdir?
Cevap   : Kitap, Sünnet, İcma-i Ümmet ve Kıyas-ı Fukaha’dır. 
Soru 5  : Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonraki dönemlerde bir meselenin dini hükmü
               üzerinde o devirde yaşayan müçtehitlerin birleşmesi ve ittifak etmesine ne ad verilir?
Cevap   : İcma-i Ümmet denir. 
Soru 6  : Kur’an’ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde karşılığı bulunmayan bir meseleyi,Kitap,
                Sünnet, İcma-i Ümmet dediğimiz şeri delillerde sabit olan hükümler ışığında,
                aynı illete (sebebe), aynı hikmete bağlayarak çözümlemeye dinimizde ne ad verilir?
                bu hükümleri verene Fakih denir.
Cevap   : Kıyası Fukaha. 
Soru 7  : İmam ve müçtehit olarak kabul edilen bir kişinin içtihat ve görüşlerinden
                oluşan, itikadi, fıkhi, dini veya şeri yola ne ad verilir?
Cevap   : Mezhep adı verilir. 
Soru 8  : İtikadi mezheplerimiz ve imamlarını söyleyiniz.
Cevap   :  a- Maturidiyye; İmam Ebu Mansur Muhammed Maturidi
                 b- Eşariyye; İmamı Ebul Hasan Aliyyül-Eşari. 
Soru 9  : Allah’ın zati sıfatlarını sayınız.
Cevap   : a- Vücut (Var olması)
                b- Kıdem (Varlığının başlangıcı olmaması)
                c- Beka (Varlığının sonu olmaması)
                d- Vahdaniyet (Bir olması)
                e- Muhalefetül lil Havadis (Yaratılmışların hiç birine benzememesi)
                f- Kıyam bi Nefsihi (Varlığının kendisinden olması) 
Soru 10: Büyük günahlar nelerdir?
Cevap   : a- Allah (c.c.)’a ortak koşmak.
                b- Haksız yere adam öldürmek.
                c- Namuslu kadına iftira etmek.
                d- Sihir yapmak ve yaptırmak.
                e- Savaştan kaçmak
                f- Müslüman anne ve babaya isyan etmek
                e- Yetim malı yemek
                g- Mescidi Haram’da günah işlemek
                h-Yetim malı yemek i-Zina yapmak 
Soru 11: Rabbimizin en güzel, en şerefli manalara ve sıfatlara dalalet eden mübarek
                isimleri vardır. Ki bu isimler hakkında Peygamberimiz (s.a.v.) “Muhakkak ki
                Allah (c.c.)’a mahsus 99 ismi şerif vardır. Her kim bu isimleri (sayar, ezberler
                veya şuurlu bir şekilde manalarını anlarsa) cennete girer, sonsuz mutluluğa
                ulaşmış olur.” buyurdu. Rabbimizin bu isimlerine ne ad verilir?
Cevap   : Esmaül Hüsna 
Soru 12: Allah (c.c.)’ın zatında, sıfatında ve fiillerinde eşsiz olduğunu bilip inanmaya
                ne denir?
Cevap   : Tevhit denir. 
Soru 13: Peygamberimiz (s.a.v.)’in Miraç hadisesinde 7. Kat semada, Mescidi Haram
                ve Mescidi Aksa’dan sonra uğradığı, Meleklerin kıyamete kadar hayatlarında
                bir defa sıra gelerek tavaf ettikleri 7. Kattaki mescidin adı nedir?
Cevap   : Beytül-Mamur. 
Soru 14: Allah’ın subuti sıfatlarını sayınız.
Cevap   : a- Hayat (Diri olması)
                b- İlim (Her şeyi bilmesi)
                c- Semi (İşitmesi)
                d- Basar (Görmesi)
                e- İrade (Dilemesi)
                f- Kudret (Gücünün yetmesi)
                g- Kelam (Konuşması)
                h- Tekvin (Yaratması) 
Soru 15: Dört büyük melek hangileridir ve görevleri nelerdir?
Cevap   : a- Cebrail; Vahiy getiren melektir
                b- Mikail; Tabiat olaylarının iradesi ile görevlidir
                c- İsrafil; Sura üfleyecek olan melektir
                d- Azrail; Ölüm meleğidir, can alır. 
Soru 16: Kendilerine Kitap verildiği Kur’an’ı Kerimde bildirilen peygamberler
                hangileridir ve hangi kitaplar kendilerine verilmiştir?
Cevap   : a- Musa(a.s.); Tevrat
                b- Davut(a.s.); Zebur
                c- İsa(a.s.); İncil
                d- Muhammed(s.a.v.); Kur’an 
Soru 17: Kendilerine kitap indirilmeyip sahife verilmiş olan peygamberler ve kaç
                sahife verildiğini yazınız.
Cevap   : a- Adem(a.s.) 10 sahife
                b- Şit(a.s.) 50 sahife
                c- İdris(a.s.) 30 sahife
                d- İbrahim(a.s.) 10 sahife 
Soru 18: Hakikatler hakkında ilim elde etme vasıtaları yani İslam’da bilginin
                kaynakları nelerdir?
Cevap   : a- Sağlam duyu organları   b- Doğru haber    c- Akıl 
Soru 19: İslamın kesin nasla sabit olan hükümlerine, şüphe götürmez bir şekilde
                inanmaya ve Allah (c.c.)’ın hükmüne ve iradesine teslimiyete ne ad verilir?
Cevap   : İtikat denir.
 
Soru 20: İlk peygamber Hz. Adem (a.s.)’dan Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e kadar
                gelen peygamberlere bildirilen Allah’ın dininin adı nedir?
Cevap   : İslam. 
Soru 21: İnsanları iyiliğe yöneltmek için Allah (c.c.)’ın peygamberleri vasıtasıyla
                bildirdiği emirler ve hükümlere ne denir?
Cevap   : Din denir. 
Soru 22: İnsanların yaşayışlarında yapmaları ile emrolundukları, ilahi yol ve umumi
                prensiplere ne ad verilir?
Cevap   : Şeriat. 
Soru 23: İnanç bakımından insanlar üçe ayrılır bunlar hangileridir?
Cevap   : a- Mü’min  b- Münafık  c- Kafir. 
Soru 24: Allah (c.c.)’e ve onun dinine kalbiyle inanıp, diliyle de inandığını söyleyen ve
                inandığını yaşamaya çalışan insana ne denir?
Cevap   : Mü’min. 
Soru 25: İnanmadığını açıkça söyleyen kimseye ne denir?
Cevap   : Kafir. 
Soru 26: Dili ile iman ettiğini söylediği halde kalbinden inanmayan kişiye ne denir?
Cevap   : Münafık. 
Soru 27: İsyanda haddi aşan, zalim ve Allah (c.c.)’dan başka ibadet edilen put ve ilahı
                olan sistemlere ne ad verilir?
Cevap   : Tağut. 
Soru 28: Allah (c.c.)’ın birliğini kabul etmeyen, ama ona inanan fakat ondan başka
                varlıklarıda ilah kabul eden kimseye ne ad verilir?
Cevap   : Müşrik. 
Soru 29: İnsanların biri sağ biri sol omuzlarında olmak üzere iki gözetleyici melek
                vardır. Bu meleklerden sağ taraftaki melek insanın iyi amel ve davranışlarını,
                sol taraftaki melekte insanın kötü amel ve davranışlarını tespit edip amel
                defterine yazmakla görevlidirler. Bu meleklerin isimleri nelerdir?
Cevap   : Kiramen Katibin. 
Soru 30: İnsanlar ölüpte mezara konduktan sonra sual melekleri denilen iki melek
                gelir ve kendilerine Rabbimiz tarafından emrolunan kabir suallerini sorarlar.
                Bu sualler: Rabbin kim?, Peygamberin kimdir?, Dinin nedir?, Kitabın nedir?,
                Kıblen neresidir? şeklindedir. Bu sualleri soran meleklerin isimleri nelerdir?
Cevap   : Münker ve Nekir. 
Soru 31: Cennetteki meleklerin başkanının ismi nedir?
Cevap   : Rıdvan 
Soru 32: Cehennemdeki görevli meleklerin başkanlarının ismi nedir?
Cevap   : Malik. 
Soru 33: Allah (c.c.)’a çok yakın bulunan, mukarrebun melekleride denilen, son
                derece şerefli olan meleklerin diğer isimleri nedir?
Cevap   : İlliyyun melekleri. 
Soru 34: Peygamberlerin kendilerine has sıfatları nelerdir, manalarıyla birlikte söyleyiniz.
Cevap   : a- Sıdk; Doğru sözlü olmak
                b- Emanet; Güvenilir olmak
                c- Tebliğ; Tebliğ etmek
                d- Fetanet; Üstün akıl ve zekaya sahip olmak
                e- İsmet; Günah işlememek. 
Soru 35: Peygamberimiz (s.a.v.) hesap gününü anlatırken mahşerin düz bir yerinde
                mahkeme-i kübranın kurulacağını ve hesapların seri olarak sorulacağını anlattı.
                İnsanların beş şeyden mutlaka sorulacağını, hesaba tutulacaklarını haber vermişti.
                İşte Peygamber (s.a.v.)’in hesap günü mutlaka sorulacak dediği beş şey nedir?
Cevap   : a- Ömrünü nerede tükettiği
                b- Gençliğini nasıl geçirdiği
                c- Malını nereden kazandığı
                d- Malını nereye harcadığını
                e- Bildikleri ile amel edip etmediğinden sorulacaktır. 
Soru 36: Ahiret günü hesaptan sonra herkesin amel defterini (sevap ve günahını)
                tartmaya mahsus olan ilahi adalet terazisine ne ad verilir?
Cevap   : Mizan 
Soru 37: Cehennem üzerinde uzanan son derece ince ve keskin olan, mü’minler için
                geniş ve rahat olacak, kafirler ise takılıp kalıp cehenneme düşecekleri,
                ona inanmak imanın gereği olan köprünün adı nedir?
Cevap   : Sırat Köprüsü. 
Soru 38: Her canlı için ezelde tayin edilmiş olan hayat süresi vardır. Süresi dolan
                canlıların ömrü son bulmuş ve kendisine takdir edilmiş olan geçici
                dünyadaki hayatı bitmiş olur. Her canlı için tayin edilmiş olan süreye ne denir?
Cevap   : Ecel. 
Soru 39: İslam’ın şartları nelerdir?
Cevap   : 1-  Kelime-i Şahadet getirmek
                2- Namaz kılmak
                3- Oruç tutmak
                4- Hacca gitmek
                5- Zekat vermek. 
Soru 40: Başkalarının meydana getiremeyeceği olağanüstü şeyleri bir peygamberin,
                gerçekten Allah (c.c.)’ın elçisi olduğunu doğrulaması için Rabbimizin o
                olağanüstü olayı peygamberi eliyle ortaya çıkarmasına ne ad verilir?
Cevap   : Mucize. 
Soru 41: Yüce Rabbimizin kudret ve izni ile veli kulları tarafından bir kısım
                olağanüstü hallerin meydana gelmesine ne ad verilir?
Cevap   : Keramet.
 
Soru 42: Hatır ve hayale gelmeyen maddi ve manevi nimetleri içinde toplayan, hiç bir
                zaman yok olmayan ve bugün mevcut olup sekiz bölümlü bir mükafat alemi olan,
                yerini ancak Rabbimizin bildiği, yakuttan, inciden, elmastan döşenmiş köşklerin
                var olduğu, altından ırmakların aktığı, içinde hurilerin olduğu bildirilen ve
                Allah (c.c.)’a kul, habibine ümmet olmuşların, şehitlerin gideceği yer olarak
                bildirilen o güzel mekanın ismi nedir?
Cevap   : Cennet. 
Soru 43: Kapısında zebanilerin olduğu, yedi kat aşağı doğru tabakaya bölünmüş, her
                bir katında ayrı, türlü azabın tattırılacağı ve bazı günahkar mü’minlerinde ceza
                göreceği, kafirler için ise ebedi azap yeri, devamlı kalacakları mekan olarak
                bildirilen bu yerin ismi nedir?
Cevap   : Cehennem. 
Soru 44: Kainattaki her şey kendisinden başka yaratıcı olmayan Allah (c.c.)’ın bilmesi,
                dilemesi ve yaratması ile olur. Onun için herhangi bir şeyin belirli bir şekilde
                meydana gelmesi Cenabı Hakkın ezelde dilemesi ile olur. Rabbimizin bir şeyi
                ezelde dilemiş olmasına ne ad verilir?
Cevap   : Kader. 
Soru 45: Yüce Rabbimizin ezelde dilemiş olduğu herhangi bir şeyin zamanı gelince
                yine Allah (c.c.)’ın izniyle meydana gelmesine ne ad verilir?
Cevap   : Kaza. 
Soru 46: Müellefe-i Kulüp kimlerdir?
Cevap   : Müslüman olmayıp, kalpleri İslam’a ısındırılmak istenenlerdir. 
Soru 47: Büyük günahlardan birini işlemiş veya küçük günahlara devam eden
                kimseye ne denir?
Cevap   : Fasık. 
Soru 48: Günahı olan mü’minlerin affedilmesi, günahsızların daha yüksek mertebelere
                erişmeleri için Peygamberler ve evliyaların Allah (c.c.)’a yalvarmasına ne denir?
Cevap   : Şefaat. 
Soru 49: Bir şeyi elde etmek için gereken maddi ve manevi vesilelerin hepsiniyaptıktan
                sonra, Allah (c.c.)’a güvenip ondan sonrasını Allah (c.c.)’a bırakmaya ne ad verilir?
Cevap   : Tevekkül. 
Soru 50: Karzı hasen ne demektir?
Cevap   : Çıkar gözetmeksizin Allah (c.c.)’ın rızası için ödünç para vermektir. 
Soru 51: Aynı peygamberin yolunda yürüyen insanlara ne denir?
Cevap   : Ümmet. 
Soru 52: Hasenat ne demektir?
Cevap   : İyi amellere, yapılan iyiliklere denir. 
Soru 53: Cennetteki en büyük nimet nedir?
Cevap   : Ru’yetullah yani Allah (c.c.)’ın cemalini görmektir.
 
 
Soru 54: İslam dininde olmadığı halde sonradan insanların dindenmiş gibi
                hayatlarına geçirdikleri yanlış adetlere ne denir?
Cevap   : Bidat. 
Soru 55: Yapılan her şeyin sırf Allah (c.c.)’ın rızası için yapmaya, gösterişten uzak
                amele ne denir?
Cevap   : İhlas denir. 
Soru 56: Seyyiat ne demektir?
Cevap   : Kötülükler, günahlar ve suçlardır. 
Soru 57: Münafığın alametleri nelerdir?
Cevap   : Konuştuğunda yalan söyler, söz verir sözünde durmaz, emanete hıyanet eder. 
Soru 58: En güçlü insan kimdir?
Cevap   : Öfkesini yenen insandır. 
Soru 59: Hacerul Esvet nedir, nerededir ve nereden gelmiştir?
Cevap   : Kabe’nin köşe duvarı içine yerleştirilmiş siyah bir taştır ve cennetten gelmiştir. 
Soru 60: Akait ilminin ilk temsilcileri kimlerdir?
Cevap   : İmamı Azam Ebu Hanife, Ebu Mansur Maturidi, İmamı Eşari. 
Soru 61: Davetçinin vasıfları nelerdir bir kaç tanesini sayınız
Cevap   : a- Çalışmalarının karşılığını Allah (c.c.)’dan beklemelidir.
                b- Yardımın yalnız Allah (c.c.)’dan olduğunu unutmamalı
                c- Vazifesini yapar ama neticeyi Allah (c.c.)’a bırakır
                d- Yumuşak huylu, seven, sevdiren,sevindiren, mütevazi olmalıdır
                e- Korkutucu değil, müjdeleyici olmalıdır
                f- Hareketlerini ve duyu organlarını Kur’an’a göre ayarlamalı ve onunla
                    terbiye etmelidir. 
Soru 62: İslam devletinde müslümanlar gibi mal, can, din, namus ve nesil güvenlikleri
                devlet teminatı altında olan, fakat askerlik yapmayan, bunun karşılığında
                cizye ödeyen ve bir anlaşma ile halifeye bağlı olanlara ıstılahta ne ad verilir?
Cevap   : Zımmi. 
Soru 63: Ateşten yaratılan, maddi varlıkları olmadıkları için melekler gibi görünmeyen,
                insanlar gibi iyileride, kötüleride olan bizler gibi imtihana tabi tutulacak ve yine
                bizler gibi “Allah (c.c.)’a ibadet etmeleri için yaratılmış” olan mahlukların ismi nedir?
Cevap   : Cinler. 
Soru 64: Efendimiz (s.a.v.)’in buyurduğuna göre, kıyamet günü Allah (c.c.)’ın
                gölgelendireceği yedi sınıf insan hangileridir?
Cevap   : a- Adil yöneticiler.
                b- Allah (c.c.)’a ibadet yolunda yetişen gençler.
                c- Camilere kalpten bağlı kimseler.
                d- Allah (c.c.) için birbirini seven kimseler.
                e- Makam sahibi bir kadın harama davet ettiğinde “Ben Allah’tan korkarım”
                    diyerek reddedenler.
                f- Sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek şekilde sadaka verenler.
                g- Yalnızken Allah (c.c.)’ı anıp gözyaşı dökenler. 
Soru 65: Kıyamet gününde en son dirilip, hesaba ilk olarak çekilecek ümmet hangisidir?
Cevap   : Ümmeti Muhammed 
Soru 66: İyiliğe kabiliyeti olmayan ruh cinsinden bir yaratıktır. Ateşten yaratılan, daima
                kötülük düşünen, insanları yoldan saptırmaya çalışan, bir adı da iblis olan bu
                yaratığı tanıdınız mı?
Cevap   : Şeytan. 
Soru 67: Herkesin bilmesi gereken dört mesele nedir?
Cevap   : a- İlim; Allah (c.c.)’ı, Peygamber (s.a.v.)’i ve İslam dinini delilleri ile bilmek
                b- Amel; Bildiği ilim ile amel etmek
                c- Davet; Tebliğ görevini yerine getirmek.
                d- Sabır; Eziyet ve zulümlere sabretmek, yılmamak 
Soru 68: Allah (c.c.)’ın katından yeni bir din getiren peygambere ne ad verilir?
Cevap   : Rasül 
Soru 69: Yeryüzünde bütün varlıklar kime hizmet için yaratıldı?
Cevap   : İnsanlar için. 
Soru 70: İnsanın yeryüzündeki konumu nedir?
Cevap   : Yeryüzünde Allah (c.c.)’ın halifesidir. 
Soru 71: Kıyamet hangi gün kopacaktır?
Cevap   : Cuma günü. 
Soru 72: Bu dünyadan sonra gideceğimiz ebedi alemdir. Kıyamet koptuktan sonra
                bütün varlıkların ve insanların devamlı kalacakları yerdir. Orada ölüm yoktur.
                Bu yere inanmayan insan müslüman olamaz. Bu alemi bildiniz mi?
Cevap   : Ahiret 
Soru 73: Nefis terbiyesinde başarılı olmak için terbiye edilmesi gereken iki unsur nedir?
Cevap   : a- Akıl    b- Kalp 
Soru 74: Hakkı batıl, batılı hak yapmaya çalışan nedir?
Cevap   : Tağut 
Soru 75: “Rab” kelimesinin manası nedir?
Cevap   : Terbiye eden, yöneten, mülkün sahibi, koruyan.
Soru 76: “İlah” kelimesinin manası nedir?
Cevap   : Kendisine sığınılan, güvenilen, sevilen, tapılan. 
Soru 77: Gizli şirke iki örnek veriniz.
Cevap   : a- Başkasının övgüsünü kazanmaya çalışmak
                b- Başkasının gözüne girmek için namaz kılmak
                c- Nam ve şöhret için cihat
                d- Mevki ve makam için ilim. 
Soru 78: Ehli sünnet itikadının mezhep alimlerinin adlarını yazınız.
Cevap   : a- Maturidi    b- Eşari 
Soru 79: İslam’ın özelliklerinden olan irade neyi ayırt etmeye yarar?
Cevap   : Fayda ve zararı ayırt etmeye yarar. 
Soru 80: İlim ile yönetimin çatışmasından ne doğar?
Cevap   : Sosyalizm 
Soru 81: Herhangi bir konuda ayrı ayrı yerde bulunan alimlerin aynı görüşe
                varmalarına ne denir?
Cevap   : İcma denir. 
Soru 82: Herhangi bir konuda ayrı ayrı yerlerde bulunan alimlerin farklı görüş
                bildirmelerine ne denir?
Cevap   : İçtihat 
Soru 83: Rabbimiz bizi neden imtihan ediyor?
Cevap   : Kemal sıfatı gereği. 
Soru 84: İnsanın kendini maddi ve manevi kötülüklerden korumasına ne denir?
Cevap   : Takva. 
Soru 85: Tağuti güçlerle işbirliği yapan ve onların iktidarlarını İslam’ı istismar ederek
                ayakta tutmaya çalışan din adamına ne denir?
Cevap   : Belam denir. 
Soru 86: Küfrün çeşitleri nelerdir?
Cevap   : a- Cehli küfür   b- İnadi küfür   c- Hükmi küfür 
Soru 87: İnsanı küfre götüren haller nelerdir?
Cevap   : a- Kur’an’ın ve sünnetin açık hükümlerine gizli manalar vermek
                b- Kur’an’ın ve sünnetin hükümlerini yalanlamak
                c- Din ile alay etmek
                d- Allah’tan ümidi kesmek
                e- Allah’ın azabını emin olmak (Allah bana azap etmez demek)
                f- Gaibden haber verdiğini söyleyen kahinlere inanmak. 
Soru 88: Cennetin Kur’an’ı Kerim’de geçen isimleri nelerdir?
Cevap   : a- Adn b-Meva cenneti
                c- Firdevs cenneti
                d- Mukame cenneti
                e- Naim cenneti
                f- Darul Huld
                g- Darus-Selam
                i- Makamul Emin 
Soru 89: Elfaz-ı  Küfür ne demektir?
Cevap   : İnsanı küfre götüren sözler demektir. 
Soru 90: İkinci kez sura üflenince bütün insanların yeniden hayat bulup, hesap günü
                için toplanmasına ne ad verilir?
Cevap   : Mahşer. 
Soru 91: İnsanların ölümden sonra, mahşere kadar kabirde geçirdikleri zamana ne
                ad verilir?
Cevap   : Berzah alemi. 
Soru 92: Ezelde hiç bir şey yaratılmamışken sadece ruhların var olduğu ve Allah’a
                iman sözü verdiğimiz zamana ne ad verilir?
Cevap   : Galü Bela 
Soru 93: Cehennemin en alt tabakasının ismi nedir ve oraya kimler girecek?
Cevap   : Haiye, Münafıklar girecek. 
Soru 94: Allah’ın fiili sıfatları nelerdir?
Cevap   : a- Rızk verme   b- İhsan etme    c- İkramda bulunma
                d- Rıza gösterme   e- Muhabbet besleme   f- Gazap etme
                g- Öldürme   h- Diriltme. 
Soru 95: Tevhidin kısımları nelerdir?
Cevap   : a- Rububiyet tevhidi
                b- Uluhiyet tevhidi
                c- İsimlerde ve sıfatlarda tevhit. 
Soru 96: Allah’tan başka yaratıcı, rızk verici,Rab, terbiye edici ve kainatın işini
                düzene koyan başka ilah olmadığı hangi kısım tevhit inancının gereğidir?
Cevap   : Rububiyet tevhidi 
Soru 97  : Allah (c.c.)’ı Allah ve Rasülü nasıl isimlendirdi ve vasıflandırdı ise o şekilde
                Allah (c.c.)’ı isimlendirmek ve vasıflandırmak hangi kısım tevhit inancı
                gereğidir?
Cevap     : İsimlerde ve sıfatlarda tevhit 
Soru 98  : “Allah (c.c.)’ın varlığının başlangıcı yoktur. Allah (c.c.) sonradan meydana
                  gelmiş bir varlıkta değildir. Hiç bir şey yok iken O yine var idi.” Bu tanım
                   Allah (c.c.)’ın hangi sıfatlarından neyin açıklamasıdır?
Cevap     : Zati sıfatlarından Kıdem sıfatının. 
Soru 99: İbadet ederken sadece Allah’ü Teala’ya ihlasla ve O’ndan başka ilah
                olmadığına inanarak ibadet etmek hangi kısım tevhit inancının gereğidir?
Cevap     : Uluhiyet tevhidi 
Soru 100: Peygamberlerde, peygamberlik göreviyle görevlendirilmeden önce görülen
                  ve nübüvvetin temellerini kuvvetlendiren bazı harikuladelikler görülür. Mesela:
                  Hz. İsa (a.s.)’ın daha beşikte iken konuşması. Hz. Muhammed (s.a.v.)’i daha
                  çocukluğunda bir bulutun takip etmesi. Putların yüzüstü yıkılması gibi. Bu gibi
                  harikalara İslami ıstılahta ne ad verilir?
Cevap     : İrhasat 
Soru 101: Mevcut alemlerin ve ahiret aleminin hükümdarı o Allah (c.c.)’dır. Her iki
                  cihandaki eşyanın tasarrufu Allah (c.c.)’a aittir. Ferman onundur. Onun dilediği
                  olur, dilemediği olmaz. Onun hükümdarlığı dünyadaki hükümdarlıklara
                  benzemez. Hüküm kendisine aittir. Bir yardımcıya bir vezire ihtiyacı yoktur.
                  Bütün mükevvenatın mevcut olan her şeyin sahibi ve mutlak hükümdarı manasına
                  gelen Esmaul Hüsna’da yer alan Allah (c.c.)’ın isimlerinden olan bu ismi nedir?
Cevap     : El-Melik 
Soru 102: İçenin niyetine göre şifa olan, Hz. Hacer ve Hz. İsmail’in susuz kaldıklarında
                  ortaya çıkan, hacıların geri dönerken hediye olarak getirdikleri zemzem suyuna,
                  Allah (c.c.)’ın Hz. İsmail’i suya kandırması nedeni ile “Sakıyullahı İsmail”,
                  inananlara fayda verdiği için “Saibe”, sıhhat ve berekete sebep olduğu için
                  “Meymune”, yemeğin yerini tuttuğu için “Kafiye”, içenler rahatlık ve afiyet
                  bulduğu için “Afiye” denilmiştir. Doya doya içenlerin cehennem azabından
                  kurtulacakları müjdesinden dolayı verilen isim nedir?
Cevap     : Büşra 
Soru 103: Akait ile ilgili meşhur eserler arasında İmamı Azamın meşhur kitabının adı nedir?
Cevap    : Fıkhi Ekber. 
Soru 104: Allah (c.c.)’ın Kur’an’ı Kerim’inde bildirdiği, Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in
                  tarif ettiği insanoğluna mahsus nefis yedi kısımdır.
                  Bunlar:
                  a- Nefsi Emmare
                  b- Nefsi Levvame
                  c- Nefsi Mutmainne
                  d- Nefsi Safiyye (Kamile)
                  e- Nefsi Merdiyye’dir. Bizim saymadığımız diğer ikisini de siz söyleyiniz?
Cevap     : Nefsi Mülhime ve nefsi Raziye 
Soru 105: Tasavvufi Ahlakta bir müslümanın kat etmesi gereken kaç merhale vardır?
Cevap     : 4 merhale vardır:
                  a- Şeriat
                  b- Tarikat
                  c- Marifet
                  d- Hakikat
 
 

Read more

SAHABELERLE İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 20:36
Çocuk / Çocuk Eğitimi
                  SORU VE CEVAPLAR
Soru 1  : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i hayatında, müslüman olarak görüp ve
                müslüman olarak vefat eden mübarek insanlara ne ad verilir?
Cevap  : Sahabe. 
Soru 2  : Tabiin kime denir?
Cevap  : Sahabeleri gören kimseye tabiin denir. 
Soru 3  : Tebeut Tabiin kimlere denir?
Cevap  : Tabiini gören kimselerdir. 
Soru 4  : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanında yaşadığı halde Efendimiz (s.a.v.)’i görme
               şerefine nail olmayan insanlara ne ad verilir? (Veysel Karani ve Habeş kralı Necaşi gibi)
Cevap  : Muhadram. 
Soru 5  : Hulefai Raşidin kime denir sırasıyla sayınız?
Cevap  : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den sonra halifelik yapan dört halifeye denir.
                a- Hz. Ebu Bekir   b- Hz. Ömer   c- Hz. Osman   d- Hz. Ali (r.a.) 
Soru 6  : Aşerei mübeşşire ne demektir ve kimlerdir.
Cevap  : Yaşarken cennetle müjdelenen on sahabeye denir.
                a- Hz. Ebu Bekir   b- Hz. Ömer   c- Hz. Osman   d- Hz. Ali
                e- Hz. Sad Bin Ebi Vakkas    f- Hz. Zeyd Bin Sabit
                g- Hz. Talha Bin Ubeydullah   h-Hz. Zübeyr Bin Avvam
                i- Hz. Ebu Ubeyde Bin Cerrah  j- Hz. Abdurrahman B. Avf 
Soru 7  : İslam devletini kurmak için Mekke’nin şirk ortamından Medine’ye göç eden
               Mekkeli müslümanlara ne ad verilir?
Cevap  : Muhacir. 
Soru 8  : Mekke’den göç eden müslümanlara yardım eden, ellerindeki mallarının yarısını veren,
               Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve ashabını bağrına basan Medineli müslümanlara ne ad verilir?
Cevap  : Ensar. 
Soru 9  : Ashaptan Medine’ye ilk hicret eden sahabe kimdir?
Cevap  : Ebu Seleme (Abdullah) 
Soru 10: İslamın ilk şehidi ve şehidesi bir karı-kocadır.Kimdir bu İslamın ilk kadın ve erkek şehitleri?
Cevap  : Yasir ve eşi Sümeyye hatun. 
Soru 11: Hz. Ali (r.a.) ile Hz. Fatıma (r.anha)’nın   küçük oğlu, İslam tarihinin Kerbelaşehidi diye andığı,
                kendi neslinden gelenlere “Seyyit” denilen, Rasulüllah (s.a.v.)’in torunu kimdir?
Cevap  : Hz. Hüseyin (r.a.) 
Soru 12: En çok hadis rivayet eden sahabedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ona kedileri çok
                sevdiği için kedilerin babası ismini verdiği 5374 hadis rivayet eden sahabe kimdir?
Cevap  : Ebu Hureyre (r.a.).
 
Soru 13: Kur’an’ı Kerim açıktan Mekkelilere hiç okunmamıştı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in teklifini
                kabul eden sahabe olup hiç korkmadan ve çekinmeden Kabe’nin yanına vararak Kur’an’ı
                Azimüşşan’ın Rahman suresini slogan atarcasına Mekkeli müşriklere okuyan ve Bedir
                savaşında İslam düşmanı Ebu Cehli öldüren sahabe kimdir?
Cevap  : Hz. Abdullah Bin Mesut (r.a.) 
Soru 14: İslam’ı ilk kabul eden insanlardan olup, kendisine Miraç olayında Rasulüllah (s.a.v.)’in
               “Bir gecede Kudüs’e oradan da göklere gidip geldiğini söylüyor sen bu işe ne dersin”
               denildiğinde cevaben: “O söylüyorsa doğrudur” diyerek imanını ortaya koyduğunda kendisine
               “Sıddık” lakabı verilen ve İslam’ın ilk halifesi olan, Peygamber (s.a.v.)’in sadık dostu ve
               “Kabre hazırlıksız giden, denize kayıksız açılmış gibidir” diyen sahabe kimdir?
Cevap  : Hz. Ebu Bekir (r.a.) 
Soru 15: Uhut savaşında diğer şehitlerden ayrı bir özelliğe sahip olan, evlendiği gece cihada katılıp
               cünüp olarak şehit olan, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ifadesiyle: “Gasilül melaike”
               meleklerin yıkadığı şehit diye adlandırılan, şehitlerin omuzlarında olduğu anlatılan bu şehit kimdir?
Cevap  : Hz. Hanzala (r.a.) 
Soru 16: Medineli ensarların en büyüklerindendir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in devesi hicrette
                onun evinin önüne çökerek onun misafiri olmuştu. Yaşadığı dönemde İslam’ın tüm
                savaşlarına katılmış, Hz. Muaviye’nin emri ile Bizans üzerine giden orduda yerini almış
                93 yaşında İstanbul (Bizans) seferinde şehit olmuş, seneler sonra mezarı Akşemseddin
                tarafından bulunmuş adına türbe ve cami inşaat edilmiş ve hala İstanbul’un bir semti ismi
                ile anılan bu büyük sahabe kimdir?
Cevap  : Hz. Ebu Eyyub El Ensari (r.a.) 
Soru 17: Müşrikken Uhut savaşında İslam ordusunun okçular kısmındaki boşluğundan  faydalanıp
               İslam ordusunu zor durumda bırakan, müslüman olduktan sonra Mute savaşında kazandığı
               başarı ile Peygamberimiz (s.a.v.)’in kendisine : “O Allah (c.c.)’ın kılıçlarından bir kılıçtır”
               dediği ömrünü harp meydanlarında geçiren Allah’ın kılıcı (seyfullah) lakabını taşıyan bir
               sahabedir. Vücudunda kılıç değmedik yer kalmayan, fakat şehitlik nasip olmayan bu
               komutan sahabe kimdir?
Cevap   : Hz. Halit Bin Velit (r.a.) 
Soru 18: İslam tarihinin kendisine şehitlerin efendisi dediği, Esedullah (Allah’ın Aslanı) lakaplı,
               Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in amcası olan, uhut savaşında Hindin emri ile Vahşi isimli
               bir kölenin attığı mızrakla şehit olan karnı yarılıp kalbi çıkarılan büyük sahabe kimdir?
Cevap  : Hz. Hamza (r.a.) 
Soru 19: Annesi Hz. Fatıma (r.anha), babası Hz. Ali (r.a.) olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in
                sevgili torunudur. Kendisinin 6 aylık halifelik döneminden sonra halifelik sona erip bu
                zamandan sonra halifelik adına saltanat başlamıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bu
                sevgili torununun ismini söyleyiniz?
Cevap  : Hz. Hasan (r.a.) 
Soru 20: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ilk eşi ve onun 7 çocuğu olan (Kasım, Tahir, Tayyip,
               Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma) isimlerindeki evlatlarının annesidir.
               İslam ümmetinin kadınların hayırlısı olarak bildirdiği ilk zevcesinin ismi nedir?
Cevap  : Hz. Haticetül Kübra (r.anha) 
Soru 21: Müslümanların gizli ibadet ettikleri dönemde arkadaşları ile birlikte Mekke dışına
               ibadet etmek için giden, ibadet etmeleri müşrikler tarafından rahatsız edilince bir deve
               kemiğini alarak müşriklerin birinin kafasına vurarak İslam’da ilk kan döken sahabe
               olmuştur. Aynı zamanda düşmana savaşta ilk oku atan sahabe ünvanını taşıyan ve
               cennetle müjdelenen kimdir?
Cevap  : Hz. Sad Bin Ebu Vakkas (r.a.). 
Soru 22: Kureyş’in en asil ailesine mensup, haya örneği bir insandır. İlk müslümanlardan olduğu
               gibi yaşarken cennetle müjdelenmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ayrı ayrı
               zamanlarda iki kızı ile evlenmiş olduğu için kendisine “Zinnureyn” (iki nur sahibi) lakabı
               verilmiş, Habeşistan’a yapılan ilk hicrete iştirak etmiş, İslam’ın üçüncü halifesi olmuş,
               vahiy katipliği yaptığı gibi 146 hadiste rivayet etmiş olan ve Kur’an okurken şehit edilen
               kendisinden meleklerin dahi haya ettiği bu büyük sahabe kimdir?
Cevap  : Hz. Osman Bin Avf (r.a.) 
Soru 23: İslam tarihinde Hattabın oğlu olarak bilinen, cennetle müjdelenenlerden ikincisi olduğu
                gibi İslam’ında ikinci halifesidir. 40.cı müslüman olarak İslam’ı kabul etmiş, cahiliyye
                döneminde kızını diri olarak toprağa gömmüş ama İslam’ı kabulünden sonra ise ruhu
                karıncayı dahi incitmeyecek kadar incelmiş, halifelik döneminde dünyada bir daha
                benzeri çok zor yaşanacak adaleti gerçekleştirmiş ve sonunda 63 yaşında iken mecusi
                bir köle tarafından hançerlenerek şehit edildi. Yüzüğünde “Nasihat isteyene ölüm yeter”
                yazılı olan adaletin sahibi İslam’ın ikinci halifesi bu sahabe kimdir?
Cevap  : Hz. Ömer-ül Faruk (Ömer Bin Hattab) (r.a.) 
Soru 24: İslamiyet’i kabul ederken “Allah (c.c.) beni yaratırken babam Ebu Talib’e mi
                sordu ki, ben iman edeceğim zaman ona sorayım” diyen ve kabul eden,
                Peygamberimiz (s.a.v.)’in amcasının oğlu, İslam’a ilk giren çocuk, cennetle
                müjdelenenlerden, dört halifenin dördüncüsü, Hz. Fatıma (r.anha) validemizin kocası,
                Hasan ile Hüseyin (r.a.)’in babası, Allah (c.c.) aslanı lakaplı bu yiğit sahabe kimdir?
Cevap  : Hz. Ali (r.a.) 
Soru 25: Mekke’de ilk kez halkın içersinde “La ilahe İllallah” diyen sahabe kimdir?
Cevap  : Ebu Zer Gifari (r.a.) 
Soru 26: Dünyanın hiç bir yerinde hiç bir zaman mevcut olmamış olan müesseseyi
               Hz. Ömer (r.a.) kurmuştu. Halk tarafından sorulan meselelerin cevabını ücretsiz
               olarak veren bir devlet kuruluşu idi. Bir nevi avukatlık olan bu müessesenin konusu
               halka hizmet, fetvaların sıhhatli olarak insana devlet eli ile (İslam hukukunu) insanın
               tabi hakkı olanı bildirmekti. Bu müesseselere ne ad verilir?
Cevap  : İfta Mahkemeleri. 
Soru 27: Cömertliği ile tanınan, elindeki tüm hurma bahçesini vakfeden ve bir daha oraya
                girmeyen hatta hanımını dahi bahçe kapısının dışından çağıran, Uhut savaşında iken
                Efendimiz (s.a.v.)’e fırlatılan oka kolunu siper yaparak çolak kalıp vücudunun bir
                parçasını da vererek cömertliğini bu noktada da gösteren sahabe kimdir?
Cevap  : Talha Bin Ubeydullah (r.a.) 
Soru 28: Erkam (r.a.)’ın evinde müslüman oldu. Medinelileri eğitmesi için Rasulüllah (s.a.v.)
               tarafından Medine’ye yollandı. Medine’de Müslümanlara ilk defa cemaatla namazı
               o kıldırdı. Uhut’ta müslümanların sancağını taşırken şehit oldu. Önceden zengin bir
               ailenin çocuğu iken, müslüman olup şehit edildiğinde vücudunu tam olarak örtecek
               kadar bir örtüsü dahi olmayan bu sahabe kimdir?
Cevap  : Musab Bin Umeyr (r.a.) 
Soru 29: İslam’ın ilk müslümanları hep onun evinde dinle tanıştılar. Daha müslümanlar 40 olmadan
                gizli toplantı ve ibadetlerini onun evinde yaptılar. İslam onun evinde anlatılmaya, tebliğ
                edilmeye başlandı. Müslümanlar ve İslam tarihi için istisna bir yere sahip olan eviyle
                anılan bu misafirperver sahabe kimdir?
Cevap  : Erkam Bin Erkam (r.a.) 
Soru 30: İslam’a ilk giren sekiz kişiden biri, cennetle müjdelenen on kişiden biri,
               Hz.Ömer (r.a.)’dan sonraki halife seçimindeki Şura heyetindeki altı kişiden biri,
               cennetle müjdelendiğini duyduğu zaman buğday, un ve yiyecek yüklü 700 deveden
               oluşan kervanını Allah yolunda hibe eden bu zengin sahabe kimdir?
Cevap  : Abdurrahman Bin Avf (r.a.) 
Soru 31: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hicretinde Hz. Ebu Bekir (r.a.) ile Sevr mağarasında
               gizlendiklerinde üç gün müddetince onlara yemek taşıyan insan o civarda koyun otlatan
               bir insandı. Allah (c.c.) habibine onun eliyle yardım ediyordu. Bu sahabe kimdi?
Cevap  : Amir Bin Füheyre (r.a.) 
Soru 32: Aslen İranlı olan ve çileyi tatmış olan sahabedir. Mecusi (ateşe tapan) bir ailenin çocuğu
               olup ailesinin inancı kendisini tatmin etmedi ve Hıristiyanlığı duyunca Hıristiyan olup
               yıllarca bir papaza hizmet etti. O dinde onu tatmin etmedi ve Allah Resulü (s.a.v.)’i duydu.
               İslam’ı kabul etmek için Mekke’ye doğru gelirken onu yol arkadaşları köle diye bir
               Medineli yahudiye sattılar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hicretinde Medine’ye geldiğini
               hurma dalında iken duyunca heyecandan düştü. İyileşince gidip müslüman oldu ve onu
               müslümanlar kölelikten kurtarmak için aralarında 300 hurma ağacı yetiştirip yahudiye
               vermek için anlaştılar. Yahudi bu hali görünce hidayete erdi ve müslüman oldu. Böylece o
               kölelikten, yahudi dininden, hurmalıkta yahudinin olmaktan kurtuldu. Hendek savaşı
               öncesinde istişare yapılırken Hendek kazılması fikrini ortaya atan ve fikri kabul edilmiş olan
               büyük sahabe kimdir?
Cevap  : Hz. Selman-ı Farisi (r.a.) 
Soru 33: Ensardan olup küçük yaşta Kur’an’ı Kerim’i ezberledi. Hz. Peygamber(s.a.v.)’in vahiy
                katipliğini yaptı. Rasulüllah (s.a.v.)’in emri ile Süryani ve İbrani dillerini öğrendi.
                Hz. Peygamber (s.a.v.)’in mektuplarını yazdı ve tercümanlığını yaptı. Hz. Ebu Bekir
                döneminde Kur’an ayetlerinin “Mushaf” haline toplanışında çalışan heyetin başı da olan
                bu sahabe kimdir?
Cevap  : Zeyd Bin Sabit (r.a.) 
Soru 34: İslam tarihinde okçuların emiri (komutanı) adıyla meşhur olan sahabe kimdir?
Cevap  : Abdullah Bin Cübeyr (r.a.) 
Soru 35: Yaşı yirmiyi geçmediği halde, aralarında büyük sahabelerinde bulunduğu,
                Bizanslılara karşı savaşacak İslam ordusuna Rasulüllah (s.a.v.) tarafından
                komutan atanan sahabe kimdir?
Cevap   : Üsame Bin Zeyd (r.a.) 
Soru 36: Uhut savaşında vücudu kanlar içinde kaldığı halde Peygamberimiz (s.a.v.)’i
                korumak için çarpışıp kahramanlık gösteren kadın sahabe kimdir?
Cevap  : Hz. Nesibe, lakabı; Ümmü Ümera (r.anha) 
Soru 37: Hicretin 49. Senesinde , içlerinde İbni Abbas, İbni Ömer, İbni Zübeyr ve Ebu
                Eyyub El Ensari (r.a.)’nin de bulunduğu İslam ordusu İstanbul’u kuşatmıştı.
                Bu güzide ordunun komutanlığını yapan sahabe kimdir?
Cevap  : Süfyan İbni Avf  (r.a.) 
Soru 38: Savaşa katılmadıkları için haklarında ayet inen üç sahabe vardı ki bunlarla
               Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve ashabı konuşmamış, selamlarını almamış ve
               selam vermemişlerdi. Ne zaman ki pişmanlıklarını tövbe ile Allah (c.c.)’a kabul
               ettirmişler ve o zaman Efendimiz (s.a.v.) ve ashabı Allah (c.c.)’ın izni ile konuşmuşlardı.
               Haklarında ayet inen bu üç sahabe hangileridir?
Cevap  : Kab Bin Malik, Murare Bin Nebi, Hilal Bin Ümeyye (r.anhüm) 
Soru 39: Hz. Bilali Habeşi’ye kızgın çöller üzerinde dininden döndürmek için taşlarla işkence
               yapan kafir kimdi ve bu kafirin akıbeti ne oldu.
Cevap  : Ümeyye Bin Haleftir. Bedir savaşında sahabeler tarafından öldürüldü. 
Soru 40: Annesi, Rasulüllah (s.a.v.)’i korumak için silah kuşanan ilk kadın, babası akabede
               biat eden yetmiş kişiden biri, kardeşi Uhut’ta kendini Hz. Peygamber (s.a.v.) için feda
               edenlerden, Necid’te peygamberlik iddiasında bulunan Müseyleme’ye Hz. Peygamber
               Efendimiz (s.a.v.)în mektubunu götürmüş orada vücudu parça parça doğranarak şehit
               edilen sahabe kimdir?
Cevap  : Habib İbni Zeyd (r.a.) 
Soru 41: Başlangıçta Rasulüllah (s.a.v.)’in aleyhinde hicivler yazdı. Fakat sonra pişman olup
               Medine’ye affolunmak ümidi ile gitti. Rasulüllah (s.a.v.)’in huzurunda müslümanlığı kabul
               etti ve Rasulüllah (s.a.v.)’i öven meşhur “Bürde” kasidesini okudu. Rasulüllah (s.a.v.)
               çok memnun kaldı ve sırtından hırkasını çıkarıp ona giydirdi. Şair olan bu sahabe kimdi?
Cevap  : Kab Bin Züheyr (r.a.) 
Soru 42: İslam’da ilk gerilla kurucusu olan sahabe kimdir?
Cevap  : Ebu Basir (r.a.) 
Soru 43: Peygamberimiz (s.a.v.) bir sahabeye, bir sır olarak, münafıkların kimliklerini bildirmişti
               (listesini vermişti). Hatta Hz. Ömer (r.a.) gelmiş “Acaba bende bu listede varmıyım”
               diye sormuştur. Bu listeyi Allah Resulü (s.a.v.)’in verdiği sahabe kimdir?
Cevap  : Hz. Huzeyfe (r.a.) 
Soru 44: Medine’de münafıkların başı olarak bildirilen şahıs kimdir?
Cevap  : Abdullah Bin Ubey Bin Selul 
Soru 45: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) cemaat olarak iki sahabenin arkasında namaz kılmıştır.
               Bu iki sahabe kimlerdir?
Cevap  : Hz. Ebu Bekir (r.a.) ve Hz. Abdurrahman İbni Avf (r.a.) 
Soru 46: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in halasıdır. Kardeşi Allah’ın aslanı lakabıyla anılan
               Hz. Hamza, oğlu Peygamberimiz (s.a.v.)’in yardımcısı Zübeyr İbni Avvam’dır.
               Uhut savaşında müslümanlara su taşıyan, Hz. Peygamber (s.a.v.)’i yalnız kalmış görünce
               su tulumunu fırlatıp savaş alanına atılan, kahramanca Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i
               savunan, kardeşi Hz. Hamza’nın parçalanmış vücudunun başında “Vallahi sabredeceğim,
               bunlar Allah (c.c.) yolunda oldu” diyen sahabe hanım kimdir?
Cevap  : Safiyye Binti Abdulmuttalip (r.anha) 
Soru 47: Ashabın en güzel simalarından biri idi. Bazı zaman Cebrail (a.s.) Resulü Ekrem (s.a.v.)’in
               huzuruna onun suretinde gelirdi. Bu güzel simalı sahabe kimdir?
Cevap  : Dıhyetül Kelbi (r.a.) (Dıhye İbni Halife) 
Soru 48: Hz. Ömer (r.a.)’in Sad Bin Ebi Vakkas komutasında 8000 müslümanı 60000 kafire
                karşı gönderdiği ve İran ordusu komutanı Calinus’la, Rüstem’i öldürerek kazanılan
                savaş hangisidir?
Cevap  : Kadisiye savaşı. 
Soru 49: Bizans ordu komutanı olarak, Halit Bin Velit komutasındaki İslam ordusunun karşısına
               gelip Hz. Halit’le görüştükten sonra müslüman olup aynı günkü komutanı olduğu orduya
               karşı savaşıp sadece bir saat müslümanlığı esnasında gusül, şahadet, iki rekat namaz ve
               cihadı yerine getirip adını dahi değiştirmeye  vakit bulamadan şehit olan insan kimdir?
Cevap  : Cerce (Corci) 
Soru 50: Hz. Osman (r.a.)’ın halife seçilmesinde Hz. Ömer (r.a.) işaretiyle oluşan “Şura Heyeti”
                kimlerden ibaretti?
Cevap  : a- Abdurrahman Bin Avf (r.a.)
                b- Zübeyr Bin Avvam (r.a.)
                c- Hz. Ali (r.a.)
                d- Hz. Osman (r.a.)
                e- Talha Bin Ubeydullah (r.a.)
                f- Sad Bin Ebi Vakkas (r.a.)
                g- İhtilaf olması halinde ise Abdullah Bin Ömer (r.a.) 
Soru 51: İki müslüman gurubun ki bunlardan biri Hz. Ali (r.a.) taraftarları diğeri ise
                Hz. Muaviye (r.a.) taraftarları arasında yapılan çarpışmanın İslam tarihindeki ismi nedir?
Cevap  : Sıffın olayı 
Soru 52: Hz. Hatice (r.a.)’nin erkek kardeşinin oğludur. Kabeyi Muazzama’nın içinde
               doğmuş olan tek kişidir. Ancak Mekke fethedildiği gün müslüman olmuştur.
               Bu geç kalışından dolayı büyük pişmanlık duymuş, uzun süre ağlamış, Darun Nedve adı
               verilen tarihi evini satarak geçmişin acı izlerini silmek istemiştir. Bütün varlığıyla İslam’a
               yönelmiş, bütün malını Allah (c.c.) yolunda harcamış olan bu sahabe kimdir?
Cevap  : Hakim İbni Hazam (r.a.) 
Soru 53: Hz. Ali (r.a.)’ın oğlu Hz. Hasan’a iyi muhafaza etmesi gerektiğini söyleyerek
               sekiz tane tavsiyede bulundu. Bu tavsiyeler nelerdir.
Cevap  : a- Zenginliklerin en büyüğü akıldır
               b- Fakirliklerin en büyüğü ahmaklıktır
               c- Vahşetin en büyüğü kibirdir
               d- Meziyetlerin en büyüğü güzel ahlaktır
               e- Ahmaklarla arkadaş olma
               f- Yalancılarla dost olma
               g- Cimrilerle arkadaşlık kurma
               h- Dine lakayt olanlarla dostluk kurma. 
Soru 54: Hz. Bilal’i özgürlüğüne kim kavuşturdu?
Cevap  : Hz. Ebu Bekir (r.a.) 
Soru 55: Gördükleri işkencelerden dolayı müslümanlar göç etmek zorunda
                kalmışlardır. Müslümanların göç ettiği yerlerin ismini söyleyiniz?
Cevap  : Habeşistan ve Medine. 
Soru 56: Medine’ye ilk hicret eden sahabe kimdir?
Cevap  : Ebu Seleme Bin Abdul Esad (r.a.) 
Soru 57: Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i vefatından sonra hangi sahabe yıkadı?
Cevap  : Hz. Ali (r.a.) 
Soru 58: Habeşistan’a ilk hicret edenler kimdi ve başlarında kim vardı?
Cevap  : 16 kişi idiler ve başlarında Hz. Osman (r.a.) vardı. 
Soru 59: Hz. Muhammed (s.a.v.)’e peygamberlik gelmeden önce, Ukaz panayırında
                içlerinde Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ve Hz. Ebu Bekir (r.a.)’ın de bulunduğu
                bir topluluk içinde yakında bir peygamber geleceğini bildiren şahıs kimdir?
Cevap  : Kus Bin Saide 
Soru 60: Müslümanların İslam’ın beşinci halifesi dedikleri Emevi halifesi kimdir?
Cevap  : Ömer Bin Abdulaziz (r.a.) 
Soru 61: Hz. Ebu Bekir kaç yıl halifelik yaptı?
Cevap  : Iki sene, üç ay, sekiz gün. 
Soru 62: Mekke fethedildiğinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Kabe’nin anahtarını
                kime vermişti?
Cevap  : Osman Bin Talha (r.a.) 
Soru 63: Bedir savaşında oğlu Abdurrahman’ı müşrikler içinde görüp onunla dövüşmek
                istediğinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in izin vermediği sahabe kimdir?
Cevap  : Hz. Ebu Bekir (r.a.) 
Soru 64: Medine’de müslümanlara cemaatla ilk defa namazı kim kıldırdı?
Cevap  : Musab Bin Umeyr (r.a.) 
Soru 65: Kudüs hangi halife zamanında fethedildi?
Cevap  : Hz. Ömer (r.a.) zamanında 
Soru 66: Uhut savaşında Rasulüllah (s.a.v.)’in miğferinin demir halkalarının mübarek yüzüne
                batması üzerine, dişleriyle halkaları çıkartan, bunu yaparken iki dişi kırılan sahabe kimdir?
Cevap  : Ebu Ubeyde Bin Cerrah (r.a.) 
Soru 67: Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in amcasının oğludur. Hicretten üç yıl önce
                müslümanların abluka altında alındıkları sırada Mekke’de dünyaya geldi.
                Rasulüllah (s.a.v.)’in terbiyesinde yetişti ve duasını aldı. Hicretin 27.ci yılında
                Afrika fütuhatına, 48.ci yılında Hz. Ebu Eyyub El Ensari ile İstanbul seferine katıldı.
                Hz. Ali (r.a.) zamanında Basra valiliği yapan bu sahabe kimdir?
Cevap  : Abdullah İbni Abbas (r.a.) 
Soru 68: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den “Genişliği, gökler ve yer kadar olan cennet”
               sözünü duyunca bir anda ruhunda fırtınalar koptu. “Gökler ve yer kadar”
               diyerek hayal etmeye çalıştı onu. Bedir, çölde bir kum tanesi kadar küçüktü şimdi.
               Sevinçle ürperdi. Mademki bunu O müjdeledi, bir an önce oraya kavuşmalıyım, dedi.
               Eline bir kaç hurma aldı ve yemeye başladı. Fakat ne garip, yediği her hurma, bir
               öncekinden daha lezzetsizdi. Durdu. Yiyecek zamanı varmıydı? Hayır, bu çok uzun bir
               süre, dedi. Elindeki hurmaları fırlattı. Atını savaş alanına sürdü. Dövüşüyor ve şu beyitleri
               söylüyordu: “Cihatta sabırla, Allah’a takva ve salih amel azığıyla koşmak. Her azık
               tükenmeye mahkum. İyilik ve takvada yalnız hakikat.” Yolunuz Bedir’e düşerse bir gün,
              duvarlarla çevrili bir alan göreceksiniz. Girin kapıdan, yürüyün ince beton yoldan.
               İşte küçük boş bir havuz, hayır havuz değil, vardınız onun yanına. Orada yatan 14 kişiden
               biridir. Sorun nasıl attı hurmaları elinden! Sorun! Kimdir bu sahabe?
Cevap  : Umeyr Bin El Humam (r.a.) 
Soru 69: Peygamberimiz (s.a.v.) Hakka davet için gittiği Taif’den kederli bir halde
                Mekke’ye döndüğünde onu kim himayesine almıştı?
Cevap  : Mutim Bin Adiyy 
Soru 70: Henüz müslüman olmamış Ebu Talha’nın   evlenme teklifini “Eğer müslüman olursan,
                işte o benim mehrim olsun, evlenelim, başka bir şey istemem” sözleriyle cevap veren
                hanım sahabe kimdir?
Cevap  : Rümeysa (r.anha) 
Soru 71: Müşrikler her vücudunu parçalayışta ona soruyorlardı: “Muhammed’in senin yerinde
               olmasını istermisin?” oda her defasında şu cevabı veriyordu:
               “Vallahi Muhammed (s.a.v.)’e bir diken batması karşılığında, ailem ve çocuğumla
                birlikte rahat olmak istemem” Kimdir bu yüce sahabe?
Cevap  : Hubeyb Bin Adiyy (r.a.) 
Soru 72: Müslüman olanların 14.cüsüdür. Önce Habeşistan’a sonra Medine’ye hicret etmiştir.
                Bedir savaşında yararlıklar göstermiştir. Hicretin 2.ci yılında vefat ettiğinde,
                Hz. Peygamber (s.a.v.) cenazesi üzerine kapanıp onu öpmüş, ağlamış ve tabuta
                konulduğu sırada: “Ey Osman ne mutlu sana! Şimdi devlet saadet senin içindir.
                Ne dünya sana bir hülle (elbise) giydirdi, ne de sen dünyaya bir kıymet verdin.
                ” Buyurmuştur. Eskimiş ehramıyla kefenlenen bu sahabe kimdir?
Cevap  : Osman İbni Mazun (r.a.) 
Soru 73: Bir gün bir toplulukta Rasulüllah (s.a.v.) efendimiz sırayla: “Bugün sizden
                kim oruçlu olarak sabahladı? Sizden kim bugün bir hastayı sordu?
                Bugün sizden kim bir cenazede hazır bulundu? Bugün sizden kim bir yoksulu
                doyurdu?” sorularını sordu. Sahabeden sadece bir kişi “Ben ya Rasulüllah”
                diye cevap veriyordu. Bu sahabe kimdir?
Cevap  : Hz. Ebu Bekir (r.a.) 
Soru 74: İsrail oğullarından ve Yusuf (a.s.)’ın soyundandır. Kur’an ile Tevrat arasındaki
                benzeyişliğe dikkat çekerek kavmine: “Musa’ya nazil olan Tevrat’ı Allah kelamı
                kabul edipte Muhammed (s.a.v.)’e nazil olan Kur’an’ı inkar etmek zulümdür”
                diyerek müslüman olmuştur. Ahkaf suresinin 10 ayeti sonuna kadar kendisi için nazil
                olan bu sahabe kimdir?
Cevap  : Abdullah İbni Selam (r.a.) 
Soru 75: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Mekke’den Medine’ye hicretini başlangıç
               olarak alan hicri takvimi kim başlatmıştır?
Cevap  : Hz. Ömer (r.a.) 
Soru 76: Mekke fethedildiğinde Kabe’nin anahtarını Rasulüllah (s.a.v.) kime vermiştir?
Cevap  : Osman Bin Talha (r.a.)’a 
Soru 77: Hz. Hatice annemizden sonra müslüman olan kadın kimdir?
Cevap  : Hz. Abbas’ın hanımı Ümmül Fadl (r.anha) 
Soru 78: Tarık Bin Ziyad size neyi hatırlatıyor?
Cevap  : Endülüs’ün fethini 
Soru 79: Ölümünde Rahmanı arşı titreyen sahabe kimdir?
Cevap  : Saat Bin Muaz (r.a.) 
Soru 80: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in seni seviyorum dediği sahabe kimdir?
Cevap  : Muaz Bin Cebel (r.a.) 
Soru 81: İslam aleyhine şiirler yazarak fitne çıkaran ve sahabe tarafından öldürülen
                şahıs kimdir?
Cevap  : Kab Bin Eşref 
Soru 82: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye hicret ederken Ranuna
               vadisinde konaklamış ve orada ilk Cuma namazı kılınmıştır.
               Hutbeyi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) okumuştur. Cumayı kıldıran sahabe kimdir?
Cevap  : Esad Bin Zürare (r.a.) 
Soru 83: Allah Resulü (s.a.v.)’in hendek savaşında düşmanı gözetlemek için
                görevlendirdiği sahabe kimdir?
Cevap  : Huzeyfe (r.a.) 
Soru 84: “Bana uyarıcı ihtarlar yapmadıkça, sizde hayır yoktur. Sizlerden gelen bu
               uyarıları güzel karşılamadıkça biz de hayır yoktur”
Cevap  : Hz. Ömer (r.a.) 
Soru 85: “Ömrüm boyunca oruç tutsam, hiç uyumadan geceyi ibadetle geçirsem, malımı
                parça parça Allah yolunda infak etsem ve bu hal üzere ölsem, fakat gönlümde
                Allah’a itaat edenlere karşı bir sevgi, isyan edenlere karşı da bir nefret
                duygusu taşımazsam, bütün bu yaptıklarımdan fayda göremem” diyen sahabe kimdir?
Cevap  : Abdullah Bin Ömer (r.a.) 
Soru 86: Hz. Osman (r.a.)’ı halife ilan eden sahabe kimdir?
Cevap  : Abdurrahman Bin Avf (r.a.) 
Soru 87: İslam tarihinde kim ilk olarak oğlunun halife olmasını vasiyet etmiştir?
Cevap  : Muaviye oğlu Yezid’e 
Soru 88: Kadisiye savaşında Rüstem’e gidip “Biz dileyenleri kula kulluktan kurtarıp
                yalnız Allah (c.c.)’a kul yapmaya, insanları batıl düzenlerin zulmünden kurtarıp
                İslam’ın adaletine koymak için gönderildik” diyen elçinin adı nedir?
Cevap  : Rabi Bin Amr 
Soru 89: 8-10 yaşlarında esir edilerek köle pazarında satıldı. İlk müslüman olanlardan
               olan sahabeler arasında yer alır. Çocuk yaşta babasıyla, Allah Resulü (s.a.v.)
               arasında “Kimi tercih ediyorsun” sorusuna “Ya Rasulüllah sizin üzerinize hiç bir
               kimseyi tercih edemem, benim annem de, babam da sensin” diyerek peygamber
               sevgisinin anne ve baba sevgisinin üstünde olduğunu belirtmiştir.
               Peygamberimiz (s.a.v.) Taif’te müşrikler tarafından taşlandığında vücudunu taşlara
               karşı tutarak liderini korumaya çalışmıştır. Kur’an’ı Kerim’de ismi geçen yegane
               sahabe olup, “Allah Resulünün sevgilisi” lakabıyla şereflenmiştir.
               Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Bir çok defasında gazvelere çıktığında yerine onu
               vekil bırakırdı. Bedir savaşından itibaren, şehit düştüğü Mute savaşına kadar
               yapılan bütün gazvelere katılmıştır. Savaş meydanlarında ok atmada pek maharetli
               ve becerikliydi. Mute’de şehit olduğunu duyduğunda gözleri yaşaran peygamber
               Efendimiz (s.a.v.): “Bu göz yaşları sevgilinin sevgiye olan iştiyakı” dediği sahabe kimdir?
Cevap  : Zeyd İbni Harise (r.a.) 
Soru 90: İlk müslümanlardan olup, Hz. Ali (r.a.)’ın abisidir. Kendisinin tanındığı
                meşhur ismi vefatı esnasında, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in söylediği
                bir söz üzerine söylene gelmiş ve o isimle meşhur olmuştur. Habeşistan’a
                hicret eden müslümanların içinde bulunmuş ve Habeş kralı Necaşi’ye
                karşı müslümanların sözcülüğünü yapmıştır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in:
                “Zeyd şehit olursa o, o şehit düşerse Abdullah Bin Revaha, O da şehit
                düşerse asker kimi isterse onu komutan yapsın” dediği savaşta şehit düşen
                ikinci sıradaki komutandır. İsmini de bu savaşta şehit oluş şekliyle almıştır.
                Bu komutanın adını ve hangi savaşta şehit olduğunu yazınız.
Cevap  : Caferi Tayyar (r.a.) - Mute savaşı 
Soru 91: Şerefli tarihimiz nice kahramanlıklara sahne oldu. Nice çileler çekildi, nice
               şehitler verildi. İşte İslam’ın ilk yıllarında bir sahabe bu çile ve işkenceye
               maruz kaldı. Dövüldü, sövüldü, fakat asla dininden dönmedi. Kızgın korlara
               yatırıldı. O korları çiçeğe çevirmedi Allah, kuluma cennette çok nimetler
               vereyim diye, örnek olsun ondan sonra gelecek rahatını seven müslümanlara
               diye. İşte o mübarek insanın kemikleri görünecek şekilde yanıktı sırtı. Yanık
               sırtını Hz. Ömer (r.a.)’a göstererek “Ya Ömer neydi o ilk günlerde çektiğimiz
               çileler” diyordu. Bu çilekeş sahabe kimdir?
Cevap  : Habbab Bin Ered (r.a.) 
Soru 92: Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 571 yılında
                dünyaya geldi. İnsanları kölelikten, putlara kulluktan kurtarmak ve temizlemek
                için gelmiştir. Uzak-yakın demeden bütün insanlara vahiy kültürünü sunmuştur.
                Kimileri inkar etti. İnkar edenler müslümanları ümitsizliğe düşürmedi. Kimileri
                iman etti, grup grup Allah’ın dinine girdi. Onlar da müslümanları şımartmadı,
                şükrünü artırdı. Bunlar Mekkeli, Medineli, Taifli, Faslı olup İslam’a gönül
                vermişlerdi. Bunlardan biri de Rum diyarlarından gelen ve sapsarı rengiyle bu
                hayır ummanına bir çeşni katan sahabe kimdir?
Cevap  : Süheyl Er Rumi (r.a.)
 
Soru 93: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sır katibinin ismi nedir?
Cevap  : Hz. Huzeyfe (r.a.) 
Soru 94: Medine’de kurulmuş yeni İslam devletinin, Mekke müşrik devletiyle yaptığı
                ilk yazılı anlaşma Hudeybiye anlaşmasıdır. Bu anlaşmanın şartlarından bir tanesi
                şu şekilde idi. Mekke’de müslüman olup, gizlice Medine devletine  sığınanların
                geriye iadesi idi. Bu anlaşma gereği Medine’ye kaçamayan, yeni müslüman olmuş
                olan müslümanlar, çareyi Mekke ile Şam arasında El-İss diye adlandırılan yerde
                bir müslüman sahabenin kurmuş olduğu gerilla kampına katılmakta buluyorlardı.
                Bu gerilla kampına katılan ve eğitilen sahabeler, Mekkeli müşriklerin Şam tarafına
                gönderdikleri ticaret kervanlarını basarak mallarına el koyuyorlar ve sürücüleri de
                esir alıyorlardı. Bu durumdan tedirgin olan Mekkeli müşrikler Hz. Peygamber (s.a.v.)’e
                müracaat ederek Hudeybiye anlaşmasının ilgili maddesinin kaldırılmasını ve bu gerilla
                kampının dağıtılmasını istediler. Bu gerilla kampını kurarak yöneten sahabe ve bu gerilla
                kampının ismi nedir?
Cevap  : Ebu Basır ve Ebu Basır Kampı 
Soru 95: Hilafetin hakemler vasıtası ile tespit edilmesine karar verilen sıffın hadisesinden sonra
                (Hüküm ancak Allah (c.c.)’a aittir) ayetini delil göstererek hakem olayını küfür addeden
                 müslümanlara ne ad verilir?
Cevap  : Harici 
Soru 96: Ashabtan ve İslam’ı ilk kabul edenlerdendir. En çok hadis rivayet edendir.
                Hz. Ömer (r.a.)’ın hilafeti döneminde Bahreyn ve Medine’de valilik yapmıştır.
                Kedileri çok sevdiğinden dolayı Peygamberimiz (s.a.v.) kedilerin babası anlamına
                gelen Ebu Hureyre lakabını vermiştir. Kendisi de bu isimden hoşlandığından İslam
                tarihinde bu isimle anılmaktadır. Ebu Hureyre (r.a.)’ın asıl ismi nedir?
Cevap  : Abdullah 
Soru 97: Hendek gazvesinden sonraki zaman içersinde müşrikler, daha önce savaşlarda
               ölen Kureyş büyüklerinin yerini dolduramıyor ve halka fazla tesir edemiyorlardı.
               Her ne kadar büyüklerinin yolundan gitmiş olsalarda Hicretin 6.yılında
               Peygamberimiz (s.a.v.) görmüş olduğu bir rüya üzerine umre yapmaya hazırlandı.
               Etrafındaki müslüman kabilelere haber gönderdi. Fakat bunlar “Muhammed can
               düşmanlarının içine giderek kendini tehlikeye atıyor” düşüncesiyle birer bahane
                uydurarak Mekke’ye gitmekten çekindiler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.)
                Medineli müslümanlardan meydana gelen 1500 kişilik bir toplulukla yola çıktı.
                Fakat kafile Hudeybiye mevkiine yaklaştığında, müşrikler müslümanların Mekke’ye
                girmelerine izin vermeyeceklerini söylediler. Ve sadece müslümanları vekaleten bir
                kişinin Mekke’yi ziyaretine izin verdiler. Ve bu iş için nihayet Hz. Osman (r.a.) seçildi
                ve gönderildi. Fakat Hz. Osman müşrikler tarafından göz hapsine alındı. Kureyşin bu
                hareketi müslümanlar arasında Osman öldürüldü diye haber yayılmasına sebep oldu.
                Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) artık muharebe etmedikçe dönmeyiz dedi ve
                orada bulunan müslümanlardan bir tanesi hariç “ölüm var dönüm yok” diyerek
                Semure adı verilen ağacın altında tek tek biat aldı. Bu biatin adını ve
                peygamberimiz (s.a.v.)’e biat vermek nasip olmayan o bir kişi niçin biat vermemiştir?
Cevap  : Rıdvan biati - Kırmızı renkli devesini aramayı biate tercih ettiği için

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 31 Aralık 2011 20:50 )

ibadet Hakkında Soru Cevap PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 20:26
Çocuk / Çocuk Eğitimi
ibadet Hakkında Soru Cevap
Soru 1  : Allah (c.c.)’ın emir ve yasakları karşısında sorumlu olan, akıllı ve bülüğ çağına eren müslümana 
ne denir?             
Cevap   : Mükellef denir. 
Soru 2  : Mükellef olan insanın bilmesi gereken fiiller sekiz tanedir. Mükellef olan kimse bu sekiz fiili, ameli 
yerine getirmek mecburiyetindedir. Efal-i Mükellefin de denilen bu sekiz kısım amel ve işler nelerdir?
Cevap  : a- Farz,  b- Vacip,   c- Sünnet,  d- Müstehap,   e- Mübah,   f- Haram,  g- Mekruh,   h- Müfsit.
 
Soru 3  : Kendisinde şüphe olmayan kati bir delille sabit olan, Allah (c.c.)’ın işlenmesini kesin olarak 
emrettiği hükümlere ne ad verilir? bir kaç örnek veriniz.
Cevap  : Farz denir. (Beş vakit namaz, Zekat, Oruç, Hac vb.) 
Soru 4  : Farzları terk haramdır, inkar etmek küfürdür. Farzlar iki çeşittir. Farzı ayın ve farzı kifaye.
              Bu her iki farzı tarif edip misallendiriniz.
Cevap  : a- Farzı Ayın: Mükelleflerden her birinin yapması gereken farzlardır. (Oruç, Hac, vb.) b- Farzı 
Kifaye:Mükelleflerden bazılarının yapmasıyla diğerlerinde sorumluluk kalkan farzdır.
              (Cenaze namazı kılmak, Hafız olmak vb.) 
Soru 5  : Yapılması şeran kesin bir delille sabit olmayan ama kuvvetli bir delille sabit olan ibadettir.
              İşleyene sevap, özürsüz terk edene günah olan bu amel nedir?
Cevap  : Vacip (Vitir ve bayram namazları gibi.) 
Soru 6  : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in farz ve vacipler dışında yaptığı veyapılmasını istediği ibadetlere 
ne ad verilir?
Cevap  : Sünnet. 
Soru 7  : Sünnet iki kısımdır. Sünneti müekkede, sünneti gayri müekkededir. Her iki sünneti tarif edip 
misaller veriniz.
Cevap  : a- Müekket Sünnet: Rasülullah (s.a.v.)’in devamlı yaptığı ve yapılmasını teşvik ettiği sünnetlerdir. 
              (Sabah, öğle, akşam namazlarının sünnetleri, namazları cemaatla kılmak vb.)
              b- Gayri Müekket Sünnet: Rasülullah (s.a.v.)’in ara sıra yaptığı ve yapılmasını tavsiye ettiği 
sünnetlerdir.(Abdesti kıbleye dönerek almak, Ezanı dinlemek, İşe sağdan başlamak vb.)
 
Soru 8  : Abdest dinimizde; namaz kılmak, Kur’an’ı Kerim’i elle tutmak, Kabe’yi tavaf etmek gibi amelleri 
yapmak için yapılan, belli organları usulüne göre yıkamaktan ve meshetmekten ibaret bir temizliktir, bir 
ibadettir ve itaattir.Abdestin farzları nelerdir? Sayınız.
Cevap  : a-Yüzü yıkamak (İki kulak memesi arasındaki yer ile alnının saç biten yerinden çene altına kadar 
)
              b- İki eli dirseklerle beraber yıkamak
              c- Basın dörtte birini meshetmek
              d- Her iki ayağı topuklarla beraber yıkamak. 
Soru 9  : İşlenmesinde sevap olan, terk edilmesinde günah olmayan, Efal-i Mükellefinden olup 
Peygamberimiz (s.a.v.)’in bazen yaptığı bazense terk ettiği ibadete ne denir? (Kuşluk namazı gibi)              

Cevap  : Müstehap. 
Soru 10: Yapılmasında ve yapılmamasında günah olmayan, yapılıp yapılmama hususu dinde caiz görülen 
şeylere ne denir?(Helal olan bir meyveyi yiyip yememek gibi.)
Cevap  : Mübah. 
Soru 11: Mükellefin yapmaması istenen ve kesin bir delille işlenmesi yasak olan şeri hükümlere ne ad 
verilir? Ki bunların terk edilmesi sevap işlenmesi günahtır. İnkarı ise günahtır. (Zina yapmak, domuz eti 
yemek, yalan konuşmak vb.)
Cevap  : Haram. 
Soru 12: Haram iki kısımdır. Haram li aynihi, Haram li gayrihi. Bunların tarifini yapıp misal veriniz.
Cevap  : a- Liaynihi Haram: Aslı itibariyle herkese haram olan şeydir.(Şarap, zina vb.)
              b- Ligayrihi Haram: Aslında helal olup başkasının hakkından dolayı haram olan şeydir. Sahibinin 
izni olmadıkça o şeyden başkaları faydalanamaz. (Başkasına ait olan bir malı izinsiz almak gibi)                   
Soru 13: Kelime manası itibariyle; sevilmeyen ve hoş görülmeyen şeyler olup, dindeki manası da; yasaklığı 
sabit olmakla beraber,ona aykırı olarakda bir delil ve işaret bulunup, yapılması doğru olmayıp yapılmaması 
iyi olan şeylere ne ad verilir? (Sağ elle sümkürmek, gusül alması gereken bir kimsenin elini ve ağzını 
yıkamadan bir şey yiyip içmesi gibi.)
Cevap  : Mekruh. 
Soru 14: Meşru olan bir işi (başlanmış bir ibadeti) bozan, hükümsüz kılan kasten yapılması azabı 
gerektiren şeylere ne denir? (Namaz içinde gülmek gibi)
Cevap   : Müfsit. 
Soru 15: Dinimizde namazların camide cemaatle kılınıp eda edilmesi bildirilmiştir. Namaz ibadetimizi 
camide kılarken cemaatin önünde namazı kıldıran kişiye  imam denir. İmam efendinin namaz kıldırırken 
durduğu yere ne ad verilir?
Cevap  : Mihrap. 
Soru 16: Hadesten taharet vücudumuzu cünüplükten ve abdestsizlikten kurtarmaktır. Cünüplükten 
kurtulmak Gusül ile olur.Cünüp ise, şehvetle kendisinden meni dediğimiz su çıktıktan sonra henüz boy 
abdesti almamış yani yıkanmamış olan kimsedir. Boy abdesti dediğimiz guslün farzları nelerdir yazınız.
Cevap  : a- Mazmaza: Ağza üç defa su alıp gargara yaparak ağzı yıkamak.
              b- İstinşak: Burnu üç kere sağ elle su alıp, sol elle sümkürerek yıkamak.
              c- Bütün vücudu iyice ovuşturarak yıkamak (Hiç bir kuru yer kalmamak suretiyle.) 
Soru 17: Camilerimizde dini ve dünyevi mevzuların anlatılmak ve açıklanmak üzere Cuma namazından 
önce ve diğer bazı vakitlerde imamlarımızın çıkıp vaaz ettiği, talim,irşat ve telkin makamı olan yere ne ad 
verilir?
Cevap  : Kürsü. 
Soru 18: Camilerimizde beş vakit namazlarımız için Ezan-ı Muhammedi’yi okuyan,  gamet eden, Hz. Bilal 
Habeşi’nin mesleğini yapan kimselere ne denir?
Cevap  : Müezzin. 
Soru 19: Namazın farzları on ikidir. Bunlar iki kısma ayrılır. Şartlar ve rükünler diye  adlandırılır. Altısı şart 
diğer altısı ise rükündür. Şartlar daha namaza başlamadan önce yapılması gereken şeyler olup, rükünler ise 
başlangıç tekbiri ile namaza başlayıp namazın içinde yapılması gereken farzlardır.  Namazın farzları 
dediğimiz şartları ve rükünleri sayıp tarif ediniz.
Cevap  : A- Namazın Şartları:
               a- Hadesten Taharet; Bedeni cünüp ve abdestsizlikten temizlemek
               b- Necasetten Taharet; Elbise ve namaz kılacak yeri temizlemek
               c- Setrul Avret; Avret yerlerin örtülmesi
               d- İstikbali Kıble; Kıbleye yönelmek
               e- Vakit; Vaktinde kılınması
               f- Niyet; Niyet etme 
              B- Namazın Rükünleri:
               a- İftidah Tekbiri; Başlangıç tekbiri
               b- Kıyam; Ayakta durmak
               c- Kıraat; Okumak
               d- Ruku; Rukuya eğilmek
               e- Sücut; Secdeye eğilmek
               f- Kade-i Ahire; Namazda son oturuşu yapmak. 
Soru 20: İnsanoğlunun uzuvlarından örtülmesi farz olan, başkalarının da bakması haram olan yerlere avret 
mahalli denir.Kadınlar ve erkekler için Setri avret yerlerini tarif ediniz.              
Cevap  : Erkeklerde: Göbek ve diz kapakları dahil bu kısmın arasında kalan bölgeler.
              Kadınlarda: Yüzleri, elleri ve ayakları dışında kalan bütün bölgeleri kapatmaları gereklidir.
 
Soru 21: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yaşantısı olarak tarif edilen sünnetin bölümleri üçtür.
              Sünnetin çeşitleri diyebileceğimiz bölümlerini söyleyiniz.
Cevap  : a- Fiili Sünnet: Yaşantısıdır, b- Kavli Sünnet: Sözleridir, c- Takriri Sünnet: Söz ve olaylara sukutu 
ile karşılığıdır.
 
Soru 22: Camilerimizde Cuma günü insanlara dini meseleleri, hükümleri açıklamak veya Ümmeti 
Muhammedi ilgilendiren haftalık meseleleri anlatmak için hutbe okunur. İmamın Cuma günü hutbe okumak 
için çıktığı, camilerde kıbleye göre sağ tarafta bulunan basamaklı olan yere ne denir?
Cevap  : Mimber. 
Soru 23: Suyun bulunmadığı zamanlar veya mekanlar olduğunda dinimiz, ibadetlerimizi aksatmadan 
yapabilmemiz için abdest yerine yapabileceğimiz bir ameli bize bildirmiştir. Bu amel toprakla yapılıp su 
bulununcaya kadar abdesti bozacak bir iş bir fiil yapılmamış ise abdestle yapılacak bütün ibadetler ve 
taatlar yapılır. Çünkü bu amel abdest ve gusül abdestinin yerine geçer. Su görülünce de bozulur. İki darp 
(vuruş) bir niyet olmak üzere iki tane farzı vardır. Niyetin farz olduğu bu ibadetimizin adı nedir?
Cevap  : Teyemmüm denir. 
Soru 24: Boy abdesti olmayana yapması yasak olan ameller nelerdir?
Cevap  : a- Namaz kılamaz, b- Camiye mescide giremez, c- Kur’an’a el süremez ve okuyamaz, d- 
Kabe’yi tavaf edemez. 
Soru 25: Namazlarımızda yapmış olduğumuz secde yedi tane uzvumuzun (organımızın) beraber yere 
değerek yapılmasıyla olur. Bu yedi azamızı sayınız.
Cevap  : Alnımız ve burnumuz(1), Ellerimiz(2), Dizlerimiz(2), Ayaklarımız(2) toplam yedidir.                 
Soru 26: Namazlarımızı kılarken yanılabiliriz, böyle hallerde namazın telafisi için  son oturuşta Et-
Tahiyyatüyü okuyup iki defa daha secde yaparak namazımızı tamamlamış oluruz. Böyle hallerde yapılan 
secdeye sehiv secdesi yani yanılma secdesi denir. Namazda sehiv secdesini gerektiren haller nelerdir?
Cevap  : Namazın farzlarından birisinin unutularak yapılmasının geciktirilmesinde, vaciplerinin birinin 
unutularak terk edilmesi veya yine unutularak yapılmasının geciktirilmesinde yapılır.
 
Soru 27: Namazın kıyam, rüku ve secde gibi her rüknünü yerine getirmek ve bunu yaparken her uzvun 
rahat bir halde bulundurulması, her yapılan amele,  harekete özenerek yapılmasına ne ad verilir? Mesela: 
Rükudan kıyama kalkarken vücut dimdik bir hale gelmeli, iki secde arasında en az bir defa “sübhanallahil 
azim” diyecek kadar oturmuş olmak gibi.
Cevap  : Tadili erkana riayet (Rükunların hakkını vererek yapmak.) 
Soru 28: Cuma namazı kimlere farzdır?
Cevap  : a-Erkek olmak, b-Hür olmak, c-Misafir olmamak, d-Sıhhatli olmak (Camiye yürüyerek gidecek 
kudrette olmak)e-Kör olmamak f-Kötürüm olmamak (Ayakları kesilmiş olmamak)
 
Soru 29: Cuma günü müslümanların bayram günüdür. O günde mü’minler Allah (c.c.)’ın emriyle camilere 
toplanır,Cuma namazlarını kılarlar ve hutbeyi dinlerler. Vakti öğle namazının vaktidir. Bu vakitte kılınan 
Cuma namazı kaç rekattır, isimleriyle birlikte söyleyiniz.
Cevap  : 10 rekattır. 4 ilk sünnet, 2 farz, 4 rekatta son sünnetidir. (Ayrıca aynı vakitte kılınan 4 rekat Zuhri 
Ahir ve 2 rekatta vaktin son sünneti kılınır. Ama Cuma 10 rekattır.) 
Soru 30: Ramazan ayında, yatsı namazından sonra 20 rekat kılınan namazdır. Cemaatla veya tek başına 
kılınabilir.İki yada dört rekatta bir selam verilerek kılınan ve ramazan ayına ait olan bu namazın adı nedir? 
ve nasıl  bir namazdı        
Cevap  : Teravih namazıdır ve Sünneti müekkede bir namazdır. 
Soru 31: Oruç ibadetimizin çeşitleri altıdır. Bunları misaller vererek sayınız.
Cevap  : a- Farz oruçlar: Ramazan orucu, keffaret orucu vb.
              b- Vacip oruçlar: Adaklar, itikaf orucu ve kazaya kalmış nafile oruçlar
              c- Sünnet oruçlar: Muharrem ayının 9. 10. 11.ci günleri tutulan oruçlar.
              d- Müstehap oruçlar: Kameri ayların 13. 14. 15.ci günleri tutulan oruçlar.
              e- Mekruh oruçlar: Aşure günü, Cuma günleri tutulan oruçlar.
              f- Haram oruçlar: Bayramlarda tutulan oruç. 
Soru 32: İslamın şartlarından mali ibadetimizdir. Dinen zengin sayılan erkek, kadın,  her mükellef 
müslümanın senede bir kez, malının kırkta birini, niyet ederek müslüman fakire vermesi farzı ayın olan 
ibadettir. Bir diğer mana ile müslüman fakirin müslüman zengin üzerindeki hakkıdır. Terki günah, inkarı 
küfürdür.Bu mali ibadetimiz hangisidir?
Cevap  : Zekat. 
Soru 33: Ramazan ayının sonuna ulaşan ve temel ihtiyaçlardan başka nisaba malik (mala sahip) olan her 
müslümanın vermesi gereken ve vacip olan mali bir ibadettir. İnsanların yaratılışına bir şükür olmak üzere 
sevap kazanmak için yapılan mali ibadetimiz nedir?
Cevap  : Sadaka-i Fıtır. 
Soru 34: Kurban bayramı günlerinde Arafat’a çıkarak vakfe yapılan, ihrama girerek ve Kabe’yi tavaf 
ederek ziyaret yapılan, zengin olan müslümana ömründe bir kez yapmak farzı ayın olan mali ve bedeni 
ibadetimiz hangisidir?
Cevap  : Hac. 
Soru 35: Senenin herhangi bir bölümünde Kabe-i Muazzamayı ve Ravza-i Mudahharayı ziyaret 
maksadıyla yapılan mali ve bedeni ibadetimiz hangisidir?
Cevap  : Umre ziyareti. 
Soru 36: Takvim olarak aya göre düzenlenen ve hicretle başlayan yıla hicri yıl denir. Hicri yılın aylarına 
kameri aylar denir.Müslümanların takvimi olan bu takvime göre bayram ve diğer önemli gün ve geceler 
ayarlanır. Bu hicri yılın kameri aylarını sayınız.
Cevap : Muharrem, Sefer, Rebiyyül  Evvel, Rebiyyül Ahir, Cemaziel Evvel, Cemaziel Ahir, Recep, Şaban, 
Ramazan,Şevval, Zilkade, Zilhicce. 
Soru 37: Hicri yılın başlangıç günü hangi gündür?
Cevap  : 1 Muharrem. 
Soru 38: Mevlit kandili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in doğum günüdür. Mekke’de Kabe’nin içinde 360 
putun yıkıldığı,Sasani İmparatorluğunun bin yıldan beri yaktıkları ateşin söndüğü gün bu gündür.İslam 
takvimi olan hicri yılda Mevlit kandili hangi gündür            
Cevap  : Rebiyyül evvel ayının 12. Gecesi, Pazartesi günü. 
Soru 39: Mübarek üç ayların başlangıç tarihi ne zamandır?
Cevap  : 1 Recep ile başlar. 
Soru 40: İkram, değeri çok olan, bağış, ihsan, istenilen gibi manalar taşıyan ve Hz. Amine’nin Peygamber 
Efendimiz (s.a.v.)’e hamile olduğunu anladığı gün olarak bilinen, mübarek gece olarak ibadetlerle 
değerlendirdiğimiz,Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kendisinin de 12 rekat şükür namazı kıldığı mübarek 
gecemizin adı ve hangi günde olduğunu söyleyiniz.
Cevap  : Regaip kandili, Recep ayının ilk Cuma gecesidir. 
Soru 41: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir gecede Mekke’den Kudüs şehrine  yürüyüşüne ve oradan 
da semaya yükselişine ayrı ayrı isim verilen, hakkında Kur’an’ı Kerim’de sure olan mübarek gecemizin 
ismi ve zamanını söyleyiniz.
Cevap  : İsra ve Miraç denir. Recep ayının 27.ci gecesidir. 
Soru 42: Yaratılmışların bir sene içindeki rızıklarına, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacaklarına, diriltilip 
öldürüleceklerine ve ecellerine dair Allah (c.c.) tarafından meleklerine bilgi verilen mübarek gecemiz 
hangisidir, ve hicri tarihini söyleyiniz.
Cevap  : Berat Gecesi. Şaban ayının 15.ci gecesi. 
Soru 43: Ramazan ayı içersinde idrak ettiğimiz ve Kur’an’ı Kerim bu geceden başlayarak indirildiği 
bildirilen adına Kur’an’ı Kerim’de sure bulunan ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in Ramazan ayının son on 
gününün tekli günlerinde arayın dediği mübarek gecemizin ismi nedir ve hangi güne rastlar?
Cevap  :  Kadir Gecesi. Ramazanın 27.ci gecesi. 
Soru 44: Ramazan ayının son on gününde beş vakit namaz kılınan cami veya mescitte, ibadet niyeti ile 
ikamet edilen(kalınan) ve bayram namazı ile son bulan ibadetin adı nedir?
Cevap  :  İtikaf. 
Soru 45: Amelde hak mezhepler dediğimiz mezheplerimiz ve imamlarımızı söyleyiniz.
Cevap  : a- Hanefi Mezhebi; İmamı Azam Ebu Hanife
              b- Şafi Mezhebi; İmamı Şafi
              c- Maliki Mezhebi; İmamı Malik
              d- Hanbeli Mezhebi; İmamı Ahmet Bin Hanbel. 
Soru 46: Haccın çeşitleri nelerdir?
Cevap  : a- Haccı Temettü,   b- Haccı İfrat,   c- Haccı Kıran. 
Soru 47: Haccın farzlarını söyleyiniz.
Cevap  : a- Arafat’ta vakfe durmak,   b- Ziyaret tavafı yapmak. 
Soru 48: Cihat ibadetini diğer ibadetlerden ayıran özellikler nelerdir?
Cevap  : a- Kur’an’ı Kerim’de en çok zikredilen ibadet olması,
              b- En büyük ibadettir, c- Zamana bağlı değildir, d- İlk eda edilecek farzdır, e- Miktarla sınırlı 
değildir. 
Soru 49: Üç vakit vardır ki bu vakitlerde kaza namazı, vacip bir namaz, cenaze namazı, tilavet secdesi, 
nafile namaz kılınmaz ve olmaz. Bu vakitlere dinimizde kerahat vakitleri denir. Kendisinde ibadet olmayan 
bu vakitleri söyleyiniz?
Cevap  : a- Güneş doğarken,    b- Güneş tam tepede iken,     c- Güneş batarken.
                .
Soru 50: Namaz dinin direği ve ilk görülecek olan ibadettir. Namazların vaktinde  kılınması gerekir, çünkü 
“vakit”namazın farzlarındandır. Vaktinde ve vakti geçtikten sonra kılınan namazlara ne ad verilir?              
Cevap  : Vaktinde kılınan namaza; “Eda”,  Vaktinden sonra kılınan namaza ise; “Kaza” denir.
 
Soru 51: Dinimiz her yönüyle bize kolaylıklar getirir. Ki bunlardan biride kışın ayaklarımıza giyilen deriden 
yapılmış mestlerin giyilmesidir. Bu mestler abdest alındıktan sonra giyilir ve ondan sonra belirli bir zamana 
kadar alınacak abdestler için bu mestler çıkarılmadan üzerine ıslak elle yapılan meshetme işlemi ile abdest 
alınmış olur.Bu meshetmenin müddeti (süresi) yolculukta ve ikamette (bulunduğumuz yerde) ne kadardır?               

Cevap  : İkamette 24 saat (bir gün bir gece), yolculukta 72 saat (üç gün üç gece). 
Soru 52: Dinimizde bir beldeden (oturduğumuz köy, kasaba veya şehirden) çıkıp yaya olarak 18 saatlik 
yola gitmiş olan kimseye yolcu (Misafir) denir. (18 saatlik yolun karşılığı bugünün ölçüleriyle 90 km 
uzaklıktır.) Bu mesafeye çıkmış olan yolcuya kolaylıklar olarak ayağındaki mestin müddeti 3 gün 3 gece 
olduğu gibi namazlar için de bazı kolaylıklar vardır. Yolcu namazı ve seferilik dediğimiz bu namazların 
kılınışı nasıldır?
Cevap  :  Dört rekatlı farz namazları iki rekat olarak kılınır. 
Soru 53: Dinimizde büyük abdest temizliği dediğimiz kan, meni, sidik, ve gaita (büyük pislik) gibi pisliklerin 
çıkmış oldukları yerleri temizlemeye verilen isim nedir?               
Cevap  :  İstinca. 
Soru 54: Namazların cemaatla kılınması 27 derece daha sevap olduğu bildirilmiştir. Namazlarımızı 
cemaatla kılarken imama ruküde yetişmiş kişi o rekatı imamla kılmış sayılır. Ruküden kalkarken, secde 
yapılırken veya tahiyyatta iken namaza iştirak eden kişi ise imam selam verdikten sonra kendi selam 
vermeden kalkar ve kaç rekat kılmamış ise tamamlar. Namazın başlamasından sonuna kadar aralıksız 
olarak imama uyan, namazının tümünü imamla kılan kimseye ne ad verilir?
Cevap  : Müdrik (Namazı idrak etmiş, yetişmiş manasında.) 
Soru 55: Namaz başlayıp ilk rekatın ruküsünden sonra herhangi bir bölümünde imama uyan ve imamla 
birlikte kılmadığı rekatları cemaatın selamından sonra kılarak tamamlayan kişiye ne denir?               
Cevap  :  Mesbuk (sabıkalı). 
Soru 56: Namaza imamla başladığı halde, kendisine namazda uyku, dalgınlık, cemaatın çokluğundan bir 
eziyet veya abdesti bozulup ta namazın bir kısmını imam ile birlikte kılmayan kimseye ne ad verilir?             

Cevap  : Lahik. 
Soru 57: İbadetlerimizin sıhhati için küçük abdest temizliği dediğimiz, erkeklerin idrar yaptıktan sonra idrar 
sızıntısını beklemeleri gerekir. Yoksa abdest aldıktan sonra gelen damlalar abdesti bozmuş olur. Ama insan 
abdestliyim düşüncesiyle ibadet eder ki bu emelde boşa gider. Bu sebeple idrarın kesilmesini biraz 
yürüyerek, ayakları hareket ettirerek veya beklemek gibi hallerle bekleyip sonrada su ile yıkamakla 
yapılan amelin adı nedir?
Cevap  :  İstibra. 
Soru 58: Hadis-i Kutside Rabbimiz (c.c.) buyuruyor ki; “Farzlarımı yapmakla kulluğunuzu idrak edersiniz, 
nafilelerle bana yaklaşırsınız.” Dinimizde farz namazların ve sünnetlerin dışında kılınan birtakım nafile 
namazlar vardır ki,bunlara tatavvu namazı da denir. Her bir namazın kendisine has fazileti ve sevabı vardır. 
Bunlardan bazıları;Duha, Kuşluk, teheccüt namazları, Regaip, Berat, Miraç, Kadir geceleri namazları, 
yolculuk, tesbih namazları vb. Bir mescide, camiye ziyaret için gidildiğinde veya öğrenmek veya öğretmek 
gibi bir maksatla giren kimsenin daha mescide oturmadan nafile olarak kıldığı iki rekat namazın adı nedir?               

Cevap  :  Tahiyyetül Mescit. 
Soru 59: Güneş doğup bir miktar yükseldikten sonra istiva vaktine kadar iki, dört, sekiz veya on iki rekat 
kılınabilen nafile namazın adı nedir?
Cevap  :  Duha (kuşluk) namazı. 
Soru 60: İnsanın kendi hakkında bir şeyin hayırlı olup olmadığına dair bir işarete kavuşmak istediğinde, 
yatacağı zaman iki rekat namaz kılıp özel duasını okuyarak bitirdiği namaz hangisidir?
Cevap  :  İstihare namazı. 
Soru 61: Yatsı namazından sonra daha uyumadan veya bir miktar uyuduktan sonra kalkıp kılınan, iki 
rekatta bir selam verilerek iki, dört, altı veya sekiz rekat kılınabilen, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in 
devam ettiği ve çok sevap olan bu namazın adı nedir?     
Cevap   : Teheccüt (gece) namazı. 
Soru 62: Nisap; Şeriatın bir şey için koymuş olduğu belirli bir ölçü ve miktar demektir. Mesela; Altın için 
nisap miktarı 96 gramdır ve buna sahip olan kimse zengin sayılır ve bu malın üzerinden bir yıl geçtikten 
sonra bunun zekatını vermesi kendisine farzdır. Koyun, keçi, sığır ve deve gibi mallarda nisap sayı iledir. 
Koyunlarda nisap ölçüsü ve miktarı nedir?
Cevap  : 39’a kadar zekat düşmez. 40’dan 120’ye kadar bir koyun.  121’den 200’e  kadar iki koyun. 
201’den 399’a kadar üç koyun.  400 koyuna dört ve sonraki her yüz koyuna bir koyun verilir.
 
Soru 63 : Sığırların nisap ölçüsü ve miktarı ne kadardır?
Cevap   : 29’a kadar zekat düşmez. 30’dan 40’a kadar iki yaşında bir buzağı.  40’dan 59’a kadar üç 
yaşında bir dana.60’da birer yaşını bitirmiş iki buzağı ve sonra her 30’da bir buzağı, her 40’da bir dana 
olarak hesap edilir.
 
Soru 64: Hangi mallardan zekat verilir?
Cevap  : a- Nakit paranın, istenen borç paraların,  b- Ticaret mallarının,  c- Koyun, keçi, sığır ve devenin,
              d- Altın ve gümüşlerin,  e- Arazi ürünlerinin,  f- Madenlerin ve definelerin. 
Soru 65: Zekat kimlere verilmez?
Cevap  :  a- Ana ve babaya,
               b- Dede ve ninelere,
               c- Evlatlara,
               d- Karı veya kocaya,
               e- Zenginlere,
               f- Cami, mescit, çeşme ve benzerlerini yaptırmak veya onartmak için zekat verilmez. 
Soru 66: Kurban bayramında ibadet niyeti ile kurban kesmek hür, mukim (yolcu olmayan), müslüman, 
zengin olan kimselere vaciptir. Kurban ibadet maksadıyla olursa eda edilmiş olur. Bunun dışında ki 
maksatlarla (et yemek gibi) kesilen hayvanlar kurban olmayacağı gibi birde vebal olur. Kurbanı kesme 
günleri hangi günlerdir.
Cevap  :  Kurban bayramının 1. 2. ve 3.cü günleridir. 
Soru 67: Kabe’nin etrafında usulünce ibadet için yedi defa dolaşmaya ne denir?
Cevap  : Tavaf. 
Soru 68: Yeni doğan bir çocuğun doğduğu günden bülüğ çağına gelinceye kadar Cenabı Hakk’a şükür 
olsun diye kurban kesmek mubahtır. Fakat 7. Günü kesilmesi daha faziletlidir. Çocuğun doğduğunda 
kesilmesi gereken bu kurbana ne ad verilir?
Cevap  : Akika kurbanı. 
Soru 69: Zekat kimlere verilir?
Cevap  : 1- Müslüman fakirlere,  2- Miskinlere,  3- Borçlulara,  4- Yolculara,  5- Azat olacak köle, 
cariyeye, 6- Zekat memurlarına,  7- Müellefe-i Kulup (Kalpleri İslam’a ısındırılmak istenenlere),  8- İslam 
yolunda çalışanlara. 
Soru 70: Tilavet secdesi ne zaman ve nasıl yapılır?
Cevap  : Kur’an’ı Kerim’den bir secde ayeti okunduğu yada duyulduğu zaman yapılır. Yapılışı: Ayağa 
kalkılır, eller kaldırılmadan tekbir alınır ve secdeye gidilir. Secde de üç defa “Sübhane Rabbiyel Azim” 
dedikten sonra tekrar Allah’ü ekber denilerek ayağa kalkılır.
  Soru 71: Ameli salih ne demektir?
Cevap  : Allah (c.c.)’ın rızasına uyan hayırlı amel, günahlardan uzak iştir. 
Soru 72: Cenaze namazı nasıl kılınır ve kaç tekbirdir?
Cevap  : Ayakta kılınır ve dört tekbirlidir. 
Soru 73: Kimlerin cenaze namazı kılınmaz?
Cevap  :  a- Düşük ve ölü doğan çocukların, b- Bilerek anne ve babasını öldüren katillerin,
               c- Yol kesicilerin,d- İslam’a karşı çıkanların namazı kılınmaz. 
Soru 74: Belli bir zaman içinde sünneti de kaza edilen namaz hangisidir?
Cevap  : Sabah namazı,o günün öğle vaktine kadar sünneti ile birlikte kaza edilir. 
Soru 75: Kaza namazı ne demektir?
Cevap  : Vaktinde kılınamayan beş vakit namazı ödemek üzere, başka vakitte kılmaya denir.
 
Soru 76: Bir sünnet var ki,onu yerine getirmek bir farzı yerine getirmekten daha fazla sevaptır.
              Bu farzdan daha sevap sünnet hangisidir?
Cevap  : Selam vermek sünneti, selam almak sünneti farzdan daha fazla sevap kazandırır. 
Soru 77: Çocukların benimsemeleri ve alışkanlık kazanmaları için, İslam’a göre hangi yaşta namaza 
başlatılmaları gerekir?
Cevap  : Yedi yaşında. 
Soru 78: İslam’a göre çocuk doğduğunda ismi nasıl konur?
Cevap  : Çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunarak ismi zikredilir ve dua yapılır.
 
Soru 79: Kurban eti nasıl pay edilir?
Cevap  : Kurban eti üç kısma ayrılır. Bir bölümü fakirlere, bir bölümü komşu ve dostlara, kalan bölümü ise
              ev halkına ayrılır. 
Soru 80: Zilhicce ayının 9.cu, yani arife günü sabah namazından başlayarak, bayramın 4.cü günü ikindi 
namazına kadar,her farz namazın selamından sonra alınması kadın erkek her müslümana vacip olan 
tekbirlere ne ad verilir?
Cevap  :  Teşrik tekbirleri. 
Soru 81: Her müslümanın gün birlik yaşamında hiç unutmadan her yaptığı işin evvelinde söylemesi gereken 
bir söz vardır.Bu söz nedir?
Cevap  :  “Bismillah” yada “Bismillahirrahmanirrahim” (Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.)
 
Soru 82: Bir müslümanın geleceğe dönük işlerini tasarladığı zaman, ümit ve temenni ifadelerini Rabbimizin 
isteğine bırakan bir imanla söylediği, unutulmaması gereken söz nedir?               
Cevap  :  “İnşallah” (Eğer Rabbim dilerse) demek. 
Soru 83: Müslümanların su içtiklerinde, yemek yediklerinde yada sevinçli bir haber aldıklarında 
söyledikleri söz nedir?
Cevap  :  “Elhamdülillah” (Şükür Allah’adır.) 
Soru 84: Müslümanın müslüman üzerindeki beş hakkını sayınız.
Cevap  : a- Selamına karşılık vermek, b- Hasta ise ziyaretine gitmek, c- Aksırınca dua etmek,
             d- Meşru olan davetine gitmek, e- Vefatında cenazesinde bulunmak. 
Soru 85: Aksıran müslümanın “Elhamdülillah” demesi gerekir. Yanında bulunan müslümanın buna vermesi 
              gereken karşılık nedir?
Cevap  :  “Yerhamükellah” (Allah sana rahmeti ile muamele etsin). 
Soru 86: İslam’da selam verme ölçüsü nedir?
Cevap  : Küçük büyüğe, yürüyen oturana, bineklide yaya olana selam verir. 
Soru 87: Bir müslüman Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ismi andığında yada yanında anıldığında ne 
yapması gerekir?
Cevap  : Ona salat ve selam getirir. 
Soru 88: Zekatın faydalarını yazınız.
Cevap  : a- Malı temizler, b- Malı çoğaltır, c- Kalpteki dünya sevgisine ilaçtır, d- Müslümanı mal 
fitnesinden korur, e- Allah (c.c.)’a bir şükürdür, f- Kalbin katılaşmasını önler, g- İhtiras (hırs) zincirini 
kırar,
h- Fakirleri dilenmekten alıkoyar, i- Şefkat anahtarıdır, j- Malı ebedileştirir, fert yatırıma yönelir. 
Soru 89: Seferi olan kimsenin kendi oturduğu memlekete ne ad verilir?
Cevap  : Vatan-ı Asli. 
Soru 90: Hanefi mezhebine göre Cuma namazı en az kaç kişi ile kılınır?
Cevap  : En az üç kişi ile kılınır. 
Soru 91: Sahih olmayan (geçerli olmayan) evlilikler nelerdir?
Cevap  : a- Sigar nikahı, b- Hulle nikahı, c- Mute nikahı, d- İhramlının nikahı, e- Zinakar kadınla nikah,
              f- Dörtten fazla kadınla yapılan nikah,  g- Aynı anda iki kız kardeş ile yapılan nikah. 
Soru 92: Sigar nikahı nedir tarif ediniz?
Cevap  : Aralarında mehir (kızın kızlık hakkı) olmaksızın bir adamın kendi kızını diğerinin kızı karşılığında
              ona nikahlamasına denir. 
Soru 93: Yeminin keffareti nedir söyleyiniz?
Cevap  :  a- Gücü yetiyorsa müslim yada gayri müslim bir köle veya cariyeyi azat etmek,
               b- Veya on fakiri akşamlı sabahlı doyurmak,
               c- Veya on fakiri orta halli giydirmek,
               d- Veya üç gün aralıksız oruç tutmaktır. 
Soru 94: Nikahı kendisine haram olanları sayınız.
Cevap  :  a- Karabet (yakınlık) ciheti ile haram olanlar.
               b- Sıhriyet (sonradan kazanılan akrabalık) yoluyla haram olanlar.
               c- Emişme yoluyla haram olanlar (aynı kadının emzirdiği çocuklar)
               d- İki kız kardeşi bir arada nikahlamak. (İkiside yaşarken tek erkeğin
                    hanımları olamazlar.)
               e- Musahere cihetiyle haram olanlar. (Yani üvey kız babaya, üvey oğlan
                   anaya haramdır.)
               f- Efendinin cariyesini, hanımefendinin de kölesini nikahlaması haramdır.
               g- Kafir kadınla bir mecusi kadını veya putperest bir kadını bir arada
                   bulundurmak.
               h- Cariye ile hür kadını bir arada bulundurmak.
               i- Dörtten çok (bir arada) nikah yapmak.
               j- Başkasının zevcesini nikahlamak.
               k-Nikahlı iken hamile kalan kadını nikahlamak. 
Soru 95: Karabet (yakınlık) ciheti ile kendisine haram olanlar kimlerdir?
Cevap  : Analar, Kızlar, Kız kardeşler, Halalar, Teyzeler, Erkek ve kız kardeşlerin kızları.                
Soru 96: Namazda birinci tahiyyat ile ikinci tahiyyat arasında ne fark vardır?
Cevap  : Birincisi vacip, ikincisi ise farzdır. 
Soru 97: Yeryüzünde üç mescit vardır ki, bunlarda kılınan namazlar diğer mescitlerde kılınan namazlardan 
sevabı daha fazladır. Bu mescitleri sevap çokluğu sırası ve sevap oranları ile yazınız.               
Cevap  :  a- Mescidi Haram (Kabe); Yüz bin namaz sevabı,
               b- Mescidi Nebevi; Bin namaz sevabı,
               c- Mescidi Aksa; Beş yüz namaz sevabı vardır. 
Soru 98: İnsanların akıllısı kimdir? Sorusuna Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in verdiği cevap ne olmuştur?              

Cevap  :  “Ölümü çok hatırlayıp onun için hazırlıklı olandır.” Cevabını vermiştir. 
Soru 99: Namazlarımızı kılarken Ruküden sonra kalkıp secdeye gitmeden kıyam halinde iken zikrettiğimiz
              “Rabbena lekel hamt”in manası nedir?
Cevap  : Rabbimiz şükür ancak sanadır demektir. 
Soru 100: Namazlarımızda secdede iken en az üçer kez söylediğimiz “Sübhane rabbiyel ala”nın manası 
nedir?                 
Cevap    : Yüce Rabbimi tüm eksiklerden tenzih ederim demektir. 
Soru 101: Namazlarımızda ruküde iken en az üç defa söylediğimiz “Sübhane rabbiyel azim”in manası 
nedir?                
Cevap    : Yüce Rabbimiz tüm eksiklerden münezzehtir demektir. 
Soru 102: Sıhriyet (sonradan kazanılan akrabalık) ciheti ile kendisine haram olanlar  kimlerdir?                
Cevap    :  Zevcenin annesi (Kaynana), Zevcenin kızı (Üvey kız), Babasının zevcesi(Üvey anne),
                 Oğlunun zevcesi (Gelini). 
Soru 103: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) haftanın hangi günleri oruç tutardı?
Cevap    : Pazartesi ve Perşembe günleri. 
Soru 104: Abdestin vaciplerini sayınız?
Cevap    : Abdestin vacibi yoktur. 
Soru 105: Dinimizde misafir kime denir?
Cevap    : 15 günden daha az oturmak niyeti ile, 90 km veya daha uzak bir yolculuğa çıkana denir.
 
Soru 106: İslam dininin uygulamaya dönük yasa ve hükümlerini delilleriyle bildiren ilme ne denir?                 

Cevap    :  Fıkıh denir. 
Soru 107: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kurduğu İslam devletini idare eden veya İslam devletinin 
kurulması için mücadele eden, bütün işlerinde mü’minlere Emir olan kişiye hak ölçüleri çerçevesinde 
bağlanıp itaat etmeğe,malı ve canıyla onu desteklemeye ne ad verilir?                 
Cevap    : Beyat (Biat) denir. 
Soru 108: İmam olabilmenin şartları nelerdir?
Cevap    : a- Açık ve herkes tarafından bilinmesi,
                b- Ehliyetli, dirayetli ve tam idareci olması,
                c- Siyaset ilmini ve sanatını iyi bilmesi,
                d- İslam nizamını yürürlükte tutmaya yetenekli olması,
                e- Adaletli olması,
                 f- Hür ve erkek olması,
                 g- Akil baliğ ve müçtehit olması. 
Soru 109: Cuma namazını eda edebilme şartları nelerdir?
Cevap    : a- Şehir veya şehir hükmünde olan yer, b- Halife veya görevlendirdiği kişinin kıldırması,
                c- Namazdan önce hutbe okunması, d- Cemaatla kılınması, e- Vakti geçmeden kılınması. 
Soru 110: Rasulüllah (s.a.v.)’in “küçük şirk” olarak nitelendirdiği günah nedir?
Cevap    : Riya (Gösteriş için ibadet.) 
Soru 111: Boğulan kimseyi kurtarmakta olan kimse namaz vakti geçiyorsa ne yapar?
Cevap    : Boğulmakta olan kimseyi kurtarır. Namazı sonra kılar. 
Soru 112: Arafat ve Müzdelife’de iki namazı birleştirerek kılmaya ne denir?
Cevap    : Cem’us-Salat 
Soru 113: İmam farz namaza cemaatla başladıktan sonra nafile namaz kılmak ne olur?
Cevap    : Mekruh olur. 
Soru 114: Cemaatı terk edip namazları evde kılmayı adet haline getiren kimseye ne denir?
Cevap    : Melun. 
Soru 115: Şeytan nerede taşlanır?
Cevap    : Mina’da. 
Soru 116: Oruç ne zaman farz kılındı?
Cevap    : Hicretin 2.ci yılında. 
Soru 117: İslam fıkhında feri deliller hangileridir?
Cevap    : a- İstihsan,    b- Mesaliki Mürsele,   c- Örf,      d- Önceki şeriatlar,    e-Sahibi kavli,    f-
İstishap. 
Soru 118: İnsanların ve evcil hayvanların yiyecek ve içecekleri olan maddeleri ucuz olan yerlerden alıp 
kıymetinin artması için 40 gün bekletmeye ne ad verilir?
Cevap    : İhtikar denir. 
Soru 119: İslam hukukunda miras taksimini kendisine konu alan ilmin adı nedir?
Cevap    : Feraiz ilmi. 
Soru 120: Hac esnasında Safa ile Merve arasında müslüman erkeklerin her gidiş ve gelişte göğüslerini 
gererek (çalımlı çalımlı) yürümeye ne ad verilir?
Cevap    : Hervele. 
Soru 121: Peygamber (s.a.v.): “En hayırlı amel vaktinde kılınan namazdır” buyurmaktadır. Vaktinde 
kılınmayan namazlar ise mutlaka kaza edilmelidir. 6 vakit namaz üst üste kazaya kalmayan kişiye ne ad 
verilir?                 
Cevap    :  Sahib-i Tertip. 
Soru 122: Zekat İslam toplumundaki, sosyal yardımlaşmanın, müslümanlar arasındaki sevgi ve kardeşliğin
kuvvetlendirilmesi açısından Rabbimizin müslümanlara olan bir rahmetidir. Zekatın kimlerden alınacağını ve
kimlere verileceğini İslam belirlemiştir. Altın da zekata tabi mallardandır. Hanefi mezhebine göre altının 
zekata tabi olması için nisap miktarını yazınız.
Cevap    :  97 gram, 20 miskal ve 60 santimdir. 
Soru 123: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ahirete irtihalinden sonra sekizinci asırdan itibaren bir ilim 
olarak şekillenmiştir.Ancak peygamberimizin ve sahabenin yaşadığı maneviyatı ve ahlaki olguyu amaç 
edinmiştir. Nefisleri temizleyip terbiye etmek, ahlakı güzelleştirmek ve dini yaşamak ilmidir. Züht ve takva 
ile ruhu temizleyen, insanı Allah sevgisinde eriten, nefsi Allah yolunda mal ve can vermeye hazırlayan, 
Allah’tan başkasıyla kalbi ilişkiyi kesmeyi amaçlayan, toplumların her devirde ihtiyaç duyduğu ilmin adı 
nedir?
Cevap    :  Tasavvuf. 
Soru 124: Bir insan müslüman iken daha sonra İslam dininden dönse bu insana hemen tövbe edip tekrar 
İslam’a dönmesi emredilir. Bu tür İslam’dan dönme olaylarına Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminde 3, Hz. 
Ebu Bekir döneminde 7, Hz. Ömer döneminde ise 1 kere meydana geldiği görülmüştür. İslam hukukuna 
göre İslam’dan dönme olayına ve dönen şahsa ne ad verilir?
Cevap    :  Olaya İrtidat,  dönene Mürtet denir. 
Soru 125: Kıyamete kadar yasaklanan, nikah şahitleri bulunmaksızın, bir kadına para verip, belli zaman 
için beraber yaşamak üzere sözleşmek anlamına gelen muta nikahı gibi, şahitler huzurunda, ama yüz 
senede olsa belli bir zaman sonra boşanmayı söyleyerek ve bütün şartlarına uyularak yapılan bir nikah 
çeşidi daha vardır ki,bu kesinlikle haramdır. Bu nikah çeşidi hangisidir?
Cevap     : Muvakkat nikahı. 
Soru 126: Kabe’yi tavaf ederken Haceri esvedin karşısından başlamanın hükmü nedir?
Cevap    : Vacip. 
Soru 127: Namaz kılan kimseye ne denir?
Cevap     : Musalli denir. 
Soru 128: Hac ve umrenin vaciplerindendir. Mekke-i Mükerreme’nin içinde ve Mescidi Haram dışında 
bulunan Safa ve Merve denilen basamaklı iki tepe arasında Safa’dan başlayarak Merve’ye ve Merve’den
Safa’ya yedi kere gidip gelmektir. Bu gidip gelme olayına ne ad verilir?                
Cevap    : Say. 
Soru 129: Mikat mahalli dışında oturan bir kimsenin Mekke’ye varınca ilk ne yapması gerekir?                 
Cevap    : Kudüm tavafı. 
Soru 130: Haccı veya umreyi yada her ikisini de eda etmek için mübah olan bazı şeyleri kendi nefsine 
geçici olarak haram kılmak, onları yapmaktan sakınmak ve haram denilen Mekke sınırları içine girme 
haline ne denir?
Cevap    : İhram. 
Soru 131: Ramazan ayının son günü içinde bir mescitte dünya işlerinden tamamen uzaklaşarak ibadet 
etmeye ne denir?
Cevap    : İtikaf 
Soru 132: Kazası olmayan namaz hangisidir?
Cevap    : Cuma namazı 
Soru 133: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ömründe bir defa yaptığı ve İslam’ın beş şartından biri olan 
ibadetin adı nedir?
Cevap    : Hac. 
Soru 134: Fıkıh ilminin dört büyük kısımlarından biri olan cezalarla ilgili bölümüne ne isim verilir?                 

Cevap    :  Ukubat. 
Soru 135: Teyemmümün farzları nelerdir?
Cevap    :  Niyet etmek, elleri toprağa vurarak kolları ve yüzü meshetmek. 
Soru 136: Hangi namaz çeşidini kılmak zorunluluğu yoktur?
Cevap    : Nafile namazın. 
Soru 137: Haccı veya umreyi yada her ikisini eda için mübah olan şeylerden bazılarını geçici olarak haram 
kılmak,onları yapmaktan sakınmak ve haram denen Mekke sınırları içeri girme haline denir. bu halde iken 
günah,isyan, kavga gibi şeylerden çekinmek icap eder. Cinsi yakınlaşma terk edilir, avlanılmaz, tıraş 
olunmaz,yeşil ot dahi kopartılmaz. Bu hale ne ad verilir?
Cevap    :  İhram. 
Soru 138: La ilahe İllallahın kelime manası Allah’tan başka ilah olmadığına inanmakla birlikte geniş manada 
dört şeyi içerir.Bunlardan üç tanesi şunlardır: a-Ben Allah’ın kuluyum,  b-Ben yardımı ancak Allah’tan 
beklerim,c-Ancak Allah’ın rızasını  gözetirim demektir. Diğer dördüncüsü nedir?
Cevap    :  Kanun koyucu ancak Allah (c.c.)‘dır. 
Soru 139: Mescidi Haram, Kabe ve etrafını saran mescidin tamamının adıdır. Mescidi Haram yeryüzünde 
yapılan ilk mescittir. Hacılar burayı ziyaret ve Kabe’yi tavaf için giderler. Mescidi Haramın bölümlerinden 
bazıları şunlardır: Zemzem, Safa ve Merve tepeleri, Minberi Şerif, Mültezem, Makamı Cibril, Hatim, 
Metaf, Şerif yani tavaf yeri, Makamı İbrahim, Kabe-i Muazzama, bunlardan başka Kabe’nin hemen 
önünde belli bir boşluktan sonra yay şeklinde bir duvar vardır. Hacılar tavaf ederken Kabe ile bu duvar 
arasından geçmezler.Burada Hz. Hacer ve Hz. İsmail’in mezarlarının bulunduğu rivayet edilmektedir. Bu 
yerin adı nedir?                
Cevap    :  Hicri İsmail. 
Soru 140: Namazlarda kıyam, rüku ve secde gibi her rüknünü sükunetle yerine getirmeye ve bu rükunları 
yaparken her uzvun yatışıp, hareket halinden beri olmasına tadili erkan denir. Mesela, rükudan kıyama 
kalkarken vücut dimdik hale gelmeli ve sükunet bulmalı. Namazların tadili erkana göre kılınmasının hükmü   
İmam-ı Azama göre nedir?
Cevap    :  Vaciptir. 
Soru 141: Her ibadette olduğu gibi hac ibadetinin de vacipleri vardır. Bunlara örnek olarak, ihrama belirli 
yerden başlamak,ziyaret tavafını kurban bayramının birinci,  ikinci ve üçüncü günlerinde yapmak ve veda 
tavafı yapmayı da sayabiliriz. İhramsız girme
Read more

HADİSLE İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 20:23
Çocuk / Çocuk Eğitimi
HADİSLE İLGİLİ  SORU VE CEVAPLAR
      [Dini Sorular-1] [ Dini Sorular-2 ] [ İtikadi Sorular ] [ Hadis İle İlgili Sorular ]
   [ Peygamberimiz İle İlgili Sorular ] [ Sahabelerle İlgili Sorular ] [ Tarih İle İlgili Sorular ] 
                  SORU VE CEVAPLAR
Soru 1  : Rasülullah (s.a.v.) Efendimizin takip edip uyguladığı dini yol ve tutumlara ve bunları genel
                prensipler çerçevesi içinde ümmetine uygulamasını emrettiği söz ve fiillere ne ad verilir?
Cevap  : Sünnet. 
Soru 2  : Hadis-i Şerif ne demektir?
Cevap  : Sünnetlerin sözle ifade edilmesine denir. 
Soru 3  : Söz bakımından Peygamberimiz (s.a.v.)’e anlam bakımından Allah (c.c.)’e ait olan
                hadislere ne ad verilir?
Cevap  : Kutsi Hadis. 
Soru 4  : Sünnetin çeşitleri nelerdir kısaca izah ediniz.
Cevap  : Üç çeşittir.
               a- Kavli sünnet; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sözleridir.
               b- Fiili sünnet; Peygamber efendimiz (s.a.v)’in yaptığı iş ve hareketlerdir.
               c- Takriri sünnet; Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in işaret ettiği veya sükut ettiği işlerdir. 
Soru 5  : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Hadis-i Şerifleri’nin büyük bir çoğunluğu “Kütübü Sitte”
               olarak bilinen altı hadis kitabındadır. Bu altı kitabı yazarlarıyla birlikte söyleyiniz.
Cevap  : a- Sahih-i Buhari. Yazarı: İmam Buhari
               b- Sahih-i Müslim. Yazarı: İmam Müslim
               c- Sünen-i Ebu Davut. Yazarı: Ebu Davut
               d- Sünen-i İbni Mace. Yazarı: Abdullah İbni Mace
               e- Sünen-i Tirmizi. Yazarı:İsa İbni Sevre Et-Tirmizi
               f-Sünen-i Nesei. Yazarı: Ebu Abdullah En-Nesei 
Soru 6  : İslam aleminin en büyük muhaddisidir.(hadis alimidir.) Hicri 194-256 senelerinde yaşamış,
                babası İsmail Bin İbrahimdir. 16 yaşında iken iki büyük hadis kitabını ezberledi.
                İlmini Mekke’de tahsil etti. Daha 18 yaşında iken hadis ravileri ile ilgili hadis kitabı yazdı.
                Daha sonraki 16 yıllık yaptığı çalışma ile “El-Cami’üs Sahih”adlı büyük hadis kitabını yazdı.
                Kendisi “Sahih adlı kitabımı altı yüz bin hadisten seçtim. Yazdığım her hadis için iki rekat
                namaz kıldım.” diye söz eden ve kitabında 7275 sahih hadis bulunan, Kur’an’ı Kerimden
                sonra en büyük kaynak kabul edilen Sahih-i Buhari adlı kitabın müellifi kimdir?
Cevap  : İmam Buhari hazretleridir. 
Soru 7  : Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim’den sonra en büyük hadis kitabı sayılan Ebu Davut isimli
               eserin yazarı olan muhaddisimizdir. 888 miladi yılında Basra’da doğmuştur.
               500.000 Hadis-i Şerif içinden 4800 hadis-i şerifi kitabına almış, hocası Ahmet Bin Hambel’e
               gösterip onun takdirini kazanmıştır. Kitabı Kütübü Sitte’nin 3. Kitabı olarak bilinir.
               Eserindeki tüm hadisleri İslam hükümlerine ait hadisler olan muhaddisimiz kimdir?
Cevap  : İmam-ı Ebu Davut. 
Soru 8  : “Riyazü-s Salihin” adlı hadis kitabının yazarı kimdir?
Cevap  : İmam Muhyiddin en-Nevevi’dir. 
Soru 9  : Kur’an’ı Kerim ve Sahih-i Buhari’den sonra en değerli kaynak olan Sahih-i Müslim’in
                müellifidir. Hicaz, Mısır, Suriye, Irak, İran ve Türkistan’ı dolaşarak hadis topladı.
               Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in buyurduğu her sözü en sağlam kaynaklara dayanarak aldı,
               ezberledi ve kitabına yazdı.30.000 hadisi şerifi topladı ve inceledi. Kitabı Kütübü Sitte’nin
               2. Olan hadisi şeriflere ve Allah’ın Rasülüne aşık olan bu büyük muhaddisimiz kimdir?
Cevap   : İmamı Müslim. 
Soru 10: Kur’an’ı Kerim’den sonra kaynak olan Kütübü Sitte’den Süneni Nesai’nin müellifidir.
               Asıl adı Ahmet Bin Şuayb, lakabı Ebu Abdurrahman’dır. Şam, Horasan, Irak, Hicaz,
               Cezire ve Mısır’ı dolaşıp hadis topladı ve kitabını yazdı. Bundan başka içersinde hiç bir
               zayıf hadisin bulunmadığı “Mücteba” isimli eserini yazdı. Ömrü boyunca Davut (a.s.) gibi
               bir gün yiyip bir gün oruç tutan bu muhaddisimiz kimdir?
Cevap   : İmam-ı Nesai 
Soru 11: Asıl ismi İsa Bin Ebu Muhammed olan, Horasan, Hicaz ve Irak’ı baştan sona kadar
               dolaşarak hadis toplayıp, Kütübü Sitte’den Süneni Tirmizi’yi yazmış muhaddisimiz kimdir?
Cevap   : İmam-ı Tirmizi 
Soru 12: En çok hadis rivayet eden sahabe kimdir?
Cevap  : Ebu Hureyre (r.a.) 
Soru 13: Müttefekun Aleyh ne demektir?
Cevap  : Buhari ve Müslim’in bir hadis üzerindeki ittifakıdır.(Görüş birliğidir). 
Soru 14: Mevzu hadis ne demektir?
Cevap  : Peygamber Efendimiz(s.a.v.)!in ağzındanmış gibi uydurulan gerçek olmayan sözlerdir. 
Soru 15: Kadın sahabelerden en çok hadis rivayet eden kimdir?
Cevap  : Hz. Aişe (r.anha)’dır. 
Soru 16: Senet nedir?
Cevap  : Hadis-i Şerif’i rivayet eden kişiler zinciridir. 
Soru 17: Metin neye denir?
Cevap  : Senetten sonraki Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözleridir. 
Soru 18: Ravi kimdir?
Cevap  : Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in söz ve fiillerini rivayet eden her kişiye ravi denir. 
Soru 19: Hadis nedir?
Cevap  : Peygamberimiz (s.a.v.)’e isnat edilen sözler, fiiller, sıfatlar ve peygamberimizin görüpte
               sustuğu şeylerdir. 
Soru 20: Ebu Hureyre’nin asıl adı nedir?
Cevap  : Abdurrahman Bin Sahr’dır. 
Soru 21: Sahih-i Müslim’de kaç hadis vardır?
Cevap  : Tekrarlar dışında 4.000 hadis. 
Soru 22: Tabiin kimdir?
Cevap  : Sahabeden sonra gelen ve onlarla sohbet edenlerdir. 
Soru 23: Kaç çeşit hadis vardır?
Cevap  : Üç çeşit; Mütevatir, Meşhur ve Ahat 
Soru 24: Peygamberimiz (s.a.v.)’in bizzat söylediği sözlere ne ad verilir?
Cevap  : Kavli sünnet. 
Soru 25: Peygamberimiz (s.a.v.)’in yaptığı işlere ve bu ibadetlere ne isim verilir?
Cevap  : Fiili sünnet. 
Soru 26: Peygamberimiz (s.a.v.)’in görüpte men etmediği söz ve davranışlara ne ad verilir?
Cevap  : Takriri sünnet. 
Soru 27: Hadis ilminde molla kime denir?
Cevap  : 2.000’den fazla hadis ezberleyene denir. 
Soru 28: Adalet ve zabt sahibi ravilerin kesiksiz bir senetle bir birinden rivayet ettikleri,
                illetli ve şaz olmaktan uzak hadise ne ad verilir?
Cevap  : Sahih hadis. 
Soru 29: Mevzu hadis uydurma sebepleri nelerdir?
Cevap  : a- Mezhep, kabile ve milletini müdafa etmek gayreti.
               b- İslam düşmanlığı.
               c- Şahsi menfaat kaygısı.
               d- Yöneticilere yaklaşma arzusu. 
Soru 30: Hadisi rivayet eden ravide aranan şartlar nelerdir?
Cevap  : a- Müslüman olmak.
               b- Adaletli olmak.
               c- Zabt sahibi olmak.
               d- Akıl ve baliğ olmak. 
Soru 31: Ayet okumak kaydı ile Peygamberimiz (s.a.v.)’in Allah Teala şöyle buyurmuştur diyerek,
               Allah Teala’ya izafe ettiği hadislere ne ad verilir?
Cevap   : Kutsi Hadis. 
Soru 32: Peygamberimiz (s.a.v.)’in kendisine intikal eden bir olay karşısında  susarak cevap
               vermesine ne ad verilir?
Cevap   : Takriri sünnet 
Soru 33: Sahih 6 hadis kitabı olan Kütübü Sitte’nin sonuncusu olan hadis kitabının sahibi
                Ebu Abdullah Bin Yezit hicri 209,  miladi 824 yılında Kazvin’de doğdu. Arap dili ve
                edebiyatı üzerine derinleşti. Daha sonra tüm çalışmalarını hadisi şerifler üzerinde
                yoğunlaştırdı. En güvenilir ravi ve hadisleri bulmak üzere Irak, Arabistan, Suriye ve
                Mısır gibi İslam beldelerini gezdi. Sonuçta topladığı hadisi şerifleri sünen isimli eserinde
                birleştirdi. Eseri tertibi tekrardan uzak ve kısa oluşuyla tanınmaktadır. Bu büyük muhaddis
                hicri 273, miladi 886 yılında vefat etmiştir. Esas ismini verdiğimiz halk arasında yazdığı
                eserin adıyla anılan imamı tanıdınız mı?
Cevap  : İmam İbni Mace. 
Soru 34: Söz, fiil, takrir ahlaki ve fiziki vasıf olarak Peygamberimiz (s.a.v.)’e izafe edilen her şeyin
                yazılı metnine ne denir.
Cevap  : Hadis 
Soru 35: Kaç çeşit sünnet (hadis) vardır?
Cevap  : 3, (kavli, fiili ve takriri) 
Soru 36: Bir diğerinden almak ve nakletmek şartıyla, hadisi rivayet eden kişilerin Rasulüllah (s.a.v.)’a
                kadar sıralandığı kısma ne ad verilir?
Cevap   : Senet 
Soru 37: Görme ve duymaya dayanarak nesilden nesile nakledilen hadislere ne ad verilir?
Cevap  : Mütevatir hadis 
Soru 38: Hadisin sözlük anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
Cevap  : Yeni 
Soru 39: Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözlerine, fiillerine, takririne (hoşgörüsüne), yaratılışındaki ve
                ahlakındaki sıfatlarına hadis denir. Peygamberimizin bu hadisleri iki bölümden oluşmaktadır.
                Kur’an’ı Kerim’in anlaşılmasında bize büyük bir ışık tutan, müslümanların hayatını
                kolaylaştıran hadislerin bu iki bölümünden biri senettir. Diğerini siz söyleyiniz.
Cevap  : Metin. 
Soru 40: Hadisi şerifler kitaplarımıza geçinceye kadar hangi şekillerde rivayet edilmiştir?
Cevap  : Lafsan ve manen 
Soru 41: Adalet ve zabt sahibi ravilerin muttasıl senetlerle rivayet ettikleri, şazz ve muallel olmayan
                hadislere ne ad verilir?
Cevap  : Sahih hadis 
Soru 42: Arapça bir kelime olup, genellikle hadis ilmiyle uğraşan alime ne ad verilir?
Cevap  : Muhaddis
 
 

Read more

Peygamberler PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 20:01
Çocuk / Çocuk Eğitimi
PEYGAMBERLER TARİHİ
Soru 1  : Allah (c.c.)’ın emir ve yasaklarını insanlara haber veren, kendisine yeni bir kitap ve yeni bir şeriat 
gönderilmeyip de kendinden önceki peygamberlerin kitabı ve şeriatı ile amel eden Peygamberlere ne ad 
verilir? 
Cevap  : Nebi. 
Soru 2  : Kendisine yeni bir kitap ve yeni bir şeriat verilerek insanları hak yola çağırmak için gönderilen 
              peygamberlere ne ad verilir?
Cevap  : Resul. 
Soru 3  : Diğer peygamberlere göre bir derece daha üstün olan peygamberlere Ulul-Azm denir.
              Ulul-Azm olan peygamberler hangileridir?
Cevap  : Hz. Nuh (a.s.), Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Musa (a.s.), Hz. İsa (a.s.) ve Hz.Muhammed (s.a.v.). 
Soru 4  : Kur’an’ı Kerim’de ismi geçen peygamberler kaç tanedir?
Cevap  : 28 tane olup 3 tanesinin veli mi yoksa peygamber mi olduğu hususunda ihtilaf vardır. 
Soru 5  : Vahiy ne demektir?
Cevap  : Yüce Allah (c.c.)’ın dilediğini peygamberlere yine dilediği tarzda indirmesine denir. 
Soru 6  : Vahyin geliş şekilleri kaç tanedir ve nelerdir?
Cevap  : 7 çeşittir:
              a- Rüya şeklinde
              b- Melek görülmeksizin peygamberin kalbine bildirilmesi
              c- Vahiy meleğinin insan suretinde gelmesi
              d- Bir uğultu şeklinde gelmesi
              e- Cebrail’in gerçek surette gelmesi
              f- Göklerin üstünde, perde arkasından hitapta bulunulması
              g- Melek bulunmadan peygambere direk hitap şeklinde olması. 
Soru 7  : Peygamberlerde peygamberlik gelmeden önce görülen ve nübüvvetin temellerini kuvvetlendiren
harikuladelikler görülmesine ne ad verilir? (Mesela; Peygamberimiz (s.a.v.)’i bir bulutun takip etmesi gibi.)
Cevap   : İrhasat. 
Soru 8  : Peygamberlerin unutarak yaptıkları çok küçük hatalara ne ad verilir?
Cevap  : Zelle. 
Soru 9  : Peygamberlerin sıfatları nelerdir?
Cevap  : a- Sıdk; Doğruluk, b- Emanet; Güvenilirlik, c- Tebliğ; Allah (c.c.)’dan aldığı emirleri tam olarak 
bildirmek,d- Fetanet; Akıllı olmak,  e- İsmet; Günahsız olmak.
 
Soru 10: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in diğer peygamberlerden ayrılan özellikleri nelerdir?
Cevap  : a- Peygamberlerin sonuncusudur, b- İnsanların ve cinlerin peygamberidir,
              c- Getirdiği şeriatın kıyamete kadar geçerli olması. 
 
Soru 11: Cesedi topraktan yaratılmış ve cennette yaşamış ve dünyaya gönderilmiş, beşeriyetin babası ve 
ilk peygamberdir. Lakabı Safiullah olan, kendisine on sahife emirler ve yasaklar şeklinde verilen Hz. Şit 
(a.s.)’ın da babası olan, 930 yıl yaşamış olan, cenazesi Ebu Kubeys dağına defnedilen, insanların ve 
peygamberlerin de ilki olan (annesiz ve babasız olan insan) kimdir? 
Cevap   : Hz. Adem (a.s.). 
Soru 12: Hz. Adem (a.s.)’a Allah (c.c.) şöyle dedi: “Arşımın alt hizasında benim bir haremim (yasak 
bölgem) vardır, sen git ve benim için bir beyt (mabet) yap ve tavaf et, beni zikret.” Hz. Adem (a.s.)’da bu 
beyti (Kabe’yi) beş ayrı dağın taşlarını getirerek inşa etti. Bu dağlar hangileridir.
Cevap  : a- Tur-i Sina, b- Tur-i Zeyta (zeytun), c- Lübnan, d- Cudi,  e- Hira. 
Soru 13: Hz. Adem (a.s.)’ın eşi ve beşeriyetin annesi kimdir ve nasıl yaratılmıştır?
Cevap  : Hz. Havva’dır ve Hz. Adem (a.s.)’ın iveği kemiğinden yaratılmıştır. 
Soru 14: Hz. Adem (a.s.)’ın ilk çocuklarının isimleri nelerdir?
Cevap  : İlk ve ikinci çocukları ikiz doğmuşlardır. İlk ikizler; Kabil ile kız kardeşi Lubut, ikinci ikizler ise;
              Habil ile kız kardeşi İklima’dır. 
Soru 15: İnsanlık tarihinde kıskançlık sebebiyle kardeşini öldürerek ilk katil olan insan aynı zamanda ilk 
şirk koşan ve Allah (c.c.)’dan başka  ateşe tapan ilk insandır. Çünkü şeytan ona gelerek şöyle dedi:
“Kardeşinin kurbanını Hz. Allah onun ateş yakması ve ibadet etmesi sebebiyle kabul etti, sen de böyle 
yap.” Bu ifadelere inanarak ateş yakıp ilk defa puta tapmış olan insan ve ilk katil kimdir? 
Cevap   : Kabil. 
Soru 16: Babası Hz. Adem (a.s.), annesi Hz. Havva olan ve kendisine 50 sahife indirilen bir 
peygamberdir.
Kendisine Hibetullah (Allah (c.c.)’ın hibesi) yani Kabil kardeşi Habil’i kıskanarak öldürdükten sonra Hz. 
Adem (a.s.)’a oğlu  Habil’in yerine Allah (c.c.)’ın verdiği hibe denilen, 912 yıl yaşamış insanlığın ikinci 
peygamberinin adı nedir?
Cevap  : Hz. Şit (Sis) (a.s.). 
Soru 17: İnsanlığın üçüncü peygamberi, kendisine 30 sahife verilen bir peygamberdir.İlk defa ok ve yay 
kullanan, ilk yazı yazan, ilk defa dikiş diken, kendisine elbise dikerek giyen, ilk defa yıldızlar ilmini başlatan 
ve diri iken göğe yükseltilen peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. İdris (a.s.). 
Soru 18: Kur’an’ı Kerim’de 27 defa ismi geçen, 1050 yıllık ömre sahip Ulul-Azm peygamberlerdendir.
Kendisine inanmayan kavmine ilahi azap geleceği için Allah (c.c.)’ın emriyle gemi inşa edip,kendisine 
inananları, tüm hayvan çiftlerinden de birer çift olmak üzere yanına alarak Kurtararak beşeriyetin ikinci 
babası olarak bilinen ikinci Adem kimdir?
Cevap  : Hz. Nuh (a.s.). 
Soru 19: İnsanlığın ikinci babası olarak bilinen Hz. Nuh (a.s.)’ın gemiye binen ve insanlık kendilerinden 
türemiş olan üç oğlu vardı. Bu üç evlat üç ırkın babası olmuş, yeryüzünde bugüne kadar var olan ırklar da 
bunlardan türemiştir. Hz. Nuh (a.s.) bu üç oğlunun isimleri ve hangi ırkın babası olduklarını söyleyiniz?             

Cevap  : a- Sam; Arapların babası, b- Yafes; Rumların babası, c- Ham; Habeşlerin babasıdır. 
Soru 20: Nuh Tufanından sonra bir kavim var ki, sapıklık içersinde yaşıyorlardı. Allah (c.c.) bu kavmi 
azgınlıklarından dolayı “Sarsar Rüzgarı” ile helak etti. Bu kavmin İrem adıyla meşhur bağları ve bahçeleri 
vardı. Bu kavmin ve bu kavme gelen peygamberin adını söyleyiniz?
Cevap  : Ad kavmi ve Hz. Hud (a.s.). 
Soru 21: Atalarının başına gelen belaları unutmuş bir kavim vardı ki, soygun, vurgun, yol kesicilik onlarda 
alışkanlık haline gelmişti. Putçuluk hat safhaya ulaşmış, kayaları oyup evler yaparak bir medeniyet 
kurmuşlardı.Kendilerine gelen peygamber sarp kayaların içinden Allah (c.c.)’ın izniyle mucize olarak bir 
deve çıkartmış, ama onlar devenin bacaklarının keserek öldürmüşlerdi. Bu olay üzerine kendilerine üç gün 
mühlet verilir ve sonunda bir Sayha (bir çığlık) gelir ve iman etmeyenlerin hepsi helak olurlar. Bu kavim ve 
bunları irşat eden peygamber kimdir?                               
Cevap  : Semut kavmi ve Hz. Salih (a.s.). 
Soru 22: Ulul-Azm peygamberlerden olup, Nemrut döneminde yaşamış, kendisine 10 sahife verilmiş, 
Azer’in oğlu olup kendisine Allah (c.c.)’ın dostu anlamına gelen  Halilullah lakabı verilen bir peygamberdir. 
Halkı sapıtan Nemrut’a karşı mücadele etmiş, putları inkar edip Nemrut tarafından ateşe atılmış fakat, 
Allah (c.c.)’ın izni ile ateş bir gülistan olmuştur. Oğlu İsmail’i Allah (c.c.)’ın emri üzere Rabbin rızası için 
kurban etmekten çekinmediği için kendisine Allah (c.c.) tarafından kurban için koç ikram edilmiş, 80 
yaşında sünnet olarak zürriyetine bu sünnet kendisinden kalmıştır. Kendisini ateşe atan Nemrut ise bir 
sivrisinek belasıyla helak olmuştur. Bizim de milletinden olduğumuz bu peygamber kimdir?            
Cevap  : Hz. İbrahim (a.s.). 
Soru 23: Hz. İbrahim (a.s.)’ın oğlu olan bir peygamberdir. Amerikalıları 50 yıl boyunca irşada çalışmış 
olan,çocukluğunda Mekke çölünde annesi onun için Safa ve Merve tepeleri arasında koşuşarak su 
ararken
Allah (c.c.) onun ayakları altından bugün hacılarımızın içtiği Zemzem suyunu çıkartarak ümmete onun 
sebebi ile hediye edildiği, babasının adağı üzerine kurban olunması, istendiğinde tereddüt etmeden Allah 
(c.c.) için bıçağın altına yatan ve bu sadakati sebebi ile de kurban için koç ikram edilen peygamber ve 
annesi kimdir?               
Cevap  : Hz. İsmail (a.s.), annesi, Hz. Hacer validemizdir. 
Soru 24: Beytullah (Kabe)’nın ilk yapılışı ve ondan sonraki yapılması ve onarılması kimler tarafından 
yapılmıştır?             
Cevap  : a) İlk defa Allah (c.c.)’ın emri ile melekler inşa etmişlerdir,
             b) İkinci kez Hz. Adem (a.s.) tarafından yapılmıştır,
             c) Hz. Adem (a.s.)’ın oğlu Hz. Şit (a.s.) tarafından ilk defa taş ve çamurla yapılmıştır,
             d) Dördüncü defa Hz. İbrahim (a.s.) ve oğlu Hz. İsmail (a.s.) tarafından yapılmıştır. 
Soru 25: Hz. İbrahim (a.s.)’ın yüz yaşlarında iken yaklaşık doksan yaşlarında olan hanımı Sare’den
              olma ve Şam ile Filistin halkına peygamber olarak gönderilen, Beni İsrail’e gönderilen tüm
              peygamberleri kendi soyundan gelen peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. İshak (a.s.). 
Soru 26: Hz. İbrahim (a.s.)’ın kardeşi Harran’ın oğlu olan bir peygamber var ki, tek başına bir şeriat 
getirmemiş ama Hz. İbrahim (a.s.)’ın şeriatıyla iman etmiştir. Peygamber olarak gönderildiği halk 
dünyadaki en pis ameli işliyorlardı. Çünkü bu amel için Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Lut kavminin 
amelini işleyene Allah lanet etsin” “Lut kavminin amelini işleyen kimse melundur” buyurmuştur. Tepelerine, 
işledikleri suç sebebiyle taş yağmuru yağdıran, şehirlerinin altı üstüne çevrilen halkın ismini ve bu belaya 
uğradıkları amelin adını söyleyiniz?              
Cevap  : Sodom halkı ve Livata (Eş cinsellik, Homoseksüellik). 
Soru 27: Hz. İshak (a.s.)’ın oğlu, Hz. Yusuf (a.s.)’ın babası, lakabı ise “İsrail” olan ve soyuna da Beni 
İsrail denilen, oğlu Yusuf’un kaybolduğunu duyduğunda onun gömleği bulunup gözlerine sürülünceye kadar 
gözleri görmeyen peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. Yakup (a.s.). 
Soru 28: Kardeşleri tarafından kıskançlığın kurbanı olarak kuyuya atılan, bir kervan tarafından çıkartılıp 
Mısır ilinde köle olarak satılan, kölesi olduğu evin hanımı kendisine zina teklif ettiği zaman orada kendisine 
reddettiği için zindanlara atılmış olan, Allah (c.c.) tarafından rüya tabiri öğretilmiş ve bu sayede zindandan 
kurtularak Mısır’a Sultan olmuş ve Hz. Yakup (a.s.)’ın oğlu olan peygamber, Kölesi olduğu evin hanımı 
kendisinin yakışıklılığına dayanamayarak zina teklifi yaparken “Saçın ne kadar güzel” dedi. O ise 
“Cesedimde ilk dökülecek şey odur” cevabını verdi. “Gözlerin ne kadar güzel”deyince, O, “Cesedimden 
yere ilk akacak şey odur” diye cevap verdi. “Yüzün ne kadar güzel” dediğinde ise, O, “O toprak içindir, 
toprak onu yiyecektir” cevabını veren peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. Yusuf (a.s.). 
Soru 29: Sabır örneği olarak bilinen, 18 yıl yaralı bir şekilde imtihana tabi tutulan, yaralarına kurtçukların 
düştüğü bu hastalık sonunda Allah (c.c.)’ın “Biz onu sabır üzere bulduk” diyerek imtihanı kazanan ayağı 
yere vur emri sonucu çıkan su ile yıkanıp yaralarından kurtulduğu gibi gökten yağan altın çekirge 
bereketine nail olan, sabır örneği bu peygamber kimdir?                            
Cevap  : Hz. Eyyub (a.s.). 
Soru 30: Rum diyarında yaşayan halka hakkı tavsiye eden ve onların “Ey Bişr biz hayatı severiz,ölmeyi 
değil, bizi dilediğimiz zamanda öldürmesini Rabbinden iste” gibi şartları ile karşılaştığı halde onları ecellerine 
razı ederek inandıran, asıl ismi Bişr Bin Eyyub (a.s.) olan peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. Zülkifl (a.s.). 
Soru 31: Hz. Musa (a.s.)’ın abisi ve en büyük yardımcısı olan peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. Harun (a.s.). 
Soru 32: Kendisine dört büyük kitaptan Tevrat verilen, Beni İsrail peygamberlerinden olan Tevhit 
mücadelesinde Batılın temsilcisi olarak karşısında Firavun ile karşılaşmış, düşmanı Firavunun sarayında 
büyümüş,zamanın silahı olarak eline verilen Asası 15000 sihirbazı dize getirmiş, Turu Sina dağında Allah 
(c.c.) ile konuştuğu için lakabı Kelamullah olan peygamber kimdir?                           
Cevap  : Hz. Musa (a.s.). 
Soru 33: Günahları Allah (c.c.)’a şirk koşmak, meşe ağacına tapmak, ölçüde, tartıda eksik yapmak, 
halkın eşyasını gasbetmek, yol kesip soygunculuk yapmak, mü’minleri ölümle tehdit etmek olduğu için 
sonunda üzerlerine gelen Sam yeli ve arkasından kuraklık ve sıcaklığın dehşetinden kaçmak için gördükleri 
bir bulutun altına sığındıkları sırada yer sarsıntısı ve Cebrail (a.s.)’ın sayhasıyla helak olan Medyen halkı ve 
bunlara tabi olup ateş ve sıcaklıktan kavrulan Eyke halkına gönderilen peygamber kimdir?           
Cevap  : Hz. Şuayb (a.s.). 
Soru 34: Hz. Musa (a.s.)’a inanmayan halka, Allah (c.c.)’ın verdiği belalar nelerdir?
Cevap  : a- Tufan belası (sağanak halinde sürekli yağmur),
              b- Çekirge belası (ekinleri ve her şeyi yiyen çekirgeler),
              c- Kummel belası ( Kanatsız çekirge, karınca ve ekin biti),
              d- Kurbağa belası (şehri istila eden ve evlere giren kurbağalar),
              e- Kan belası (Su ve meyvelerin kan halinde olması),
              f- Mal ve servetin yok olması belası. 
Soru 35: Hz. Musa (a.s.)’ın amcasının oğlu olan ama ona inanmadığı gibi başına bela olan ve tarihin en 
zengin insanı olarak bilinen, 300 süslü cariye, 9000 hizmetinde adamı olan ve evinin kapı ve duvardaki 
tabelaları altından olan sonunda her şeyiyle beraber yerin dibine batan zalim kimdir?             
Cevap  : Karun. 
Soru 36: Hz. Musa (a.s.)’ın başının belası olan, kendini halkına ilah olarak tanıtan: “Ben sizin en büyük 
rabbinizim” dediği halde ömrü boyunca cinsel ilişkiyi tadamayan, iktidarsız olan,  kendine bela olacak bir 
çocuğun doğduğunu kahinlerin bildirmesi üzerine o yıl doğan 900  çocuğu öldürten ama kendisinin belası 
olacak çocuğu sarayında besleyen, sonunda Kızıl denizin sularında boğulurken “Musa’nın rabbine iman 
ettim” diye bağıran,yaptırdığı Piramitler kıyamete kadar zulmünün şahidi olacak olan zalim kimdir?               

Cevap  : Firavun. 
Soru 37: Hz. İbrahim (a.s.)’ı ateşe atma teşebbüsünde bulunan ve bela olarak burnuna giren bir 
sivrisineğin beynine ulaşıp oradaki hareketine dayanamayıp kafasını duvara vurarak kendini öldüren, 
hükümdarlar arasında başına taç takan ve insanları kendine ibadet etmeğe çağıran  ilk kişi olarak bilinen 
zalim kimdir?             
Cevap  : Nemrut. 
Soru 38: Babası, dedesi ve büyük dedesi peygamber olan peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. Yusuf (a.s.). 
Soru 39: Hz. Musa (a.s.)’dan sonra İsrail oğullarını 29 yıl Tevrat’la idare eden, Hz. Musa (a.s.)’ın
               Hızır (a.s.)’a gidişinde yol arkadaşı olan ve halkına onu anlatırken “Ona muhalefet eden
               melundur” diyerek İsrail oğullarını kendinden sonra ona inanmaya davet ettiği peygamber 
kimdir?
Cevap   : Hz. Yuşa Bin Nun (a.s.) (İstanbul Beykoz’da ismi ile anılan Yuşa tepesindedir). 
Soru 40: Hz. Musa (a.s.)’ın damadı olan ve Hızır (a.s.) ile yolculuğa çıktığında halkını emanet ettiği bir 
peygamberdir.Hz. Yuşa (a.s.)’dan sonra Beni İsrail’e peygamber olmuş olan kimdir?
Cevap  : Hz. Kalip Bin Yüfenna (a.s.). 
Soru 41: Binlerce ölünün dirilmesine şahit olmuş olan bir peygamberdir. Hz. Musa (a.s.)’ın damadı Hz. 
Kalip (a.s.)’dan sonra Ben-i İsrail’e peygamber olmuştur. Annesinin duası sonucu olduğu için (ve annesi 
çok yaşlı olduğu için) “İbnül Acuz” Kocakarının oğlu diye anılan peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. Hızkıl (a.s.). 
Soru 42: İsrail oğulları, Hz. Musa (a.s.)’ın şeriatını terk edip altından yaptıkları, göz bebekleri yakuttan, 
başına inci ve cevherlerle süslü taç koydukları “Bal” isimli puta tapmaya başlamışlardı. Bu zamanda 
kendilerine gönderilen peygambere inanmayınca da kuraklık ve sıcaklıktan kavrulunca duası ile yağmurlar 
yağdırdığı halde halkın azı iman etmişti. Balbebek halkına gönderilen bu peygamberin adı nedir?               
Cevap  : Hz. İlyas (a.s.). 
Soru 43: Hz. İlyas (a.s.)’ın devamlı yanında olmuş ve ondan sonra yerine İsrail oğullarına peygamber 
olmuş olan peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. Elyasa (a.s.). 
Soru 44: Ninava halkına peygamber olarak gönderilmiş, 33 yılda kendisine ancak iki kişi iman etmiş, 
yaptığı bir hatadan dolayı denizde gemiden atılarak balığın karnında 40 gün kadar kaldığı bilinen 
peygamber kimdir?              
Cevap  : Hz. Yunus (a.s.). 
Soru 45: Dinlerini terk eden Ben-i İsrail’in başına belalar gelip cizye ödedikleri zaman Allah (c.c.)’ın 
onlara gönderdiği peygamber onlara hem Allah (c.c.) yardımı ile bir hükümdar olarak Talut’u başlarına 
getirmiş hem de Talut’un Calut ile yaptığı savaşta Calut’u öldürecek şahsın (sonradan kendisinin yerine 
peygamber olarak gelecek) Davut olduğunu bildirmiş olan peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. Şemuyel (a.s.). 
Soru 46: Hz. Davut (a.s.)’ın oğlu olup babasının krallık ve peygamberliğine varis olan,
              Kudüs’te bulunan Mescidi Aksa’yı yaptıran, insanların ve cinlerin kendisine kıyam
              ettiği gibi tüm mahlukatın dilinden anlayan, rüzgarın dahi emrine verildiği peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. Süleyman (a.s.). 
Soru 47: Talut ile Calut ordularının yaptığı savaşta Calut’u öldürüp, Talut’un verdiği söz üzerine onun
              kızını almış ve neticede Beni İsrail’in önce hükümdarı sonra peygamberi olmuş olan, kendisine
              dört büyük kitaptan Zebur verilmiş olan koyun gütmesi, sapan taşı atması ve demire şekil
              vermesinden bahsedilen, demirden yaptığı zırhları satarak geçimini temin eden peygamber 
kimdir?
Cevap  : Hz. Davut (a.s.). 
Soru 48: Hz. Davut (a.s.) zamanında yaşamış olan, ilmi, hikmeti ile ona vezirlik yapmış, kendisine teklif 
edilen nübüvvet,krallık ve hikmetten o, hikmeti tercih etmiş Kur’an’ı Kerim’de oğluna nasihatlerinden 
bahsedilen peygamber olup olmadığı ihtilaflı olan insan kimdir?
Cevap  : Hz. Lokman (a.s.). 
Soru 49: Hz. Şaya (a.s.)’dan sonra Beni İsrail’e peygamber olmuş, Allah (c.c.)’a münacatı üzerine halkı 
helak olmaktan kurtulmuş ama,sonra Cebrail (a.s.) insan suretinde dört defa gelerek aile halkının 
yaptıklarını anlatarak fetva isteği sonucu o şahsın ailesine dua ettiğinde halkına fetvayı sen verdin diyerek 
Allah (c.c.)’ın fetvayı sen verdin diyerek halkını helak ettiği ve yüz yıllık ölümden sonra merkebi ile birlikte 
dirilmesine şahit olduğu peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. İrmiya (a.s.). 
Soru 50: Babil hükümdarı Buhtunnassar’ın Beytül Makdis’i yıkarak Beni İsrail’den esir aldığı çocuklar 
arasında bulunan ve zindana atılan, Babil kralının gördüğü rüyaya tabirle zindandan kurtulduğu gibi iyi 
mevkilere gelen ve Kur’an’ı Kerim’de kendisinden  “Resul olmayan bir nebidir” diye bahsedilen 
peygamber kimdir?             
Cevap  : Hz. Danyal (a.s.). 
Soru 51: Babil kralı Buhtunnassar’ın Beytül Makdis’i yıkıp insanları esir etmesinden yıllar sonra  geri 
dönen Beni İsrail arasında Tevrat’ı olan olmadığı gibi onu bilen de yoktu. Aralarında biri vardı ki, bu 
Tevrat’ı bildiği için yeniden onu yazdı. Beni İsrail’e peygamber olarak gönderilmiş olan bu insana sonunda, 
“O Allah’ın oğludur” diyecek kadar ileri gittiler.  Beni İsrail’e Tevrat’ı yeniden Allah (c.c.)’ın izni ile 
ezberinden yazan bu peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. Üzeyr (a.s.). 
Soru 52: Teyzesinin kocası olan Hz. Zekeriyya (a.s.)’ın himayesinde büyüyen ve yaptırdığı kendisine has 
mihrabında devamlı Allah (c.c.)’ı zikreden, Hz. İsa (a.s.)’ı kocasız olarak dünyaya  getiren ve Peygamber 
Efendimiz (s.a.v.)’in diliyle cennet kadınlarının üstünlerinden olarak bildirilen adına Kur’an’ı Kerim’de sure 
bulunan kadın kimdir?
Cevap  : Hz. Meryem. 
Soru 53: Hz. Zekeriyya (a.s.)’ın oğlu olup Hz. İsa (a.s.)’dan önce gelen ve onunla aynı zamanda yaşayıp 
onun varlığını Ben-i İsrail’e bildirmiş, oda babası gibi kendi halkı tarafından şehit edilmiş olan peygamber 
kimdir?              
Cevap  : Hz. Yahya (a.s.). 
Soru 54: Kendisine dört büyük kitaptan İncil verilmiş olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den bir önce
              gelen peygamber olup annesi İmran’ın kızı Meryem’e erkek eli değmeden ve evlenmeden
              dünyaya getirdiği evladı olan ve 33 yaşında iken göğe kaldırılan peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. İsa (a.s.). 
Soru 55: Yeryüzünün doğusundaki ve batısındaki tüm beldelere ulaşmış, ayak bastığı her yerin halkına 
hakim olmuş bir insandır. Bunun nasıl bu kadar geniş bir alemde gezebildiğini Hz. Ali (r.a.)’a 
sorduklarında: “O, bulutlar ona yol aldırır, yollar ona düzeltilir, nurlar ona döşenip yayılır,  kendisine gece 
ve gündüz bir olurdu” diye cevap verdiği,peygamber olup olmadığı bilinmeyen Kur’an’ı Kerim’de ismi 
geçen bu insan kimdir?             
Cevap  : Hz. Zülkarneyn (a.s.). 
Soru 56: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mübarek hadislerinde “Cennet kadınlarının üstünleri olarak 
bildirilen”dört kadın kimlerdir?
Cevap  : a) Hz. Hatice,  b) Hz. Fatıma,  c) Hz. Meryem,  d) Hz. Asiye (Firavunun karısı). 
Soru 57: Hz. İsa (a.s.)’ın dini üzerine yaşayan, Tarsus ahalisinden olan, kendilerine Ashabı Kehf denilen, 
adlarına Kur’an’ı Kerim’de sure bulunan yedi genç bir de refakatçi köpekleri, Rum hükümdarı olan 
Dekyanus’un zulmünden kurtulmak için “Neclus” adında bir dağın mağarasına saklanmışlar, hükümdarın 
ölmeleri için mağaranın girişini kapattırması üzerine Allah (c.c.)’ın yardımı ile 309 yıl uyuyan ve yine 
sonunda o kadar yıldan sonra uyanıp halkın içine karışarak yaşayan bu insanların isimleri nedir? (Bu isimler 
hastalara şifa niyetiyle okunduğu bilinmektedir).                           
Cevap  : Telmiha (Yemliha), Meslina, Mekselmina, Mernus, Debernus, Şazenuş, Keşeftedayyuş, ve 
köpekleri Kıtmir.
 
Soru 58: İslam öncesi devirlerden birinde, bir gurup mü’mine imanlarından dönmeleri için işkence yapan, 
dinlerinden dönmediklerini görünce de onları bir hendeğe atarak yakan bu zalim yöneticilere verilen isim 
nedir?             
Cevap  : Ashabı Uhdut 
Soru 59: Hayvanların dilinden anlayıp onlarla konuşan peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. Süleyman (a.s.) 
Soru 60: İlmi Hz. Musa (a.s.)’ın ilminden üstün ve onunla arkadaşlık yapmış olan, hala sağ olduğu rivayet 
edilen, Peygamberimiz (s.a.v.)’in onun hakkında “O otsuz kuru bir yere otururdu, kalktığında yeşillenerek
              onun arkası sıra dalgalanırdı” buyurduğu, üstün ilim sahibi olan kimdir?              
Cevap   : Hızır (a.s.) 
Soru 61: Yemen melikesine Süleyman (a.s.)ın mektubunu onun emri ile götüren kuşun adı nedir
Cevap  : Hüdhüd kuşu 
Soru 62: Ömrü boyunca bir oruç tutup bir gün iftar eden peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. Davut (a.s.) 
Soru 63: Yeryüzünde ilk cinayeti işleyen kimdir ve niçin cinayet işlemiştir?
Cevap  : Hz. Adem (a.s.)’ın oğlu Kabil kardeşi Habil’i kıskandığı için cinayet işlemiştir. 
Soru 64: Yusuf (a.s.)’ı kardeşleri niçin kuyuya atmışlardı?
Cevap  : Kıskandıkları için 
Soru 65: Kafir Firavunun mü’min hanımının adı nedir?
Cevap  : Asiye 
Soru 66: Hangi peygamber Hızır (a.s.) ile yolculuk yapmıştır?
Cevap  : Musa (a.s.) 
Soru 67: Hangi peygamberi balık yutmuştur?
Cevap  : Yunus (a.s.) 
Soru 68: Ateşe atılıp yanmayan peygamber ve onu ateşe atan zalim kimdir?
Cevap  : İbrahim (a.s.)’ı zalim Nemrut ateşe atmıştır. 
Soru 69: Hangi peygamber halkını 950 sene Hakka davet etti?
Cevap  : Hz. Nuh (a.s.) 
Soru 70: Hangi peygamberlerin hanımları iman etmeyerek helak oldular?
Cevap  : Hz. Lut (a.s.) ve Hz. Nuh (a.s.)’ın hanımları 
Soru 71: Doğduğunda konuşan peygamber hangi peygamberdir?
Cevap  : Hz. İsa (a.s.) 
Soru 72: Topukları altından zemzem suyu çıkan ve bıçağın kesmediği peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. İsmail (a.s.) 
Soru 73: Firavunun sarayında büyüyen peygamber kimdir?
Cevap  :Hz. Musa (a.s.) 
Soru 74: Ömrü boyunca bir gün oruç tutan bir gün iftar eden peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. Davut (a.s.) 
Soru 75: Hz. Nuh (a.s.)’ın kavmi nasıl helak oldu?
Cevap  : Tufan sonunda boğularak 
Soru 76: M.Ö. 1.yüzyılda İsrail oğullarına gönderilen, ismi Kur’an’ı Kerim’de geçen peygamberlerden 
olup Yahya (a.s.)’ın babasıdır. Rabbine: “Ey Rabbim! Bana senin katından temiz bir nesil ihsan et” diye dua 
etti. Bunun üzerine melekler ona Yahya (a.s.)’ı müjdelediler. Filistin valisi Heredos bu peygamberin 
babasını öldürmek istemiştir.Babasının öldürülmesine karşı çıkan bu peygamberi Herodos’un askerleri 
yakalamak istemişler oda kaçarak bir ağaç kovuğuna saklanmıştır. Burada zalimler kendisini ağaçla 
birlikte testere ile keserek şehit etmişlerdir.Bu peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. Zekeriyya (a.s.) 
Soru 77: Körlerin gözlerini açma mucizesi hangi peygambere verilmiştir?
Cevap  : Hz. İsa (a.s.) 
Soru 78: Kabe’nin yanında bulunan Haceri Esvet taşı nereden gelmiştir?
Cevap  : Cennetten 
Soru 79: Kabe’yi Allah (c.c.)’ın emri ile ilk inşa eden peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. İbrahim (a.s.) oğlu İsmail (a.s.) ile inşa etmiştir. 
Soru 80: Kudüs’te bulunan Mescidi Aksa’yı hangi peygamber inşa etmiştir?
Cevap  : Hz. Süleyman (a.s.) 
Soru 81: Safa ve Merve tepeleri arasında su bulabilmek için koşan kadın kimdir?
Cevap  : Hz. Hacer 
Soru 82: Hz. Adem (a.s.)’ın üçüncü oğlu ve ikinci peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. Şit (a.s.) 
Soru 83: Hz. Adem (a.s.) ve Hz. Havva annemiz cennetten kovulduktan sonra dünyada Allah (c.c.)’ın 
izniyle nerede birleştiler?              
Cevap  : Arafat, Rahmet dağında 
Soru 84: Hz. Lut (a.s.)’ın gönderildiği şehir hangisidir?
Cevap  : Semut 
Soru 85: Hz. Yusuf (a.s.) kaç sene zindanda kaldı?
Cevap  : Yedi sene 
Soru 86: Hükümdarlar arasında başına taç takan ve insanları kendisine ibadete çağıran ilk kişi kimdir?
Cevap  : Nemrut 
Soru 87: Hz. Nuh (a.s.)’a iman ederek gemiye binen oğullarının isimleri nelerdir?
Cevap  : Sam, Ham, Yafes 
Soru 89: İçenlere ölümsüzlüğü ve ebedi hayatı kazandıran suyun adıdır. O sudan birisi içmiş ve 
ölümsüzlüğe ermiştir.Milli Görüşçü gençte  işte bu su gibi olmalı ki, onu gören onda dirilmeli ve ona bakan 
onda canlanmalı,hayat bulmalı, kendine bakana ümit vermeli. İşte bahsettiğimiz, içenlere ölümsüzlük veren 
suyun ve ondan içip ölümsüzlük kazanan, Hz. Musa (a.s.) ile de meşhur yol arkadaşlığı olan kişinin adları 
nelerdir?
Cevap  : Ab-ı Hayat ve Hızır (a.s.) 
Soru 90: Hz. Şit (a.s.)’dan sonra peygamber olarak gönderilen, ilk kalem ile yazı yazan, ilk elbise diken,
              sonunda Cenabı Allah (c.c.) tarafından göğe çekilen peygamber kimdir?
Cevap  : Hz. İdris (a.s.) 
Soru 91: Milattan önce (M.Ö.) 10.yüzyılda İsrail oğullarına gönderilen ve Kur’an’ı Kerim’de adı geçen
peygamberlerdendir. Davut (a.s.)’ın oğludur. Ona da babası gibi hem krallık hem de peygamberlik 
verildi.Saba Melikesi Belkıs’la aralarında geçen olaylar meşhurdur. Kaç yıl yaşadığı bilinmemektedir. 
Ancak kırk yıl hükümdarlık yaptığı söylenir. İçinde Mescidi Aksa’nın da bulunduğu çok sayıda yapı 
yaptırmıştır. Kendisine öldükten sonra devlet,  İsrail oğulları ve Yahuda diye ikiye bölünmüştür kimdir bu 
peygamber?             
Cevap  : Hz. Süleyman
 
 

Read more

Kuran'ı Kerim PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 19:58
Çocuk / Çocuk Eğitimi
KURAN-I KERİM
Soru 1  : Kur’an’ı Kerim kaç yılda inmiş, tamamlanmıştır?
Cevap  : Kur’an’ı Kerim 22 sene, 2 ay, 22 günde inmiştir. 
Soru 2  : Allah(c.c.)’ın dilediği şeyleri Peygamberlerine bildirmesine ne denir?
Cevap  : Vahy denir. 
Soru 3  : Kur’an’ı Kerim’de bulunan, adetleri 114 tane olan müstakil bölümlerine ne denir?
Cevap  : Sure ismi verilir. 
Soru 4  : Kur’an’ı Azimüşşan’da bulunan sureleri meydana getiren cümlecik yada bir kaç kelimeden 
oluşan,
              6666 adet varolan Allah kelamlarına ne ad verilir?
Cevap  : Ayet denir. 
Soru 5  : Kur’an’ı Kerim tek kitap olduğu gibi, tek ciltte toplanmıştır. Kur’an’ı Kerim’in sayfalarını 
toplayan
              cilde verilen ve yalnız Kur’an’a ait olan özel isme ne denir? 
Cevap   : Mushaf adı verilir. 
Soru 6  : Kur’an’ı Kerim ayet ayet, sure sure inerken o gün için mevcut bulunan kemik parçası veya düz,
              yassı olan şeyler üzerine yazılırdı. Daha sonra tek bir kitap haline getirildi. 
              İşte yüce kitabımızı ilk olarak kim zamanında ve nasıl Mushaf haline getirildi?
Cevap  : Hz. Ebu Bekir zamanında Zeyd b. Sabit tarafından Mushaf haline getirildi. 
Soru 7  : Kur’an’ı Kerim insan gücünün imkan verdiği ölçüde anlamayı gaye edinen ve geniş şekilde 
açıklayan,
              gerektiğinde yorumlayan eserlere ne ad verilir?
Cevap  : Tefsir denir. 
Soru 8  : Tefsir yapan alime ne ad verilir?
Cevap  : Müfessir adı verilir. 
Soru 9  : Tefsir çeşitleri kaçtır ve nelerdir?
Cevap  : Tefsir çeşitleri ikidir;
               a- Rivayet tefsiri : Ayet ve hadislerle açıklama yapılan tefsirlerdir.
               b- Dirayet tefsiri : Ayet, hadis ve akli, felsefi, güncel yorumlarla yapılan tefsirdir. 
Soru 10: Ayeti celilelerin mana ve ilahi işaretlerini, insan aklının imkanı ölçüsünde yapılan tercümelere ne 
ad verilir?           
Cevap  : Meal adı verilir. 
Soru 11: Kur’an’ı Kerim Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e nerede ve ne zaman nazil olmaya başlandı?             

Cevap  : Mekke yakınlarında Hira mağarasında, 610 yılı Ramazan ayında nazil olmaya başladı. 
Soru 12: Allah (c.c.)’ın varlığını ve birliğini, doğmadığını ve diğer özelliklerini özlü bir
              şekilde anlatan ve buna kısaca Tevhit suresi denilen surenin adı nedir?
Cevap  : İhlas suresi 
Soru 13: Hz. Muhammed (s.a.v.)’e Nur dağında inmeye başlayan ve 23 senede tamamlanan, Arapça 
olarak indirilen
              ve tevatür yoluyla bize ulaşan, okunması dahi ibadet olan, dünyevi ve uhrevi tüm meseleleri 
bildiren,              
              Allah (c.c.)’ın kelamına ne ad verilir?
Cevap : Kur’an’ı Kerim denir. 
Soru 14: Kur’an’ı Kerim’de bir takım ayetler vardır ki; bunlardan birini okuyan veya işiten her mükellef 
için secde
              etmek vaciptir. Bu secdeye ne ad verilir ve Kur’an’da kaç defa zikredilmiştir?               
Cevap  : Tilavet secdesi denir ve Kur’an’da 14 defa zikredilmiştir. 
Soru 15: Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in 13 yıllık Mekke döneminde ve 10 yıllık Medine hayatında 
Kur’ân’ı Kerim’in
              tamamı indirilmiştir. Mekke ve Medine yaşantısında bildirilen surelere verilen isim nedir?             
Cevap  : Mekke döneminde inen surelere MEKKİ, Medine döneminde inen surelere MEDENİ sure adı 
verilir.
 
Soru 16: Kur’an’ı Kerim’de hakkında en çok ayet inen kavim hangisidir?
Cevap  : İsrail oğulları. 
Soru 17: Kur’an’ı Kerim’deki ilk surenin ismi nedir?
Cevap  : Fatiha suresi. 
Soru 18: Kur’an’ı Kerim’deki son sure hangisidir?
Cevap  : Nas suresi. 
Soru 19: Kur’an’ı Kerim’in kalbi olarak zikredilen surenin ismi nedir?
Cevap  : Ya-sin suresi. 
Soru 20: Kur’an’ı Kerim’deki en uzun sure hangisidir?
Cevap  : Bakara suresi. 
Soru 21: Kur’an’ı Kerim’deki en kısa sure hangisidir?
Cevap  : Kevser suresidir. 
Soru 22: Kur’an’ı Kerim’de besmele kaç defa zikredilmiştir?
Cevap  : 114 defa. 
Soru 23: Kur’an’ı Kerimde ismi geçen sahabe kimdir?
Cevap  : Hz. Zeyd (r.a.). 
Soru 24: Hurf’u Seb’a nedir?
Cevap  : Kur’an’ı Kerim’in yedi harf üzerine inmesidir. 
Soru 25: Kur’an’ı Kerim’in hangi suresinin her ayetinde “ALLAH” kelimesi vardır?
Cevap  : Mücadele suresi. 
Soru 26: Allah (c.c.) kelimesi Kur’an’da kaç defa zikredilmiştir?
Cevap  : 2697 defa. 
Soru 27: Kur’an’ı Kerim’de tek ismi zikredilmiş kadın kimdir?
Cevap  : Hz. Meryem. 
Soru 28: Kur’an’ı Kerim’in son inen ayeti hangi surenin kaçıncı ayetidir?
Cevap  : Maide suresinin 3. Ayetidir. 
Soru 29: Kur’an’ı Kerim’de surelerin başında besmele vardır. Ama bir surenin başında besmele yoktur.
              Hangi surenin başında besmele yoktur?
Cevap  : Tövbe suresi. 
Soru 30: Hangi surede besmele iki defa zikredilmiştir?
Cevap  : Neml suresi. 
Soru 31: Kur’an’ı Kerim’i tefsir eden alimlerimizden üç tanesinin ismini yazınız.
Cevap  : Ömer Nasuhi Bilmen, Seyyit Kutup, Bursalı İsmail Hakkı, Muhammet Ali Sabuni, Mevdudi,
              Mahmut Ustaosmanoğlu, Elmalılı Hamdi Yazır, Konyalı Mehmet Vehbi Efendi.
 
Soru 32: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e göre hangi sureyi okumak Kur’an’ı Kerim’in üçte birini okumaya 
bedeldir?             
Cevap  : İhlas suresi. 
Soru 33: Kur’an’ı Kerim’de konuştuğundan bahsedilen böcek hangisidir?
Cevap  : Karınca. 
Soru 34: Kur’an’ı Kerim’i usulüne göre okumayı belirleyen kuralların tümüne ne ad verilir?
Cevap  : Tecvit. 
Soru 35: Sahabeler karşılaştıklarında ve ayrılacakları zaman birbirlerine devamlı olarak okudukları bir sure 
vardı.
              İmamı Şafi hazretleri “Kur’an’dan sadece bu sure nazil olsaydı, insanlara dünya ve ahiret 
mutluluğu için
              yeterdi.” Diyerek manasını ve önemini anlattığı bu surenin ismini ve manasını söyleyiniz.                                       

Cevap  : Asr suresi. Manası; “Asra yemin olsun ki, muhakkak insanlar hüsran  içindedir (zarardadır).
              Ancak iman edip salih amel işleyenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bunların 
dışındadır.”
 
Soru 36: Kur’an’ı Kerim Peygamber Efendimize nerede ve ne zaman nazil olmaya başlamıştır?
Cevap  : Mekke yakınlarında Hira mağarasında, 610 yılı Ramazan ayında nazil olmaya başlamıştır. 
Soru 37: Ayet el Kürsi hangi surededir?
Cevap  : Bakara suresinde. 
Soru 38: Allah’ü Teala kimin suçsuz olduğuna dair ayet indirmiştir?
Cevap  : Hz. Aişe (r.anh.). 
Soru 39: Hüküm ayetleri Mekke’de mi yoksa Medine’de mi nazil olmuştur?
Cevap  : Medine’de. 
Soru 40: Kur’an’ı Kerim'de kaç cüz vardır?
Cevap  : 30 cüz. 
Soru 41: Kur’an’ı Kerim’deki en uzun ayet hangisidir?
Cevap  : Bakara suresi 282. Ayetidir. 
Soru 42: Kur’an’ı Kerim’in ilk okunduğu mescit hangisidir?
Cevap  : Medine’de “Beni Zerik” mescidi. 
Soru 43: Kur’an'ı Kerim’de “Cennet” kelimesi kaç defa zikredilmiştir?
Cevap  : 66 defa. 
Soru 44: Kur’an’ı Kerim’de “cehennem” kelimesi kaç defa zikredilmiştir?
Cevap  : 126 defa. 
Soru 45: Bakara suresinden sonra hangi sure gelir?
Cevap  : Al-i İmran suresi. 
Soru 46: Mekke’de Kur’an’ı Kerim’i ilk kez açıktan okuyan kimdir?
Cevap  : Abdullah bin Mesut (r.a.). 
Soru 47: Kur’an’ı Kerim’e göre insanlar ve cinler niçin yaratıldı?
Cevap  : Yalnız Allah’a kulluk etmeleri için. 
Soru 48: Kur’an’ı Kerim’de en yüce sure hangisidir?
Cevap  : Fatiha suresi. 
Soru 49: Kur’an’ı Kerim hangi halife zamanında “Mushaf” halinde toplandı?
Cevap  : Hz. Ebu Bekir (r.a.). 
Soru 50: Kur’an’ı Kerim hangi halife zamanında çoğaltılıp dağıtıldı?
Cevap  : Hz. Osman (r.a.). 
Soru 51: Kitap, Furkan, Mushaf, Bürhan, Hablullah, Hablülmetin, Kelamullah, Zikr, Hüda, Nur, 
              Şifa hangi kutsal kitabın isimleridir?
Cevap  : Kur’an’ı Kerim’in. 
Soru 52: “Hepiniz topyekün Allah’ın ipine sarılın, ayrı ayrı olmayın”. Ayette geçen “Allah’ın ipi” tabirinden 
kastedilen nedir?
Cevap  : Kur’an, Kur’an hükümleri, Mesajullah. 
Soru 53: Halife Hz. Ebu Bekir’in emriyle kitap haline getirilen Kur’an’ı Kerim’i toplama komisyonunun 
başkanı olan 
              sahabe kimdir?
Cevap  : Hz. Zeyd bin Sabit. 
Soru 54: Kur’an’ı Kerim’de din kelimesi hangi manada kullanılmıştır?
Cevap  : Ceza, mükafat, hüküm, hesap. 
Soru 55: Fatiha suresinde sapanlar olarak nitelendirilenler kimlerdir?
Cevap  : Hıristiyanlar. 
Soru 56: Hz. Ömer Rasülullah’ın arkasında namaz kılarken hangi ayet okunurken hiddete kapılarak 
yüksek sesle
              “Ben orada olsaydım, mutlaka Firavunun boynunu vururdum” demiştir?              
Cevap  : Naziat suresi. 
Soru 57: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendisine Fussulet suresini okurken sarılıp etkilenen ve İslam’ı 
kabul ederim
              korkusuyla, eliyle Peygamber (s.a.v.)’in ağzını kapayarak; “Aramızdaki yakınlık adına rica 
ederim,
              daha okuma” diyen kişi kimdir?
Cevap  : Utbe b. Rabia.
 
Soru 58: Tebuk seferine katılmadığı için Peygamberimiz (s.a.v.) ve ashabın kendisiyle (hakkında ayet nazil 
oluncaya kadar)
              50 gün konuşmadığı sahabe kimdir?
Cevap  : Kab b. Malik. 
Soru 59: İfk hadisesini açığa çıkaran ayet hangisidir?
Cevap  : Nur suresi ayet 11 ve 12. 
Soru 60: Bildiğiniz gibi Kur’an’ı Kerim 30 cüzden müteşekkildir. Her müslümanın yatarken okuması 
tavsiye edilen
              “Muavizeteyn” surelerinin isimleri nelerdir?
Cevap   : Felak ve Nas sureleri. 
Soru 61: Peygamberimiz (s.a.v.)’in genellikle yatsı namazında okuduğu sure hangisidir?
Cevap  : Vettini suresi. 
Soru 62: Peygamberimiz (s.a.v.)’in sıkıntı anında okuduğu sure hangisidir?
Cevap  : Elemneşrah suresi. 
Soru 63: Peygamberimiz (s.a.v.) kıyamet günü cennette bizzat okuyacağı sure hangisidir?
Cevap  : Muhammed suresi. 
Soru 64: Kıyamet günü Allah (c.c.)’ın bizzat okuyacağı sure hangisidir?
Cevap  : Rahman suresi. 
Soru 65: Ayeti kerimelerle iktidara yürüyüş ve gerçekleştirilmesi hangi surede ve kim örnek alınmıştır?               

Cevap  : Yusuf suresi ve Yusuf (a.s.) örnek alınmıştır. 
Soru 66: Abdestin farz olduğunu belirten ayet hangisidir?
Cevap  : Maide suresi 5 ve 6. 
Soru 67: Osmanlı Devletinin son dönemlerinde yetişmiş İslam bilginlerindendir. Kadı yetiştiren Mektebi 
Nüvvab’ı bitirmiş,
              Beyazıt medresesinde dersler vermiştir. Meşihat Dairesi’ndeki görevinin yanında Mektebi 
Nüvvab,
              Mektebi Mülkiye, Medrese tül Vaizin ve Medrese-i Süleymaniye’de dersler vermiştir.                          

              2. Meşrutiyetin ilanından sonra Antalya’dan mebus seçilmiş ve özellikle 2. Abdülhamid’in tahttan 
indirilmesiyle
              ilgili hal fetvasının yazılmasında oynadığı rolle tanınmıştır. İttihat ve Terakki cemiyetinin ilim 
şubesinde de görev
              almıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Ankara İstiklal Mahkemesinde de  yargılanmış ve berat 
etmiştir.
              Diyanet İşleri Başkanlığının kendisinden istediği Kur’an tefsirini Hak Dini Kur’an Dili adıyla 
yazmıştır.
              Bu İslam alimi kimdir?                          
Cevap : Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır. 
Soru 68: Seyyit Kutub’un tefsirinin adını söyleyiniz.
Cevap  : Fizilali Kur’an. 
Soru 69: Muhammed Hamdi Yazır’ın tefsirinin adını söyleyiniz.
Cevap  : Hak Dini Kur’an Dili. 
Soru 70: Kur’an’ı Kerim’in bir çok adı vardır. Furkan, Kitap, Zikir, Tenzil bunlar arasındadır. Kur’an’ın 
birde sıfatları vardır.
              Bunlardan bazılarıda, Mübin, Kerim, Nur, Hüda, Rahmet, Şifa, Mev’ize, Büşra, Beşir, Nezir ve 
Aziz’dir.
              Bu isim ve sıfatlara göre Kur’an’ı Kerim’in dikkat çeken beş hususu vardır. 1- Tedricen, ayet 
ayet, sure sure
              inmiştir. 2- Vahiy ile Cebrail vasıtasıyla getirilmiş olması. 3- Hem lafzı hem de manasıyla mucize 
olması.
              4- Allah’ın kelamı olması, söylemediğimiz 5. Hususu da siz söyleyiniz.                             
Cevap  : Kendisi ile ibadet edilmesi. 
Soru 71: Allah’ü Teala her dönemde bir şeriat (bir kitap) indirmiştir. Kur’an’ Kerim son peygamberin 
kitabıdır.
              Büyün insanların barış içersinde insanca yaşayacakları bir ortamı meydana getiren ve ahiret 
saadetinin teminatı
              olan bu kitabın 114 suresi bulunmaktadır. Okundukça ve yaşandıkça insanlığı yücelten ayetler 
Mekki ve
              Medeni olarak ikiye ayrılır. Bütün insanlığın uymakla mükellef olduğu Mekki ve Medeni ayetlerin 
konusu nedir?
Cevap  : Mekki ayetlerin konusu “İtikat”, Medeni ayetlerin konusu ise “Hüküm”dür. 
Soru 72: Kur’an’ı Kerim’de “Zehraveyn”(iki çiçek manasına gelen) diye bilinen iki sure vardır. Bu 
surelerin ikiside Medeni
              surelerdir. Konusu ise hüküm ayetleridir. Bu iki surenin adını yazınız.              
Cevap  : Bakara ve Al-i İmran sureleridir. 
Soru 73: Hanımı ve kendisi büyük İslam düşmanlarındandır. Karı koca bu iki kişinin dünyada iken 
kazandıklarının
              kendilerini kurtarmayacağını, cehennemde de kendilerinin elim bir ateşin vadedildiği ve adamın 
hanımının ise
              cehennemde odun taşıyılıcığı yapacağını konu eden sure hangi suredir?               
Cevap  : Tebbet (veya Mesed veya Lehep) suresidir. 
Soru 74: Kur’an’ı Kerim Berat gecesi indirilmiştir. Hadid suresi 23. Ayette de “Dünyada olacak her şey, 
dünya yaratılmadan
              evvel, ezelde “oraya” yazılmış, takdir edilmiştir. Bunu size bildiriyoruz ki, hayatta kaçırdığınız 
fırsatlar için
              üzülmeyesiniz ve kavuştuğunuz kazançlardan, Allah’ın gönderdiği nimetlerden mağrur 
olmayasınız.                              
              ” Denilmektedir. İfadelerde geçen “oraya” kelimesi neresi anlamına gelmektedir?
Cevap  : Levh-i Mahfuz. 
Soru 75: Sevapta ve günahta en küçük bir şeyin unutulmayacağı hangi ayetle anlatılır?
Cevap  : Zilzal suresi 7 ve 8 ayetler 
Soru 76: Mealini okuyacağımız ayet hangi surededir? Allah’ü Teala buyuruyor ki; “Ey insanlar! Zannın 
çoğundan sakınınız.
              Zira zannın çoğu günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayınız. Kimse kimseyi çekiştirmesin. Hangi 
biriniz ölü 
              kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz. Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah  
tövbeleri daima kabul
              edendir, acıyandır.”                             
Cevap  : Hucurat suresi. 
Soru 77: Kur’an’ı Kerim İslam dünyasında 7 kıraat üzere okunmaktadır. Bizim şu anda elimizde bulunan 
ve
              okuduğumuz Kur’an’ı Kerim hangi kıraat imamının rivayeti üzerine yazılmıştır?               
Cevap  : Kıraatı Asım 
Soru 78: Namaz mü’mini kötülüklerden alıkoyar. Kul Rabbine en yakın halini secdede yaşar. Ve o kulun 
miracıdır.
              Kul namazı ile terbiye olur. Kur’an’ı Kerim’de de Allah (c.c.), zekat, kurban ve benzeri 
ibadetleri namaz
              ile birlikte zikretmiştir. Çünkü kul namaz ile zekatını verir, kurbanını keser hale gelecektir. 
Peygamberimiz (s.a.v.)’in
              gözümün nuru dediği bu güzel ibadet Kur’an’ın hangi suresinde Kurban ile beraber zikredilmiştir?                            

Cevap  : Kevser suresi 
Soru 79: 1632 yılında “dünya dönüyor” dediği için idamla yargılanan Galile Galileu’dan 1000 yıl önce 
dünyanın
              döndüğünü haber veren Kur’an ayeti hangisidir?
Cevap  : Yasin 40 
Soru 80: Aşağıda bazı özellikleri ile tanımaya çalışacağımız sure Kur’an’ı Kerim’de hangi suredir?
              a-Bu sure Medenidir,
              b-Ey iman edenler niçin yapmadığınızı söylersiniz,
              c-Allah yolunda bir bütünlük içinde cihadı emreder,
              d-İsa (a.s.) diliyle, Peygamberimizin Ahmet ismi ile müjdelenmesi,
              e-Kafirler istemese de Allah (c.c.)’ın nurunu tamamlayacağı,
              f-İman ve cihadın elim bir azaptan kurtaracak karlı bir ticaret yolu olduğu, bu surenin bazı 
özelliklerindendir.
Cevap  : Saf suresi. 
Soru 81: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir yılda en büyük destekçileri olan hanımını  ve amcası 
kaybetmişti. 
              Peygamber efendimiz (s.a.v.) ve bütün müslümanlar üzülmüşlerdi. Bu yıl siyer kitaplarında hüzün 
yılı olarak 
              zikredilmiştir. Peygamberimizi ve müslümanları teselli etmek için Allah (c.c.) üç sure indirmiştir. 
              Bu surelerin isimleri nelerdir?
Cevap  : Yusuf, Hud ve Yunus sureleri. 
Soru 82: Kur’an’ı Kerim’de yer alan bazı surelerin iki veya daha fazla isimleri vardır.
              Bunlardan biri de Mü’min suresidir. Mü’min suresinin diğer ismi nedir?
Cevap  : Gafir suresi. 
Soru 83: Muavizeteyn surelerinin isimleri nedir?
Cevap  : Felak ve Nas sureleri.
 
 

Read more

Tavsiyeler PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 19:35
Çocuk / Çocuk Eğitimi
                       TAVSİYELER
Küçük demeyin, terbiye beşikten başlar,
Hata, kızarak değil, öğreterek düzeltilir,
Düşünceler, inandırılarak benimsettirilir,
Aile içindeki geçimsizlik, çocuğu çok sarsar,
Her kötü hareketine, hep göz yumulmaz,
Aynı harekete bir iyi, bir kötü denilmez,
Çok sertlik gibi, çok şefkat de zararlıdır,
Hiçbir zaman onlara yalan söylenmez,
Sözünden çok, yaptığına değer verilir,
Kararlı olmak, çocuğu kötü hareketten korur,
Onun yanında başkaları çekiştirilmez,
Terbiyeden anne ve baba mesüldür,
Çocuklar hiçbir zaman kötülenmez,
Çocuğa verilen sözden dönülmez,
Onlar yalancılıkla asla suçlanmaz,
Sırlar onların yanında açıklanmaz,
Kibirlenmesine göz yumulmaz,
Samimi olduğunuza inandırılır,
Konuşmaktan ziyade yaşatılır,
Başkalarına yardıma alıştırılır,
Sabırlı olmasına alıştırılır,
Hayatın zorluğu öğretilir,
Her isteği yapılmaz.
 
Read more

Çocuklar İçin Nasihatlar PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 19:32
Çocuk / Çocuk Eğitimi
                       NASİHATLAR
   Peygamberim  Hazreti  Muhammed (sav)
Allah ve Peygamber sevgisi; dinimizin esası, Allah'a varmanın en kestirme yoludur...
Bu ciddi sevginin anlamı, Allah'ın emir ve yasaklarına, Peygamberimiz (sav)'in buyruklarına ve sünnetine uymaktır.
O halde ey çocuklar!Kalblerinizi yalancı sevgilerden temizleyiniz!
Allah ve peygamber sevgisinden üstün bir sevgi tanımayınız!
Sevgili çocuklar,
Peygamberimiz (sav) küçüklüğünde güzel ahlâkla ve kerim sıfatlarla anılırdı. Çünkü O, daima doğru söylerdi, yalan
söylemezdi. İnsanlar emanetlerini ve kıymetli eşyalarını onun yanına bırakırlardı. Ve istedikleri zaman da
bıraktıkları gibi alırlardı. Çünkü onun en büyük sıfatı "el-Emin", yani "güvenilir" olmasıydı. Peygamberimiz (sav)
çobanlık yapardı. Ve rızkını elde etmek için ticaretle de uğraşırdı. Aktifliği ve çalışmayı çok severdi. Kimseye
kızmaz ve kimseye kötü söz söylemezdi. Güzel edebi sebebiyle daima iyi muamelede bulunurdu. Kötülüğe
kötülükle karşılık vermezdi. Affetmek onun şiarı olduğu için, kendisine kötülük edenleri affederdi. Peygamberimiz
(sav) yetim kimselere iyilikte bulunurdu. Zayıflara, fakirlere ve muhtaçlara yardım ederdi. Değil insanlara,
hayvanlara dahi eziyet etmezdi. O cömert ve pek merhamet sahibi idi.
Evet sevgili çocuklar,
Siz de daima doğru, güvenilir, yalan söylemeyen, başkalarına haksızlık etmeyen, çalışkan, affedici ve edebli
olmalısınız. Olmalısınızki, Resûlullah (sav)'in ahlâkıyla ahlâklanasınız.
   Sevgili  Çocuklar!
Bizler müslümanız, elhamdülillah... Dünyada bir insanın sahip olabileceği en kıymetli özelliği müslümanlıktır.
Müslümanlığımızı korumanın tek yolu vardır, o da dinimizi öğrenmek ve öğrendiklerimizi yaşantımıza tatbik
etmektir. Eğer öğrendiklerimizi yaşantımızda uygulamazsak müslümanlığımızı ve bir günde imânımızı kaybedebiliriz.
İmânı olmayanlar cehenneme giderler. Cehennem cezâ çekme yeridir. Müslümanlar da cennete giderler. Cennet
insanın her arzusunun verildiği yerdir. Gönlünüzde ne arzu ediyorsanız bunların hepsini cennette göreceksiniz.
Cennette bir şeye sahip olmak için paraya gerek yok. Bu, Allah'ın sevdiği kullarına birer ikramı olacaktır. Mesela,
babanız size sınıfınızı geçtiniz, diye mükâfat olarak aldığı bisikleti size verdiğinde sizden para alıyor mu? işte Allah
da, iyi kullarını cennette böyle mükafatlandıracak. İyi kul olmak için müslüman olmak ve müslümanca yaşamak
şarttır. İbâdetsizlik itaatsizliktir
   Çocuklar!
Sevgili Peygamberimiz: "Müslüman ile kâfir arasında en büyük fark namazdır. Namazını terk eden kâfirler gibi
yaşar." buyurmuştur. Onun için sakın namazı ihmal etmeyiniz.
Anneniz babanız namaz kılmıyorlarsa onları ikaz ediniz. O zaman Allah sizi daha çok sever. Cennetiyle
mükafatlandırır sizleri.
Cennet en güzel bir yerdir. Kim istemez oraya gitmeyi? Şu kâfirlere bakın. Şeytana uymuşlar cehenneme talim
ediyorlar.
Birde ibâdetsiz müslümanlara acıyoruz. İbâdetsizlik çok büyük eksikliktir. İbâdet etmeyen Allah'a itaat etmiyor
demektir.
Anneniz size "Git bakkaldan ekmek al" dese siz de almasanız, anneniz sizi sevmez değil mi? Çünkü annenizin
sözünü tutmadınız. Allah da namaz kıl, oruç tut, cihad et diye emrediyor.
Bir insan bunları yapmazsa Allah da böylelerini sevmez.
Çünkü; İbadetsizlik itaatsizliktir.
ÇOCUKLAR  VE  BABALAR
  6 Yaşında : "Babam  her  şeyi   biliyo..."
15 Yaşında : "Ben  de  babam  kadar   biliyorum..."
20 Yaşında : "Babam  hiçbir  şey   bilmiyor..."
30 Yaşında : "Ne de olsa babam o da bazı şeyler biliyor.."
40 Yaşında : "Babamın fikrini sorsam fena olmayacak..."
60 Yaşında : "Babam, çok şey biliyormuş. Ah, hayatta olsaydı da babama danışabilseydim..."
                          
                            
 
Read more

Çocuk Eğitimi PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 31 Aralık 2011 19:17
Çocuk / Çocuk Eğitimi
               ÇOCUK  EĞİTİMİ 
                        ÖNSÖZ 
Her milletin geleceği yetişmekte olan gençliğine bağlıdır. Bunda hiç kimsenin şüphesi yoktur. Bu 
gençliğin temeli küçüklerin, çocukların yetiştirilmesine bağlı olarak, ya sağlam veya çürüktür. 
Sanayi ve ekonomi alanında görülen gelişmeler kadın'ın ev dışında çalışma imkanlarını çoğaltmıştır. 
Bazı kadınlar çalışmak zorunda kalmışlardır. 
Çocuk, evliliğin doğal sonucudur. Hatta evlilerin pek çoğu yeni hayatlarının ilk yıllarında çocuk 
konusunda sabırsız bir bekleyiş içindedirler. 
Hayata gözlerini açan yavru, şöyle veya böyle büyüyüp gitmektedir. Böyle bir büyümenin sonunda 
milleti oluşturan bireyler çoğunlukla nüfus sayısını kabartan bir unsurdan öte geçememektedir. 
O halde "geleceğimizin teminatı olan küçüklerimiz nasıl yetişecek?" sorusu ana-babaların, yöneticilerin, 
düşünen her ferdin zihnini meşgul etmiştir. 
Baba işinde, anne işinde. Çocuk varsa aile büyüklerinin yanında bırakılıyor. Bu imkan yok ise ne 
olacak? 
İşte bu noktadan hareketle "Ana okulları" veya "çocuk yuvaları" açılması gündeme gelmiştir. 
Hiç çekinmeden söyleyebiliriz ki, bu alan oldukça önemli bir sektör haline gelmiştir. 
Kültür, medeniyet, eğitim, öğretim birbirine çok bağlı kavramlardır. Yeni yetişecek çocuklarımıza 
verilecek eğitim ve yapılacak öğretimle, geçmişin medeniyet ve kültür birikimi çocuklara aktarılacaktır.  
Ciğerparelerimiz yavrularımızın Allah'a kul, Rasulullah'a ümmet bilinci içinde yetişmesi dilek ve 
niyazlarımla hayırlı çalışmalar.
BİR  HADİS:  (HZ. MUHAMMED  S.A.V.) Rasulullah (s.a.v.) bir gün torunu Hasan'ı (r.a.) 
öpmüştü. 
Bu sırada yanında bulunan Akra (r.a.) bunu tuhaf karşıladı ve: "Benim on tane çocuğum var.  
Fakat onlardan hiç birini öpmedim." dedi. Rasullah (s.a.v.) ona bakıp: "Merhamet 
etmeyene merhamet edilmez."  buyurdu.
            KISSADAN  HİSSE: EĞİTİM  MESELESİ 
Bir eğitimciye sorarlar:
-Çocuk eğitimine kaç yaşında başlamalı ?
 Pedegog:
-Çocuğunuz kaç yaşında ? diye sorar.
 Adam:
-Bir yaşında, der.
 Eğitimcinin cevabı çok çarpıcı olur:
-Bir sene geç kalmışsın dostum!..
               ÇOCUĞUN  SEVGİ  İHTİYACI 
Çocuk temiz havaya olan ihtiyaç duyduğu kadar sevgiye de o denli muhtaçtır. Zaten insan yaşadığı 
sürece sevgiye ihtiyaç duyar. İnsanların bir arada tutan en önemli  neden sevgidir. Sevginin olmadığı 
yerde maddi menfaat başlar. 
Çocuk sevgisi sevilmek suretiyle öğrenecektir. O sevgiyle sevmesini öğrenecektir. Tatminkar bir sevgi 
alamayan çocuğun verilecek sevgisi de olmaz. Çocuğun büyümesi için yiyecekler ne kadar gerekli ise 
sevgi de o ölçüde ihtiyaçtır.  
Çocukları bilmek ve anlamak gerekir. Çocuk, Allah Resülunun mübarek beyaniyle  "Cennet 
Çiçeğidir". Çocuklar en büyük ilgiye, sevgiye, şefkate ve merhamete muhtaçtır. 
         TERBİYE  HAKKINDA  HİKMETLİ  SÖZLER 
Her canlı ölür, her yeni eskir, bir gün yok olur, her ulu varlık, bir gün ölürüm ben de; kader bu yalnız 
unutulmam, arkamda hayır işleyecek var, bir yavru bıraktım ya, yeter bu. 
İnsan öldüğü zaman bütün ameli kesilir, ancak üç şeyden kesilmez. O üç şeyden birisi de dünyada 
hayırlı evlat bırakmaktır. Bir kimse ölse bile dünyada bıraktığı hayırlı evladı, hayırlı ameller işledikçe, 
ana babasının defterine de yazılır. Çünkü o evladı o kimseler yetiştirdi.
Hadis-i şerif mealleri:
“Kıyamet gününde kendi babanızın isimleri ile çağırılacaksınız.
   Bu bakımdan isimlerini güzel koyunuz.”
“Allah’tan korkunuz da çocuklarınız arasında adaletlidavranız." 
“Çocuk bulunmayan bir hanede bereket yoktur.” 
“Küçüklerimize şefkatli olmayan, büyüklerimizi saymayan bizden değildir.” 
Çocuk  kalb  meyvasıdır  ve  Cennet  rızkındandır.
Çocuklarınıza iyi bakınız. Onları güzel terbiye ediniz.
Bir kimsenin çocuğunu terbiye etmesi  ve ona edep öğretmesi,
her gün sadaka vermesinden hayırlıdır. 
            ÇOCUĞA  İLK  TERBİYEYİ  VEREN  ANNEDİR 
Çocuğun  mükemmel bir İnsan olarak yetiştirilmesi, şüphesiz ki fıtri kabiliyetlere bağlıdır. Fakat  bunda 
terbiyenin de çok mühim bir rolü vardır.  
Çocuk ilk terbiyeyi, mektepten evvel ana kucağında alır. Ona Yaradan’ını ve doğru yolu  gösteren 
annesidir. Vicdan,acıma ve sevgi hislerini, şüphesiz ona annesi verir. 
Çocuklarınıza vereceğiniz ilk terbiyede din, iman, vicdan, ahlak, saygı ile beraber hayatta muvaffak 
olması için, cesaret, kendine itimat, tahammül ve sebat vermelidir.
 
 

Read more


Cuma 30 Aralık 2011

Cinlerden Korunma Duası PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Aralık 2011 22:13
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Cinnin musallat olmaması için okunacak duâlar

 

Cinden kurtulmak için on şeyi yapmalıdır:

1- E'ûzü Besmele ile Fâtiha sûresi okumalıdır.

2- E'ûzü Besmele ile iki Kul-e'ûzüyü okumalıdır.

3- E'ûzü Besmele ile Bekara sûresini okumalıdır.

4- E'ûzü Besmele ile Âyetelkürsî okumalıdır.

5- E'ûzü Besmele ile Bekara sûresinin son âyetini okumalıdır.

6- E'ûzü Besmele ile Ha-Mîm Mü'mîn sûresinin başından (masîr)e kadar ve Âyetelkürsî okumalıdır.

7- “Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr” okumalıdır. (21)

8- Çok (Allah) demelidir.

9- Hep abdestli bulunmalı, farzları ve sünnetleri hiç terk etmemelidir.

10- Günah işlemekten, kadınlara bakmaktan, çok konuşmaktan, çok yimekten ve kalabalıktan sakınmalıdır.

(Berekât) kitabında, imam-ı Rabbânî hazretlerinin Cinden korunmak için, “Lâ havle velâ kuvvete illâ billah-il-aliyyil'azîm” okuduğu yazılıdır.

İmam-ı Şaranî hazretleri, “Kuşluk namazına devam edene, cin musallat olmaz” buyurdu.

Eshâb-ı kiramdan Ebû Dücâne hazretleri anlatır:

Bir gece yatarken, değirmen sesi gibi ve ağaç yapraklarının sesi gibi, ses duydum ve şimşek gibi, parıltı gördüm. Başımı kaldırdım. Odanın ortasında, siyah birşeyin yükseldiğini gördüm. Elimle yokladım. Kirpi derisi gibi idi. Yüzüme, kıvılcım gibi şeyler atmaya başladı. Hemen Resûlullaha gidip, anlattım. “Yâ Ebâ Dücâne! Allahü teâlâ, evine hayır ve bereket versin!” buyurduktan sonra kalem ve kâğıd istedi. Hz. Ali’ye bir mektûb yazdırdı. Mektûbu alıp, eve götürdüm. Başımın altına koyup, uyudum. Feryâd eden bir ses, beni uyandırdı. Diyordu ki, “Yâ Ebâ Dücâne! Bu mektûbla, beni yaktın. Senin sahibin, bizden elbette çok yüksektir. Bu mektûbu, bizim karşımızdan kaldırmaktan başka, bizim için, kurtuluş yoktur. Artık, senin ve komşularının evine gelemiyeceğiz. Bu mektûbun bulunduğu yerlere gelemeyiz”. Ona dedim ki, sahibimden izin almadıkca bu mektûbu kaldırmam. Cin ağlamasından, feryâdından, o gece, bana çok uzun geldi. Sabah namazını, mescidde kıldıktan sonra, cinnin sözlerini anlattım. Resûlullah buyurdu ki: “O mektûbu kaldır. Yoksa, mektûbun acısını, kıyâmete kadar çekerler!”.

Bir kimse, bu mektûbu, yanında taşısa veya evinde bulundursa, bu kimseye, eve ve etrâfına cin gelmez ve dadanmış olup zarar veren cin de gider. Bu mektup, kitabın sonunda vardır.(75)

Bu âyet-i kerimeleri okumakla ve bu mektûbu taşımakla ve şifâ âyetlerini okumakla ve yazıp suyunu içmekle faydalanmak istiyenlerin Ehl-i sünnet îtikatına uygun olarak doğru îman sahibi olması lâzımdır. Bunları yazanın ve kullananın îtikadı doğru olmazsa ve küfür alâmetlerini kullanır, haram işlerse, faydaları görülmez

Read more

Günahların affı için duâ PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Aralık 2011 22:13
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,
Günahların affı için duâ
Her günahın affı için, kalb ile tevbe etmek ve dil ile istigfâr etmek ve beden ile kaza etmek lâzımdır. Yüz kere tesbîh etmek, yâni “Sübhânallah-il-azîm ve bi-hamdihi” demek ve sadaka vermek ve bir gün oruç tutmak, çok iyi olur.
 
“Sübhânallahi ve bi-hamdihi sübhânallahil-azîm.” (10) Bunu, her gün ve her gece yüz kerre okumalıdır.
 
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
 
“Sabah-akşam 7defa “Allahümme ecirni minennar” diyen cehennemden kurtulur”
 
“Sabah-akşam 7 defa, "Hasbiyallahü la ilahe illa hu, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül-arşil-azim" okuyanın dünya ve ahiret işine Allah kâfi gelir.”
 
“Sabah akşam yüz defa "Sübhanallahi ve bihamdihi, diyenin, günahları deniz köpüğü kadar da olsa affedilir.”
Read more
Son Güncelleme ( Cuma, 30 Aralık 2011 22:27 )

Kalbde imanın sabit kalması için duâ PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Aralık 2011 22:13
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Kalbde imanın sabit kalması için duâ

 

Resûlullah her zaman, “Allahümme, yâ mukallibelkulûb, sebbit kalbî, alâ dînik” (20) duâsını okurdu ki, Ey büyük Allahım! Kalbleri iyiden kötüye, kötüden iyiye çeviren, ancak sensin. Kalbimi, dîninde sâbit kıl, yâni dîninden döndürme, ayırma! demektir.

“Allahümme yâ muhavvilel havli vel-ahvâl havvil hâlenâ ilâ ahsenil hâl!” (50) (Ey, herkesin hâllerini değişdiren Allahım! Bize iyi hâller ihsân eyle!) duasını okumalıdır.

Read more
Son Güncelleme ( Pazar, 01 Ocak 2012 19:00 )

Fitneden korunmak için duâ PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Aralık 2011 22:13
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Fitneden korunmak için duâ

 

Fitneden korunmak için, “Allahümme innî eûzü-bike min azâbil-kabri ve min azâbinnâr ve min fitnetil mahyâ velmemâti ve min fitnetil Mesîhiddeccâl.” ( 27) (48) duâsı okunmalıdır.

Resûlullahın, “Allahümme innî es'elü-ke fiilel hayrât ve terkelmünkerât ve hubbel-mesâkin ve izâ eredte fitneten fî kavmî fe-teveffenî gayre meftûn” (47) duâsını okuduğunu imam-ı Muhammed bildiriyor.

Bu duâ, (Yâ Rabbî! Bana hayrlı işler yapmak, çirkin şeyleri terk etmek ve fakirleri sevmek nasip eyle! Kavmim arasında fitne çıkarmak istediğin zaman, fitneye karışmadan canımı al!) demektir.

Read more
Son Güncelleme ( Pazar, 01 Ocak 2012 19:03 )

Çarşıya giderken okunacak duâ PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Aralık 2011 22:13
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Çarşıya giderken okunacak duâ

 

Çarşıya giderken  11 kere bu dua okunmalıdır.

“Lâ ilâhe illallahü vahde hü lâ şerîke leh, le hül mülkü ve le hül hamdü, yuhyî ve yümît, ve hüve hayyün lâ yemût, bi yedi-hil-hayr, ve hüve alâ külli şey’in kadîr.” 

Read more
Son Güncelleme ( Pazar, 01 Ocak 2012 19:06 )

Doğruyu yanlışı öğrenmek için duâsı PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Aralık 2011 22:10
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Doğruyu yanlışı öğrenmek için duâsı

 

“Allahümme erinel hakka hakkan verzuknâ ittibâ'ahu ve erinel bâtıla bâtılan verzuknâ ictinâbehu bi-hurmeti Seyyidil-beşer “. (8) Manası: (Yâ Rabbî! Doğruyu bize doğru olarak göster ve ona uymağı bize nasip et ve yanlış, bozuk olan şeylerin yanlış olduklarını bize göster ve onlardan sakınmamızı nasip et! İnsanların en üstünü hurmetine bu duâmızı kabûl buyur!).

 

Korkulu zamanlarda okunacak duâ

 

Korkulu zamanlarda, “Kelime-i temcîd”, yâni “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil'aliyyil'azîm” (9) çok okumalıdır.

Muhammed Mâsum hazretleri buyurdu ki: “Dertlerden kurtulmak ve murâda kavuşmak için beşyüz kere Lâ havle velâ kuvvete illâ billah ile evvelinde ve âhırında yüzer defa salevât-ı şerife okuyup duâ etmelidir”.

Mu'avvizeteyn,yâni iki Kul-e'ûzü’yü çok okumak da faydalıdır. (57)

Ayrıca, Li îlâfi sûresi, hergün ve her gece hiç olmazsa onbirer def’a okumalıdır.

Sübhânellahi vel-hamdülillahi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billahil’aliyyil’azîm, (35) duâsını da gece gündüz çok okumalıdır.

Peygamberimiz, Allahümme innî es’elüke bihakkıssâ’ilîne aleyke, ya’nî (Yâ Rabbî! Senden isteyip de, verdiğin kimselerin hâtırı için, senden istiyorum!) derdi ve böyle duâ ediniz buyururdu. Sebeplere yapışıp, emredilen şeyler okunduktan sonra böyle duâ etmelidir.

İmam-ı Rabbanî hazretleri, talebeleri ile, uzak bir yere giderken gece, bir handa kaldılar. “Bu gece bir belâ zuhur edecektir. ‘Bismillahillezi la-yedurru maasmihi şeyün fil-erd-ı vela fissemai ve hüvess-semiulalim(16) duâsını besmele ile okuyun!” buyurdu.

Gece büyük yangın oldu. Her odada eşyalar yandı. Duâyı okuyanlara birşey olmadı. Dert, belâ, fitne ve hastalıklardan korunmak için, sabah-akşam, İmam-ı Rabbanî hazretlerinin bildirdiğini hatırlayarak, üç defa okumalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

“Bir yere gelen kimse "Euzu bikelimatillahi-ttammati min şerri ma haleka" (32) okursa, o yerden kalkıncaya kadar, ona hiç birşey zarar veremez.”

Korkulu şeyden kurtulmak veya bir dileğe kavuşmak için, Taha suresi’nin 37. ayetinden (Velekad’dan), 39. ayetin sonuna (ala ayniye) kadar (69) kağıda yazıp, su geçirmez bir kılıfla mesela PVC ile kaplatıp yanında taşımalıdır. Faydası çok görülmüştür.

Sıkıntıdan kurtulmak için okunacak duâ

 

(Yâ Allah-ür-rakîb-ül-hafîz-ür-rahîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-halîm-ül’azîm-ür-raûf-ül-kerîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kâimü alâ külli nefsin bimâ kesebet, hul beynî ve beyne adüvvî!)(22)

(Lâ ilâhe illallâhül’azîm-ül-halîm lâ ilâhe illallâhü Rabbül-Arş-il’azîm lâ ilâhe illallahü Rabbüs-semâvâti ve Rabbül-Erdı Rabbül’Arş-il-kerîm.) (23)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“İstiğfara devam eden, her sıkıntıdan, her dertten kurtulur, ummadığı yerden rızıklanır”

“Lâ ilâhe illallah demek 99 belâyı defeder, en aşağısı sıkıntıdır.”

“La havle ve la kuvvete illa billah okumak, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdır”

“Sıkıntıya düşen veya borçlanan, bin kere "La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim" derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.”

“Sıkıntılı iken “Hasbünallah ve ni’mel-vekîl” deyiniz!”

“Sabah-akşam İhlas ve Muavvizeteyni [iki kuleuzüyü] üçer defa oku! Bunlar, bütün belâları, afetleri, sıkıntıları ve istemediğin şeyleri giderir.”

“Bir kimse, sıkıntılı zamanında on defa, Hasbiyallahü lâ ilâhe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm’i okursa, Allahü teâlâ üzüntüsünü giderir.”

İmam-ı Rabbanî hazretleri, her türlü zararlarından kurtulmak için her gün 500 defa La havle vela kuvvete illa billah okur, okumaya başlarken ve okuduktan sonra yüz defa Salevat-ı şerife getirirdi.

Read more

İstiğfar duasi PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Aralık 2011 21:17
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

İstigfar duâsı

 

Hadis-i şerifte, “Her namazdan sonra, üç kere ‘Estagfîrullahel'azîm ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel-kayyûme ve etebü ileyh’ (57) okuyanın bütün günahları affolur” buyuruldu.

Hadis-i şerifte, “İstigfâra devam edeni, çok okuyanı, Allahü teâlâ, derdlerden, sıkıntılardan kurtarır. Onu, hiç ummadığı yerden rızıklandırır” buyuruldu.

Derdlerin, belâların gitmesi için, istigfâr okumak çok faydalıdır.

İstigfârlardan meşhûr olanı, Peygamberimizin bildirdiği, “Estagfirullahellezî lâ ilâhe illâ hüverrahmanirrahîm el-hayy-ül-kayyûmüllezî la-yemûtü ve etûbü ileyh Rabbigfir lî” (6) istigfarıdır.

Bu istigfarı yirmibeş kere okursa, odasında, âilesinde, evinde ve şehrinde hiç kaza, belâ olmaz. Bunu her sabah ve akşam okumalıdır. Âlimlerin çoğu, talebelerine ve evlatlarına bunu okumalarını tavsiye etmişlerdir. Çok faydasını görmüşlerdir.

Günde en az yüz defa, Estagfirullâhel’azîm... söylemek çok faydalıdır.

Her zaman ve her yerde ve namazlardan sonra ve yatarken, manâlarını düşünerek, çok “Estagfirullah min külli mâ kerihallah” veyâ kısaca “Estagfirullah” demelidir.

Read more

İman Duasi PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Aralık 2011 20:59
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

GÜNLÜK OKUNACAK DUÂLAR

 

(Bu duâlar, Hakikat kitabevi’nin ( 0212 523 4556) yayınladığı SE’ÂDET-İ EBEDİYYE ve İSLÂM AHLÂKI kitâblarından alınmıştır.Karışık yazılması uygun olmadığından, duaların orijinal yazılışları ayrı bölüm halinde kitabın sonunda verilmiştir.Duaların sonundaki ( ) içindeki numaralardan orijinaline ulaşılabilir. Daha sağlıklı olacağından okumasını bilenlerin orijinalinden okuması tavsiye edilir)

  

Îmân duâsı

 

Allahümme innî e’ûzü bike min en-üşrike bike şey-en ve ene a’lemü ve estagfirü-ke li-mâ lâ-a’lemü inneke ente allâmülguyûb. (Sabah ve akşam okumalıdır.) (1)

“Ya hayyü ya kayyum ya zel celal-i vel ikram. Allahümme inni eselüke en tuhyiye kalbi bi nuri marifetike ebeden ya Allah, ya Allah, ya Allah celle celalüh” (41)

(Bu duâyı sabah namazından sonra okuyanın imanla ruhunu teslim edeceği bildirildi.)

Yâ Allah yâ Allah yâ hayyü yâ kayûmü yâ zelcelâli vel ikrâm, es’elüke en tuhyiye kalbî bi nûr-i ma’rifetike ebeden yâ Allah yâ Allah.” (38) duâsı da imanla ölmek için her zaman okunmalıdır.

Read more

Beddua PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Aralık 2011 20:38
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,
Bedduâ etmemelidir

 

Uhud gazâsında Resûlullahın mübârek yüzü yaralanıp, mübârek dişi kırılınca, Eshâb-ı kirâm çok üzüldüler:

- Duâ et, Allahü teâlâ, cezalarını versin, dediler.

Peygamber efendimiz:

- La'net etmek için gönderilmedim. Hayır duâ etmek için, her mahluka merhamet etmek için gönderildim, buyurdu.

Sonra da şöyle duâ etti:

- Yâ Rabbî! Bunlara hidâyet ver. Tanımıyorlar, bilmiyorlar, buyurdu.

Kimseye bedduâ etmemelidir. Hele kişi kendisine, âilesine ve çocuklarına hiç bedduâ etmemelidir. Olur ki, duâların icâbet, kabûl olma zamanına rastlar da, bedduâsı kabûl olur. O zaman pişman olur ama pişmanlık fayda vermez. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Kendinize, evlâdınıza, kötü duâ etmeyiniz. Allahın kaderine râzı olunuz. Ni'metlerini artırması için duâ ediniz.”

“Ananın, babanın çocuğuna olan ve mazlûmun, zâlime olan bedduâları, red olunmaz.”

Peygamber efendimiz, "Babanın çocuğuna duâsı, peygamberin ümmetine duâsı gibidir" buyurdu. Yanî babanın çocuğuna duâsı, peygamberin ümmetine duâsı gibi kabûl olunur. Aynı şekilde anne de, çocuğuna hayır ile duâ etmelidir. Resûlullah efendimiz, "Annenin duâsı, daha çabuk kabûl olunur" buyurdu. Yâ Resûlallah, acaba neden? dediler. "Çünkü ana, babadan daha merhametlidir. Merhametlinin duâsı sâkıt olmaz" buyurdu.

Adamın biri, Abdullah bin Mübârek'e gelip, çocuklarından birini şikâyet etti. Abdullah bin Mübârek, çocuğuna bedduâ ettin mi? buyurdu. Evet dedi. Onu sen bozdun, o beğenmediğin hâle sen düşürdün, buyurdu.

 

Herkese hayır duâ etmelidir

 

Ma'rûf-i Kerhî hazretleri, birgün talebeleriyle hurmalıkta oturuyordu. Bu esnada Dicle nehrinden bir kayık geliyordu. Kayıktaki birkaç genç, içip içip nârâlar atıyorlardı. Bu hoş olmayan manzara karşısında talebeleri dediler ki:

- Efendim, duâ edin de Allahü teâlâ bu kendini bilmezleri nehrinde boğsun, insanlar da böyle zararlı kimselerden kurtulsunlar.

Bunun üzerine kayıktakilere şöyle duâ etti:

- Yâ Rabbî! Sen bu kullarını dünyada neş'elendirdiğin gibi âhırette de neş'elendir.

Talebeler bu duâya bir ma'nâ veremediler. Kendisine sordular:

- Efendim, böyle duâ etmenizin hikmetini anlayamadık. İzâh eder misiniz?

- Bekleyiniz! Söylediklerimin sırrı şimdi ortaya çıkar.

Talebeler dikkatle kayıktakileri takip etmeye başladılar. Kayıktakiler, kıyıya çıkınca, Ma'rûf-i Kerhî hazretlerini gördüler. Birden ne yapacaklarını şaşırdılar. Daha o, kendilerine birşey söylemeden, ellerindeki sazı kırdılar, içkileri attılar. Huzûruna gelip tevbe ettiler.

Ma'rûf-i Kerhî hazretleri talebelerine dönüp buyurdu ki:

- Gördüğünüz gibi, herkesin istediği oldu. Ne onlar boğuldu, ne de kimse onlardan rahatsız oldu?

Gıyabından yapılan duâ kıymetlidir Çünkü, Mü'minin, görmeden bir kardeşine yaptığı duâda riyâ ve menfaat yoktur. Fakat hazır olan kimseye yapılan duâda, gösteriş ve çıkar söz konusu olabilir. Bir arada olmayanların birbirlerine yaptıkları duâda yalnız Allah rızâsı gözetildiği için duâları makbûl olur.

Bir hadîs-i şerîfte, “Bir Müslümanın, din kardeşine gıyâbında yaptığı duâ kabûl olunur. Başucunda bir melek vardır. Kardeşine duâ yaptıkça, sana da o kadar der. O meleğin görevi budur” buyurulmuştur.

Misâfirin duâsı evine, gâzînin duâsı vatanına dönünceye kadar makbûldür. Çünkü âilesinden uzak olduğu ve çeşitli zorluklarla karşılaştığı için kalbi kırıktır. Allahü teâlâya bütün kalbi ile yönelir ve duâsı da Hak teâlânın lûtuf ve ihsânı ile kabûl olur.

Herhangi bir kâfire, Allah ömür versin demek, câiz değildir. Müslüman olması için böyle duâ etmek, câiz olur. Kâfire saygı ile selâm veren, kâfir olur. Kâfire saygı bildiren bir söz söylemek, meselâ hürmet için üstâdım demek, ölünce, “Allah rahmet etsin” demek küfür olur.

Read more

Dua kabul olması için PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Aralık 2011 20:29
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

DUÂNIN KABUL EDİLMESİNİN ŞARTLARI

 

1- Düzgün bir imana, Ehli sünnet itikadına sahip olmalıdır.

Hadis-i şerifte, “Bid'at ehlinin duâsı ve ibâdetleri kabul olmaz.” buyuruldu. Bunun için Peygamber Efendimiz ve Eshabı gibi Ehli sünnet itikatına sahip olmamız lâzımdır. Ehli sünnete göre; Îman artmaz ve azalmaz. Büyük günah işlemekle îman gitmez.Gayba îman esastır. Allahü teâlâ Cennette görülecektir. Ameller (İbâdetler) îmandan parça değildir. Amelde dört mezhebden birine tâbi olmak şarttır. Eshâb-ı kirâmın ve ehl-i beytin ve Peygamberimizin zevcelerinin hepsini sevmek şarttır. Dört halîfenin üstünlükleri, hilâfet sırasına göredir.Namaz, oruç, sadaka gibi nâfile ibâdetlerin sevabını başkasına hediye etmek câizdir. Mîraç; ruh ve beden olarak yapılmıştır. Evliyânın kerâmeti haktır. Şefaat haktır. Mest üzerine mesh câizdir. Kabir suâli vardır. Kabir azâbı ruh ve bedene olacaktır.İnsanları ve işlerini de Allahü teâlâ yaratır. İnsanda irâde-i cüz'iyye vardır. Rızık, helâldan da olur, haramdan da olur. Velîlerin ruhları ile tevessül edilir ve onların hâtırına duâ edilir... (Daha geniş bilgi için “Seadet-i Ebediyye” isimli, bid’atlerden uzak, her türlü dini bilgiye havi ilmihal kitabına müracaat edilmelidir. Hakikat kitabevi – 0212 523 45 56)

 

 

2- Farzları yapıp haramlardan, kul hakkından sakınmalıdır!

İbrâhîm-i Edhem hazretlerine sordular: “Allahü teâlâ, “Ey kullarım! Benden isteyiniz! Kabûl ederim, veririm” buyuruyor. Halbuki, istiyoruz, vermiyor? “

Bunlara şöyle cevap verdi: “ Allahü teâlâyı çağırırsınız, Ona itaat etmezsiniz. Peygamberini tanırsınız, Ona uymazsınız. Kur'an-ı kerimi okursunuz, gösterdiği yolda gitmezsiniz. Cenâb-ı Hakkın nîmetlerinden faydalanırsınız, Ona Şükretmezsiniz. Cennetin, ibâdet edenler için olduğunu bilirsiniz, hazırlıkta bulunmazsınız. Cehennemi, âsîler için yarattığını bilirsiniz, Ondan sakınmazsınız. Babalarınızın, dedelerinizin ne olduklarını görür, ibret almazsınız. Aybınıza bakmayıp, başkalarının ayıblarını araştırırsınız. Böyle olan kimseler, üzerlerine taş yağmadığına, yere batmadıklarına, gökten ateş yağmadığına Şükretsin! Daha ne isterler? Duâlarının netîcesi, yalnız bu olursa, yetmez mi?”

Evet, Allahü teâlâ, Mümin sûresinin altmışıncı âyetinde, “Duâ ediniz, kabûl ederim”, isteyiniz, veririm buyuruyor. Fakat, duânın kabul olması için, beş şart vardır: Duâ edenin müslüman olması, Ehl-i sünnet îtikatında olması, haram işlemekten, bilhassa haram yimekten, içmekten sakınması, farzları yapması, bilhâssa beş vakit namaz kılması, Ramazan oruclarını tutması, zekât vermesi, Allahü teâlâdan istediği şeyin sebebini öğrenip, bunu araması lâzımdır.

Allahü teâlâ, herşeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Birşey istenince, o şeyin sebebini gönderir ve bu sebebe tesîr ihsan eder. İnsan bu sebebi kullanıp, o şeye kavuşur. Evliyâsının hatırı için, âdetini bozarak, bunlar duâ edince veya Evliyâyı kiram vesîle edilerek duâ edilince, bunlara “Kerâmet” olarak, sebebe hâcet kalmadan, doğruca istenileni verir.”

Abdülhâlık Goncdüvânî hazretleri, duâsı makbûl bir zât idi. İnsanlar, duâsını alabilmek için uzak yerlerden gelirlerdi. Bir gün birisi gelip:

- Efendim, son nefeste selâmetle gidebilmemiz için duâ buyurun, dediğinde;

- Her kim farzları edâ ettikten sonra, duâ ederse duâsı kabûl olur. Sen farzdan sonra duâ ederken bizi de hatırlarsan biz de seni hatırlarız. Bu durum hem sizin, hem de bizim için duânın kabûl olmasına vesîle olur, buyurdu.

Ebül Hasan-ı Harkani hazretleri, sefere çıkan talebelerine, “Sıkışınca benden yardım isteyin!” buyurur. Yolda talebelerini, eşkıya yakalar. Onlar, kurtulmaları için Allahü teâlâya duâ ederler; fakat kurtulamazlar. Bir talebe “Ya Ebel Hasan, imdat!” der. O talebeyi eşkıya göremez. Diğerlerinin nesi varsa alırlar. Seferden dönünce hocalarına, “Biz Allahtan yardım istediğimiz hâlde soyulduk. Fakat şu arkadaşımız, sizden yardım isteyince kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?” derler. O da, “Siz Allahü teâlâyı, haram giren, haram çıkan bir ağızla, çağırdınız. Bu ise, Ebül-Hasen ile tevessül eyledi. Ebül Hasen, kul hakkına dikkat eder, haram yemez, gıybet etmez, haram işlemez. Allahü teâlâ, bunun sesini Ebül-Hasene duyurdu. Ebül-Hasen de, bunun kurtulması için duâ etti. Duâsı kabûl oldu. Ben sadece vasıta oldum, duâ ettim. Kurtaran Rabbimizdi”. diye cevap verir.

Allahü teâlâ, evliyâsının duâlarını kabûl edeceğini Kur'ân-ı kerîmde bildirmektedir. Mâide sûresinin yirmiyedinci âyetinde meâlen, “Allahü teâlâ, ancak takvâ sâhiblerinin ibâdetlerini, duâlarını kabûl eder” buyuruldu. Hadîs-i şerîfte de, “Saçları dağınık ve kapılardan kovulan öyle kimseler vardır ki, bir şey için yemin etseler, Allahü teâlâ onları doğrulamak için o şeyi yaratır” buyuruldu.

Sa'd bin Ebi Vakkas hazretleri Peygamber efendimize dedi ki:

- Yâ Resûlallah, duâ buyur da, Allahü teâlâ, benim her duâmı kabûl etsin.

Cevâbında buyurdu ki:

- Duânızın kabûl olması için helâl lokma yiyiniz! Çok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri harâmdır. Sonra ellerini kaldırıp duâ ederler. Böyle duâ nasıl kabûl olunur?

Diğer hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“On dirhemlik elbisenin bir dirhemlik kısmı haram kazançtan gelse, o elbise ile kılınan namaz kabul olmaz.”

“Şarap içenin namazı kırk gün kabul olmaz.”

“Çok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri harâmdır, sonra ellerini kaldırıp duâ ederler. Böyle duâ nasıl kabûl edilir?”

 

3- Kıymetli vakitlerde duâ etmelidir

Cuma günü ve gecesi, ezân vakti, ezan ve ikâmet arası, her günün seher vakti, gecenin ikinci yarısı, Receb'in ilk gecesi, Şâban'ın onbeşinci gecesi, Bayram geceleri, Arefe günü, Ramazan gün ve geceleri, iftar zamanı, her günün zevâl vakti, Cuma günü öğle ile ikindi arası kıymetli vakitlerdir. Bu vakitleri ganimet bilmelidir.

Hastalık hâli, aile ve vatanından uzak kalındığı zaman, farz namazlardan sonra, İhlâs sûresi okunduktan sonra, yağmur yağarken, düşmanla karşı karşıya gelince, oruçlu olduğu zaman, kalbinde incelik hissettiği anda duâ etmelidir. Çünkü kalbdeki incelik rahmet kapısının açık olduğuna işarettir.Rabbimiz, seher vakti, “Duâ eden yok mu kabul edeyim!” buyurur.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

Dertli müminin duâsını ganimet bilin!” .

“Beş vakt farz namazdan sonra yapılan duâ kabûl olur”

“Gecenin son üçte birinde, dünya semâsını rahmetiyle dolduran Allahü teâlâ buyurur ki: İstiğfar eden yok mu, onu mağfiret edeyim. İsteyen yok mu, istediğini vereyim, duâsını kabûl edeyim.”

“Oruçlunun duâsı reddolunmaz.”

“Üç duâ vardır ki, Bunların kabul edileceğinden şüphe yoktur. Mazlumun duâsı, misafirin duâsı ve babanın evladına duâsı “

 

4- Kabûl edileceğine inanarak duâ etmelidir.

Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde “Duâ edin, kabûl edeyim” buyuruyor. Bunun için duânın kabûl edileceğinden şüphe etmemelidir. Şartlarına riâyet edilip edilmediğinden şüphe etmelidir.

Peygamber efendimiz buyurdu ki:

“Allahü teâlâya, kabûl edileceğine tam inanarak duâ ediniz! Biliniz ki, Allahü teâlâ gâfil bir kalb ile yapılan duâyı kabûl etmez.”

“Duâ ettim kabul edilmedi demedikçe, duâ kabul edilir”

Kur'an-ı kerimin ve duânın tesir etmesi için, okuyanın veya yazanın ve hastanın buna inanması, hastanın zararlı olan gıdalardan, şüpheli ilaçlardan perhiz etmesi, sıcaktan ve soğuktan sakınması gerekir. Okuyanın, itikadının bozuk olmaması, haram işlemekten, kul hakkından sakınması, haram ve habis şey yiyip içmemesi ve karşılık olarak ücret almaması şarttır.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Allahü teâlâ, duânızı kabûl eder. Duâ ettim, hâlâ duâm kabûl olmadı diye acele etmeyiniz! Allah'tan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz.”

“Duâ eden, üç şeyden hâli değildir: Ya günahı affolur veya hemen hayırlı karşılığını görür, Yahut âhırette mükâfatını bulur.”

“Rabbiniz, şüphesiz hayâ ve kerem sahibidir. Kulları ellerini kaldırıp kendisinden birşey istedikleri zaman, onların ellerini boş çevirmekten hayâ eder.”

“Duâda acele edilmezse, duâ kabûl olur.”

Duâda acelenin nasıl olduğu sorulunca Peygamber Efendimiz “Duâ ettim de kabûl edilmedi demektir” buyurdu.

Duânın kabûlü için acele etmemelidir. Duâya devam etmeli, usanmamalıdır. Allahü teâlâ, duâ etmeyi ve duâ edeni sever. Kabûl etdiği hâlde, istenileni vermeği gecikdirerek, duânın ve sevabının çok olmasını ister. Duâyı, hiç olmazsa, yedi kerre tekrar etmelidir. Duâ edip de duâsı dünyada kabul edilmeyenlere, Kıyamet günü Allahü teâlâ, “Bu senin falan zamanda ettiğin duâdır. O duânın yerine sana şu sevabları veriyorum” buyuracak, o kadar çok sevab verecek ki, o kimse, “Keşke dünyada hiçbir duâm kabul olmasaydı da, bugün onların karşılıklarını görseydim” diyecektir.

 

5- Belâ gelmeden önce çok duâ etmelidir.

Duâ, sıkıntılı zamanlarda, belâ geldiğinde değil her zaman edilmelidir. Rahat ve huzur zamanlarında çok duâ edenin, dert ve belâ zamanlarındaki duâları çabuk kabûl olur. Sevgili Peygamberimiz, “Şiddet ânında duâsının kabûl edilmesini isteyen kimse, refah zamanında çok duâ etsin!” buyurmuştur.

Ebû İshak hazretlerinden duâ istediler. Duâ etti. Duâsının kabûl edildiğini gören bir talebesi, “Efendim, bu duâyı bana da öğretin, ihtiyâç hâlinde ben de edeyim” dedi. O da, “Bu duânın kabûl edilmesinin sebebi, otuz yıldır kıldığım namazlar ve devamlı ettiğim duâlar ve harâm lokmadan sakınmamdır.” buyurdu.

Evliyânın büyüklerinden Râbia-i Adviyye, adamın birinin, duâ ederken “Yâ Rabbî! Bana rahmet kapısını aç!” dediğini işitince; Ey câhil! Allahü teâlânın rahmet kapısı, şimdiye kadar kapalı mı idi de, şimdi açılmasını istiyorsun? dedi

Rahmetin çıkış kapısı her zaman açık ise de, giriş kapısı olan kalbler, herkesde açık değildir. Bunun açılması için, sadece sıkıntılı zamanlarda dağil her zaman duâ etmeliyiz!

 

6- Sebeplere yapışmalıdır

Allahü teâlânın âdet-i ilâhiyyesine uymadan, sebeplere yapışmadan, çalışmadan duâ etmek, Allahü teâlâdan mucize istemek demektir. Müslümanlıkta, hem çalışılır, hem de duâ edilir. Önce sebebe yapışmak, sonra duâ etmek lâzımdır.

Kur'an-ı kerimde Allahü teâlâ dâimâ çalışmağı emretmektedir. İnsan bütün gayreti ile çalışacak, bütün zâhirî sebeplere yapışacak, ancak ondan sonra Allahü teâlâdan istiyecektir. Çalışmadan önce değil, çalışırken, başarabilmek, kazanmak için, Rabbine yalvararak, Ondan yardım bekliyecektir

Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

“Çalışmadan duâ eden, silâhsız harbe giden gibidir.”

Adet-i ilâhiyyeye uymak, sebeplerini aramak, bulmak için çalışmak lâzımdır. Şartlarına uyarak çalışana, elbet verilir. Dilediğine, çalışmadan da, ihsân eder. Fakat sebeplere yapışmamızı emretmektedir.

Sebeplere yapışarak, yalvararak, ağlıyarak ve sığınarak, kırık kalb ile Allahü teâlâdan af ve âfiyet dilemelidir. Duânın kabûl olunduğu anlaşılıncaya ve sıkıntılar kalmayıncaya kadar, böyle duâ etmelidir. Başkalarının ettiği duâ da faydalı ise de, dertlinin kendisinin yalvarması daha yerinde olur. İlâc almak ve perhiz yapmak, hastaya lâzımdır. Başkalarının yapacağı, olsa olsa, ona yardımcı olmaktır.

 

Duâ etmenin âdâbı

 

1- Abdest alıp, diz üstüne, kıbleye karşı oturup, elleri göğüs hizâsında ileri uzatıp, avuçları semaya karşı açıp, Peygamberlere ve Evliyâya tevessül ederek, Onların hatırları ve hurmetleri için istemeli, sonunda “Âmîn” demelidir. Herşeyden önce, af ve mağfiret ve âfiyet için duâ etmelidir. Bunların hepsini ihtivâ eden çok kıymetli duâ, “Allahümme rabbenâ âti-nâ fiddünyâ haseneten ve fil-âhıreti haseneten ve kı-nâ azâbennâr”dır.

Kendisi, hanımı ve evladı için zararlı duâ yapmamalı. Hacetlere, dileklere kavuşmak için, iki rekat namaz kılıp, sevabını din büyüklerinin ruhlarına göndermeli, silsile-i aliyye denilen büyük âlimlerin ruhlarına hediye etmeli, bunların hürmeti için diyerek duâ etmelidir!

2- Önce günahlara tevbe etmeli, istigfar okumalı, sadaka vermeli, hamd ve salevat okumalı, duâyı üçten fazla söylemeli! İbni Mes’ud hazretleri, “ Resûlullah duâ ettiği zaman üç defa tekrarlardı.” buyurmuştur. Kabul olmadı diyerek ümit kesmemeli, kabul olana kadar uzun zaman tekrar etmelidir!

3- Duâya, euzü besmele, Allahü teâlâya hamdü sena ve Resûlüne salâtü selam ile başlamalıdır! Peygamber efendimiz, duâya başlarken, “Sübhane Rabbiyel aliyyil alel vehhab” derdi. Allahü teâlâ, salevat-ı şerifeyi kabul eder. Duânın sonunu da Allahü teâlâya hamdü sena ve Resûlüne salâtü selam ile bitirmelidir. Duânın başı ve sonu kabul olunca ortasının kabul olmaması düşünülmez. Hadis-i şerifte, “Duâ ederken önce Allahü teâlâya hamd et, sonra bana salevat getir, sonra duâ et!” buyuruldu.

4- Duâyı yalnız namazlardan sonra ve belli zamanlarda yapmamalı. Her fırsatta duâ etmelidir! Bilhassa şerefli vakitleri ve şerefli halleri kaçırmamalıdır!

5 -Huzuru kalb ile duâ etmeli. Duâ ederken Alllahü teâlâya sığınmalı yalnız ona güvenmelidir.

6- Yalvararak korku ve ümit ile duâ etmelidir. Allahü teâlâ Kur’an-ı kerimde, “Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu O aşırı gidenleri sevmez. Allah’a korkarak ve umutla yalvarın. Doğrusu Allah’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır” buyurdu. (Araf 55-56)

“Onlar , hayır işlerinde koşuşurlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı.” (Enbiya 90) buyurulmaktadır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Gâfil olan kalb ile yapılan duâ makbûl değildir.”

Duâ, uyanık kalb ile ve sessiz yapılmalıdır. Duâyı belli şeyleri ezberleyip, şiir okur gibi duâ etmek , uygun değildir, mekrûhdur.

Kalbim gâfil diyerek, duâyı terk de etmemelidir. Kalbine geleni duâ etmek, ezberlediği duâyı okumakdan efdaldir. Yalnız, namazda okunacak duâları ezberlemelidir. Vâ’ız, imâm, cemâ’ate öğretmek için, mesnûn olan duâları, sesle okur. Cemâ’at de, sessiz tekrâr eder. Cemâ’at öğrenince, imâm da sessiz okumalıdır. Sesle okuması bid’at olur.

Read more

Duanın Önemi PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Aralık 2011 20:21
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

DUÂNIN DİNİMİZDEKİ YERİ

 

Duânın önemi

Duâ, istemek demektir. Aç bir kimsenin, iştihâlı olduğu bir zamanda yiyecek istemesi gibidir. Duâ, Allahü teâlâya yalvararak murâdını istemektir. Allahü teâlâ, duâ eden Müslümanı çok sever. Duâ etmeyene gadap eder. Duâ mü'minin silâhıdır. Dînin temel direklerinden biridir. Hadis-i şerifte, “Duâ müminin silahı, dinin de direğidir.” buyuruldu.

Duâ, gelmiş olan dertleri, belâları giderir. Gelmemiş olanların da gelmelerine mâni olur.Çünkü, Peygamberimiz, “Duâ belâyı önler.” buyurmuştur.

Duâ etmek, namaz, oruç gibi ibâdettir. Allahü teâlâ, “Bana ibâdet yapmak istemiyenleri, zelîl ve hakîr yapar, Cehenneme atarım” buyurdu. Allahü teâlâ, herşeyi sebep ile yaratmakta, ni'metlerini sebeplerin arkasından göndermektedir. Zararları, dertleri def' için ve faydalı şeyleri vermek için de, duâ etmeği sebep yapmıştır. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Duâ, ibâdetin aslı ve özüdür. Allah katında duâdan makbûl birşey yoktur. Duâ yetmiş türlü kazâyı önler. Ömrün bereketini artırır.”

“Kazâ, ancak ve yalnız duâ ile durdurulur.”

İmâm-ı Rabbânî hazretleri, “Duâ, kazâyı, belâyı defeder” buyurdu.

Duânın yapılması mukadderata bağlıdır. Takdirde duâ varsa elbette yapılır. Duânın belâyı önlemesi kazâ ve kaderdendir. Nitekim Peygamberimiz, “Kader, tedbir ile, sakınmakla değişmez. Fakat kabûl olan duâ, o belâ gelirken korur.” buyurmuştur.

Peygamber efendimiz, “Allahü teâlâya günah işlemiyen dil ile duâ edin!” buyurunca, böyle bir dilin nasıl bulunacağı soruldu. Bunun üzerine “Birbirinize duâ edin! Çünkü ne sen onun, ne de o senin dilinle günah işlemiştir” buyurdu.

Duanın halis niyetle yapılması gerekir. Allahü teâlâ, “Bana hâlis kalb ile duâ ediniz! Böyle duâları kabûl ederim” buyurdu.

Duâ şartlarına uygun yapılmalıdır. Peygamber Efendimiz, “Duânın kabul olması için iki şey gerekir. Duâyı ihlas ile yapmalıdır. Yediği ve giydiği helaldan olmalıdır. Müminin odasında, haramdan bir iplik varsa, bu odada yaptığı duâ kabul olmaz” buyurdu.

Haram lokma yiyenin duâsı kırk gün kabûl olmaz. Duâ ihtiyacı gideren, saâdete kavuşturan kapının anahtarıdır. Bu anahtarın dişleri, helâl lokmadır.

İlâhî! Herkesi sıkıntıdan kurtaran yalnız sensin. Bizi dünyada ve âhıretde sıkıntıda bırakma! Muhtaçlara, herşeyi gönderen, yalnız sensin! Dünyada ve âhıretde hayırlı, faydalı olan şeyleri, bize gönder! Dünyâda ve âhırette, bizi kimseye muhtâç bırakma! Âmîn.

Read more


Çarşamba 28 Aralık 2011

Uhdud Fil Ebabil PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 28 Aralık 2011 21:50
Faydalı Bilgiler / hikaye, hikayeler, dini hikaye, dini hikayeler,

UHDUD
FiL
EBABiL


Kur'ân-ı Kerîm'de, isimlerinden Uhdûd eshabı olarak bahsedilen bir topluluk vardır. Uhdûd, arapçada yerdeki derin ve uzun hendek veya yarığa denir. Dönemin kafirleri, müminleri imanlarından vazgeçirmek için içi ateşle dolu hendekler hazırlamışlardı. Müminleri bu hendeklere attıkları için Eshabu'l Uhdûd adını almışlardır. Efendimiz, Uhdûd eshabını andıkları zaman, ölümü aratacak bu türlü belalara uğramaktan Allahü tealaya sığınırlardı.

Zaman itibariyle Kur'ân-ı Kerîm'in nüzulünden çok uzak olmayan bir dönemde yaşanan bu olay, Mekkelilerce meşhur ve çok bilinen bir olaydı. Eshab-ı kirama yaptıkları zulümler dayanılmaz noktaya eriştiğinde, müşrikleri ikaz için Uhdûd toplumunun yaptıkları zulümler ve başlarına gelen belalar, ayet-i Kerîmelerle şöyle anlatılmıştır; "Hazırladıkları hendekleri tutuşturulmuş ateşle doldurup çevresinde oturarak iman eden kimselere, dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenlere lanet edilmiştir. Bu inkarcıların, iman edenleri ateş azabına uğratmaları, onların sadece, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinde bulunan, Aziz ve Hamid olan Allah'a iman etmiş olmalarındandır. Allah herşeye şahiddir. Muhakkak ki, iman etmiş erkek ve kadınları dinlerinden çevirmeye uğraşanlar, eğer tevbe etmezlerse, onlara cehennem azabı vardır. Yangın azabı vardır."

Bu olayların başlangıcında yaşanan bazı sahneleri Efendimiz şöyle anlatmışlardır; "Bir kralın bir sihirbazı vardı. Sihirbaz yaşlanınca kral, sihri öğretmesi için onun yanına bir genç kattı. Meğer o gencin yolu üzerinde bir alim zat varmış. Gencin kalbi bu zata meyletmiş ve onun dinine girmiş. Günlerden bir gün sihirbaza giderken bir büyük yılana rastgelmiş. Yılan, insanların yoldan geçmesine engel oluyordu. O genç, eline bir taş alıp; "Ya Rabbi, alim olan zat, senin katında sihirbazdan daha hayırlı ise bu taşla yılanı öldürmeyi nasip et" diye dua ederek yılanı öldürmüş. Daha sonra o genç, duası bereketiyle anadan doğma körlüğü, alaca deri hastalığını ve daha nice hastalıkları iyi eder olmuş.

Kralın bir arkadaşı vardı. Bir gün kör oldu. Gencin meziyetlerini işiterek yanına gitti. Genç dua edince körlükten kurtuldu. Kral arkadaşına nasıl olduğunu sorunca arkadaşı, gencin diliyle beni Rabbim iyileştirdi diye cevap verdi. Bunun üzerine kral, bendan başka rab mı tanıyorsun diyerek adamcağıza öyle işkenceler etti ki gencin adını vermek zorunda kaldı. Genç te işkenceye çekilince alim zatın kimliğini vermek zorunda kaldı. Alim zatı dininden çıkarmaya zorlayan kral, başarılı olamayınca onu bıçkıyla ikiye bölerek öldürdü. Aynı teklifi gence yapınca genç te reddetti. Onu da kayalıklardan atarak öldürmek üzere bir dağın tepesine gönderdi. Tam atacakları sırada dağ sarsıldı ve kralın bütün adamları öldü. Kral bu sefer suda boğsunlar diye gemiyle denize gönderdi. Gemidekiler helak olsa da genç, suyun üzerinde yürüyerek sahile çıktı. Kralın huzuruna vararak; "Beni öldürmene imkan yok. Ancak insanları bir araya toplayıp beni bağlarsan ve ok torbamdaki oklardan birini alarak; bu gencin rabbisinin adıyla diyerek oku atarsan öldürebilirsin" deyince kral da aynısını yaptı. Genç, şakağına saplanan okla şehid oldu. İnsanlar bu olayı görünce, hep birlikte gencin rabbisine iman ettiklerini söylediler. Kralın çevresi; "İşte şimdi korktuğun başına geldi" deyince kral, hendekler kazdırarak içlerinde ateşler yaktırdı. İman edenleri de o ateşe attılar. Hatta beraberinde süt emen bir çocuk olan üç çocuklu bir kadın vardı. Kral kadına; "Dininden dön, yoksa çocuklarını ateşe atarım" dedi. Kadın dininde sebat etti. Bunun üzerine büyük oğlunu ateşe attı. Kral yine aynı şeyi teklif etse de kadın yine reddetti. Kral, ortanca oğlunu ateşe attı. Kral aynı teklifi tekrar yapsa da kadın yine dininden dönmedi. Kral bu sefer kundaktaki bebeğini ateşe atmak üzere kendisinden aldıklarında kadıncağız dininden dönmeye azmetti. Ancak beşikteyken konuşan çocuklardan biri olan bu yavru, annesine seslenerek; "Anneciğim, sen doğru yoldasın, üzülme, sakın islamdan dönme" deyince anneyle çocuğunu ateşe attılar."

YAŞADIKLARI DÖNEM
İslami kaynakların Uhdûd eshabı ile ilgili olarak naklettikleri bu olay, Efendimizin dünyayı şereflendirmelerinden 90 sene önce 480 M'de Necran'da, Himyeriler zamanında yaşanmıştır. Bunu, diğer milletlerin tarihleri ve arkeolojik bulgular da teyid etmektedir.

Necran, Mekke ile Yemen'in arasında bulunmaktadır. Dönemin Himyeri kralı Zü Nüvas isminde bir yahudi idi. Halkın yahudi dinine girmesi için çaba gösteriyordu. Îsâ aleyhisselamın şeriatine bağlı olan mü'minlerin (bugünkü teslis inancında olmayan gerçek İseviler) çoğalması üzerine baskıya başladı. Necranlılar baskıya boyun eğmeyince Süryani kayıtlarına göre 120 bin kişilik kuvvetli bir ordu ile üzerlerine vardı. Karşı duranları öldürdüler. Esirleri ise hapsettiler. Bundan sonra büyük hendekler kazdırarak içlerine ateşler yaktırdı. Yahudiliği reddedenlerin hepsi diri diri ateşe atıldı. Sonuçta Necranlı bazı mü'minler kaçabilmişler, diğerleri ise din değiştirmiş gibi göründüler.

Mekke'nin Cürhümlü reislerinden Hâris b. Müdâd, kendisine sığınan Necranlı mü'minleri himaye altına alır. Bunula da kalmaz, bu vahşetin sorumlularını cezalandırmak için askeri bir sefer düzenler. Bu seferin sonucu bilinemiyor. Ancak İran'ın İsfehan şehrinde bir mezar taşında; "Ben, hendeklerin sahiplerini/Uhdûd eshabını cezalandıran Hâris b. Müdâd'ım" yazısı bulunmaktadır ki; muhtemelen haris, kısmi başarılar elde ettikten sonra mağlup olarak İsfehan'a kaçmış olmalıdır.

Süryani kaynaklarının bildirdiğine göre Zü Nüvas bununla da kalmaz, Güney Irak'ta hüküm süren Hire kralına haber göndererek onun da ülkesine sığınan müminleri imha etmesini ister.

Zü Nüvas'ın bu vahşeti, o zamanlar büyük yankı uyandırmıştı. Şehid ailelerin arzusu üzerine Doğu Roma destekli Habeş ordusu Yemen'e hareket eder. Fakat Zû Nüvâs, Habeşli komutanlara muazzam para vaadinde bulunur. Bu teklife aldanan komutanlar, parayı almaya geldiklerinde kılıçtan geçirilirler. Başsız kalan habeş ordusunun bir kısmı kaçar, bir kısmı da imha edilir. Bu harekatın sonucunu anlatan 518 M tarihli iki kitabe vardır ki, bunlarda, 13 bin ölü, 9 bin 500 esir ve 28 bin büyük ve küçük baş hayvan ele geçirildiğini yazılıdır. Bu hezimet üzerine yine Doğu Roma destekli büyük bir Habeş ordusu ikinci bir harekat başlatırlar. Babu'l mendep boğazına gelindiğinde gemilerin bir kısmının alabora olmasına rağmen harekata devam edilerek Himyer ordusu bozguna uğratılır. Yakalanacağını anlayan Zû Nüvâs, kendisini kayalıklardan denize atmak suretiyle intihar eder.

EBREHE
Böylece Yemen'in idaresi tamamen Habeşlilerin eline geçmiştir. Habeş Necaşisi buraya derhal genel bir vali tayin ederek halkın, dini inanışlarında serbest olmasını sağlar. Yemen'e ilk tayin edilen vali Aryat'tır. Burada bir süre valilik yapan Aryat, meşhur Ebrehe tarafından öldürülür. Habeş necaşisi bu olayda suskun kalmak zorunda kalır. O dönemde Yemen'deki İsevilik, henüz bozulmamış saf bir İslamı temsil ediyordu. Yani; Baba-oğul-kutsal ruh üçlemesine saparak Îsâ aleyhisselamı tanrı tanımayan ve domuz eti yemeyen gerçek İsevilik hüküm sürüyordu. Ebrehe'nin başa geçmesiyle İsevilikte dejenerasyonun başladığı görülür. Bunu, Ebrehe'nin 543 M yılında tanzim ettirdiği bir kitabesinde açıkça görmekteyiz. Ebrehe'den önceki kitabeler, İslamiyetteki besmeleyle aynı manada olan; "Rahim olan Allah'ın rahmeti, kudreti ve bağışlaması ile..." diyerek başlıyordu. Ebrehe kitabelerinde ise yavaş yavaş teslisin hortladığı görülür. Bu kitabeler ise; "Rahim olan Allah'ın rahmeti, bağışlaması ve kudretiyle ve O'nun Mesihi ve Kutsal Ruhu ile...." diyerek başlamaktadır. Bu bizde, Aryat'ın öldürülmesinde hıristiyanlık dünyasında çok yaşanan bir mezheb savaşının yattığı şüphesini uyandırmaktadır. Aşağıda anlatacağımız Ebrehe'nin faaliyetlerinden de açıkça bu anlaşılmaktadır. Muhtemelen dejenere olmuş Doğu Roma İseviliği/hıristiyanlık, Aryat'ın öldürülmesiyle henüz saflığını koruyan Habeş İseviliğine galip gelmişti. Zira Ebrehe'nin yaptığı ihtilale Habeş necaşisi açıkça suskun kalmak zorunda kalmıştı. Bu suskunluğun gerisinde Habeşistan'ın pek çok konuda Bizansa bağlı olmasının yattığı düşünülebilir.

Her neyse Ebrehe, Arap yarımadası sakinlerini Hıristiyanlaştırma politikasına hız vererek San'a şehrinde büyük bir tapınak inşasına girişir. Bu bina, arap edebiyatına Kalis (eglise/kilise) ismiyle şöhret yapmıştır. Doğu Roma imparatoru, kilisenin tezyinatı için İstanbul'dan işçi, usta, mermer ve mozaik göndermekle kalmamış, dini hayatın düzenlenmesi için bir de papaz göndermişti. Bu papaz, İskenderiye'de görev yapan Gregentius isimli bir İtalyan'dı. Muhtemelen papaz, Teslis (Baba-oğul-kutsal ruh) inancına mensuptu. Zira, Habeşistan gibi yakın bir ülkeden din adamı getirtmek yerine, İskenderiye'den, hem de İtalyan bir papazın gönderilmesi manidardır. Bu papaz ayağının tozuyla Arabistan için 23 maddelik bir kanunlar mecmuası hazırlamıştır. Bu vesikanın Yunanca aslı Viyana kütüphanesi el yazmaları arasındadır. Vesika incelendiğinde bu durumun daha iyi anlaşılacağı kanaatindeyiz.

Ebrehe, söz konusu kilisenin inşası için yöre araplarına oldukça eziyet etmiş, hatta civardaki Saba Melikesi Belkıs'a ait tarihi sarayın sütunlarını tahrip etmişti. Ebrehe, bütün arapların Sa'na'daki bu kiliseye gelmesini istiyordu. Oysa yöre insanları hangi puta taparsa tapsın hac ziyareti için Kâbe'ye gidiyorlardı. Bunu engelleyemeyen Ebrehe, Kâbe'yi yıkmak için fırsat kollamaya başlar. İstediği fırsat, bir Mekkelinin Kalis'e büyük abdestini yapmasıyla ayağına kadar gelmiş olur. Belki de bu pisleme olayını bizzat tezgahlayan Ebrehe'ydi.

FİL DESTEKLİ ORDU
Sonuçta Ebrehe, MS. 570 senesinde, Efendimizin dünyayı şereflendirmesinden bir kaç ay önce, 60 bin kişilik muazzam bir ordu hazırlayarak Mekke'ye doğru yola çıkar. Ordunun güçlü olmasının nedeni fillerdi. Bunların arasında bir tanesi vardı ki, o güne kadar görülmemiş irilikte ve beyaz renkteydi. Ebrehe, geçtiği yerlerdeki tüm Kabileleri kendisine bağlayarak ilerliyordu. Bu arada kendisine karşı çıkan Ehabiş adı verilen arap konfedere kuvvetlerini Tâif yakınlarında bozguna uğrattı.

Ebrehe'nin asıl hedefi Kâbe'ydi. Zira geçtiği yerlerdeki putlarla dolu tapınaklara dokunmuyordu. Mesela Taif'te bulunan Lat putuna ve tapınağına dokunmamak üzere Taiflilerle bir anlaşma dahi yapmıştı. Taifliler bunun karşılığında, Mekke'ye kadar Ebrehe'ye kılavuzluk etmek üzere Ebû Riğal isimli birini görevlendirirler. Fakat bu rehber, yolda; el Muğammas'a gelindiğinde aniden ölür. Ebrehe'nin ordusu Mekke yakınlarında talana girerek yüzlerce büyük ve küçük baş hayvan gaspederler. Bu sırada Ebrehe'nin sürpriz bir ziyaretçisi olur. Bu ziyaretçi, Efendimizin dedesi Abdülmuttalib'dir. Asıl adı Şeybe olan Abdülmuttalib, Mekke'nin reisidir ve Yemenlilerce de tanınmaktadır. Yakışıklıdır. Yaşlı olmasına rağmen dinç ve heybetli, bunun yanında hitabeti de çok iyidir. Ebrehe ise tip olarak Abdülmuttalib'in tam zıttıdır. Bu nedenle Ebrehe, onu ilk gördüğünde etkilenir. Abdülmuttalib ondan; Kabe'ye dokunmamasını, isterse diğer kabilelerle yapıldığı gibi bir anlaşma yapabilecekleni söyler. Teklif olarak ta Tihame bölgesinin yıllık buğday gelirinin üçte birisini önerir. Fakat Ebrehe kesinlikle anlaşma yapmayacağını belirtir. Bunun üzerine Abdülmuttalib, siyahi valiyi şaşırtan bir talepte bulunur. Ordusunun gaspettiği 200 kadar devenin iade edilmesini ister. Ebrehe'nin şaşırması üzerine; "Develer bana ait olduğu için onları istiyorum. Ka'beye gelince, orası Allah'ın evidir. Sahibi ne yapacağını bilir" der. Ebrehe, develeri teslim ettikten sonra ordusunda bulunan devasa fil başta olmak üzere Ka'be'ye yönelir. Bu sırada peşpeşe müthiş olaylar meydana gelir. Önce dev fil yürümemek için direnir. Ne kadar zorlasalar da Mekke istikametinde yürümez. Yönünü başka taraflara çevirdiklerinde ise yürür.

EBÂBİL
Ordu, fil ile uğraşırken Mekke'nin batı tarafından, Kızıldeniz istikametinden bulut gibi kuş sürülerinin geldiği görülür. Kur'ân-ı Kerîm'de Ebâbîl adı verilen bu kuşlar, ağızlarında taşıdıkları pişmiş toprak parçalarını Ebrehe ordusunun üzerine yağdırırlar. Bu olay, şehri boşaltıp dağlara sığınan binlerce Mekke'linin gözü önünde gerçekleşmiştir. Bazı Mekkeliler, kuşların kanatlarından düşen tüyleri dahi hatıra olarak almışlardır. Kuşları attığı taşlar birer güdümlü mermi gibi hedefine ulaşarak koca orduyu kırıp geçirir. Bu olay Kur'ân-ı Kerîm'de müstakil bir surede şöyle anlatılmaktadır; "Rabbinin fil sahiplerine nasıl muamele ettiğini görmedin mi? Rabbin bunların hile ve planlarını boşa çıkarmadı mı? Bunların üzerine sürü sürü Ebâbîl kuşlarını göndermedi mi ki bunlar; pişmiş tuğladan taşlar atıyorlardı. Derken Allah onları, özü yenmiş dane gibi yapıverdi."

Mekkeliler askerlerden arta kalanları toplarken bu taşlardan da hatıra olarak almışlardı. Bunlardan bazıları aradan geçen 50 seneden sonra Efendimizin akrabalarından Ümmü Hani'nin evinde görüldüğü ve çocukların oynadığı nakledilmiştir.

Ebrehe ve bazı askerler ağır yaralı olarak Yemen'e döndülerse de çok acı bir şekilde peşpeşe ölürler. Ebrehe'nin göğsünün açıldığı ve kalbinin dahi dışarıya fırladığı nakledilmiştir. Ordunun imhası, Yemen'in sahipsiz kalmasına sebep oldu. Muhtemelen bu durumu Habeşistan necaşisi de umursamaz. Bu durumdan faydalanan İran, kolaylıkla Yemen'i ele geçirir.

Read more

P O M P E i PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 28 Aralık 2011 21:34
Faydalı Bilgiler / hikaye, hikayeler, dini hikaye, dini hikayeler,

TARiHiN iBRET MÜZESi
P O M P E i

"BİZ NİCE KARYELERİ HELAK ETTİK.
AZABIMIZ ONLARA GECELEYİN UYURKEN
VEYA GÜNDÜZÜN İSTİRAHAT HALİNDELERKEN GELMİŞTİ.
ONLARA AZABIMIZ GELDİĞİ ZAMAN;
"BİZ GERÇEKTEN ZALİMLERDENMİŞİZ"
DEMEKTEN BAŞKA İTİRAFLARI OLMADI!.."
A'raf; 4-5


Eylül 1995'te, Yeni Zelanda'da bir yanardağın aniden faaliyete geçmesi, dehşetli bir paniğe yol açmıştı. Çevredeki eğlence yerleri ve spor komplekslerinde bulunan insanların kaçışmaları, ünlü Pompei'nin son anlarını tasvir eden bir resmi andırıyordu. Bereket, benzeri bir felaket gerçekleşmedi.

Napoli Körfezi kıyılarındaki sönmüş Vezüv yanadağının civarında yer alan beş şehirden birisiydi ve Roma İmparatorluğunun sefahat merkeziydi. Romalı aristokratlar, her türlü ahlaki kaygı ve kayıttan sıyrılmış olarak burada işret eder, oluk gibi para akıtırlardı. Onları eğlendiren fahişeler ve rahipler ise, keselerini doldurmaya bakarlardı. Ama ne kadar devam edecekti bu çılgınlık?..


Günümüzden yaklaşık 1918 sene önce, imparator Caligula döneminde 23-24 Ağustos 79 günü Vezüv gürlemeye başladı ve Pompei'nin üzerine ölüm yağdırdı. Komşu dört şehir de bu felaketten nasiplerini alarak lavlar altında kalarak haritadan silinmişlerdi.

Bugün, kalıntılarından anladığımız kadarıyla felaket günü şehirde normal hayat devam ediyordu. Akşam yaşanacak rezillikler için hazırlıklar sürdüren insanlar o gün havanın oldukça boğucu olduğunun farkındaydılar. Üstelik çok hafif olan bir yer sarsıntısını da hissetmişlerdi ama önemsememişlerdi. Saat 13.00 sularında hafif bir kül yağmuru başlar. İnsanlar, el darbeleriyle silkelenebilecek olan bu külü önemsemezler. Muhtemelen yaşlı Vezüv daha önceleri de böyle ufak tefek faaliyette bulunmuş olmalı ki halk; "birazdan geçer" düşüncesiyle aldırış etmemiştir.

Ancak kül yağmurunu önce lapilli (küçük taşlar), sonra bir kaç kiloluk sünger taşlarının gelmesi takip edince tehlikenin büyüklüğü ortaya çıkar. Halk, birden paniğe kapılır, yükte hafif pahada ağır eşyalarını sırtlayarak limana doğru delicesine kaçışmaya başlarlar. Ne var ki iş işten geçmiştir artık.

Evlerine sığınanlar, yoğun kükürt dumanından boğulmamak için kendilerini dışarı atmakta, bu defa da üzerlerine yağan taşlarla helak olmaktaydılar. Korkunç felaketten kimse kurtulamamıştır. 48 saat içerisinde 18 km. lik bir alan içerisindeki Pompei ve diğer şehirler lavlar altında kalmıştı. Bunlardan yalnız Pompei'de 16 bin kişi, nüfusun tahminen %80'i yok olmuştu. Vezüv öylesine kuvvetli püskürmüştü ki, kül bulutları, felaketi haber verircesine Anadolu, Suriye hatta Mısır'a kadar uçuşmuştu.

Bu felaketten sonra Pompei unutuldu. Ta 1594 senesine kadar tarihi kayıtlarda ismi geçen ve yeri belli olmayan bir antik şehir olarak kaldı. Bu senede yapılan sulama kanalı inşaatları sırasında işçiler bazı kalıntılara rastlamışlarsa da ne olduğu anlaşılamamıştı. Ancak 1748 yılında ciddi bir şekilde kazılar başlatıldı. Dünyanın pek çok yerinden bilim adamları akın ederek bugünkü görüntüsüne kavuşturuldu.

Lavlar Pompei ve komşu şehirleri öylesine konserve etmişti ki; bugün o insanların günlük yaşayışlarını, yeni kurulmuş bir film seti gibi görebilmekteyiz. Ocaktan indirilmemiş bir domuz yavrusu, fırından çıkarılamamış ekmekler, sırtlarındaki mücevher çuvallarıyla sokak kapısını açmaya çalışırken yığılıveren kadınlar ve erkekler, şehir kapısı önünde üstüste yığılmış cesetler, bir zengin evinde cenaze şölenine katılan ve yerlerinden kalkmaya bile fırsat bulamayanlar, evler, İsis tapınağı, tiyatro... Hepsi de yaşadıkları son anları dondurulmuş bir şekilde duruyor. Yazıcı dükkanında balmumu tabletler, kitaplıktaki papirüs tomarları, hamamlarda kaşağılar, meyhane tezgahlarında kadehler ve son müşterilerin bıraktıkları paralar, ev ve dükkan kapılarında sahiplerinin isimleri, umumi tuvaletlerdeki pislik bulaşıkları bile aynen duruyor.

Tüm zenginlikler, makamlar, güzellikler... hepsi bir anda, tıpkı Kur'ân-ı Kerîm'de bildirilen Lût, Semûd ve Âd toplumlarındaki gibi yok oluvermişlerdi. İnsanlık, tarihi boyunca benzeri başka felaketler de yaşamıştı. Kur'ân-ı Kerîm, onlardan çok azını bizlere bildirmiştir. Elbette bunun belli sebepleri vardır. Zira Kur'ân-ı Kerîm bir tarih kitabı değildir. Bazı olayları nakletmesinin sebebi, sonra gelen insanların ibret almaları, hayatlarını o çerçeveye göre düzenlemelerini ihtar etmektir. Bunun için çeşitli ayet-i Kerîmelerde mealen şöyle buyrulmaktadır; "Sizden önce gelip-geçenlerin hayatlarını, gittikleri yolları ve başlarına gelenleri gözden geçirip onlardan ders alınız. Yerleri, gökleri, cansızları ve kendinizi inceleyiniz. Gördüklerinizin içini, özünü araştırın. Bütün bunlarda yerleştirmiş olduğum kuvvetimi, kudretimi, büyüklüğümü ve hakimiyetimi bulunuz, görünüz, anlayınız..."

İşte bu noktadan bakınca Pompei ve benzeri kalıntıların manası anlaşılacaktır.

Read more

Dinî Bilincin Uyanışı PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 28 Aralık 2011 21:15
İslam İlmihali / Peygamber Efendimiz s.a.v İn Hayatı

Dinî Bilincin Uyanışı

 

 

135. Mekke’nin manevî hayatında canlanmaya yol açan şu olay meydana geldiğinde Muhammed (AS) otuzbeş yaşındaydı: Ka’benin buhurdanlıklarla tütsülendiği bir gün, rüzgârın etkisiyle mabedin etrafındaki örtülere bir kıvılcım sıçradı ve binada yangın çıktı. Kısa bir süre sonra da yağan yağmur sele yol açtı ve yangından zaten zarar görmüş olan yapı bu felâkete karşı koyamadı.

136. O dönemde Mekke’deki dinsel yapı iyice bozulup yozlaşmıştı. Örneğin, İbn Habîb’in143 anlattığı bir olayı hatırlatalım: Medineli birkaç kabile, Kureyşlilerle bir anlaşma yapmak için Mekke’ye gelmişlerdi. Ama, Medineli ziyaretçilere, Ka’be çevresindeki tapınmalar sırasında bile güzel kızlara kur yapıp onları kucaklamanın Mekkeli gençler arasında yaygın bir adet olduğu söylendiğinde, her şey sona ermişti. Yazara göre bu, daha önceden yapılmış olan antlaşmayı bozmak için öne sürülen gerekçelerden sadece biriydi, ama Mekkelilerin bu tür şeyleri konuşurken sergiledikleri hafif meşreplikleri onların içinde bulunduğu ahlakî bozulmayı çok iyi dile getirmektedir. Bu konuda İsâf ve Nâ’ile kabileleri arasında geçen meşhur olaya da göndermede bulunabiliriz.144 (Bk. § 172)

137. Çok geçmeden şehir meclisi, mabedin yeniden inşası için bir araya geldi. Herkes, ahaliden özel bir katılım payı istenmesinde hemfikirdi; aynı şekilde, faiz, fahişelik vb. ahlâk dışı yollardan edinilen hiçbir kazancın bu iş için kabul edilmemesine karar verildi.145

138. Yağmur mevsiminde denizde bir fırtına çıkmış ve bir kilise inşası için Mısır’dan Yemen’e inşaat malzemesi taşıyan Bizans bandıralı bir gemi, Mekke’nin liman şehri Şuaybe sahilinde karaya vurup batmıştı. Haberi alan Mekkeliler limana koşup, kazazedelere konukseverlikte bulundular, ve şayet geminin kalas ve keresteleri de dahil, enkazdan kurtarabildikleri şeyleri satmaya razı olurlarsa, kendilerinden âdet olan gümrük vergisini almayacaklarını bildirdiler. Böylece önemli miktarda mermer, demir ve kereste satın aldılar. Kazazedeler arasında bulunan, Kıptî marangoz Bâkûm da Mekke’ye yerleşip, mesleğini orada icra etmeye karar verdi. Mekkeliler bütün bunlardan çok mutlu oldular.146

139. Aynı döneme rastlayan bir başka olay da şudur: Ka’benin yanına kazılan bir kuyuya, mabet için her türlü bağış atılıyordu. Bir süreden beri buraya bir vahşi hayvan girmiş, zaman zaman başını çıkartarak gelip geçenler arasında korku ve dehşet yaratmaktaydı. Yine sözünü ettiğimiz o dönemlerde, canavar başını dışarı çıkardığı sırada, kocaman bir yılan akbabası ansızın gelip üzerine atlamış ve pençeleri arasına alarak uçup gitmiş, bütün şehri sevinç ve mutluluğa boğmuştu.147

140. Binayı yeniden inşa etmek için, enkazın tamamen yıkılması gerekiyordu. Batıl inançlar yüzünden uzun süre bu konuda tereddüt ettiler. Sonunda şehrin ileri gelenlerinden biri ortaya çıkıp, birtakım sofuca dualar okuyarak ilk darbeyi indirdi. Diğerleri biraz bekleyip, Beytullah’ın “yıkıcı”sına hiçbir kötülük gelmediğini görünce, onlar da yıkım işine giriştiler. Kaynaklarımızın ifadelerine göre, İbrahim Peygamber’in esas inşaat sırasında koymuş olduğu, yeşil renkli temel taşlarına ulaşılıncaya kadar yıkıma devam edildi ve mabedin eski arsası üzerinde yeniden inşasına karar verildi.148

141. Ka’be, geometrik küp biçiminde, dört duvarlı bir oda idi. Toplanan malzemeler İbrahim (AS) zamanındakine benzer bir bina yapmaya yetmediği için, binanın bir kısmının çatı ile örtülmesine, bir kısmının da çatısız bırakılmasına karar verildi. Yüksekliğin yıkılan binaya göre biraz daha fazla olmasına ve eşiğe, kapı anahtarını elinde bulunduran görevlinin “giriş ücreti” almasına imkân sağlayan bir “geçit” konulmasına karar verildi. Çatısız bölmeye giriş serbestti ve burası yemin törenleri ve diğer büyük törenler için kullanılıyordu.149 Duvarlar yükselmeye başlayıp, kutsal Haceru’l-Esved (Kara Taş)’i yerine koymaya sıra geldiğinde, ciddi bir anlaşmazlık çıktı: Kabilelerden her biri, bu şerefin kendilerine ait olmasını istiyordu. Kimileri ise, içi kan dolu kâseler getirip, isteklerinden vazgeçmeyeceklerine yemin ederek, bu kanı yalamaya kadar işi ileri götürmüşlerdi. Eşraftan yaşlı bir zât, bu ihtilafın çözümlenmesi için kur’a çekilmesini önerinceye kadar çekişmeler devam etti. Öneri şu idi: “Bu işi Allah’a bırakalım, ve şimdi buraya gelecek olan ilk kimseyi hakem olarak kabul edelim.” Kader, bu kişinin Muhammed (AS) olmasını istemişti. Herkes onun dürüstlüğünden emindi. O da, bir örtü getirtip yere serdi, taşı örtünün üzerine yerleştirdi ve sonra her bir kabilenin temsilcisinin örtünün bir ucundan kaldırmasını istedi. Sonra bizzat kendisi, taşı istenilen yere yerleştirdi. Herkes bundan son derece memnun olmuştu.150

142. Son olarak bir olayı daha belirtelim: Duvarların inşası için taş taşıyan işçiler, omuzları taştan zedelenmesin diye, peştamallarını çıkartıp omuzlarının üzerine koyarlardı. Muhammed (AS) ise böyle yapmadığı için, mübarek omuzları yara bere içinde kalmıştı. Amcası Abbâs’ın önerisi üzerine o da öyle yaptı ama, hadiste nakledildiğine göre, çıplak kalır kalmaz düşüp bayıldı. Hemen örtüsüne büründü ve artık tekrar işe başlamadı.151

143. İnşaat bittiğinde, binanın içi kadar dışını da heykellerle süslediler. Kaynaklarda belirtildiğine göre, içerde, Meryem ve oğlu İsa (AS)’nın temsili resimleri yanında, İbrahim ve İsmail’in de resimleri bulunuyordu.152 Yine bahsedildiğine göre, Allah’ın Evi (Beytullah) olan Ka’be’nin çevresinde üçyüzaltmış put vardı.153 Tek bir Allah inancı uğruna yapılmış bir mabet, böylece bir panteon154 haline getirilmişti. Bu durum, dini uygulamaların giderek basit ve sıradan bir putperestliğe dönüştüğünü gören daha yüksek bir din anlayışına sahip olan bir kısım yöre sakinlerini uzun uzun düşündürmüş olsa gerektir.

144. Doğu Arabistan’da yaşayan Benû Hanîfe kabilesinin, un ve hurmadan nasıl görkemli bir put diktikleri ve bir kıtlık sırasında bunu parçalara ayırıp yiyecek kadar ileri gittikleri Mekke’de bilinmekteydi.155 Bedevîler, çölde tapınmak için taş bulamadıkları zaman, bir kum yığını üzerine develerini sağıyorlar, sonra orada tapınma hareketlerini yapıyorlardı. Kimi zaman da, bu putlara hazırladıkları süt ürünlerinden (tereyağ vs.) sunuyorlardı. Batıl inanç sahibi olan bu insanlar, bu tür sunulan eşyalara hiç el sürmezlerdi. Ama kabilenin köpekleri için durum hiç de böyle değildi. Bu köpekler, o tür yiyecekleri yalayıp yerler, sonra da zavallı putların üzerine işerlerdi.156 Hangi aklı başında insan, putlara yakıştırılan güç ve kuvvet konusunda derin düşüncelere dalmaz? Hatta, anlatıldığına göre Mekke’de, adamın biri tapınmak için güzel görünüşlü taşlar bulur, ama daha güzel bir başka taş bulduğunda, artık kendi gözünde değersiz hale gelen eskisini atıp, yenisini tapınma aracı olarak kullanırdı.157

145. Bu tür olaylar, aklı başında insanların düşünmesi için birer ibret tablosu oluştururlar. Nesiller boyunca, Mekkeliler, yabancı ülkelere, Hıristiyan ve Mecusî topraklarına seyahat etmişler, yabancılar da Mekke’ye uğramışlardır. Öyleyse ileri düzeyde anlayışa sahip birtakım insanlarda bir bilinçlenmenin meydana geldiğini ve aynı çatı altında yaşayan aile bireylerinin farklı dinlere sahip olduklarını görmek, bizi şaşırtmamalıdır. Bunlardan kimileri Hıristiyanlığı benimserken, diğer bazıları daha başka inançlar peşinde idiler. Zeyd ibn Amr ibn Nufeyl’in başından geçenlerin ise özel bir yeri vardır: O, putlara sunulan kurbanların etini yemezdi158 ve aradığı şeyi ne Hıristiyanlıkta ne de Yahudilikte bulamadığı için, “Ey Allahım! Eğer hangi ibadet etme biçiminin senin hoşuna gideceğini bilseydim ona uyardım, ama bunu bilmiyorum” der, sonra da secdeye kapanırdı.159 Muhammed (AS) de, Ukâz fuarında iken dinlemiş olduğu, Saidetu’l-Iyâdî’nin tektanrı inancıyla ilgili hitabesini hiç unutmadı.160 Kendisi de bazen Lebîd ve Umeyye ibn Ebi’s-Salt’ın aynı konuda yazılmış şiirlerine atıfta bulunurdu.161 Hıristiyanlığın, Muhammed (AS)’ın hanımının akrabaları arasında biraz yayılmış olduğunu daha önce görmüştük. Mekke’de papaz ve keşiş bulunmazken, şehirde çok sayıda Hıristiyan köle oturmaktaydı.162

146. Muhammed (AS)’ın ailesi, orta halli Mekkeliler gibi genellikle putperestti ve kutsal Zemzem suyunu hacılara dağıtmak vb. gibi kamuya ait birtakım kültürel görevleri ellerinde bulunduruyorlardı. Ka’be’nin yeniden inşa edilmesinden bu yana, Muhammed (AS)’de ruhsal ve manevî bir bilinçlenme göze çarpmaktaydı. Vaktiyle dedesi Abdulmuttalip Ramazan aylarında Hira mağarasında inzivaya çekilirdi.163 Muhammed (AS) da, zamanı gelince kendisini bu hayatın çekiciliğine kaptırdı ve çalkantılı ruhunu yatıştırmanın çaresini böyle bir hayatta buldu. Her yıl tüm Ramazan ayını Mekke yakınlarındaki bu mağarada zühd ve tefekkürle geçirirdi. Zaman zaman karısı kendisine azık gönderir, bazen de kendisi, ihtiyaçlarını temin için evine dönerdi. Muhammed (AS)’ın zaten kıt olan yiyeceğini kendileriyle paylaştığı yolunu şaşırmış konuklar da olurdu.. Bu uzletten çıkıp evine dönmeden önce, yedi kez tavaf etmek için Ka’be’ye uğrardı.164 İbn Hişâm ve Makrızî’nin metninde, Muhammed (AS)’ın bu inzivayı karısı Hatice ile gerçekleştirdiğinin belirtilmesi çok tuhaftır. Normal olarak, Hatice’nin yeni yiyecekler getirmek için zaman zaman onu görmeye gelmesi gerekiyordu. Bununla birlikte, ilk vahiy gecesi orada değildi: o sırada Mekke’deki evinde idi.

147. Ben (yazar), Nur Dağı tepesindeki bu Hira mağarasını ziyaret etmiştim. Muhammed (AS)’ın Mekke’deki evinin bulunduğu yere ancak 1 km uzaklıkta bulunan Nur Dağı’nın pek tuhaf bir görünümü vardır. Çok uzaklardan, kendisini kuşatan çok sayıda tepenin arasından hemen göze çarpar. Hira mağarası, göçmüş ve üst üste yığılmış kayalardan oluşmuş, üç yanı kubbe biçiminde bir yapıya sahiptir. İçerisi, bir insanın, başı tavana değmeyecek biçimde ayakta durabileceği bir yükseklikte ve rahatça uzanıp yatacağı genişliktedir. Yine garip bir rastlantı sonucu, insan mağara içinde uzandığında yönü Ka’be’ye doğru olmaktadır. Zemindeki kayalık oldukça düz olup, küçük bir yatak yapmak için örtü serilebilir.Mağaranın girişinde oldukça yüksek bir açıklık vardır ve bu da, insanı, içeri girmeden önce kayalardan oluşan birkaç basamağı çıkmaya zorlar. Bu tepeye niçin Nur Dağı dendiği bilinmemektedir. Burası, hacıların birçok kez gelip geçtiği, Mekke’den Mina düzlüğüne gidilen yolun yakınında bir yerdir. Büyük bir olasılıkla, o dönemde yaygın bir uygulamaya göre, geceleyin yolunu şaşıranlara kılavuzluk etmesi için bu tepenin üzerinde ateş yakılıyordu. Bildiğimiz kadarıyla, Yarımadanın dört bir köşesinden gelen hacılar bu çevreden geçmek zorunda olduğundan, Arafat ile Mekke arasında ateş yakılan tek yerin Müzdelife’deki bu tepe olduğunu söylemek için bir neden yoktur.

148. Toplumdan uzak geçirdiği bu dönemlerde Muhammed (AS)’ın dinî düşüncesinde ne gibi gelişmeler olduğu hakkında pek bir şey bilinmemektedir. Ama her yıl buraya geldiği göz önünde tutulursa, onun burada manevî bir tesellî bulduğunu düşünmek gerekir. Onun hayat hikâyesini yazanlar, Muhammed (AS)’ın “gün ışıması kadar açık ve net rüyalar” görmeye başladığını söylerler. Ertesi günlerde başından geçen olaylarda, ya gördüğü rüya ile ilgili bir işaret ya da bu rüyanın gerçekleşmesine tanık oluyordu. Hatta bazen kulağına garip bir ses geliyordu: Başını oraya buraya çevirip bir şey göremeyince de şaşırıp dehşete kapılıyordu. Bu görünmez varlığın sesi giderek daha da sıklaştı ve bir anlam kazandı: Muhammed (AS)’ın, bazen, kendi ismini seslenerek ona selam veren, kayalık ya da ağaçların arasından gelen bir ses duyduğu rivayet edilir.165

149. Artık olgunluk çağına ulaşmış, ve biraz sonra ele alacağımız Ramazan ayından altı ay önce kırk yaşına basmıştı. Yine Ramazan ayı gelmiş, ve anlaşıldığına göre beşinci kez, Hira mağarasındaki yalnızlığına gömülmüştü. Önemli bir gelişme olmaksızın birçok hafta geçti; sonra, Ramazan’ın 27. gününün gecesinde, pek tuhaf bir görüntü ile (keşifle) karşılaştı; nurdan bir varlık ona sesleniyordu. İşte bizzat onun (AS) ağzından çıktığı biçimiyle olay şöyle gelişmişti: “Bana, adının Cebrail olduğunu ve Allah’ın, son elçisi olarak beni seçtiğini bildirmek için kendisini gönderdiğini bildirdi. Ayrıca, melek bana abdest almayı öğretip, vücudum tamamen arınmış hale gelince de benden okumamı istedi. “Ben okuma bilmem” diye cevap verdim. Melek beni kollarına alıp kuvvetle sıktı, ve nihayet bırakıp, bir kez daha, okumamı istedi. Ben yine okumayı bilmediğimi söyledim. Bu kez beni daha kuvvetli sıkıp, sonra benden okumamı istedi ve ben okuma bilmediğim cevabını verdim. Üçüncü kez beni kollarına alıp, öncekilerden daha şiddetli bir biçimde sıktıktan sonra, beni serbest bıraktı ve şöyle dedi:

“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı döllenmiş bir yumurtadan yarattı. Oku! Zira senin Rabbin pek soylu ve cömerttir; kalemle öğreten O’dur. İnsana bilmediklerini öğreten O’dur.”166

150. Sonra melek gitti. Olayın daha sonraki seyri hakkında tam olarak bir şey bilinmiyor. Öyle görünüyor ki, bir başka gün Muhammed (AS) yine çok garip ve müthiş bir görüntü (keşif) ile karşılaştı: Meleği, gökyüzünün boşluğunda oturur durumda görüyordu. Şaşırmış bir halde, hanımının kendisini bulmakla görevlendirdiği adamlar gelip onu eve götürünceye kadar, hiç kımıldayamadı. Yine anlatıldığına göre, bir defasında Resulullah (AS), tüm vücudu titrer bir durumda evine döndü ve sakinleşebilme için bir örtüye sarındı. Muhtemelen yine aynı olay söz konusuydu. Daha sonraları indirilmiş olsa da, “Ey örtülere bürünüp sarınan kişi!”167 anlamındaki ayet, bu olaya gönderme yapmaktadır.

151. İlk vahyin, bir melek aracılığıyla ilâhi ilham biçiminde gelişi sırasında buna tanıklık edecek kimse yoktu; ama daha sonraları aynı olaylar yinelendiğinde bunların birçok tanığı olmuştur. Zira, ilk vahyi izleyen 23 yıl boyunca, kendisine inananlardan az ya da çok sayıda kişi ara sıra bu olayı gözlemleme fırsatı bulmuştur. Vahyin nasıl gerçekleştiği hem Resulullah (AS) hem de onun görgü tanığı sahabeleri tarafından tasvir edilmiştir. Resulullah (AS) şöyle buyurmuştur: “Kimi kez (vahiy) bana çalmakta olan bir çan sesi gibi gelir ki bu en dayanılmaz olanıdır. Sonra ses kesilir, ama yine de ben söylenilen her şeyi, belleğime yerleşmiş olarak bulurum. Kimi zaman da melek benimle konuşmak için bir insan biçiminde bana görünür ve ben onun söylediğini iyice zihnimde tutarım.”168 Hadisin İbn Hanbel’deki metnine göre,169 Resulullah (AS) önce, sanki madenî bir cisme vurulduğunda çıkan bir ses duyuyor, bunun üzerine dikkat kesilerek, kendisine iletilecek olan vahyi almaya hazırlanıyordu. “Bana hangi şekilde vahiy gelirse gelsin, her defasında sanki ruhum bedenimden ayrılacakmış sanırım.” Sahabesi de, kendi durum ve yeteneklerine göre bazı gözlemlerde bulunmuşlardır: “Kendisine vahiy geldiği zaman, bir tür dinlenme (hareketsizlik) hali kaplıyordu.”170 Ya da: “Kendisine vahiy geldiğinde, bir an sanki zehirlenmiş ya da büyülenmiş gibi kalıyordu.”171 Yahut: “Eğer vahiy kendisine çok soğuk bir günde gelmişse, alnından şakır şakır terler aktığı görülürdü.”172 Ya da: “Tam vahyin gelmek üzere olduğu bir gün, başını (sırtındaki örtünün ?) içine soktu, tam o sırada Resulullah (AS)’ın yüzü kıpkırmızı kesilip, hırıltı çıkarmaya başladı; sonra bu hal geçti.”173 Bir gün, İslâm’ı yeni kabul etmiş biri (Samhûdî’ye göre, Yalâ ibn Umeyye), Resulullah (AS)’ı vahiy geldiği sırada görmeyi merak etti. Ömer, ona yaklaşması için işaret edip, Resulullah (AS)’ın o gün üzerine geçirdiği örtüyü biraz kaldırdı; adam, “Resulullah (AS)’ın yüzünün kıpkırmızı kesildiğini ve inildediğini” gördü.174 Veya: Biz onun yanındayken kendisine vahiy geldiğinde arı vızıltısına benzer bir ses işitirdik.”175 Veya: “Resulullah (AS), vahiy sırasında dayanılmaz bir katılık hali hissederdi.”176 Ya da: .”..Vücudu kaskatı kesilir ve dudaklarını kımıldatırdı.”177 Yahut: Başını sanki anlamaya çalışıyormuş gibi sallardı.”178 Daha bir dizi rivayet, bize onun vahiy sırasında çok ağırlaştığını göstermektedir. Bunlardan birine göre: “Devesi üzerinde iken kendisine vahiy geldiğini gördüm; hayvan böğürmekte ve bacaklarını öyle eğip bükmekteydi ki, kırılacaklarından korktum. Bazen çöküyor, bazen de ayağa kalktığında bacakları toprağa çakılmış direkleri andırıyordu. Vahyin ağırlığı nedeniyle ortaya çıkan bu durum, vahiy kesilene kadar sürüyordu. Bu sırada kendisi de inci tanesi gibi terler döküyordu.”179 Ya da: “Resulullah (AS)’ın ağırlığı neredeyse devesinin bacaklarını kırıyordu.”180 Veya: “Deve o kadar güçlü çırpınırdı ki, kimi kez Resulullah (AS) yere inmeyi tercih ederdi.”181 Aynı durum, kendisi at üzerindeyken vahiy geldiğinde de olmuştu.182 Zeyd bin Sâbit, kendi başından geçen bir olayı şöyle anlatır: “Çok kalabalık olduğumuz bir gün, vahiy gelmeye başlamış ve hepimiz yere oturmuştuk. Resulullah (AS)’ın dizi benim budumun üzerinde bulunuyor ve öylesine ağırlık veriyordu ki, uyluk kemiğinin kırılacağından korktum.”183 Hadisin başka bir varyantında şu ilave cümle vardır: “Söz konusu olan Resulullah (AS) olmasaydı, çığlık atıp bacağımı çekerdim.” Başka hadislerde de şöyle denmektedir: “Bir gün mescidin minberinde ayakta iken kendisine vahiy geldi, ve ilâhî tebliğ kesilene kadar hareketsiz kaldı.”184 Veya: “Bir gün (yemek sırasında) elinde bir parça (kemikli) et tutarken kendisine vahiy geldi. Vahiy sona erdiğinde, bu parça hala elinde idi.”185 Bu tür olaylar sırasında Resulullah (AS) kimi kez sırt üstü uzanır, bazen de çevresinde bulunanlar, saygı gereği mübarek yüzünü o anki duruma göre bir örtü ile örterlerdi. Ama o asla bilincini ve kendi kontrolünü kaybetmez, az da olsa hareket ederdi. Peygamberliğinin ilk dönemlerinde, vahiy sırasında bile duyduklarını yüksek sesle tekrarlamayı âdet edinmişti. Ancak Medine’ye hicretinden önce, Mekke’de iken bu alışkanlığını terk edip, vahiy tamamen kesilinceye kadar sessiz ve sakin kalmaya ve ancak ondan sonra ilâhi mesajı çevresindekilere iletip vahiy kâtiplerine de yazdırmaya başladı. Bu konu ile ilgili olarak Kur’an’da şu ayetleri görmekteyiz:

“(Ey Resûlüm!) (Vahyedileni) acele (ezber) edeceğim diye (henüz vahiy kesilmeden) dilini öyle kımıldatıp durma!”186

“Sana onun vahyedilmesi henüz tamamlanmadan Kur’an’ı okumakta acele etme ve “Ey Rabbim, benim ilmimi artır” de!”187

İslam toplumu içinde nüshaların çoğaltılıp yayılmalarını sağlamak için, vahiy bitip sakinleştiğinde yeni vahyedilen ayeti yazdırmak üzere okuma-yazma bilen sahabelerinden birini çağırır ve önceki ayetler içinde bütünlüğü sağlayacak biçimde bu yeni ayetin nereye yerleştirileceğini titizlikle tarif ederdi. İbn İshâk, El-Meb’as ve’l-Megâzî188 adlı eserinde şöyle demektedir: “Ne zaman bir miktar Kur’an ayeti vahyedilse, Resulullah (AS) bunları önce bir erkekler topluluğu içinde, sonra da kadınlar topluluğu içinde ezbere okurdu.” (Görüldüğü gibi, kadınların eğitimi kendisi için çok önemliydi.) Kur’an metninin Resulullah (AS) tarafından belirli bir düzene konulması ilerde ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Kaynakların işaret ettiğine göre,189 Resulullah (AS), ne zaman vahiyleri yazdıracak olsa, vahiy kâtibinden, yazmış olduğu şeyleri eğer varsa hataları düzeltebilmek için kendisine tekrar okumasını isterdi. Bizzat Resulullah (AS)’ın ifadesiyle, Cebrail kendisine duruma göre değişik şekillerde: kimi kez bir insan, kimi kez kanatlarıyla uçan bir varlık, bazen daha başka tuhaf biçimlerde görünürdü.

152. İşin şekil ve biçimine fazla takılıp kalmamamız gerekir; biz, asıl olanla, Muhammed (AS)’ın çevresindekilere tebliğ ettiği mesajla ilgilenmeliyiz. Doğumunun 40. yılıyla birlikte, Muhammed (AS)’ın özel hayatı ile ilgili ilk dönem kapanır ve ilâhî tebliğ görevini gerçekleştirdiği kamusal hayatı başlar

Read more

Yavaş Yavaş Şiiri PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 28 Aralık 2011 16:43
Şiirler / Dini Şiirler
YAVAŞ YAVAŞ

Azrail başıma geldiği zaman
Kırılır ayakla kol yavaş yavaş
Mevlam nasip etsin din ile îman,
Akar gözlerimden sel yavaş yavaş

Yüksek uçan gönül, yorulur bir gün,
Ölçü terazisi, kurulur birgün,
Herkesin yaptığı, sorulur birgün
Döner mi yarabbi dil yavaş yavaş

Hep nefsine uydun, tevbe etmedin
Her bulduğun yedin, hiç şükretmedin
Nihayet,bu kara toprağa geldin
Çekilir dünyadan el yavaş yavaş

Bir avuç toprağa koyarlar başı
Kabrin üzerine dikerler taşı
Baba, oğlun görmez, kardeş kardeşi
Gider geri dönmez yol, yavaş yavaş

Ve kâfurlu ılık suyu koyarlar
O nazlı bedeni tekmil soyarlar
Öldüğünü konu komşu duyarlar
Gelir geri ahbaplar, yavaş yavaş
Read more

Ayat-i hırz PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 28 Aralık 2011 16:40
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Ayat-i hırz nasıl okunur?

Abdest alınıp, 7 istigfar ve 11 salevat okunup, hastanın sıhhatine niyet ederek, güneş doğduktan ve ikindi namazından sonra, günde iki defa hasta üzerine okunmalı, işaretli yerlerde (“yenfüs” yazan yerlerde), hasta üzerine üfürülmeli, şifa buluncaya kadar [kırk gün kadar] devam etmeli. Her okumasının sonunda, bir Fatiha okuyarak sevabı, Peygamber efendimizin ve Behaeddin Buharî, Ahmed Rifai ve İmam-ı Rabbanî hazretlerinin ruhuna hediye edilmeli. Bir nüsha da yazıp, yanında taşırsa, sihirden, büyüden, nazar değmesinden korur. Muradı hasıl olur.

Ayat-i hırz nedir? (76)

Ayat-i hırz, şu sure ve ayetlerdir:

Fatiha, Bekara 1,2,3,4,5 ve 163,164 ve 255, 256,257 ve 285,286, Al-i İmran 18,19. ayetten sadece: “İnneddine indellah-il-islâm” kısmı, Al-i İmran 26,27, Al-i İmran 154, Enam 17, Araf 54, 55,56, Tevbe 51, Tevbe 128,129, Yunüs 107, Hud 56, İbrahim 12, İsra 43 ve 110,111, Müminun 116,117,118, Ankebut 60, Rum 17,18, Fatır 2, Yasin 83, Saffat 1,2,3,4, 5,6,7,8,9,10,11, Saffat 180,181,182, Feth 27, 28,29, Rahman 33,34,35,36, Hadid 1,2,3,4,5, Haşr 21,22,23,24, Cin 1,2,3,4,5,6, Buruc 20, 21,22, İhlas, Felak ve Nas sureleri.( Bu âyetler, Hakîkat Kitabevi’nin (0212 523 45 56) neşrettiği, “İslâm Ahlâkı “ kitabında ayat-ı hırz hakkında geniş bilgi vardır. Kitabımızın sonunda (76) bu ayetlerin orijinali yazılıdır.

Ruhu sıkıntılar için ayrıca fenni tedavi için doktora da gitmek gerekir. Organik bir rahatsızlık da olabilir. Peygamber efendimizin üç türlü ilaç kullandığı bildirilmiştir. Kur'an-ı kerim veya duâ okurdu. Fen ile bulunan ilaçları kullanırdı. Her ikisini karışık da kullanırdı.

Read more
Son Güncelleme ( Pazartesi, 02 Ocak 2012 20:00 )

AĞLAYAN YILLAR PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 28 Aralık 2011 16:40
Şiirler / Dini Şiirler
AĞLAYAN YILLAR

Kahraman ecdadın makberi şanlı mazi
Kafeste hapsolunmuş bir kuş gibi ağlıyor
Altında yatan şehit üstünde kalan gazi
İstikbalden ümitsiz hazin hazin ağlıyor

 Bizans’ın surlarını iman ile deviren
 Şahlanan ordusuyla cihana dehşet veren
 Binlerce kiliseyi camiye çeviren 
 Emsalsiz sultanımız koca Fatih ağlıyor

Din için her türlü meşakkate nazlanan
Gece gündüz huzurda secdelere kapanan
Dünyayı bir kişiye dar gören koca sultan
Şu bir avuç toprağa bakıp bakıp ağlıyor

Emanet vatanım da çalınan korkunç çanlar
Susturulmak istenen müezzinler ezanlar
Yılbaşı gecesinde kesilen masum çamlar
Kesen zalim ellere lanet edip ağlıyor

Daha dün bizimdi Bulgaristan Sofya
Elimizi öpmüştü Lenin, Stalin ve Rusya 
Minaresi pas tutmuş zavallı Ayasofya 
Cenabet insanlardan tiksinerek ağlıyor

Acep nerden türedi bunca soysuz veletler 
Değmesin namusuma kalleşçe namertler
Topkapı sarayında  mukaddes emanetler
Kuran’a hasret kalmış sessiz sessiz ağlıyor

Cahillerin elinde rezil oldu ilim 
Her mazlumun elinde çöreklenmiş bir zalim
Ağzına kilit konan bunca hakiki alim 
Çürüyen kitaplara bakıp bakıp ağlıyor

Ahlaksızlar yuvası sokaklar, parklar, yollar
Kullar çıkmış kulluktan kula kul olmuş kullar
Tarihinin mirasını taşıyan  hakiki yıllar
Karanlık ufuklara bakıp bakıp ağlıyor
Read more

ABDULHAMİD HAN’IN RUHANİYETİNDEN İSTİMDÂD PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 28 Aralık 2011 16:39
Şiirler / Dini Şiirler

ABDULHAMİD HAN’IN RUHANİYETİNDEN İSTİMDÂD

Nerdesin şevketlim Sultan Hamid Han?
Feryadım varır mı bârgâhına 
Ölüm uykusundan bir lahza uyan,
Şu nankör milletin bak günahına

Tahrike yeltenen tac ve tahtını
Denedi bu millet kara bahtını
Sınadı sillenim nerm-ü sahtını
Rahmet et Sultanım sûz-i âhına

Tarihler ismini andığı anda
Sana hak verecek ey koca Sultan!
Bizdik utanmadan iftira atan
Asrın en siyasi padişahına

Padişah hem zalim, hem deli dedik,
İhtilale kıyam etmedi dedik,
Şeytan ne dediyse biz beli dedik
Çalıştık fitnenin intihabına!..

Divane sen değil, meğer bizmişiz
Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz
Sade deli değil edepsizmişiz
Tükürdük atalar kıblegâhına

Sonra cinsi bozuk ahlakı fena!
Bir sürü türedi girdi meydana
Nerden çıktı bunca veled-i zina
Yuf olsun ecdadın ham evladına

Bunlar halkı didik didik ettiler
Katliama kadar sürüp gittiler
Saçak öpmeyenler secde ettiler
Bir âsi zâbitin pis külahına!

Bugün varsa yoksa Mustafa Kemal
Şöhretine herkes fuzuli dellal!
Âlem-i manadan bak da ibret al
Uğursuz tâli’in şu gümrahına

Haddi yok açlıkla derde girenin
Sehbâ-yı kazaya boyun eğenin
Lanetle anılan cebâbirenin
Rahmet okundu bu en küstahına!
Çok kişiye şimdi vatan mezardır!
Herkesin beladan nasibi vardır
Selametle eren pek bahtiyardır
Şu şeb-i yeldanın şen siyahına

Millet davası fıska büründü!
Ridâ-yı diyanet yerde süründü
Türkün ruhu zorla asi göründü
Hem peygamberine hem Allah’ına

Sen hafiyelerle dem sürdün ancak
Bunlar her tarafa kurdu salıncak
Eli yüzü kanlı bir sürü alçak
Kement attı dehrin mihr-ü mâhına

Bu itler –nedense- bana salmadı,
Pahalıydı başım kimse almadı
Seyrandan başka iş de kalmadı
Gurbet ellerinin bu seyyahına

Hoş oldu cilve mey-i Cumhuriyetin!
Tadı kalmamıştı meşrutiyetin,
Deccala dil çalan böyle milletin
Bundan başka çare yok ıslahına

Lakin sen sultanım, gavs-ı ekbersin!
Ahiretten bile himmet eylersin
Çok çekti şu millet, murada ersin
Şefaat kıl şahım meded hânına.


Rıza Tevfik BÖLÜKBAŞI

Read more

Anama Şiiri PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 28 Aralık 2011 13:20
Şiirler / Anne Şiirleri

                              ANAMA
Dokuz ay koynunda gezdirdi beni
Ne cefalar çekti ne etti Anam
Acı tatlı zahmetime katlandı
Uçurdu yuvadan yürüttü Anam 

Anaların hakkı kolay ödenmez
Analara ne yakışmaz ne denmez
Kan uykudan gece kalkar gücenmez
Emzirdi salladı uyuttu

Anam Doğurdu beni Sivas ilinde
Sivralan Köyünde tarla yolunda
Azığı sırtında orak elinde
Taşlı tarlalarda avuttu

Anam Ben yürürdüm Anam bakar gülerdi
Huysuzluk edersem kalkar döverdi
Hemen kucaklayıp okşar severdi
Çirkin huylarımı soyuttu Anam

Çocuğudum Anam bana ders verdi
Okumamı çalışmamı öngördü
Milletine bağlı ol da dur derdi
Vatan sevgisini giyitti Anam

Tükenmez borcum var Anama benim
Onun varlığından oldu bedenim
Kimi koylu kızı kimisi hanim
Ta ezel tarihte kayıtlı Anam

Veysel der kopar mi Analar bağı
Analar doğurmuş ağayı beyi
İşte budur sözlerimin gerçeği
Okuttu öğretti büyüttü Anam Aşık Veysel'i
Aşık Veysel

Read more

Zulmü Alkışlayamam PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 28 Aralık 2011 13:08
Şiirler / Mehmet Akif Ersoy
Zulmü Alkışlayamam

Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
Boğamazsın ki!
Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticâın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?

Mehmet Akif Ersoy
Read more

Meyhane PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 28 Aralık 2011 13:05
Şiirler / Mehmet Akif Ersoy
         MEYHANE
...............
...............

Canım sıkıldı dün aksam, sokak sokak gezdim;
Sonunda bir yere saptım ki, önce bilmezdim.

Bitince bir sıra ev, sonra bir de virane,
Dikildi karşıma bir han kılıklı meyhane:

Basık tavanlı, karanlık, sefil bir dükkan;
içinde bir masa, yahut civar tabutluktan

Atılma çok ölü görmüş acıklı bir teneşir!
Yanında hurdası çıkmış bir eski püskü sedir.

Sakat, bacaksız on, on beş hasırlı iskemle,
Kırık dökük şişeler, bir de çinko tepsiyle,

Beş on kadeh, iki üç testi... Sonra tezgahlık
Eden yan üstüne devrilme kirli bir sandık.

Sönük sönük yanıyor rafta isli bir lamba...
Önünde bir küme: fes, takke, hırka, salta, aba

Kımıldanıp duruyorken, sefil bir sohbet,
BU isli zulmete vermekte büsbütün vahşet:

-Kuzum Dimitri, bu aksam biraz ziyadece ver...
-Ziyade, anladık amma ya içtiğin şişeler?

-Çizersin..
          -Öyle mi? Lakin, silinmiyor çetele!
Bakın tavan tebeşirden görünmez oldu...
                                      -Hele!

-Bizim peşin paramız... Anladın mı dun kurusu?
-Ayol tükendi mezem... Bari koy biraz turşu.

Arattı kendini ustan... Dinince dinlersin!
-Hasan be, sende nasıl nazlı nazlı söylersin!

Nedir o türkü... Aman başka yok mu?... Hah, şöyle!
-Ömer, ne nazlanıyorsun? Biraz da sen söyle.

-Nevazil olmuşum, Ahmet, bırak sesim yok hiç...
-Sesin mi yok? Açılır şimdi: bir imam suyu iç!

-Yarın ne istersin Osman?
                       -Ne isteyim... Burada!
-Dimitri çorbacı, doldur! Ne durmuşun orada?

-O kim gelen?
            -Baba Arif.
                      -Sakallı, gel bakalım...
Yanaş.
     -Selamünaleyküm.
                   -Otur biraz çakalım...

-Dimitri, hey parasız geldi sanma, işte para!
-Ey anladık a kuzum...
                  -Sar be yoldaşım cigara...

-Aman bizim Baba Arif susuz musuz içiyor!
-Onun bi dalgası olmak gerek: Tünel geçiyor.

-Moruk, kaçıncı kadeh? Şimdicik sızarsın ha!
-Sızarsa mis gibi yer, yetmemiş adam değil ya.

Yavaş yavaş kafalar, kelleler kızışmıştı,
Ağız, burun, hele sesler bütün karışmıştı;

Dikildi ağzına baktım, açık duran kapının,
Fener elinde bir erkek, yanında bir de kadın.

Beş on dakika suren bir düşünceden sonra,
Kadın girdi o zulmet-sera-yi menfura.(Nefret edilen karanlık yer)

Gözünde ebr-i teessür, yüzünde hun-i hicab,(üzüntü gözyaşları)
Vücudu ra'se-i na-car-i ye's içinde harab,(çaresizlik üzüntüsü)

Teveccüh eyleyerek sonradan gelen Babaya:
-Demek taşınmalı artık çoluk çocuk buraya!

Ayol, nedir bu senin yaptığın? Utan azıcık...
Anan da, ben de, yumurcakların da aç kaldık!

Ne is, ne güç, gece gündüz içip zıbar sade;
Sakin düşünme çocuklar acep ne yer evde?

Evet, sen el kapısında surun isin yoksa!
Getir bu sarhoşa yutsun, getir paran çoksa!

Zavallı ben... Çamaşır, tahta, her gün uğraş da,
Sonunda bir paralar yok, el elde bas basta!

O tahtalar, çamaşırlar da geçti, yok halim...
Ayakta sallanışım zorlanır Huda alim!

Çalışmadın, beni hep bunca yıl çalıştırdın;
O yavrucakları çıplak, sefil alıştırdın;

Bilir mahalleli kim, aldığın zamanda beni,
Çehiz çimenle donatmıştı beybabam evini.

Ne oldu simdi o eşya? Satıp kumarda yedin!
Evet, kumarda yedin, hem de karsılarda yedin!

.......................
.......................

Herif! Su halime bak, merhametli ol azıcık...
Bırak o zıkkımı, içtiklerin yeter artık.

Efendiler, ağalar, siz de bir nasihat edin,
Sizin belki var evladınız...
                        -Hasan, ne dedin?

-Bırak, köpoğlu kadın amma çalçeneymiş ha!
-Benimki çok daha fazlaydı.
                          -Etme!
                              -Elbet ya!

Onun için boşadım. Sen işitmedin mi Halim?
-Kadın lakırdısı girmez kulağıma zati benim.

Senin kadın dediğin adete pabuç gibidir:
Biraz vakti taşınır, sonradan değiştirilir.

Kadın bu sözleri duymaz, tazallüm eylerdi;
Herif mezar taşı tavriyle sade dinlerdi;

Açılıp ağzı nihayet, açılmaz olsa idi!
Taşıp döküldü, içinden su la'net-i ebedi:

-Cehennem ol seni hınzır orospu, git Bossun!
-Ben anladım isi, sen komşu, iyice sarhoşsun;

Ayıltınız sunu yahut!
                   -ilişmeyin!
                           -Bırakın!
Herif ayıldı mi, bilmem, düşüp bayıldı kadın!


                                   Mehmet Akif ERSOY
                                   SAFAHAT-Birinci Kitap

Read more

Birinci zumreyi teskil eden zavalli avam PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 28 Aralık 2011 13:01
Şiirler / Mehmet Akif Ersoy
.........                                                                                  
Birinci zumreyi teskil eden zavalli avam,         
Biraksalar devam edecek tatli uykusuna devam.    
 
Bugun nasibini yerlestirince kursagina;         
"Yarin" nedir? Onu bilmez, yatar donup sagina.    
 
Yikilsa ars-i hukumet, tikilsa kabre vatan,     
Vazifesi degil; cunku "hepsi Allah'tan!"           
 
Ne hukmu var ki, esasen yalanci dunyanin?       
Olurse, yan gelip yatacak cennetinde Mevla'nin.  
 
Fena kuruntu degil! Ben derim, sorulsa bana:       
"Kabul ederse cehennem ne mutlu, amca, sana!"      
 
..........                                         
 
ikinci zumreyi teskil eden cemaat ise,             
Hayata kuskun olandir ki: saplanip ye'se,  
 
"Selametin yolu yoktur... Ne yapsalar bosuna!"     
Demis te hirkayi cekmis butun butun basina.        
 
Bu turlu bir hareket mahz-i kufr olur, zira:     
Talepte amir olurken bir ayetinde Huda;            
 
Buyurdu: "Kesmeyiniz ruh-u rahmetimden umid;      
Ki musrikin olur ancak o nefhadan nevmid."        
 
Bu bir; ikincisi: ye'sin ne olsa esbabi,          
Onun atalet-i kulliyedir ki icabi,                 
.............                                    

Osmanli(yok olusununun hemen oncesi)'daki 4 zumreden 3.cusu
..........

Bu zuppeler acaba hangi cinsin efradi?
kadin desen, geliyor arkasindan erkek adi;

Hayir, kadin degil; erkek desen, nedir o kilik?
Demet demetken o saclar ne muhtasar o biyik?

Sadasi baykusa benzer, hirami saksagana;
Hulasa, zuppe demistim ya, artik anlasan a!...

Fakat bu kukla herif bir buyuk seciyye tasir,
Ki, haddim olmiyarak, "Aferin!" desem yarasir.

Nedir mi? Anlatayim: oyle bir metaneti var,
Ki en savulmiyacak ye'si tek birayla savar.

Sinirlerinde teessur denen fenalik yok,
Tabiatinda utanmakla asinalik yok.

Bilirsininiz, hani, insanda bir damar varmis,
Ki yuzsuz omak icin mutlaka o catlarmis,

Nasilsa "Rabbim utandirmasin!" duasi alan,
Bu arsizin o damar zaten eksik anlindan!

Cebinde gordu mu uc tane cil kurus nazlim,
Tokatliyan'da satar mutlaka, gider de calim.

Eger dolandirabilmisse istenen parayi;
Gorur mahalleli ta karnavaldan maskarayi!

Beyoglu'nun o mulevves muhit-i fahisine
Dalar gider, takilip bir sefilin pesine.

"Haya, edeb gibi sozler rusum-u fasidedir;
Vatanla aile, hatta, kuyud-u zaidedir."

Diyor da hepsine birden kuduzca saldiriyor..
"Ayip degil mi?" demissin... Acep kim aldiriyor!

Namaz, oruc gibi seylerle yok alis verisi;
Mukaddesat ile eglenmek en birinci isi.

Duyarsaniz "kara kuvvet" bilin ki: imandir.
"Kitab-i kohne" de -hasa- Kitab'i Yezdan'dir.

Usenmeden ona Kur'ani anlatirsan eger,
Su ezberindeki esmayi muttasil geveler:

"Kurun-u maziyeden kalma cansiz evradi
Cekerse, dogru mu yirminci asrin evladi?"

Nedir alakasi yirminci asr-i irfanla
Bu saklaban herifin? Anlamam ayip degil a!

Meta'-i fazli mi varmis elinde gosterecek?
Nedir meziyyeti, gorsek de bari ogrensek.

Hayir! Mehasin-i Garb'in birinde yok hevesi;
Rezail, oldu mu lakin, siaridir hepsi!

Butun kebaire (icki,kumar,zina) tiryaki bir kopuk tanirim.
-Ne oldu bilmiyorum simdi, sag degil sanirim-

Kumar, senaatin aksami, irtikap, icki...
Hulasa defter-i a'mali oyle kapkara ki:

Yaninda leyl-i cehennem, sabah-i cennettir!
"Utanmiyor musun. Ettiklerin rezalettir!"

Denirse kendine, milletlerin ekabirini
Sayardi gostererek hepsinin kebairini:

"Filan icerdi... Filan fuhsa munhemikti..." diye
Mulevvesatini bir bir rical-i maziye

Izafe etmeye baslardi paye vermek icin.
"Peki! Fezaili yok muydu soylediklerinin?"

Diyen cikarsa "muverrihlik etmedim!" derdi.
Su zuppeler de, bugun ayni ruhu gosterdi.

Fransiz'in nesi var? Fuhsu, bir de ilhadi;
Kapi$ti bunlari "yirminci asrin evladi!"

Ya Alman'in nesi var zevki oksayan? Birasi;
Unuttu ayrani, ma'tuda dondu kahrolasi!

Heriflerin, hani dunya kadar bedayii var:
Ulumu var, edebiyyati var, sanayii var.

Giden birer avuc olsun getirse memlekete;
Doner muhitimiz elbet muhit-i ma'rifete.

Kucak kucak tasiyor olmadik mesaviyi;
Begenmesek "medeniyyet!" diyor; inandik iyi!

"Ne var, biraz da maarif getirmis olsa..." desek
Emin olun size "hammallik etmedim?" diyecek.

..........
    Mehmet Akif ERSOY
       Fatih Kursusunde - 1914

Read more

Asım PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 28 Aralık 2011 12:29
Şiirler / Mehmet Akif Ersoy
                     Asım
Olmaz ya... Tabii... Biri insan, biri hayvan!
Öyleyse <<cehalet>> denilen yüz karasından
Kurtulmaya azmetmeli bastan basa millet.
Kafi değil mi, yoksa bu son ders-i felaket?
Son ders-i felaket neye mal oldu? Düşünsen:
Beynin eriyip yas gibi damlardı gözünden!
"Son-ders-i felaket" ne demektir? Su demektir:
Gelmezse eğer kendine millet, gidecektir!
Zira, yeni bir sadmeye(çarpma) artık dayanılmaz;
Zira, bu sefer uyku olumdur, uyanılmaz!
Coşkun, koca bir sel gibi, daim beseriyyet,
Müstakbele koşmakta verip seyrine şiddet.
Dağlar, uçurumlar, ona yol vermemek ister...
Lakin o, ne yüksek, ne de alçak demez örter!
Akvam(kavimler, milletler) o büyük nehre katılmış birer ırmak...
Elbet katılır... Hangisi ister geri kalmak?
Bizler ki bu muthis, bu muazzam cereyanla
Ugrasmaktayiz... Bak, ne kadar cilginiz anla!
Ugras bakalim, yoksa isin, hey saskin!Kursun gibi sur'atli, denizler gibi taskin
Bir caglayanin menba-i dehhasina(gayet dehsetli) dogru
Tirmanmaya benzer, yuzerek, baska degil bu!
Ey katre-i avare(zavalli damla), bu cusun, bu hurusun
Ahengine uymazsan, emin ol, bogulursun!Yillarca, asirlarca suren uykudan artik,
Silkin de muhitindeki zulmetleri yak, yik!
Bir baksana : gokler uyanik, yer uyaniktir;Dunya uyanikken uyumak maskaraliktir!
Eyvah! Bu zilletlere sensin yine illet...
Ey derd-i cehalet, sana dusmekte bu millet,
Bir hale getirdin ki, ne din kaldi, ne namus!
Ey sine-i islam'a coken kapkara kabus,Ey hasm-i hakiki, seni oldurmeli evvel:
Sensin bize dusmanlari ustun cikartan el!
Ey millet uyan! Cehline kurban gidiyorsun!
islam'i da <<batsin!>> diye tutmus yediyorsun!
Allahtan utan! bari birak dini elinden...
Gir les gibi topraklara kendin, gireceksen!
Lakin, ne demek bizleri Allah ile iskat(susturmak)?
Allahtan utanmak da olur, ilim ile... Heyhat!
Mehmet Akif ERSOY
18 Cemaziyelevvel 1331
11 Nisan 1329
ASIM: SAFAHAT-6.Kitap
1919"Hic bilenle bilmeyen bir olur mu?"
(Kuran-i Kerim)
Read more

Bir Kez Gönül Yıkdın İse PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 28 Aralık 2011 12:17
Şiirler / Dini Şiirler
Bir Kez Gönül Yıkdın İse

Bir kez gönül yıkdın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil

Hani erenler geldi geçdi
Bunlar yardu kaldı göçdü
Pervaz urup Hakk'a uçdu
Hümâ kuşudur kaz değil

Yol oldur ki doğru vara
Er oldur alçakda dura
Göz oldur ki Hakk'ı göre
Yüceden bakan göz değil

Doğru yola gittin ise
Er eteğin tuttun ise
Bir hayır da ettin ise
Birine bindir az değil

Yunus bu sözleri çatar
Sanki balı yağa katar
Halka metâların satar
Yükü cevrherdir tuz değil

Yunus Emre

Read more
Son Güncelleme ( Çarşamba, 28 Aralık 2011 12:23 )

Aşkın Odu Ciğerimi Yaka Geldi PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 28 Aralık 2011 11:54
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri
 Aşkın Odu Ciğerimi Yaka Geldi

Aşkın Odu Ciğerimi Yaka Geldi, Yaka Gider

Aşkın odu ciğerimi yaka geldi, yaka gider
Garip başım bu sevdayı çeke geldi, çeke gider

Kar etti firak canıma, âşık oldum sultanıma
Aşk zincirin dost boynuma taka geldi, taka gider

Sadıklar durur sözüne, gayri görünmez gözüne
Bu gözlerim dost yüzüne baka geldi, baka gider

Bülbül eder âh ü figan, hasret ile yandı bu can
Benim gönülcüğüm, ey can, çıka geldi, çıka gider

Âşık Yunus der sözleri, efgan eder bülbülleri
Dost bağçesinde gülleri, koka geldi, koka gider

Read more
Son Güncelleme ( Çarşamba, 28 Aralık 2011 12:00 )

Aşkın Odu Ciğerimi Yaka Geldi PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 28 Aralık 2011 11:54
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri
 Aşkın Odu Ciğerimi Yaka Geldi

Aşkın Odu Ciğerimi Yaka Geldi, Yaka Gider

Aşkın odu ciğerimi yaka geldi, yaka gider
Garip başım bu sevdayı çeke geldi, çeke gider

Kar etti firak canıma, âşık oldum sultanıma
Aşk zincirin dost boynuma taka geldi, taka gider

Sadıklar durur sözüne, gayri görünmez gözüne
Bu gözlerim dost yüzüne baka geldi, baka gider

Bülbül eder âh ü figan, hasret ile yandı bu can
Benim gönülcüğüm, ey can, çıka geldi, çıka gider

Âşık Yunus der sözleri, efgan eder bülbülleri
Dost bağçesinde gülleri, koka geldi, koka gider

Read more
Son Güncelleme ( Çarşamba, 28 Aralık 2011 12:29 )

Çanakkale Şehidlerine PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 28 Aralık 2011 11:14
Şiirler / Mehmet Akif Ersoy
                Çanakkale Sehidlerine
    
Şühedâ gövdesi, bir baksana dağlar taşlar... 
O, rukû olmasa, dünyada eğilmez başlar,

Yaralanmış temiz alnından uzanmış yatıyor; 
Bir hilâl uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi...

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvara ya yetmez o kitap...
Seni ancak ebediyyetler eder istiab.

"Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyla,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;

Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,

Türbedârın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, 
Şarkin en sevgili sultani Salahaddin'i,

Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki İslâmı kuşatmış, doğuyorken hüsran,

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâm-ı adin;

Sen ki; a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

Ey sehid oglu sehid, isteme benden makber,
Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber.  

Mehmet Akif Ersoy
Read more


Salı 27 Aralık 2011

Kabe Canlı, Kabe Canlı izle, Kabe Canlı yayın, Kabe Canlı tv, Kabe Canlı izleme, Kabe Canlı görüntü ,Kabe Canlı uydu, Kabe Canlı seyret PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Salı, 27 Aralık 2011 20:26
Videolar Ve Mp3 Ler / canlı Yayın
Kabe Canlı, Kabe Canlı izle, Kabe Canlı yayın, Kabe Canlı tv, Kabe Canlı izleme, Kabe Canlı görüntü ,Kabe Canlı uydu, Kabe Canlı seyret

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 04 Şubat 2012 15:13 )

Bir Mekke Sabahı Güller Açıyor PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Salı, 27 Aralık 2011 16:41
Şiirler / Dini Şiirler

Ey Mekke, Gül Yüzlün Geliyor
Bu sabah gönüllere Nur yüzlümüz geliyor,
Gül Ey Mekke, gün senin günündür
Gül ki bu gülüş sanadır…

Gönüllerimizin Sultanı geliyor,
Kalplerimizin Nuru geliyor,
Gönüller Nur yüzünü özledi Ey Nebi
Yüreklerimiz gül kokuna hasret kaldı…

Bu gözler, seni bekliyor Ey Nebi
Gönüllerimiz aşkınla yanıp kavruldu
Gel artık Ey Nebi,
Uzaktan bir ışık doğuyor…

Gönüllerimizin aradığı ışık geliyor
Uyan Ey Mekke, Gül yüzlün geliyor,
Gönüllere sefa geliyor,
Hz. Muhammed Mustafa geliyor…

Gönderen: YALAN.DUNYA-

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 11:25 )

Benide İsmimi İyilerin Yanına Yaz PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Salı, 27 Aralık 2011 16:38
Şiirler / Dini Şiirler

Dualarım sana, cenabı hakka
Benim de ismimi iyilerin yanına yaz
Beni sen yarattın, günahımı bağışla
Benim de ismimi iyilerin yanına yaz

Uzandı ellerim bu gecede sana
Allah’ım bu aciz kulunu da bağışla
Sana geliyorum adım, adım duayla
Benim de ismimi iyilerin yanına yaz

Günahım çok, hatalarım var
Kusurlarım sayılmayacak kadar
Allah’ın rahmeti çok beni bağışlar
Benim de ismimi iyilerin yanına yaz

Subhan Allah’i ve bi-hamdihi duasını okuyanlarla
Resulullah Efendimizin müjdesine erenlerle
Allah’ın bu büyük sevabına kavuşanlarla
Benim de ismimi iyilerin yanına yaz

Sana yönelen gönüller hürmetine
Allah ,Allah diye inleyen dervişlerinle
Senin yoluna baş koyan ermişlerinle
Benim de ismimi iyilerin yanına yaz

Dünyada cenneti müjdelediğin kullarınla.
Sevdiğin kulların için yaptırdığın cennetlerinle
İnsanlık âlemine gönderdiğin peygamberlerinle
Benim de ismimi iyilerin yanına yaz

Read more

Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 13:10 )

Aşk ateşi PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Salı, 27 Aralık 2011 16:35
Şiirler / Dini Şiirler

Aşk ateşi ciğerimi,
Yaka geldi yaka gider.
Garip başım bu sevdayı,
Çeke geldi, çeke gider.

Tak etti firak canıma,
Âşık oldum cananıma,
Aşk zincirin dost boynuma,
Taka geldi, taka gider.

Sadıklar durur sözüne,
görünmez bir şey gözüne.
Bu gözlerim dost yüzüne,
Baka geldi, baka gider.

Bülbül eder ah-ü figan,
Ortalığı kaplar duman,
Hasret ile yanan bu can,
Haktan geldi Hakka gider.

Bitmez ayrılık savaşı
Koymalısın yola başı,
Gözlerimin kanlı yaşı,
Aka geldi, aka gider.

Yunus'un tatlı dilleri,
Coşturur hep bülbülleri,
Dost bahçesinin gülleri,
Koka geldi, koka gider.


Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 13:10 )

Azrail As Uğramadan PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Salı, 27 Aralık 2011 16:08
Şiirler / Dini Şiirler

Hayat bitip gün tükenince
Mezar seni içine çekince
Sevdiklerin toprağa gömünce
Mezarda kalırsın amelinle

Mezar bekler günahsız insanı
İstemez günahla haşir neşir olanı
Azrail acıtmadan alır
Günahsız adamın canını

Dünyadan kalmaz yanında
Boyuna göre kefeninden başka
Sual melekleri gelip hesap sorunca
Yaptıkların gelir yanına

Günahkarın cevabı olunca yanlış
Mezarı olur cehennem çukuru
Daralır eniyle boyu
Asıl azabın başlangıcı bu

Dünyada iyilik yap herkese
Günah işlemeden git ahrete
Cevabın doğru olsun sual meleklerine
Mezarın dönsün cennet bahçesine

Mahşerde huzura çıkınca
Amel defterin tartılınca
İnsanlar senden hakkını sorunca
Hakkını ödemeden cennet uzak bize

Tövbe edelim bu dünyada günahlarımıza
Cennetle cehennemlikler ayrılınca
Geç kalıp pişman olmaktansa
Ölüme hazırlan Azrail uğramadan

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 13:21 )

Affet Allahim PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Salı, 27 Aralık 2011 15:53
Şiirler / Dini Şiirler
Affet Allahım
Huzuruna geldim, divana durdum,

Dizlerimi çöküp, boynumu burdum,

Gözlerimi döküp bağrıma vurdum,

Ellerim semada sana yalvardım;

Günahlarım pek çok affet Allahım…

Ağladım döküldü, dizi dizi yaş,

Ruhum benliğimle ederken savaş,

Zaman çok hızlı da, bu kulun yavaş,

Gözlerim semada sana yalvardım;

Mahşer günü yakın, affet Allahım…

Mirac’da çıkınca huzur’a Nebi,

“Affet Ya-Rab, affet; cümle ümmeti,

Değişmem ümmete dünya nimeti.”

Kulağım Nebi de sana yalvardım;

Kulların acizdir affet Allahım…

Buyurdun bizlere, yüce Kuran’ı,

Duyurdun onunla helal haramı,

Kapattım okuyup gönül yaramı,

İbretle okudum sana yalvardım;

Kuran hürmetine affet Allahım…

Affet kalbi paslı, kalmış kulunu,

Bağışla unutsun dünya pulunu,

Kefene girecek atıp çulunu,

Her kabir dönüşü sana yalvardım;

Mezara girmeden affet Allahım…

Ağlarım aşkınla her daim yanıp,

İşledim günahlar şeytan’a kanıp,

İşte şimdi, şu an divana durup,

Bütün cüzlerimle sana yalvardım;

Affına mahzar et, affet Allahım
Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 13:09 )


Pazartesi 26 Aralık 2011

Hazreti Muhammed (sav.) PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Pazartesi, 26 Aralık 2011 20:15
İslam İlmihali / Peygamber Kıssaları

PEYGAMBERLERİN SONUNCUSU HZ. MUHAMMED (S.A.V.) 1

Resulullah (s.a.v.)'in Şerefli Soyu: 2

Resulullah (s.a.v.)'in Doğumu: 3

İki Kurbanlığın Oğlu: 3

Resuluİlah (s.a.v.)'in Babası Abdullah'ın Kurban Edilme Kıssası: 4

Resulullah (s.a.v.)'in İsimleri: 4

Resulullah (s.a.v.)'in, Tevrat'taki Vasıfları: 6

Resulullah (s.a.v.)'in, Süt Anneleri ve Emzirilmesi: 7

Resulullah (s.a.v.)'in Göğsünün Yarılması Olayı: 8

Resululiah (s.a.v.)'in Çocukları: 9

Kısa İfadelerle Resulullah (s.a.v.)'in Hayatı: 10

Resulullah (s.a.v.)'in Güzel Şemaili: 12

Garip Bir Kıssa ve Haber: 13

Resulullalı (s.a.v.)'in Gönderilmesindeki Büyük Faydalar: 15

Resulullah (s.a.v.)'in Tevrat'taki Sıfatlan: 15

Resulullah (s.a.v.)'in Ahlakı ve Şemaili: 16

Resulullah (s.a.v.)'in, Ümmetine Şefkat ve Merhamet Görüntüleri: 17

 

PEYGAMBERLERİN SONUNCUSU HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

 

"Ey Peygamber! Biz seni (alemlere) bir şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. (İnsanları Allah'ın bu konuda sana verdiği) izin gereğince Allah 'a (ibadet etmeye) çağıran ve ay­dınlatan bir ışık kıldık (Ahzab: 33/45-46)

Hz. Muhammed (s.a.v.), Allah'ın resulü ve bütün pey­gamberlerin sonuncusudur. Yüce Allah, semavi kitapları Kur'ân-ı Kerîm ile sona erdirdiği gibi risalet ve nübüvveti de Hz. Muhammed (s.a.v.) ile sona erdirdirmiştir. Bu ne kadar güzel bir sona ermedir!

Resulullah (s.a.v.), yaratılış itibariyle peygamberlerin so­nuncusu, rütbe ve mevki bakımından onların ilki, dünya ve afairette Adem oğullarının efendisi ve en üstünüdür.[1]

Nitekim Yüce Allah, Resulullah (s.a.v.) ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Muhammed, sizin adamlarınızdan herhangi birisinin ba­bası değildir. Fakat o, 'Allah'ın resulü' ve peygamberlerin sonuncusudur. "[2]

Resulullah (s.a.v.)'de, kendisi hakkında şunları söylemek­tedir:

"Allah, mahlukatı yarattı. Beni de, mahlûkatm en hayırhsı i. Kabileleri yarattı. Beni de en hayırlı (olan Kureyş) kabilesinden kıldı. Sonrada kabilelerin en hayırlı ailelerini yarattı. Beni de, en hayırlı (olan Haşim) ailesinden kıldı. O halde ben aile ve şahıs itibariyle sizin en hayırlınızım."[3]

Yine Resulullah (s.a.v.) kendisi ile ilgili olarak şöyle bu­yurmaktadır:

"Ben, kıyamet gününde Ademoğullannın efendisiyim. Bunda övünülecek bir durura yoktur. Kıyamet gününde hamd sancağı benim elimde olacak. Bunda övünülecek bir durum yoktur. Adem ve bütün peygamberler ancak benim sancağımın altmda toplanacaklar. Bunda övünülecek bir durum yoktur."[4] 

 

Resulullah (s.a.v.)'in Şerefli Soyu:

 

Hz. Muhammed (s.a.v.)'in soyu, yukarıya doğru şöyledir: Hz. Muhammed (s.a.v.) b. Abdullah b. Abdulmuttalib b. Hâşim b. Kusay b. Abdimenaf b. Kilab b. Mürre b. Ka'b b. Lüey b. Galip b. Fihr b. Malik b. Nadr b. Kinâne b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyâs b. Mudar b. Nizar b. Mead b. Adnan[5] Hz. îsmâîl b. Hz. İbrâhîm (a.s).[6]

Hz. Muhammed (s.a.v.)'in atalarının hepsi de, ileri gelen­lerden ve soylu kimselerdendir. Soyların en şereflilerindendir. Çünkü Allah, göndereceği peygamberi ancak soyu en şerefli olanların içerisinden gönderir.[7]

Buhârî, "Sahîh" adlı kitabında bu konu ile ilgili olarak şöyle bir hadis nakleder:

"Rum meliki Herakliyus, Ebu Süfyân'a:

- Muhamrned'in soyu içinizde nasıldır?' diye sormuştu. Ebu Süfyan:

- Muhammed, içimizde 'en şerefli soy' sahibiydi' diye cevap verdi. Herakliyus, Ebu Süfyan'm bu sözüne:

- İşte peygamberler, kavminin en şerefli soyu içerisinden böyle gönderilir[8] yani peygamberler, soy bakımından kav­minin en üstünü ve kabile bakımından da kavminin en şerefli-sidir, şeklinde cevap vermiştir.

Resulullah (s.a.v.)'in doğumu, temiz ve şerefli bir doğum­dur. Çünkü ona, cahiliyyet dönemi pislik ve kötülüklerinden hiçbir şey bulaşmamış ve İslamî nikaha benzeyen Sahîh bir nikahla kurulmuş bir evlilik neticesi doğmuştur. Buna, Resulullah (s.a.v.)'in şu sözü delil teşkil etmektedir:

"Ben, Sahîh bir nikahla kurulmuş bir evlilikten vücuda geldim. Kötü bir nikah yolu ile kurulmuş bir evlilikten meyda­na gelmedim."[9]

Hz. Aişe (f.a.)Man yapılan başka bir rivayette ise: "Kötü olmayan Sahîh bir nikah ile kurulmuş bir evlilikten doğdum" demiştir.

Resulullah (s.a.v.), Hz. İsmâîl (a.s)'ın çocuklarındandır. Hz. İshâk (a.s)'ın çocuklarından değildir. İsrail oğullarına gön­derilen peygamberlerin hepsi, Yakub b. İshâk b. İbrâhîm (a.s)'m soyundandır. Resulullah (s.a.v.) ise, Hz. İsmâîl (a.s)'m soyundandır. Müslim'in "Sahîh" adlı kitabında geçen şu hadis de, buna delâlet etmektedir:

"Allah, İsmâîl evlatları arasından Kinâne'yi seçti. Kinâne (evlatları arasm)dan Kureyş'i seçti. Kureyş (kabilesin)den Haşim oğullarını seçti. Haşim oğullarından da beni seçti."[10]

Tirmizî'de geçen rivayette ise: "O halde ben, aile ve şahıs itibariyle sizin en hayırlınızım" buyurulmaktadır.[11] 

 

Resulullah (s.a.v.)'in Doğumu:

 

Resulullah (s.a.v.), Fil yılında doğmuştur. Rebiü'l-Evvel ayının 12. Pazartesi günü Mekke'de dünyaya gelmiştir. Bu da, yaklaşık olarak Miladi 570 yılına rastlamaktadır.

İbn Kesîr bununla ilgili olarak şöyle der: "Resulullah (s.a.v.)'in Pazartesi günü doğduğunda (alimler arasında her­hangi bir) ihtilaf yoktur."[12]

Rivayet edildiğine göre; Abdullah ibn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: "Resulullah (s.a.v.), Pazartesi günü doğdu. Pazartesi günü Peygamber oldu. Mekke'den Medine'ye Pazartesi günü hicret etti ve Pazartesi günü vefat etti." Bu hadisi, Ahmed b. jîanbel rivayet etmiştir.[13]

Resulullah (s.a.v.)'in Fil yılında doğduğu kesindir. Fakat ay ve gününde ihtilaf edilmiştir. İbn İshâk'in "Siyer"in de[14] de anlattığı üzere, alimlerin cumhuruna göre, Resulullah (s.a.v.)'in doğumu, Rebiü'l-Evvel ayının ikinci günüdür.

Abdullah ibn Abbas (r.a.)'m bu konu ile ilgili olarak şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Resulullah (s.a.v.), Fil yılının Rebiü'l-Evvel ayının 12. Pazartesi günü doğdu. Pazartesi günü Peygamber oldu. Pazartesi günü Miraç'a çıktı. Pazartesi günü (Mekke'den Medine'ye) hicret etti ve Pazartesi günü vefat etti.[15]

İbn Kesîr ise "el-Bidâye ve'n-Nihâye" adlı tarih kitabında bu konuyla ilgili olarak şöyle der:

"Abdullah ibn Abbas'in bu görüşü, alimlerin cumhurunun yanında kabul edilen meşhur görüştür."[16]

Resulullah (s.a.v.)'in babası, Abdulmuttalib'in oğlu Ab­dullah'tır. Annesi ise, Vehb'in kızı Amine'dir. Resulullah (s.a.v).'in babası ile annesinin soyu, altı göbek yukarıda "Kilâb'da" birleşmektedir. [17]

 

İki Kurbanlığın Oğlu:

 

Tarihçilerin ve siyercilerin kaydettiğine göre; Resulullah (s.a.v.), "İbn Zebîhayn" (iki kurbanlığın oğlu) diye isimlendi­rilmiştir. Çünkü Resulullah (s.a.v.), Hz. İsmâîl (a.s)'m çocuk-larmdandır. Hz. İsmâîl (a.s), Hz. İbrâhîm (a.s)'m, rüyasında kurban etmekle emredildiği oğludur. Bundan dolayı Hz. İsmail (a.s), ilk kurbanlıktır.

İkinci kurbanlık ise, Resuluİlah (s.a.v)'in babası Abdul­lah'tır. Birazdan anlatılacağı üzere; Abdulmuttalib, oğlu Ab­dullah'ı kurban etmek istemişti. [18]

 

Resuluİlah (s.a.v.)'in Babası Abdullah'ın Kurban Edilme Kıssası:

 

İbn İshâk bu olayı şöyle anlatır: "Abdulmuttaîib, Zemzem kuyusunu kazarken Kureyşliler'den gördüğü eziyetten dolayı:

- 'Eğer 10 oğlum olur da bunlar, buluğ çağma erip beni koruyabilecek bir güce erdiklerinde Allah için onlardan birini Kabe'nin önünde kurban edeceğim' diye adakta bulundu.

Haris, Zübeyr, Hacel, Dırâr, Mukavvim, Ebu Leheb, Abbas, Hamza, Ebu Talib ve Abdullah adlarında 10 oğlu oldu. Bunların, kendisini koruyabilecek bir güce eriştiklerini anla­yınca, oğullarını toplayarak adağmı onlara anlattı. Onlan, Al­lah'a verilen sözü yerine getirmeye davet etti. Onlarda, babala­rının bu isteğine uyarak:

'Bunu nasıl yapalım dersin?' diye sordular. Abdulmuttalib'de:

- 'Her biriniz bir ok alıp üzerine adını yazsın. Yazdıktan sonrada oku bana getirsin' dedi. Onlarda babalarının istediği şekilde yaptılar. Daha sonrada okları, babalarına verdiler. Abdulmuttalib'de, onları, Kabe'nin içinde bulunan Hubel pu­tunun yanma götürdü. Abdulmuttalib, Hubel putunun yanma gelip ok çekince, en çok sevdiği küçük oğlu Abdullah'ın adı­nın yazılı olduğu ok çıktı. Oğlu Abdullah'ın elini tutup bıçağı eline aldı. Sonrada onu kesmek üzere İsaf ve Naile putlarının bulunduğu tarafa götürdü. Öte yandan kendi meclislerinde o-turmakta olan Kureyşliler oraya gelerek:

- 'Ey Abdulmuttalib! Ne yapmak istiyorsun?' diye sordu­lar. O da:

- 'Abdullah'ı keseceğim' diye cevap verdi. Kureyşliler:

- 'Vallahi, sen onu asla kesmeyeceksin. Yoksa bu konuda kusurlu olursun. Çünkü sen oğlunu kesersen, (bu bir adet hali­ne gelecek ve) insanlar oğlunu getirip kesecek. Böylece insan­lar azalacak' dediler. Daha sonra meselenin halledilmesi için Abdulmuttalib'e, "Secâh" adında cincilik yapan falcı bir kadı­na gitmesini tavsiye ettiler.

Bunun üzerine Abdulmuttalib, cincilik yapan falcı kadının yanma giderek meseleyi ona anlattı. Kadın ona, kurban edile­cek olanla 10 deveyi bir araya getirmelerini, sonrada develerle onun üzerine ok çekmesini, eğer deve çıkmazsa Rabbi razı e-dinceye kadar develerin sayısını artırmasını söyledi.

Bunun üzerine Abdulmuttaiib, falcı kadının söylediklerini uygulamak için Abdullah ile on deveyi bir araya getirip oku çekti. Çekilen ok, Abdullah'a çıktı. Daha sonra onar onar artı­rarak ok çekmeye devam etti. Nihayet develerin sayısı yüz olunca, ok develere çıktı. Bunun üzerine Kureyşliler, Abdulmuttalib'e:

- 'Rabbm razı oldu' dediler. Abdulmuttaîib'de, oğlu Ab­dullah'a fidye olarak develeri kurban etti.

İşte bu olaydan dolayı Resuluİlah (s.a.v.), "İbn Zebihayn" (iki kurbanlığın oğlu) diye isimlendirilir oldu.[19] 

 

Resulullah (s.a.v.)'in İsimleri:

 

Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), Ebu'l-Kasım[20] ve Ebu İbrâhîm[21] diye künyelenmiştir.

Birçok isimleri vardır. Bunlardan bazılan şunlardır:

1. Muhammed[22]

2. Ahmed[23]

3. Mâhî[24] (Allah, Resulullah'm kendisiyle küfrü mahvet­tiği için ona bu ismi vermiştir.)

4. Akib[25] (Bu isim, ona, kendisinden sonra Peygamber gelmediğinden dolayı verilmiştir)

5. Haşir[26] (Bu isim, ona, insanlar kendisinden sonra haşir edileceği için verilmiştir.)

6. Mukaffa

7. Rahmet peygamberi

8. Tevbe peygamberi

9. Savaş (veya kahramanlık) peygamberi

10. Fâtih

11. Tâhâ

12. Yasın

13. Peygamberlerin sonuncusu[27]

Tevrat ve İncîl, Resulullah (s.a.v.)'in geleceğini müjdele­miştir. Tevrat ve İncil'deki vasıfları, Yüce Allah'ın: "Yanla­rındaki Tevrat ve İncil'de 'yazılı buldukları' o resule, o 'üm-mi' peygambere uyanlar (var ya!)" (A'raf: 7/157) ayetinde vasıflandırdığı gibidir.

Resululîah (s.a.v.)'in Tevrat'taki ismi, Ahmed'dir. İn­cil'deki ismi de aynı şekildedir. Hz. İsa (a.s), bu isimle, Resulullah (s.a.v.)'ûı geleceğini müjdelemiştir.

"Hani Meryem oğlu İsa: 'Ey İsrail oğulları! Doğrusu ben, benden önce geçmiş olan Tevrat'ı doğrulayan ve benden son­rada ismi 'Ahmed' olacak bir peygamberi müjdeleyen, Al­lah 'in size gönderdiği bir peygamberiyim' demişti."[28]

Fakat Hıristiyanlar, bütün bu bilgileri tahrif ederek değiş­tirdiler, Haset ve kinlerinden dolayı İncil'deki Resululiah (s.a.v.)'e ait bütün vasıfları kabul etmediler. Hz. İsa (as)'m müjdelediği peygamberin, bu Muhammed (s.a.v.) değil de kendilerinin beklemekte oldukları Muhammed olduğunu iddia ettiler. Barnaba İncil'inde geçen Resulullah (s.a.v.)'in vasıfla­rını ise yalanladılar. Resulullah (s.a.v.)'in peygamberliğini ka­bul etmemek içinde o İncil'in aslının olmadığını ileri sürdüler.

Kadı İyâz "eş-Şifâ" adlı kitabında, Resulullah (s.a.v.)'in, "Ahmed" ve "Muhammed" isimleri hakkında şunları söyler:

"Kur'ân-ı Kerîm'den önceki kitaplarda geçen ve peygam­berlerin müjdelediği 'Ahmed' adına gelince, Yüce Allah, kalbi zayıf kimselerin içine şüphe düşmesin ve Allah resulünü baş­kalarıyla karıştırmasınlar diye kendi hikmetinin bir gereği ola­rak Resulullah (s.a.v.)'den başkasının o ismi almasını ve on­dan önce bir kimsenin 'Ahmed' adıyla çağrılmasını menetmiştir.

'Muhammed' kelimesi de böyledir. Fakat 'Muhammed[29] adında bir Peygamber gelecek' haberi yayılınca ve Resulullah (s.a.v.)'in doğumundan kısa bir süre öncesine kadar ne Arap­lardan ve ne de başkalarından hiçbir kimse bu ismi almamıştı. Ama bu haberin yayılmasından sonra ve Resulullah (s.a.v.)'in doğumuna yakın bir zamanda, gelmesi beklenen peygamberin kendi oğulları olması umuduyla Araplardan bazı kimseler, o-ğullanna 'Muhammed[30] ismini vermişlerdi."[31]

Resulullah (s.a.v.), Hz. İbrahim (a.s)'m;

- "Ey Rabbimiz! Onların içerisinde yine onlara ayetlerini okuyacak bir Peygamber gönder" (Bakara: 2/129) şeklindeki duasının eseridir. İşte bundan dolayı Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Ben, atam İbrahim'in duası, İsa'nın müjdesi ve ni­nemin, bana hamileyken Şam köşklerini aydınlatan bir nurun kendisinden çıktığını gördüğü rüyasıyım."[32] 

 

Resulullah (s.a.v.)'in, Tevrat'taki Vasıfları:

 

imam Ahmed, Ata b. Yesâr'm şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

"Abdullah b. Arnr b. As ile karşılaşıp ona:

- Resulullah (s.a.v.)'in Tevrat'taki vasıflarını bana anlatır mısın?' diye sordum. O da:

- Evet! Allah'a yemin ederim ki, Resulullah (s.a.v.) Kur'an'daki bazı vasıflarıyla Tevrat'ta vasıflanmıştır. Şöyle ki:

"Ey Peygamber! Biz seni (insanlara) bir şahit, bir müjdeci, bir korkutucu[33] ve ümmiler için de koruyucu olarak gönder­dik. Sen elbette benim kulum ve resulümsün. Ben sana "el-Mütevekkil" ismini verdim. Bu Peygamber; kötü huylu, katı kalpli ve çarşılarda rast gele bağırıp çağıran birisi değildir. O, kötülüğü kötülükle uzaklaştırmaz. Aksine o (kendisine yapılan kötülüğü) affeder ve bağışlar. Allah, eğrilip (haktan) sapan bir milleti bu peygamberin irşadıyla 'La ilahe illallah' tevhid sö­zünü söylemeleri suretiyle doğrultmadıkça onun ruhunu almayacaktır. Allah, bu tevhid kelimesiyle; birçok kör gözleri, sağır kulakları ve kapalı kalpleri açacaktır."[34]

İbn İshâk, Hassan b. Sâbit'in şöyle söylediğini rivayet e-der:

"Ben, yedi veya sekiz yaşlarında yetişkin bir çocuktum. Görüp duyduklarımı anlayabilecek durumdaydım. Bir sabah Yahudi'nin biri, Medine-i Münevvere'de yüksek bir sesle:

- Ey Yahudi topluluğu! diye bağırmaya başladı. Halk et­rafına toplandı. (Ben de söylenenleri dinliyordum.) Ona:

- Yazıklar olsun sana! Ne oluyor sana!' diye sordular. O da:

- Bu gece dünyaya gelen (ve Tevrat'ta geleceği müjdele­nen) 'Ahmed'in yıldızı doğdu' diye cevap verdi." [35]

 

Resulullah (s.a.v.)'in, Süt Anneleri ve Emzirilmesi:

 

Resulullah (s.a.v.)'i; annesi Vehb'in kızı Amine, Süveybe el-Eslemî, Ümmü Eymen, Havle binti Münzîr ve en çok Hali­me es-Sa'diyye emzirmiştir.

Halime, şiddetli açlığın hüküm sürdüğü kıtlık senesinde on tane kadınla birlikte emzirecek çocuk bulmak üzere Sa'd oğul­ları yurdundan Mekke'ye geldi. Resulullah (s.a.v.)> emzirilmek için bu gelen süt- annelere verilmek istendiyse de, yetim oldu­ğundan dolayı o süt annelerden hiçbirisi onu kabul etmedi. Zi­ra ne zaman süt annelerden birine verilmek istense, onlar:

- Onu emzirsek bile annesi, bize (ücret olarak) ne verebi­lir ki? Biz sadece babası olan çocuktan bir fayda bekleyebili­riz. Annesi bize bir şey veremez ki?' diyorlardı.

Halim'e, emzirecek bir çocuk istemek üzere Abdulmuttalib'e geldi. Abdulmuttalib, ona:

- 'Yanımda yetim bir çocuk var. Onu Sa'd oğulları kadın­larına vermek istedim. Fakat onlar (yanımdaki çocuğun yetim olmasından dolayı) onu almaktan kaçındılar. Eğer onu sen em­zirecek olursan belki onunla bereketlenirsin" dedi. Bunun üze­rine Halime gidip kocası Haris b. Abduluzza ile görüştü. Ko­cası, ona:

- 'Böyle yapmanda bir sakınca yok. Belki Allah, onda bi­zim için bir bereket ve hayr yaratır' dedi. Bende gidip Resulullah (s.a.v.)'i aldım. Vallahi ondan başka emzirecek bir çocuk bulamadığım için onu almak zorunda kaldım.

Halime, olayı devamla şöyle anlatıyor: Onu dedesinden a-lır almaz kafileye getirdim. Onu, yakınımda bir yere koydum. Süt emmek isteğiyle göğüslerime yöneldi ve dilediği kadar kana kana sütümden içti. (Süt) kardeşi de kana kana içti. Bu sırada kocam, süt vermeyen devemizin yanma gitti. Bir de ne görsün, devenin memeleri sütle dolmuş. Bizim için ondan süt sağdı. Sonra hem o ve hem de biz doyuncaya kadar içtik. Ha­yırlı rahat bir gece geçirdik. Ertesi gün kocam, bana:

- 'Ey Halime! Allah'a yemin ederim ki, bereketli bir insan yavrusu aldığını görüyorum. Onu aldığımız günün gecesinde evimize dolan hayır ve bereketi görmedin mi!!' dedi.

Memleketimize geri dönmek üzere yola çıktığımızda bi­neğim, kafilenin bineklerinin hepsini geride bırakarak geçti. Her geçtiğim arkadaşım, bana:

- Ey Halime! Bu bizimle birlikte gelirken bindiğin o cılız hayvan değil mi?' diye soruyorlar. Ben de:

- Evet! Allah'a yemin ederim ki, onun ta kendisi!' diyordum. Onlarda:

- 'Vallahi, bunda bir iş var' diyorlardı...

Nihayet Sa'd oğullarının yurduna geldik. O zamana kadar dünyanın en kurak ve en kıtlık yeri olarak orasını biliyordum. Ama artık davarlarımız, sabahleyin otlamaya çıkıyor. Akşam­leyin sütle dolu olarak dönüyordu. Bizde dilediğimiz kadar onlardan süt sağıyorduk. Başkalarının davarları ise aç ve me­mesinden bir damla süt olmadığı halde geri dönüyorlardı.

Resulullah (s.a.v.) 2 yaşma basıp sütten kesilinceye kadar Allah, bize hayır ve bereketi göstermeye devam etti. Onun ço­cukluğu, diğer çocuklardan çok farklı bir şekilde yetişti. Al­lah'a yemin ederim ki, iki yaşma basmadan çok gelişmiş, gös­terişli ve güçlü bir çocuk haline gelmişti."[36] 

 

Resulullah (s.a.v.)'in Göğsünün Yarılması Olayı:

 

Bir ara Resulullah (s.a.v.) süt kardeşiyle birlikte süt annesi Halime es-Sa'diyye'nin davarlarını otlatmaktayken beyaz elbi­seli iki adam gelip Resulullah (s.a.v.)'i yere yatırıp karnını yardılar. Bunu gören süt kardeşi hemen Halime'nin evine doğ­ru koşarak olayı ona haber verdi.

Halime, olayın gerisini şöyle anlatıyor: Bunun üzerine ben ve süt babası, onun bulunduğu yere doğru koşarak gittik. Fakat onu, ayakta rengi sararmış şekilde bulduk. Süt babası onu ku­caklayarak:

- 'Neyin var yavrum?' diye sordu. O da:

- Beyaz elbiseli iki adam gelip beni yere yatırdılar ve kar­nımı yardılar. Sonrada karnımdan bir şey çıkarıp attılar. Son­rada karnımı yine kapatıp eski haline getirdiler' dedi. Onu alıp eve getirdik. Süt babası:

- 'Ey Halime! Çocuğumuzu cinlerin çarpmış olmasından korkuyorum. Korktuğumuz şey kendisinde görülmeden önce onu sahiplerine götürüp geri verelim' diye teklifte bulundu.

Kocamın bu teklifi üzerine Resulullah (s.a.v.)'i alıp Mek­ke'deki annesine götürdük. Oğlunu getirdiğimizi gören Ami­ne:

- Onu yanınızda alıkoymak için çok ısrarlı idiniz, ne oldu size?' diye sordu. Onlar da:

- Onun telef olmasından ve başına bazı haller gelmesin­den korkuyoruz' dediler. Sonra da olayı ona anlattılar. Amine:

- 'Şeytanın ona zarar vermesinden mi korktunuz. Hayır, hayır. Allah'a yemin ederim ki, şeytan ona zarar vermek için hiçbir zaman fırsat bulamayacaktır. Allah'a yemin ederim ki, oğlum büyük adam olacaktır' dedi. Daha sonra annesi Amine:

- Onun (büyük bir adam olacağı) haberini size anlatayım mı?' dedi. Biz de:

- Evet!'dedik. Oda:

- Ona hamile olduğum zaman sanki hiç hamile değil misim gibi hafiftim. Bir gün rüyamda, karnımda bir nurun Şam'ın köşklerini aydınlattığını gördüm. Doğduğu zaman ise ellerine dayanmış ve sanki konuşmak istercesine başını sema­ya kaldırmış gibi garip olaylar gördüm' dedi.[37]

İbn Kesîr, Resulullah (s.a.v.)'in göğsünün yarılması olayı ile ilgili olarak şöyle der:

"Bu hadis, başka yollarla rivayet edilmiştir. Bu, siyer ve meğazi alimleri arasında dolaşan meşhur hadislerdendir.

Resulullah (s.a.v.)'in göğsünün yarılması olayı, üç yaşla­rında çocukken Halime es-Sa'diyye'nin yanında bulunduğu sırada meydana gelmiştir. Yine İsra ve Miraç'tan önce de ben­zeri başka bir olay daha meydana gelmişti. Bu olayda; Resulullah (s.a.v.)'in göğsü yarılmış, şerefli kalbi çıkarılmış, zemzem suyu ile yıkanmış, kalbinden şeytanın payı çıkarılmış ve kalbi ilim ve hikmetle doldurulmuştur."[38]

İbn İshâk, "es-Siyer" adlı kitabında naklettiğine göre; sa­habelerden bazıları bir gün Resulullah (s.a.v.)'e:

- 'Bize kendinden söz et' dediler. Resulullah (s.a.v.)'de:

- 'Ben, atam İbrahim'in duası,[39] İsa'nın müjdesi[40] ve an­nemin bana hamileyken Şam köşklerini aydınlatan bir nurun kendisinden çıktığını gördüğü rüyasıyım.' Sa'd b. Bekr oğulla­rı kabilesinde süt emdim. Bir ara ben orada davarlarımızı ot­latmaktayken beyaz elbiseli iki adam yanıma geldi. Beraberle­rinde içi kar dolu altından bir leğen vardı. Beni yere yatırıp karnımı yardılar. Sonrada kalbimi çıkarıp yardılar. Ondan si­yah bir kan pıhtısı çıkarıp attılar. Sonrada kalbimi ve karnımı, o kar ile yıkadılar. Tertemiz hale geldikten sonra kalbimi yeri­ne koyup karnımı eski haline döndürdüler. Bu işi tamamladık­tan sonra biri, diğer arkadaşına:

- 'Onu, kendi ümmetinden on kişi ile tart' dedi. O da, tarttı ve o on kişiye denk geldi. Sonrada:

- 'Ümmetinden yüz kişi ile tart' dedi. O da, tarttı ve o yüz kişiye denk geldi. Sonrada:

- 'Ümmetimden bin kişi ile tart' dedi O da, tarttı ve bin kişiye de denk geldi. Sonunda:

- 'Bırak onu! Eğer onu ümmetinin tamamıyla tartsan yine de o, ümmetine denk gelir' dedi.

İbn Kesîr devamla derki: "Bu hadisin senedi, güzel ve kuvvetlidir."[41]

Kısacası: Resulullah (s.a.v.)'in göğsünün yarılması olayı, iki defa meydana gelmiştir:

1- Çocukluğunda Sa'd oğullan yurdunda süt annesi Hali­me'nin yanında bulunduğu sırada meydana gelmişti.

2- Büyüklüğünde olup bu da Buharı ve Müslim'de geçtiği üzere İsra ve Miraç gecesinde meydana gelmişti.

Resulullah (s.a.v.)'in göğsünün yarılması olayının iki defa olması, Şam Yüce Allah'ın kudreti karşısında garip bir şey sayılamaz. Çünkü günümüzde de göğsün yarılması olayı alı­şılmış bir iş haline gelmiştir. Zira operatör doktor, ameliyatlar­da normal bir şekilde hastanın göğsünü yarar, kalbini çıkarır ve ince işler icra ettikten sonra kalbi yerine kor ve göğsünü eskisi gibi kapatır. Üstelik operatör doktor, hasta üzerinde bun­ları yaparken hasta acı dahi duymaz. Daha sonra hasta, sanki hiç hasta olmamış gibi sağlam ve kuvvetli bir bünyeye kavu­şur. Artık pek çok ülkede kalp nakli ameliyatı yaygın bir iş haline gelmiştir. Bugün cerrahi ameliyatlar bile, bedenin en ince noktalarında yapılan basit ve alışılmış yani normal bir hal olmuştur.

Mesele böyle olunca, Resulullah(sav)'in göğsünün yarıl­ması olayı şanı yüce olan Allah'ın kudreti karşısında imkansız olur mu? Ki bazı imanı zayıf kimseler bunu inkar etsin!! Veya olayı batıl bir şekilde tevil etsin ve Allah bu konuda bir delil indirmedi desin!! [42]

 

Resululiah (s.a.v.)'in Çocukları:

 

Resulullah (s.a.v.)'in çocukları, 7 tanedir. Mariye el-Kıptî'den olma İbrâhîm dışındaki bütün çocukları, Hz. Hatice (r.a.)'dan olmuştur. Bu çocuklar şunlardır:

1. Kasım: Resulullah (s.a.v.)'in en büyük çocuğudur. Resulullah (s.a.v.), bu çocuğun ismiyle künyelenmiştir. Kasım, iki sene yaşamış ve daha sonra vefat etmiştir.

2. Abdullah: Resulullah (s.a.v.)'in ikinci oğludur. Resulullah (s.a.v.) zamanında küçükken vefat etmiştir.

3. Zeynep: Resulullah (s.a.v.)'in en büyük kızıdır, Ebu'l-As ile evlenmiştir.

4. Rukiyye: Hz. Osman (r.a.) ile evlenmiştir.

5. Ümmü Gülsüm: Rukiyye'nin vefat edişinden bir sene sonra Hz. Osman (r.a.) ile evlenmiştir.

6. Fatımatü'z-Zehra: Hz. Ali (r.a.) ile evlenmiştir. Pey­gamberin ev halkı (Ehl-i Beyt), onunla devam etmiştir.

Resuluîlah (s.a.v.)'in Fatıma adlı kızı dışında bütün çocuk­ları, bi'setten önce doğmuştur. Sadece Fatıma, bi'setten bir sene sonra doğmuştur. Falıma dışında bütün çocukları, Resulullah (s.a.v.)'den önce vefat etmiştir. Sadece Hz. Fatıma, Resulullah (s.a.v.)'den 6 ay sonra vefat etmiştir. Allah onların hepsinden razı olsun.

İbn Hişam, bu konuda şunları söyler:

"Resulullah (s.a.v.), Hz. Hatice (r.a.) ile evlendiğinde 25 yaşında idi. Hz. Hatice (r.a.)'m vefat edinceye kadar hiç evlilik yapmamıştı.[43] İşte Resulullah (s.a.v.)'in çok kadınla evlenme­si, 'talimi', 'teşriî', 'içtimai' ve 'siyasi' birtakım yüce hik­metlere mebnîdir."[44]

Allah, başarılı kılan ve dosdoğru yola iletendir. [45]

 

Kısa İfadelerle Resulullah (s.a.v.)'in Hayatı:

 

Resulullah (s.a.v.)'in hayatını anlatabilmek için doğumu­nu, yetişmesini, davetini ve risaletini ihtiva eden ciltler dolusu kitaba ve detaylı yazılara ihtiyaç vardır. İşte bundan dolayı bu­rada bazı önemli noktalan anlatıp bununla yetineceğiz:

1. Resulullah (s.a.v.), yetim ve garip olarak hayatın acı ve sıkıntıları içinde doğmuştu. Çünkü daha doğmadan önce -annesinin karnında bir cenin iken- babası Abdullah vefat et­mişti. Bundan dolayı da baba şefkati ve sevgisinden mahrum bir yetim olarak dünyaya gelmişti.

2. Dört yaşma geldiğinde süt annesi Halime, onu alıp Mekke'deki annesi Amine'nin yanma götürdü, Altı yaşma ka­dar annesi ve dedesi Abdulmuttalib ile birlikte Allah'ın koru­ması, gözetimi ve himayesi altında kaldı. Allah onun yüceliği­ni ve başarılı olmasını istediğinden dolayı onu güzel bir şekil­de yetiştirdi.

3. Resulullah (s.a.v.) altı yaşma geldiğinde annesi Amine, oğlunu yanma alarak babası Abdullah'ın dayıları olan Neccâr oğullarmı ziyaret etmek için Medine-i Münevvereye götürdü.

Medine'den Mekke'ye geri dönerken annesi Amine, Mek­ke ile Medine arasında bulunan "el-Ebvâ" denilen yerde vefat etti. Böylece Resulullah (s.a.v.), hem anne ve hem de babadan dolayı yetim kaldı.

4. Resulullah (s.a.v.), annesi Amine'nin vefat edişinden,, sonra dedesi Abdulmuttalib'in koruması altına girdi.

Dedesi onu son derece sever ve değer verirdi. Kendisi için Kabe'nin gölgesinde serilen mindere onu oturturdu. Resulullah (s.a.v.)'in amcaları da, babalarına olan saygılarından dolayı onun yanına oturamazlardı. Fakat Resulullah (s.a.v.), gelişmiş bir çocuk olduğu halde onların yanma gelip dedesinin yanına oturmak istediğinde, amcaları onu oraya oturmasını engelle­mek için tutup geri çekerlerdi. Ama dedesi Abdulmuttalib, o-ğulİarmm bu hareketini görünce, onlara:

- 'Oğluma karışmayın. Allah'a yemin ederim ki, o büyük bir adam olacaktır' der. Sonrada onu, yanındaki minderin üze­rine oturtur, eliyle sırtını okşar ve onunla şakalaşırdı. Bu ise; Yüce Allah'ın, Resulullah (s.a.v.)'e verdiği inayeti ve güzel ihsanmdandır. Zira Yüce Allah, Resulullah (s.a.v.)'e verdiği bu inayeti ve ihsanı şöyle anlatmaktadır:

"(Rabbin) seni yetim olarak bulup da (dedenin) yanında barındırmadı mı?" (Duha: 93/6)

5. Resulullah (s.a.v.), dedesi Abdulmuttalib'in koruması altmda 2 sene kaldı. Daha sonra dedesi vefat etti. Dedesinin , vefat etmesinden sonra Resulullah (s.a.v.) 8 yaşındayken amcası Ebu Talib'in koruması altma girdi.

Dedesi Abdulmuttalib, vefat edeceği zaman Resulullah I (s.a.v.)'e bakması için Ebu Talib'e vasiyette bulundu. Ebu.'l Talib'e babasının vefatından sonra yeğenini koruması altına aldı. Çünkü Resulullah (s.a.v.), hem kardeşi Abdullah'ın oğlu olduğu için ve hem de babasının vasiyetini yerine getirmek için kendi çocuğundan daha fazla onu seviyor, değer veriyor ve şefkat gösteriyordu.

Görüldüğü üzere Resulullah (s.a.v.)'in üzerine musibetler peş peşe geldi. Çünkü anne karnındayken babasını, altı yaşın­dayken annesini ve sekiz yaşındayken dedesini kaybetmişti. Resulullah (s.a.v.) annesiz ve babasız olduğu halde onu, ne bir terbiye edici yetiştirmiş ve ne de maharetli bir kimse yönlen­dirmişti. Fakat Yüce Allah, onu, her türlü kötülüklerden koruyor, gözetimi altında bulunduruyor, mükemmel ve büyük bir ahlak ile onu yetiştiriyordu. Nitekim Resulullah (s.a.v.)'in;

"Beni, Rabbim terbiye etti. Terbiyemi de ne güzel yap­tı."[46] buyurmasının sebebi de işte budur.

6. Resulullah (s.a.v.), 25 yaşma geldiğinde Hz. Hatice (r.a.) ile evlendi. 40 yaşma geldiğinde ise Allah ona vahyetti ve peygamberlik verdi.

Resulullah (s.a.v.)'in Peygamber olması, Hz. İsa (a.s)'in doğumunun yaklaşık olarak 610 senesine rastlamaktadır.

Peygamberliğinin 3. senesinden itibaren Yüce Allah'ın kendisine indirdiği vahyi insanlara açıkça tebliğ etmesini ona emretti. Bunun üzerine insanları hikmet dolu sözlerle ve güzel Öğütlerle Allah'a davet etmeye başladı.

Yüce Allah, Medine-i Münevvere'ye hicret etmesine izin verinceye kadar 10 yıldan fazla Mekke'de insanları Allah'a davet etmeye devam etti.

7. Resulullah (s.a.v.), Allah'ın emri ve gözetimi altmda Medine'ye hicret etti. Medine'yi de, davetinin merkezi ve İs­lam devletinin başkenti yaptı. İşte bu, Yüce Allah'ın emri ve yönlendirmesiyle olmuştu. Ebu Bekr es-Sıddîk ile yaptığı hic­ret, ne ölümden ve ne de düşmandan kaçma değildi. Çünkü hicret, bizzat Yüce Allah'ın kontrolü ve gözetimi altında ger­çekleşmişti.

Hicretle İslam devletinin çekirdeği oluşmuş, daha sonrada yeryüzünün doğusunu ve batısını fetheden İslam cemaatının binası kurulmuş, İslam dini dünyanın dört bir tarafına yayılmış ve Allah'ın kelâmı "Kelime-i Tevhid" layık olduğu mevkiye çıkarılmıştı.

8. Yüce Allah insanların dinini kemâle erdirip onların üze­rine nimetlerini tamamladığı zaman ve peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)'de emâneti eda ettiği, risaletini tebliğ ettiği, ümmetine nasihat ettiği ve onlara yeryüzünü feth etmeye açtığı zaman Allah, Resulullah (s.a.v.)'i (görevi tamamladığından dolayı) kendi komşuluğuna seçti. Nebevi hicretin 11 'inci sene­sinde Rebiü'l-Evvel ayının 12'inci Pazartesi günü de onun ru­hunu almıştı.

Allah'ın salât ve selâmı, kulu ve peygamberi olan Efendi­miz Hz. Muhamnıed (s.a.v.)'e, aile halkına ve bütün ashabına olsun.

Hamd, alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. [47]

 

Resulullah (s.a.v.)'in Güzel Şemaili:

 

İzzetli ve yüce bir hayata koşan milletlerin görevlerinden birisi de; -milletin anısını uzun zaman devam ettiren, kadr-ü kıymetini yükselten ve saygısını diğer milletlere karşı artıran-büyük kimseleri, komutanları ve liderleri insanlara tanıtması ve onları şerefli ve değerli bir mevkiye oturtması olduğuna göre bu yüce peygamberin şemailini bilmek her müslüman için değil de her akıllı insan için geçerli bir görevdir. Çünkü bu Peygamber; insanları hidayete ileten güvenilir, merhametli ve hidayete erdirici, Yüce Allah'ın onunla insanlığı şereflendirdi­ği aydınlatıcı bir kandil, sapıklık içerisine doğru yürüyen ve delâlet ile cehennem çukurunun içine düşmeye az kalmış in­sanlığın kendisiyle merhamet edildiği bir peygamberdir.

Yüce Allah, insanlara, peygamberlerin efendisi olan Hz. Muhammed (s.a.v.)'i göndermekle büyük bir lütufta bulundu­ğuna göre; Yüce Allah'ın, hem Arap milletini ve hem de diğer milletleri şereflendirme ve değer verme bakımından kendileri­nin içinden Resulullah (s.a.v.)'i Peygamber olarak göndermesi ise Allah'ın, Araplara olan en büyük ve en yüce bir lütfudur. Çünkü Yüce Allah, bu peygamberle, onları; cehalet uykusun­dan uyandırmış, içine düştükleri sapıklık çukurundan kurtar­mış, bir ağırlığı ve kadr-ü kıymeti olmayan ölüm hallerinden diriltmiştir. Ayrıca onlara, bu peygamberi göndermekle oluşan bereketi sebebiyle onları en hayırlı millet ve yine bu peygam­berle onları yeryüzündeki nur ve aydınlık meşalesi yapmıştır.

Hz. İsa (a.s)'ın mucizesi, ölüleri diriltme şeklindeydi. Resulullah (s.a.v.)'in mucizesi ise, dünyanın dört bir tarafında liderlik koltuğuna oturması için yokluktan yeni bir ümmet çı­kartması şeklindedir. Nitekim bu düşünce, şairlerin liderlerinin şu sözünde de en güzel şekilde şöyle ifade edilmektedir:

"(Ey Muhammed!) Kardeşin İsa Peygamber, (Kabirde yatmakta olan) bir ölüyü kendine çağırdığında o ölü (Allah tarafından) ayağa kalkmaktaydı. Sen ise yokluktan bir ümmeti dirilttin"

İşte bunu, Kur'ân-ı Kerîm, bize, kainatın efendisi olan Hz. Muhammed (s.a.v.)'în Peygamber olarak gönderilmesinden bahsettiğinde şöyle anlatmıştır:

"Ümmiler (Araplar) 'in kendi içerisinden yine kendilerine (Allah'ın) ayetlerini okuyan, onları (çirkin pisliklerinden, cahiliyyenin kirliliklerinden, ahlakın kötülüklerinden) arıtan onlara kitabı (Kur'an'ı) ve hikmeti (peygamberliği) öğreten bir Peygamber gönderen odur. Gerçektende onlar (Araplar) daha öncekileri (Muhammed'in Peygamber olarak gönderil­mesinden önce) apaçık bir sapıklık (küfür ve bilgisizlik) içerisindeydiler."[48]

Evet! Allah'a yemin ederim ki, (ayette de görüldüğü üze­re) atamız Araplar[49] apaçık bir sapıklık, küfür ve hüsran içeri­sindeydiler. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Peygamber ola­rak gönderilmesinden Önce Araplar, bilgisiz ve küfür içerisin­de bulunduklarından dolayı, onlardan birisi, bir taş alır ve onu eliyle yontar, daha sonrada onu çeşitli şekillere girdirir, sonra­da onun için rüku eder ve secdeye kapanır; yaratan için yara­tılmışa ibadet eder, nzık ile şifayı elde etmek için ve kötülük ile musibeti kendisinden uzaklaştırmak için kendisine boyun eğen varlığı Rabb edinir!!

Nitekim Yüce Allah, sapıklık ve küfür içerisinde bulunan insanların bu durumunu şöyle güzel bir şekilde ifade etmekte­dir:

"Allah'tan başka taptıklarınız (ilahların, putların vb. şey­lerin) hepsi biraya gelseler, (şunu-bunu bırakın) bir sinek dahi yaratamazlar. Üstelik (Allah 'in yarattığı) bir sinek onlardan bir şey kapsa, (kaptırdıkları şeyi) sinekten kurtaramazlar. Çünkü isteyende aciz ve istenen de aciz-"[50]

Bundan daha garibi ise; bir insanın, kendisi için hurmadan veya hamurdan bir ilah edinip sonrada acıktığı zaman onu ye­mesi olayıdır!! Üstelik bununla yetinmeyip -zahmetlerle ve zorluklarla yetiştirilip de- işlediği bir günahı veya yaptığı bir suçu olmadığı halde sadece kız olduğu için diri diri toprağın altına gömmeye koşan insandan daha büyük akılsız ve daha büyük cahil kim var? Çünkü bu kimse, sapıklık ve cehalet içe­risinde olduğundan dolayı erkek çocuklarına değer vermekte ve kız çocuklarına kötü davranmaktadır. Nitekim Yüce Allah, cahil Arapların bu durumunu şöyle anlatmaktadır:

"Diri diri toprağa gömülen kıza: 'Hangi günahı yüzünden Öldürüldü?' diye sorulduğu zaman" (Tekvîr: S1/8-9) yani kız çocuğu, ne günah işledi ve suç işledi ki onu diri diri toprağın altına gömüyorsun?' demektir.

Hanımları, kız çocuğu doğurduğundan dolayı bunu uğur­suzluk ve kötülük sayan atalarımız Arapların hayatmdanki bo­zuk itikadı gösteren şu ayetler de gayet çarpıcı

"O (cahiliyyet döneminde yaşayan Araplardan) birine, kız çocuğu olduğu müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolarak yüzü kapkara kesilir ve kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. (Şimdi) o doğan kız çocuğunu, ha-karete (uğramış bir şekilde evinde) tutsun? Yoksa onu toprağa mı gömsün?.."[51]

Yani bu kız çocuğu, yaşaması için hayata bırakıp böyle yaptığından dolayı kavminden çekindiği için zillet ve horluk kendisine mi gelsin?

"Yoksa (bu kız çocuğunu diri diri) toprağa mı gömsün? Bak! Ne de kötü hüküm veriyorlar!" (Nahl: 16/59)[52]

 

Garip Bir Kıssa ve Haber:

 

Neredeyse insanın kabul edemeyeceği, gerçek manada meydana gelemeyeceği, kalbin sızladığı ve acı ile hasretin fiş-kırdığı şu kıssayı bir dinleyelim:

Rivayet edildiğine göre; sahabelerden birisi, Resulullah (s.a.v.)'in meclisine üzüntülü ve kederli olarak gelip gidiyor­du. Resulullah (s.a.v.) bir gün onun bu durumunun farkına va­rarak ona:

- 'Şimdiye kadar seni hiçbir şekilde üzüntülü ve kederli görmemiştim?' buyurdu. Sahabede:

- 'Ey Allah'ın Resulü! Doğrusu (nu söylemek gerekirse) cahilliye döneminde iken bir günah işlemiştim. Müslüman ol­duğum halde bile Yüce Allah'ın, (cahilliye de İken işlemiş ol­duğum bu günahımdan dolayı) beni bağışlamamasından kor-

•kuyorum!' dedi. Resulullah (s.a.v.):

- 'Haydi işlemiş olduğun günahı bana anlat?' buyurdu. Sahabede:

- 'Ey Allah'ın Resulü! Ben, kız çocuklarını diri diri topra­ğa gömen birisiydim. Bir gün hanımım, kız çocuğu doğurdu. (Hanımım benden, onu Öldürmeyeceğime dair kendisine söz vermemi istedi.) Bende kız çocuğunu hanımıma vermeye dair söz verdim. Nihayet o büyüdü ve her şeyi anlayabilecek bir duruma geldi. Üstelik çok güzel birisi olmuştu. (Kızımın çok güzel olmasından dolayı) birçok kimseler kızımı (evlenmek için) istedi. Bu durum izzet-i nefsime çok ağır geldi. Onu ev­lendirmeye veya bekar olarak evde bırakmaya da kalbim ta­hammül etmedi. Hanımıma bir hile kurup ona: 'Akrabalarımı ziyarete gitmeyi istiyorum. Onu da benimle birlikte gönderde teselli bulsun' dedim? Hanım, benim bu düşünceme sevindi. Hemen onu mücevherlerle ve güzel elbiselerle süsledi. Sonra­da onu benimle birlikte gönderdi. Onu şehrin dışındaki bir ku­yunun başına götürdüm. Sonrada kuyunun içerisine baktım. Kuyunun içine baktığımı gören kız çocuğu, benim kendisini kuyunun içine atmayı istediğimi anladı. Bunun üzerine bana sarılıp kendisini kuyuya atmamama dair yalvarmaya ve ağla­maya başlayarak: 'Babacığım! Annemin vasiyetini zayi etme!' diyordu. Bende onun bu durumuna acıdım (ve onu öldürmekten vazgeçtim). Fakat ikinci kez tekrar izzet-i nefis ağır bastı ve kendimi utançtan kurtarmak için şeytan bana galip geldi. Bundan dolayı onu kuvvetli bir şekilde tutup ters çevrilmiş olarak kuyunun içine attım. Sesi kesilinceye kadar orada bek­ledim, (sesi kesildikten sonra) yaptığım işten mutmain olarak evime geri döndüm. Artık benden, bu utanç verici durum kay­bolup gitmişti' dedi.

Resulullah(sav) bu kıssayı dinlediğinde ağladı. Sahabeler­de onunla birlikte ağladılar. Daha sonra Resulullah (s.a.v), o sahabeye:

- 'Eğer ben, cahiliyyede yaptığı herhangi bir şeyden dolayı bir kimseyi cezalandırsaydım, elbette seni bu günahın sebebiy­le cezalandırırdım' buyurdu."[53]

Diri diri kız çocuğunu toprağa gömme veya öldürme olayı, Arapların İslam dininden önceki cahiliyyede yaptıkları sapık­lıkların ve akılsızlıklarının sadece bir kısmıdır.

Zemahşerî, "el-Keşşâf isimli tefsirinde, cahilliye döne­minin 'yemin şekli' ile ilgili olarak şunları söyler:

"Cahilliye döneminde adamın birisi, eğer kendisinin bu şekilde çocukları doğduğu takdirde onlardan birisini -Abdulmuttalib'in yemin ettiği gibi- boğazlayacağına dair ye­min ederdi."

Abdullah ibn Abbas (r.a.) ise Arapların cahilliği ile ilgili olarak şunları söyler: "Sen Arapların cahilliklerini bilmek istiyorsan, En'am Suresinin 139'uncu ayeti kerimesinden son­ra yer alan Yüce Allah'ın:

"Cahillikleri yüzünden çocuklarını beyinsizce öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği rızkı Allah'a iftira ederek ha­ram sayanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır. Onlar (cahil-tiye döneminde böyle yapan Araplar) şüphesiz sapıtmışlardır. Zaten hidayete erenlerden olmamışlardır." (En'am: 6/140) buyruğunu okuyabilirsiniz.[54] 

 

Resulullalı (s.a.v.)'in Gönderilmesindeki Büyük Faydalar:

 

Şimdi bizim, Arapların cahilliye dönemindeki cahillikleri­ni anlatma gibi bir düşüncemiz yok. Çünkü konumuz bununla ilgili değildir. Biz sadece Yüce Allah'ın, bize, Resulullah (s.a.v.)'i göndermesindeki lütfunu bilelim ve onunla bizi şirk ile cehaletin karanlıklarından İslam'ın nuruna çıkarması gibi büyük faydaları bize sunan Allah'a şükredelim diye az bir şeyi anlattık.

Bu peygamberin siretinden anlatmamız gereken ilk önemli şey; Yüce Allah'ın, Resulullah (s.a.v.)'e insanlığı şereflendir­mesi, insanları onunla hidayete iletici ve hayrı müjdeleyici kılması, Allah'ın izniyle insanları yine O'na davet edici bir kandil ve aydınlatıcı bir ışık olması, en büyük faydalan ve en üstün değerleri Müslümanların lütfuna sunmasıdır ki buda, a-nndınci, hidayete iletici ve dosdoğru yolu gösterici peygam­berlerin sonuncusu olarak gönderilmesidir.

Şimdi de Rabbimizin yüce kitabı Kur'ân-ı Kerîm'de, Resulullah (s.a.v.) ile ilgili büyük faydaların anlatıldığı şu aye­ti okuyalım:

"Andolsun ki Allah, (genel olarak bütün) müminlere (Özel olarak ta Araplara) büyük bir lütufta bulunmuştur. Zira onlara kendi içlerinden, yine onlara Allah 'in ayetlerini okuyan, onları şirk, küfür, cehalet vb şeylerden) arındıran, kitabı (Kur'ân-ı Kerîmi) ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermiştir. Hal­buki onlar, daha önce (Resulullah 'ı Peygamber olarak gönde­rilmesinden önce) apaçık bir sapıklık (ve cehalet) içinde idi­ler." (Al-i tmrân: 3/164)

Resulullah (s.a.v.)'in Peygamber olarak gönderilmesi ge­nel olarak bütün insanlara ve Özelde Araplara büyük bir lütuf ve yüce bir nimettir. Çünkü

Resulullah (s.a.v.), yeryüzü halkına bir rahmet ve onları hidayete erdirmek üzere Peygamber olarak gönderilmiştir. Zira Resulullah (s.a.v.), kendisinin bu vasıflarıyla ilgili olarak şun­ları söylemektedir:

"Ben ancak (insanlara) bir rahmet ve (onlara) bir hidayet (olmak için Peygamber olmak için gönderildiim."[55]

Cenab-ı Allah, Resulullah (s.a.v).'i; "Biz, seni ancak a-lemlere bir rahmet (peygamberi olarak) gönderdik." (Enbiyâ: 21/107) şeklinde vasfetmiştir. İşte bu, Resulullah (s.a.v.) hak­kında Kur'ân-ı Kerîmin nitelediği vasıflandırmanın en güzel bir şeklidir. [56]

 

Resulullah (s.a.v.)'in Tevrat'taki Sıfatlan:

 

Yüce Allah'ın Resulullah (s.a.v.) ile ilgili semavi kitaplar­da vasfettiği sıfatları, bazı övülmüş özellikleri ve vasıfları yal­nızca ona mahsus kıldığını dikkatli bir şekilde incelememiz gerekmektedir. Çünkü bu konu, Resulullah (s.a.v.)'in Pey­gamber olarak gönderilişini belgeleyen önemli bilgilerdir. Bundan dolayı bu konuyu tekrar anlatmaya ihtiyaç duyduk...

İmam Buhârî, "Sahîh" adlı hadis kitabında şöyle bir hadis rivayet etmiştir:

"Abdullah b. Amr b. As'a, Resulullah (s.a.v.)'in Tev­rat'taki vasıflarından soruldu. -Zira Abdullah, müslüman ol­madan Önce Tevrat'ı okuyan birisiydi- Bunun üzerine Abdul­lah:

- 'Allah'a yemin ederim ki, Resulullah (s.a.v.), Kur'an'da geçen bazı sıfatlarıyla Tevrat'ta da vasıflanmıştır. Şöyle ki:

- 'Ey Peygamber! Biz seni insanlara bir şahit, bir müjdeci, bir korkutucu ve ümmiler (okuma-yazma bilmeyen o zamanın cahil Arapları) için de bir koruyucu olarak gönderdik. Sen el­bette benim kulum ve resulümsün. Ben sana "el-Mütevekkil" ismini verdim. Bu Peygamber; kötü huylu, katı kalpli ve çarşı­larda rast gele bağırıp çağıran birisi değildir. O, kötülüğü kötü­lükle uzaklaştırmaz. Aksine (kendisine yapılan kötülüğü) affe­der ve bağışlar. Allah, eğilip (haktan) sapan bir milleti bu pey­gamberin irşadıyla "La ilahe İllallah" tevhit sözünü söylemele­ri suretiyle doğrultmadıkça onun ruhunu almayacaktır. Allah, bu tevhid kelimesiyle; birçok kör gözleri, sağır kulakları ve kapalı kalpleri açacaktır."[57]

Gerçekten Yüce Allah, bu söz ile; haktan eğilip sapan mil­letleri düzeltti, kör gözleri açtı, ölü kalpleri diriltti, İslam nuru­nu dünyanın dört bir tarafına yaydı, dünyaya nur ile adaleti ve hikmet ile ilimi doldurdu, "La ilahe illallah" Tevhid sancağını yüceltti, cahilliye döneminde yaşayan insanların; görmeyen, işitmeyen, hiçbir kimseye zarar veremeyen ve kendisine tapa­na bir fayda sağlamayan taşlara taptıktan sonra Allah'ın dinine toplu halde girmesini sağladı. Hakkın nurunu görmeyi sapıklı­ğın kör ettiği gözleri, kelime-i tevhidi işitmeyi sapıklığın sağır ettiği kulakları ve Allah'ın varlığı ile birliğinin delillerini mü­şahede etmeyi sapıklığın perdelediği gözlen bununla açtı...

Birde bakıyorsunuz ki, bu söz sebebiyle; gözlerde ve ku­laklarda oluşan perde yok olmuş ve haktan eğrilip sapan mil­letlerin üzerine çökmüş bulut dağılmıştı!! Bundan dolayı da birçok nesillerin üzerine karanlığın çökmesinden bir müddet sonra (bu söz sebebiyle) hidayet, dünyanın dört bir tarafına yayılmıştır.

Birde bakıyorsunuz ki, bu söz sebebiyle; koyun çobanlan, milletlerin liderleri ve alemin hükümdarları olmuş!! İzzet, üs­tünlük, devlet ve hükümdarlık onların olmuş!! [58]

 

Resulullah (s.a.v.)'in Ahlakı ve Şemaili:

 

Müminlerin annesi Hz. Aişe (r.a.)'a, Resulullah (s.a.v.)'in ahlakı soruldu. O da:

- 'Onun ahlakı "Kur'an" idi[59] diyerek lafız yönünden az ve mana yönünden çok geniş olan bu sözü söyledi.

Bu çok önemli cümlenin manası; Resulullah (s.a.v)'in ah­lakının ve şemailinin, Kur'ân-ı Kerîm'de canlı bir varlık olarak ortaya çıktığı ve vücut bulduğu şeklindedir.

Zira Kur'an'ın çağırdığı fazilet, dinin teşvik ettiği ahlak ve cömertlik ancak Resulullah (s.a.v.)'de ve onun ahlakında orta­ya çıkmış ve vücut bulmuştur. İşte bundan dolayı Resulullah (s.a.v.); insanlar için mükemmel bir model, örnek bir şahsiyet, Kur'an'ın adaplarına ve yüce faziletlerine bürünen ve bunu konuşmakta olan canlı bir vücut haline getiren bir hâl almıştır, işte bütün bunlardan dolayı izzet ve celal sahibi Allah'tan, bu yüce peygambere şöyle güzel bir övgü gelmiştir:

"(Ey Muhammedi) Gerçekten sen, 'büyük bir ahlak'a' sahipsin."[60]

Bunun açıklamaya ve izaha ihtiyacı vardır. Şöyle ki: Her ne kadar bazı insanlar; olgunluk ile faziletin zirvesine yüksel­miş de olsalar ve efendilik ile yüceliğin doruk noktasına ulaş­mış ta olsalar, Yüce Allah, bu insanlarda bulunması mümkün olmayan özellikleri, şemailleri, vasıfları vb şeyleri Resulullah (s.a.v.)'e vermiştir.

İşte bütün bunlar, Resulullah (s.a.v.)'in bu özellikler ve vasıflar ile insanlar arasında benzersiz kaldığı ve Kur'ân-ı Ke-rîm'in de bize en güzel bir şekilde vasıflandırdığı özellikleri ve şemailleridir. Nitekim Yüce Allah, Resulullah (s.a.v.) hakkın­da şunları söylemektedir:

"Andolsun ki içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün ve müminlere karşı da rauf ve rahim bir Peygamber gelmiştir. "[61] Görüldüğü üzere Yüce Allah, Resulullah (s.a.v.)'i, en güzel övgüler ve çok önemli yüce va­sıflarla ve özelliklerle vasıflandırmıştır. Zira Allah, Resulullah (s.a.v.)'i kendi kudsî isimlerinden olan "Rauf ve "Rahim" isimleriyle niteleyerek "müminlere karşı da 'Rauf ve 'Ra­him, ."buyurmuştur.

Abdullah ibn Abbas (r.a.) bu iki isim hakkında şöyle der: "Yüce Allah'ın bu kudsî iki isminin arası sadece Hz. Muham-med (s.a.v.)'de bir araya gelmiştir,"

İşte Resulullah (s.a.v.)'in bu durumu; Yüce Allah'ın, onu, alemler üzerine kadrü kıymetini yükselttiği ve bütün nebiler ile resuller üzerine üstün kıldığı bir makamdır. Şimdide bu ayeti kerimeyi dikkatli bir şekilde inceleyelim:

Yüce Allah, bu peygamberi göndermek suretiyle bize olan yüce nimetini ve büyük faydalarım bildirmek için ayeti keri-me'nin Arapça metninde geçen "Lekad" sözcüğünde,

"Lâm'u'l-Kasem" ile "Kad" edatları ard arda tekit üslubuyla şöyle gelmiştir:"Le kad câe küm Resulün" (Andolsun ki size bir Peygam­ber gelmiştir.) Yani ey insanlar! Size kadrü kıymeti büyük ve şanı yüce olan bir Peygamber gelmiştir. Daha sonrada Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "İçinizden" yani sizin beşer cin­sinizden Arap, Haşimî ve Kureyşî bir Peygamber. Siz onun kendi içinizdeki şerefini, soyunu, doğruluğunu, güvenirliliğini, temizliğini ve her türlü kötülüklerden uzak olduğunu bilirsiniz. Daha sonrada Yüce Allah, bu peygamberin bibliyografyasının güzelliğini apaçık bir şekilde şöyle anlatmaktadır: "Sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen." yani sizin günaha, zorluğa ve sıkıntıya düşmeniz kendisine zor ve güç gelen "Size düş­kün" yani hidayet bulmanıza, dünyevî ve uhrevî faydaların size ulaşmasına düşkündür. "Müminlere karşıda rauf ve ra­him." yani ümmetine karşıda alabildiğine sevgisi çok, şefkatli, merhametli, ümmeti için sadece bütün güzelliği ve ihsanı iste­yen, hayr ve kurtuluşunu arzulayan bir kimsedir.

İşte Kur'ân-ı Kerîm, Resulullah (s.a.v.)'in faziletliğini böy­le övüyor. İzzet ve celâl sahibi Allah'ın bu seçkin peygambere olan güzel övgüsü baksana ne güzel!! [62]

 

Resulullah (s.a.v.)'in, Ümmetine Şefkat ve Merhamet Görüntüleri:

 

Biz, bu peygamberin ümmetine olan şefkat ve merhameti­nin çok az bir kısmını belki anlayabiliriz. Çoğunu ise anlaya-mayabiliriz. Ama yinede Resulullah (s.a.v.), ümmetinin; zillete düşmesinden, sapıtmasından veya -önceki ümmetlerin kendi­lerine gelen peygamberleri yalanlamaları veya Allah'ın şeria­tından ve dininden yüz çevirmeleri sebebiyle azaba uğramaları gibi- azaba uğramasından ve helak olmasından korktuğu için onların böyle bir duruma düşebileceğini hatırladığı zaman göz­leri doluyordu. Resulullah (s.a.v.)'in, ümmeti için korkuya ve endişeye kapılıp ağlamasının sebebi işte budur. Yüce Allah ise Resulullah (s.a.v.)'in bu durumunu gördüğünde ona şöyle gü­vence verdi:

"Oysa sen onların içinde bulunduğun müddetçe Allah on­lara azap edecek değildir. Yine onlar (in içlerinde) istiğfar e~ denler varken de Allah onlara azap edecek değildir."

Bundan dolayı Yüce Allah, kendilerine gönderilen pey­gamberleri yalanlamalarından ötürü geçmiş ümmetlere isabet eden kökten helak ve yok olmayı, Resulullah (s.a.v.)'in bere­keti sebebiyle bu ümmetten kaldırmıştır.

Hz. Peygamber(sav)'e gelince ise Allah onu, alemlere rahmet olarak göndermiştir. İşte bu özellikten Ötürü Resulullah(sav), bütün mahrukata bir rahmet, öldürülmekten kurtulan münafıklara verilen güvence sebebiyle onlara bir rahmet ve gelmekte olan azabı ertelemek suretiyle kafirlere bir rahmet olmuştur.

Az önce geçen Kur'an'ın, Resulullah (s.a.v.) hakkındaki açık ifadesini dikkatli bir şekilde inceleyelim:

"Oysa sen onların içerisinde bulunduğun müddetçe Allah onlara azap edecek değildir." Sanki ayet şöyle demektedir: "Ey Muhammedi -Onlardan önce geçen ümmetlerde olduğu gibi- Allah'ın sana bir ikramı olarak onları kökten yok etme şeklinde helak etmeyecektir. İşte bu, Yüce Allah'ın bu ümmet sebebiyle yeryüzü halkına bahşettiği rahmet eserleri ile Resulullah (s.a.v.)'in ümmetine olan şefkat ve rahmet görüntü-lerindendir. Nitekim bu husus; Müslim'in, "Sahîh" adlı hadis kitabında Abdullah b. Amr b. As'tan şöyle rivayet edilmiştir:

Enfâl: 8/33- "Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. İbrâhîm (a.s)'ın; "Rabbim! (insanların tapmakta oldukları) o putlar insanlardan çoğunu saptırdı. Doğrusu (insanlardan) bana uyan bendendir. Bana karşı gelen kimseyi de (sana bırakırım). Çünkü sen, (dilediği­ni) bağışlarsın ve (dilediğine de) merhamet edersin." (İbrâhîm: 14/36) sözünü okudu. Ardından da Hz. İsa (a.s)'ın: "Eğer sen insanlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan muhakkak ki sen aziz ve hakim olan-sm."(Maide: 5/118) sözünü okudu. Daha sonrada ellerini kal­dırıp:

- 'Allahım! Ümmetim, ümmetim' buyurdu ve ağladı. Bu­nun üzerine Şanı Yüce Allah:

- 'Ey Cebrail! Muhammed'e git. -Rabbin en iyi bilen ol­makla birlikte- niçin ağladığını ona sor?' buyurdu. Cebrail'de ona gelip (ağlamasının sebebini) sordu. Cebrail'de, Resulullah (s.a.v.)'den aldığı bilgiyi -bunu en iyi bilen Allah olduğu hal­de- Ona bildirdi. Yüce Allah:

- 'Ey Cebrail! Muhammed'e git ve ona: 'Ümmetin konu­sunda muhakkak Biz seni razı edeceğiz, seni üzmeyeceğiz' de. [63]

Nitekim Yüce Allah, Resulullah (s.a.v.)'in bu durumu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Rabbin sana yakında (nimetlerini) verecek ve sende (bunlara) hoşnut olacaksın. "'

Ey Allah'ım! Bizi dünya ve ahirette Resulullah (s.a.v.)'e uyan ve seven ümmetinden kıl.[64] 

Read more
Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Aralık 2011 21:15 )

Hazreti Ali Sözler PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Pazartesi, 26 Aralık 2011 00:43
Güzel sözler / Guzel Sozler, kiymetli sozler, onemli sozler,
İbn-i Mülcem, Hz. Ali’yi yaralayınca Hz. Hasan ağlayarak yanına girdi. Hz. Ali:
— “Oğlum, niye ağlıyorsun?” Hz. Hasan:
— “Nasıl ağlamayayım? Âhiretin ilk, dünyânın son gününde bulunuyorsun!
— “Oğlum, dörder maddeden ibâret şu iki tavsiyemi iyi belle, onlara riâyet edersen, yapacağın hiçbir şey sana zarar vermez:
1- En büyük zenginlik, akıl.
2- En koyu fakirlik, ahmaklık.
3- En yaman yalnızlık, böbürlenmek.
4- En değerli âlîcenâplık, güzel ahlâktır.
Diğer dört şey ise:
1- Ahmakla dostluktan sakın, çünkü o sana faydalı olmak isterken zarar verir.
2- Yalancıyla dost olma. Zîrâ o, senden uzak duranı sana yaklaştırır, yakınını da senden uzaklaştırır.
3- Cimriyle de dostluk kurma, zîrâ ihtiyaç duyduğun şeyi senden uzaklaştırır.
4- Fâcirle de dost olma, çünkü
Hazreti Ali Sözler, Hazreti Ali Sözleri, hz Ali'nin sözleri, Hz. Ali Sözler, hz Ali sozu, Hz ali söz, söz Hz Ali, Hz Ali Ra sözleri Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 13:07 )

Peygamber Efendimizin Sözleri PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Pazartesi, 26 Aralık 2011 00:39
Güzel sözler / Guzel Sozler, kiymetli sozler, onemli sozler,
Ashâb-ı Kirâm’dan Ebû Zerr hazretleri bir gün Peygamber Efendimize: “Bana tavsiyede bulun yâ Rasûlallah” diye ricâda bulununca Peygamber Efendimiz Hz. Ebû Zerr’e şu nasîhatlerde bulundu:
  • Sana Allah’tan korkmanı tavsiye ederim. Çünkü Allah korkusu her işin başıdır.
  • Kur’ân’ı oku, Allah’ın zikrine sarıl. Çünkü zikrullah senin için yeryüzünde ışık, gökte de saklanan bir azıktır.
  • Sakın çok gülme. Zîrâ çok gülmek kalbi öldürür, yüzünün nûrunu söndürür.
  • Çok konuşmamaya çalış çünkü bu, şeytanın senden uzaklaşması için bir vesîle, dînini koruman hususunda bir yardımcıdır.
  • Fakirleri sev, onlarla hemdem ol.
  • Senden aşağıdakilere bak, senden üstünlerine bakma. Bu, Allah’ın sana verdiği nimetleri küçümsememen için en uygun yoldur.
  • Acı da olsa hakkı söyle.
  • Bildiğin kusurların seni, halkın eksikliklerini araştırmaktan alıkoysun. Yaptığın bir işi, başkaları yaptığında kızma. Kendi noksanlarını görmeyip, insanların ayıplarıyla meşgul olman, irtikâb etmekte olduğun bir fiili insanlar yaptığında kendilerine kızman ayıp olarak sana yeter, dedi ve eliyle göğsüne vurarak:
  • Ey Ebû Zerr! Tedbir gibi akıl, günahlardan sakınmak gibi verâ, güzel ahlak gibi servet yoktur, buyurdu. (Hayatü’s-Sahâbe 4-206/207)
Peygamber Efendimizin Sözleri, Peygamber Efendimiz Sözleri, Peygamber Efendimizin güzel Sözleri, Peygamber Efendimiz Sözler, Peygamber Efendimizin  nasihatları, 

Read more

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Aralık 2011 10:39 )

Ey Ademoğlu PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Pazartesi, 26 Aralık 2011 00:35
Şiirler / Dini Şiirler
Üzerimde ; gezip dolaşıyorsun!
İçimde ; hareket edemeyeceksin!
Üzerimde ; günah işlersin!
İçimde ; hesap vereceksin!
Üzerimde ; gülüyorsun!
İçimde ; ağlayacaksın!
Üzerimde ; neşelenirsin!
İçimde ; mahzun olacaksın!
Üzerimde ; mal topluyorsun!
İçimde ; pişman olacaksın!
Üzerimde ; haram yiyorsun!
İçimde ; kurtlar seni yiyecek!
Üzerimde ; hile yapıyorsun!
İçimde ; zelil olacaksın!
Üzerimde ; sevinçlisin!
İçimde ; üzüntüye düşersin!
Üzerimde ; ışıkta geziyorsun!
İçimde ; karanlığa düşersin!
Üzerimde ; herkesle berabersin!
İçimde ; yalnız kalacaksın Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 13:04 )


Cumartesi 24 Aralık 2011

Sızım Elif Sızısı PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cumartesi, 24 Aralık 2011 21:15
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

SIZIM ELiF SIZISI
ELiF GiBi YALNIZIM,NE ESREM VAR NE OTREM
NE BENi DURDURAN BiR CEZMiM,
NE DE BANA BEN KATAN BiR SEDDE
NE ELiMi TUTAN BiR HARF ,
NE ANLAM KATAN BiR HAREKEM,
KALAKALDIM SAYFALAR ORTASINDA,
iSTE BEN GiBi SEN GiBiBiR.
OKUYAN BEKLEDiM,BiR HIFZ EDEN
BELKi GOLGESiNi iSTEDiM,BiR DOSTUN MED GiBi

SIZIM ELiF SIZISI.......

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 13:42 )


Çarşamba 21 Aralık 2011

Sussam Gönül Razı Deyil PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 18:50
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

BEYHUDE GAMLANMA DIVANE GONUL
CUMLE ALEMIN RIZKINI VEREN VARDIR
YAPTIGIN HATAYI GORMUYOR SANMA
KALPTE GiZLi EN DERiN SIRLARI BiLEN VAR


MAL-I EMLAKIM VAR DEYU GUVENME
ARKAM VAR DEYU DAYANMA
SIRT USTU iNSANI YERE VURAN VARDIR
BEYHUDE GAMLANMA DiVANE GONUL


CUMLE ALEMiN RIZKINI VEREN VARDIR
DERDiME VAKIF DEGiL CANAN BENi HANDAN BiLiR
HAKKI VARDIR SAD OLANLAR
SOYLESEM TESiRi YOK,SUSSAM GONUL RAZI DEGiL
CEKTiGiM ALAMI BiR BEN BiRDE ALLAH'IM BiLiR...

FUZULİ

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 13:41 )

Alemlere Rahmet PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 18:00
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

Alemlere rahmet olarak geldin
Ümmetine şefaat vaad eyledin
Güzel ahlâkı sen itmam eyledin
Salât selâm sana ya Rasülallah...

Ne büyük şeref sana ümmet olmak
Gösterdiğin doğru yola koyulmak
Kur'an'a sarılmak, namaza durmak
Senin öğüdündür ya Rasülallah...

Allah'ın birliğine iman ettik
Dilimizle bunu ikrar eyledik
Seni kendimize rehber eyledik
Bizlere şâhid ol ya Rasülallah...

Dinimiz İslâm'dır elhamdülillah
Canımız fedâdır fî sebîlillah
Günahlarımız çoktur bî iştibâh
Bizlere şefaat ya Rasülallah...

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 13:02 )

Alemlere Rahmet PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 17:46
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

  ALEMLERE RAHMET
Alemlere rahmet olarak geldin
Ümmetine şefaat vaad eyledin
Güzel ahlâkı sen itmam eyledin
Salât selâm sana ya Rasülallah...

Ne büyük şeref sana ümmet olmak
Gösterdiğin doğru yola koyulmak
Kur'an'a sarılmak, namaza durmak
Senin öğüdündür ya Rasülallah...

Allah'ın birliğine iman ettik
Dilimizle bunu ikrar eyledik
Seni kendimize rehber eyledik
Bizlere şâhid ol ya Rasülallah...

Dinimiz İslâm'dır elhamdülillah
Canımız fedâdır fî sebîlillah
Günahlarımız çoktur bî iştibâh
Bizlere şefaat ya Rasülallah...

Read more

Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 13:01 )

Yeşil Kubbe PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 17:43
İlahiler / Dini İlahiler

Yeşil Kubbe
 
Yaklaştıkça yeşil kubbe görünür
Kubbeyi görenler yere serilir
Çağrışarak salat selam verilir
 
Merhem sürülmedi kardeş yarem sızılar
Hasta gönlüm Medineyi arzular
 
Bugün huccac Medine’y derilir
Hacı beratları ele verilir
Ravza-yı Muhammed şimdi görünür
 
Merhem sürülmedi kardeş yarem sızılar
Hasta gönlüm Medineyi arzular
 
Aşıklara Bağdat uzak olur mu
Hayır kervanına tuzak olur mu
Duyulur da gayrı durmak olur mu
 
Merhem sürülmedi kardeş yarem sızılar
Hasta gönlüm Medineyi arzular
 
Neyim nerden geldim neyi ararım

Nere gideceğim kimden sorarım
Bu aşkın yolunda ben bi kararım
 
Merhem sürülmedi kardeş yarem sızılar
Hasta gönlüm Medineyi arzular

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 13:01 )

Annem PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 17:11
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

Beni kundaklara sardın,
Geceni gündüz eyledin,
Ne tatlı ninni söylerdin,
Canım annem güzel annem.

Helal eyle helal eyle,
Annem hakkın helal eyle.

Bana baktın nazlı nazlı,
Hem okuttun gayet hızlı,
Sana olsun hakkım fazlı
Cennet hatunu ol annem.

Helal eyle helal eyle,
Annem hakkın helal eyle.
 
Başucuma gelenim sen,
Göz yaşımı silenim sen,
Dertlerime devasın sen,
Canım annem güzel annem.

Helal eyle helal eyle,
Annem hakkın helal eyle

Read more

Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 13:01 )

Farkındamısın Bedirhan Gökçe PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 17:08
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

Farkında mısın?

Son günlerde ne kadar da aciz kaldık
Bize ait cümleler kurmaktan
Bırak seni seviyorum demeyi,
Bir günaydını bile çok görür olduk birbirimize

Tükenen, sevgimiz mi,
Yoksa, yoksa dilimiz mi varmıyor?
Ne sen bana iyi misin diyorsun,
Ne ben sana günaydın
Farkında mısın? ağzımızı bıçak açmıyor

Sebepsiz değil yavan kelimelere baş vurmamız,
Saçlarını bile taramıyorsun eskisi gibi.
Benimse içimden gelmiyor tıraş olmak.

Eskiden daha zili çalmadan açardın kapıyı.
Kokunu taa aşağılardan duydum derdin.
Özledim derdin.
Kısar gözlerini, ya sen ya sen derdin.

Öylece sarılıp kalırdık kapı eşiğinde.
Kaç gecedir koltuğun bir kenarında uyuyup kalıyorum.
Öyle arttı ki son günlerde romatizmalarım.
Adeta kar yağıyor geceleri sol omzuma.
Sana ilaçlarımın yerini korkudan soramıyorum.
Ya cevap vermezsen,
Ya git kendin al dersen.
Korkuyorum işte,
Sevginin tükendiğini bilmekten korkuyorum.

Dün, ilk defa kahvaltı etmişsin beni kaldırmadan.
İlk defa çayı dün soğuk ve şekersiz içtim.
Kaç zamandır adımla seslenmiyorsun bana
Bir tabloyu meydana getire iki unsur gibiyiz.
Senin vurdumduymazlığını,
Benim aksiliğim tamamlıyor.
Sen ayrı odadan kalkıyorsun,
Ben taa uçtaki odadan.
Bir suçlu gibi öne eğip başımızı,
Öylece geçiyoruz yanından birbirimizin.
Hiç umursamadan!

Yok yok bu böyle olmayacak.
Ya sen aç kıza telefon
Ya ben bu böyle olmayacak.
İstersen oğlanları sen ara,
Onlar seni daha bir severler.
Kısaca ya ben gideyim, ya sen
Belki de bir zaman ayrı kalırsak,
Kim bilir belki de özleriz birbirimizi.

Bu günleri hiç düşünmeden,
O hoyrat, o pervasızca harcadığımız,
Aşkımıza nasıl muhtacım şimdi, nasıl! Bilemezsin.
Olsun, bir müddet yemeği dışarıda yerim.
İlaçlarımı masanın üstüne geceden dizerim
Parmağıma ip bağlarım falan.
Ya da istersen ben gideyim.
Gideyim de nereye.
Galiba yaşlanmamalı insan.
Şuç erkek veya kadın olmakta değil,
Suç dediğim gibi o hoyratça harcadığımız
yılların bir bedeli olmalı.

Dün o filmi seyrederken ağladığını gördüm
Sanma ki fark etmedim.
Sanki ikimizin son dönemi.
Ne kadar açığa vursak ta öfkemizi,
Gem vuramasak ta alışkanlıklarımıza.
Demek ki bazı şeylerin çok geç anlaşılıyormuş değeri.
Bir ara gözüm takıldı, saçlarına karışmış akların.
Benimse kış çoktan oturmuştu şakaklarıma.

Hatırlar mısın ilk yemeğe çıktığımız günü,
Nasılda elim ayağıma dolaşmıştı hani, Hatırlar mısın,
bir mecal kalırcasına gülüğünü,
Şimdi ise bak yüreğimiz bir mecal.
Dağ başı yalnızlıklarına mahkum ettik birbirimizi.
Ne zaman biter bu suskunluğumuz bilmem.
Ya bir ölüm anı çığlığıyla,
Sahi ben ölürsem ağlar mısın?
Bana, bana hiç sorma.
Düşünmek bile acıtıyor içimi.
Cam kesiği ağrılara gark oluyorum.
Hem benim bildiğim önce,
Erkekler ölür.
O zamanda sen,
O zamanda sen kalacaksın yapayalnız.
Ne yapar, ne edersin bu koca şehirde.
Kim getirir her sabah o çok sevdiğin,
Taze fırın ekmeğini.
Kim sular bahçeyi,
Kim budar yediverenlerini.
Ve kim koyar sen daha uyanmadan
Yastığına o en güzel güllerini 
Zor değil mi?
Yaşamın en zor tarafı işte.
Kolay değil alışkanlıklardan,
Bir an için vazgeçmek.
Zaten, zaten benim tek alışkanlığımda sensin.
Yok, yok senden vazgeçemem.
Zaten benim bildiğim,
Erkekler özür dilemeli ilk,
Galiba daha bir yakışıyor
Seni seviyorum demek erkeğe.
Yok yok, bu sabah kalkınca,
İlk işim sana sarılıp ve hiç yüksünmeden,
Ve kırgınlığı bir yana atıp,
Seni seviyorum demeliyim.
Seni seviyorum günaydın demeliyim.
Günaydın bir tanem,
Seni çok seviyorum.
Canım karım Günaydın
Bedirhan Gökçe

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 13:00 )

Ellerim Semada PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 16:53
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

Ellerim semada huzurundayım,
Diz çöküp önünde yalvarmaktayım,
Ey benim sultanım güzel Allahım,
Lütfeyle kuluna bağışla beni.


Bir garip haldeyim gönlüm derbeder,
Gözlerim kör olsun bir görsem yeter,
Sen kabul etmezsen kim kabul eder,
Ey benim sultanım güzel Allahım.


Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi,
Geceler bitmedi bahar gelmedi,
Artık dayanacak gücüm kalmadı,
Ey benim sultanım güzel Allahım.


Bir garip haldeyim gönlüm derbeder,
Gözlerim kör olsun bir görsem yeter,
Sen kabul etmezsen kim kabul eder,
Ey benim sultanim güzel Allahim.
 
 

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 12:59 )

Tevhid Tabibi PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 15:50
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

    Tevhid Tabibi  

Düsmüsüz dermansiz derde
Yalan hile nefsim sende
Nasil bakacagim bende
Can ahmedim Nur yüzüne

Askiyla dogan sabaha
Dalmisim ben cok günaha
Ne yüzle diyem merhaba
Can Ahmedin Nur yüzüne

Viran olmus kalp ocagim
Dertlidir gönül kucagim
Nasil böyle varacagim
Can Ahmedin Nur yüzüne

Can kurban kudret sahina
O enbiya sultanina
Nasil giderim yanina
Can ahmedin Nur yüzüne

Sefil halinle özüne
Girmissin nefsin közüne
Nasil bakarsin mahserde
Can Ahmedin Nur yüzüne

Hastayim tevhid tabibi
Ins-ü cinin tek sahibi
Ahmedi muhtar habibi
Nasil bakarim yüzüne


Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 12:59 )

Haktan Inen Şerbeti PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 15:44
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

Haktan Inen Şerbeti
Hakk'tan inen serbeti
Içtik elhamdülillah
Sol kudret denizini
Geçtik elhamdülillah

Su karsiki daglari
0 yemyesil baglari
Saglik sefalik ile
Astik elhamdülillah

Beri gel barisalim
Yar isen biliselim
Atimiz egerlendi
Kostuk elhamdülilah

Kuru iken yas olduk
Ayak iken bas olduk
Kanatlandik kus olduk
Uçtuk elhamdülillah

Geçtik yazi kisladik
Çok hayirlar lsledik
Us bahar oldu geri
Göçtük elhamdülllah

Taptugun tapusunda
Kul olduk kapusunda
YUNUS miskin çigidik
Pistik elhamdüllllah

Read more

Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 12:59 )

Ölmemeye Çare mi Var PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 15:42
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

Ölmemeye Çare mi Var
Hiç aldanma mala mülke
Gitmez isen dogru yola
Tatli canin azraile
Vermemeye çaremi var

Hiç güvenme can dostuna
Uçusurlar mal kastina
Çikip tenesür üstüne
Yatmamaya çaremi var

Düsünmezsin hiç ölmeyi
Terk etmezsin hiç gülmeyi
Yakasi yok ak gömlegi
Giymemeye çaremi var

Nerde ecdad nerde ata
Hak'ka karsi yapma hata
Taput denen agaç ata
Binmemeye çaremi var

Daim yürür Hak izinde
Hak'ki söyler her sözünde
Dört kisinin omuzunda
Gitmemeye çaremi var

Kalkacaktir gözden perde
Göreceksin yarin, nerde
Ev kazilmis kara yerde
Yatmamaya çaremi var

Münker nekir gelecektir
Rabbin kimdir diyecektir
Mümin cevap verecektir
Vermemeye çaremi var

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 12:59 )

Açıverin Şu Ravza'yı PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 15:37
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

Açıverin şu Ravza’yı göz nurumuz var
Yarın bizi kurtaracak Muhammed’imiz var

Çıktım şu dağlara Habibim dedim
Ol Ulu Mevla’ya (Allah) arz-u hal verdim
Şükür olsun Mevla’ya murada erdim

Açıverin şu Ravza’yı göz nurumuz var
Yarın bizi kurtaracak Ahmed’imiz var

Ravza’ya bakmaya canlar mı doyar
Aşkına düşenler (Allah) böyle mi yanar
Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali var

Açıverin şu Ravza’yı göz nurumuz var
Yarın bizi kurtaracak Peygamberimiz var

Medine etrafı sıralı dağlar
Hasreti yüreğimde gözleri bağlar
Ravza’nın hasreti ciğerim dağlar

Açıverin şu Ravza’yı göz nurumuz var
Yarın bizi kurtaracak

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 12:58 )

Ne Oldu Sana Ümmeti Muhammed PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 15:35
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

Hani Rasulullahın sünnetleri
Hani Ashabı Kiramın halleri
Ne oldu sana Ümmeti Muhammed

Nerde EbuBekir gibi insanlar
Nerde Ömer Faruklardan kanunlar
Nerde dünyayı boşvermiş alimler
Ne oldu sana Ümmeti Muhammed

Hz.Osman'ın utanma hali
Hz.Ali'nin namaz misali
Evliya Erenlerin pak halleri
Ne oldu sana Ümmeti Muhammed

Uymuşsun sen dünyanın düzenine
Gülüyorsun ağlanacak haline
Düşün ne cevap vereceksin Rabbine
Ne oldu sana Ümmeti Muhammed

Hazır mısın kabirde ki suale
Hazır mısın mahşerde ki ahde
Ne cevap vereceksin sen Rabbine
Ne oldu sana Ümmeti Muhammed

Read more

Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 13:00 )

Üzeyir As PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 15:17
İslam İlmihali / Peygamber Kıssaları

Hz. ÜZEYR (a.s)

İsrailoğullarına (Yahudilere) göre meşhur bir peygamber olan Üzeyr (a.s)'ın adı Kur'an-ı Kerîm'de geçmektedir. Fakat İslâm'a göre onun peygamber olup olmadığı hususunda ihtilaf vardır.

Üzeyr (a.s)'ın adı hakkında da alimlerin farklı yorumları vardır. Bazı alimlere göre onun adı Arapça bir isimdir. Diğer bazı alimlere göre ise, Üzeyr kelimesi Arapça değil, İbranicedir (el-Ukberî, İmlau ma menne bihi'r Rahman, Mısır, 1961, II, 7).

İbranice'de Üzeyr kelimesinin karşılığı "Azra"dır. Tevrat'ın bu dildeki nüshasında böyle geçmektedir (Biblio Hobraica, nşr. Rud. Kittel, Stuttgart,1952; Esra, VII,1; Nehemio, VIII,13).

Üzeyr (a.s), Harun Peygamber'in neslinden gelmektedir (es-Sa'lebî, el-Arais, Mısır, 1951, 344).

Üzeyr (a.s)'ın adı, Kur'an-ı Kerîm'de bir yerde geçmektedir: "Yahudiler. 'Üzeyr, Allah'ın oğludur; dediler. Hristiyanlar da: Mesih Allah'ın oğludur', dediler. Bu, onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini), önceden inkâr etmiş(olan müşrik)lerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da (haktan batıla) çevriliyorlar!.. Hahamlarını ve rahiplerini Allah'tan ayrı rehber edindiler, Meryem oğlu Mesîh'i de. Oysa kendilerine yalnız tek Tanrı olan Allah'a ibâdet etmeleri emredilmişti. Ondan başka ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir" (et-Tevbe, 9/30, 31).

Burada söz konusu olan Üzeyr (a.s) hakkında çeşitli rivâyetler vardır. En meşhuru İbn Abbas'ın rivâyetidir. Buna göre, Yüce Allah İsrâil oğullarının elinde bulunan Tevrat'ı onlardan aldı. Tevratın içinde bulunduğu sandığı kaybettiler. Aynı zamanda Tevrat zihinlerinden de silindi. İsrail oğulları buna çok üzüldüler. Bilhassa Üzeyr (a.s) Allah'a çok ibâdet etti; O'na yalvarıp yakardı. Allah'tan inen bir nur, onun kalbine girdi. Unutmuş olduğu Tevrat'ı hatırladı. Ondan sonra Tevrat'ı yeniden İsrail oğullarına öğretti. Daha sonra Tevrat'ın içinde bulunduğu sandık bulundu. Bunun üzerine Üzeyr (a.s)'ın öğrettiğinin aslına uygun olduğunu gördüler. Bunun üzerine Üzeyr (a.s)'ı çok sevdiler. Fakat bu hususta aşırı gittiler. "O, olsa olsa Allah'ın oğludur" dediler (İbn Cerir et-Taberî, Camiu'l-Beyân, Mısır,1951, X,111). Bu âyetler, onların bu hususta aşırı gitmelerini ve Hristiyanların da, İsâ (a.s) Allah'ın oğludur diye söylemelerini reddetme mahiyetinde nazil olmuştur. Onların bu sözlerinin batıl olduğu anlatılmış ve Yüce Allah'ın, onların bu iddialarından münezzeh olduğu ifâde edilmiştir (el-Beydâvî, Envaru't-Tenzîl ve Esraru't Te'vîl, Mısır, 1955, I, 196).

Yahudilerin bu hususta aşırı gitmeleri, Kur'an'ın başka yerlerinde de tenkid edilmiştir. "Vay haline o kimselerin ki, Kitabı elleriyle yazıp, az bir paraya satmak için, "Bu Allah'ın katındandır. " derler. Ellerinin yazarlığından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların!" (el-Bakara, 2/79) mealindeki âyette Yahudiler kasdedilmektedir. Onların Tevrat'ı tahrif ettikleri, ondan sonra kendileri tarafından yazılan bir kitabı Allah'ın kitabı diye tanıtmaları söz konusudur. Onlar bu şekilde kitab yazmışlar, Allah'ın kelâmı olarak ileri sürmüşler ve bununla menfaat ile nüfûz sağlamaya çalışmışlardır. Bu âyette, onların bu yaptıkları tenkid edilmektedir (Muhammed Ali es-Sâbûnî, Safvetu't-Tefâsir, İstanbul, 1987, I, 71 vd).

Aşağıdaki âyette de, Yahudilerin bu durumu tenkid edilmiştir:

"Onlardan bir grup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken, dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları, kitaptan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde, "Bu, Allah katındandır. " derler. Onlar bile bile Allah'a iftira ediyorlar" (Âlu İmran, 3/78).

İbn Abbas (r.a)'dan nakledildiğine göre, bu ayette de Yahudiler kasdedilmektedir. Buna göre, onlar Allah'ın kelâmını kaybetmişler. Kendi uydurduklarını Allah'ın kelamı olarak tanıtmaya çalışmışlar. Onların bu yaptıkları yalan ve uydurmadır (ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, Kahire,1977, I, 182 vd.).

Üzeyr (a.s) ile ilgili bulunduğu söylenen diğer bir ayet de şöyledir;

"Yahut görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin çatıları duvarları üzerine çökmüş (yıkık dökük olmuş) ıssız bir kasabaya uğradı. "Ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba!" dedi. Hemen Allah onu öldürdü, yüz sene sonra tekrar diriltti. "Ne kadar kaldın burada?" dedi. "Bir gün yahut bir kaç saat" dedi. Allah ona: "Bilakis yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Bir de eşeğine bak. Seni insanlar için bir âyet (ibret işâreti) kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl birbiri üstüne koyuyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz. " dedi. Durum kendisince anlaşılınca, "Şüphesiz Allah'ın her şeye kadir olduğunu bilmeliyim" dedi (el-Bakara, 2/259).

Bu ayette söz konusu olan zatın kim olduğu hususunda çeşitli rivâyetler vardır. Fakat alimlerin ekseriyetine göre bu zat, Üzeyr (a.s)'dır (el-Beydâvî, Envaru't-Tenzîl, I, 57).

Hz. Muhammed (s.a.s), Üzeyr (a.s)'ın peygamber olup olmadığı hususunda şöyle buyurmuştur: "Bilmiyorum, Üzeyr peygamber midir, değil midir?" (Ali Nasıf et-Tâc, III, 302). Bundan dolayı İslâm inancında Üzeyr (a.s)'ın peygamberliği ihtilaflı kabul edilmiştir.

Peygamber olsun veya olmasın, Üzeyr (a.s) Allah'a tam manasıyla inanmış, kamil imân sahibi olan bir zattı. Hayatı boyunca, Allah'ın rızasını kazanmak için şerden kaçmış, hayra koşmuştur. Çevresindeki insanları da bu şekilde inanmaya ve Allah'ın emir ile yasaklarına riâyet etmeye davet etmiştir.

Üzeyir As-Üzeyir As hayatı-Üzeyir As kıssası-Üzeyir As doğumu-Üzeyir As vefatı-hz Üzeyir As-Hazreti Üzeyir As

Read more
Son Güncelleme ( Cuma, 28 Eylül 2012 11:06 )

Mustafa Demirci - Sultanim PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 15:15
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

Tut elimden kaldır beni,
Aşkın ile yandır beni,
Haber gönder aldır beni,
Derde derman ey sultanim....

Yol yürürüm yollar çamur,
Ha dolu yağmış ha yağmur,
Sana varmak bana onur,
Derde derman ey sultanim....

Yollarımı sana getir
Her sonucu sende bitir,
Yiteceksem sende yitir,
Derde derman ey Sultanim....

Aşkın ile kil derbeder,
Gönül bu derde sabreder,
Aşktan gelen aşka gider,
Derde derman ey sultanim

Yola düştüm yarıda kaldım,
Güle düştüm harda kaldım,
Dile düştüm darda kaldım,
Dile ferman ey Sultanim

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 12:58 )

Cefakar Annem PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 15:11
İlahiler / Güzel İlahiler

Bilirim emeğin çoktur senin
Bu hakkı bilmeden duramam annem
Ağlayan gözyaşımı sildin benim
Rızanı almadan ölemem annem

Helal eyle hakkını benim cefakâr annem

Benim için çok katlandın zahmete
Sen dua et, lâyık olayım rahmete
Böylece varılır hakka ve cennete

Helal eyle hakkını benim cefakâr annem

Aklıma geldikçe yüreğim coşar
Gözlerimden kanlı yaşlar taşar
Sabredemem annem...
Şu gençlik geçer; evladını yetim bırakma annem...

Helal eyle helal eyle hakkını
Benim cefakâr annem...

              ***

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 12:56 )

Ya Muhammed Diye Diye Dini Şiirler PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 15:10
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

Sen hiç sevdin mi rasûlü
Sevdin mi mis kokan gülü
Susturma öten bülbülü
Ötsün Rasûl diye diye
Ya Muhammed diye diye

Oturupta bir köşede
Yandın mı hiç Muhammede
Ağladınmı bu alemde
Ağla Rasûl diye diye
Ya Muhammed diye diye

Sevdin mi hiç Muhammed'i
Canlar canı Nur Ahmed'i
Yandı gönül hiç sönmedi
Yansın Rasûl diye diye
Ya Muhammed diye diye

Muhammed'i çok sevdin mi
Hiç salavat getirdin mi
Yanıp yanıp eridin mi
Eri Rasûl diye diye
Ya Muhammed diye diye

Vardın mı hiç ravzasına
Kapıldın mı sevdasına
Uyudun mu rüyasına
Uyu Rasûl diye diye
Ya Muhammed diye diye

Read more

Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 13:05 )

Gözümün Nuru PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 14:23
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

GÖZÜMÜN NURU

Gözümün nurusun sen
kalbimin hem süruru
Rahim sıfatın vardır
Örtersin hep kusuru

Allah Rasülü sensin
Cennet-ül Firdevs senin
Mevla'nın müjdesi var
Sensin ümmete müin
Mevla'nın rızası var
Sensin ümmete müin...

Mualla'dır makamın
El-emin'dir hem namın
Seni durmadan anmak
Gereğidir imanın

Allah Rasülü sensin
Cennet-ül Firdevs senin
Mevla'nın müjdesi var
Sensin ümmete müin
Mevla'nın rızası var
Sensin ümmete müin...

Kusuru çok aşığın
Zikri pek azdır anın
Ey daileri seven
Bendesi kıl Kur'anın

Allah Rasülü sensin
Cennet-ül Firdevs senin
Mevla'nın müjdesi var
Sensin ümmete müin
Mevla'nın rızası var
Sensin ümmete

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 12:55 )

İslami şiirler PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 14:19
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

Affet Sen Allah'ım
Günahım çok yüzüm kara
N'olur affet Sen Allah'ım
Senin için gönlüm yara
Aman affet Sen Allah'ım!

Günahımı bilen Sen'sin,
Feryadımı duyan Sen'sin
Umudum var, affedersin
Aman affet Sen Allah'ım!

Kapına geldim ağlarım
Korkudan gönlüm dağlarım
Affına umut bağlarım
Aman affet Sen Allah'ım!

Günahımı bilen Sen'sin,
Feryadımı duyan Sen'sin
Umudum var, affedersin
Aman affet Sen Allah'ım!

Sen Rabbim'sin yakma nar(d)a
N'olur beni koma nara
Yılmaz pişman hem bîçare
Aman affet Sen Allah'ım

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 12:55 )

Affet Sen Allah'ım! PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 14:12
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

Günahım çok yüzüm kara
N'olur affet Sen Allah'ım
Senin için gönlüm yara
Aman affet Sen Allah'ım!

Günahımı bilen Sen'sin,
Feryadımı duyan Sen'sin
Umudum var, affedersin
Aman affet Sen Allah'ım!

Kapına geldim ağlarım
Korkudan gönlüm dağlarım
Affına umut bağlarım
Aman affet Sen Allah'ım!

Günahımı bilen Sen'sin,
Feryadımı duyan Sen'sin
Umudum var, affedersin
Aman affet Sen Allah'ım!

Sen Rabbim'sin yakma nar(d)a
N'olur beni koma nara
Yılmaz pişman hem bîçare
Aman affet

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 12:54 )

Sana Geldim Ya Muhammed (s.a.v.) PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 14:10
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

MUSTAFA ÖZCAN GÜNEŞDOĞDU
Dağlar taşlar, yollar aştım
Susuz çöllerde dolaştım
Vardım Ravza'na ulaştım
Sana geldim Ya Muhammed (s.a.v.)
Alemlere Sensin rahmet

Ravzadayım, rûya değil
Hayal değil, hülya değil
İçtenlik bu riya değil
Sana geldim Ya Muhammed (s.a.v.)
Alemlere Sensin rahmet

Elimden tut kaldır beni
Rahmetine daldır beni
Çok ağladım, güldür beni
Sana geldim Ya Muhammed (s.a.v.)
Alemlere Sensin rahmet

Ne olur halime bir bak
Günahlarım kucak kucak
Var mı başka kurtaracak?
Sana geldim Ya Muhammed (s.a.v.)
Alemlere Sensin rahmet

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 12:54 )

Ben Yürürem Yane Yane PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 14:07
Faydalı Bilgiler / İlahi Sözleri

Ben yürürem yane yane, Aşk boyadi beni kane
Ne akilem ne Divane, Gel gör beni aşk neyledi
Gah eserem yeller gibi, Gah tozaram yollar gibi
Gah akaram seller gibi, gel gör beni aşk neyledi

*** ***

Akan sulayın çağlaram, Dertli cigerem dağlaram
Şeyhim anuban ağlaram, gel gör beni aşk neyledi
Ya elim al kaldır beni, ya vaslına erdir beni
Çok ağladım güldür beni, gel gör beni aşk neyledi

*** ***

Mecnun oluban yürürem, ol yari düşte görürem
Uyanıp melul oluram, gel gör beni aşk neyledi
Miskin Yunus biçareyem, baştan aşağı yareyem
Dost ilinden avareyem, gel gör beni aşk neyledi


Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Eylül 2012 12:54 )

İsa As PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Çarşamba, 21 Aralık 2011 14:06
İslam İlmihali / Peygamber Kıssaları

HZ. MESİH İSA (A.S) 1

Hz. İsa (a.s)'ın Soyu: 1

Hz. İsa (a.s)'ın, İncil'de Belirtilen Soyu: 2

Hz. Isa (a.s)'in, İndilerde Geçen Soyu: 3

Müslümanlara Göre Hz. Meryem Kimdir?: 4

Hz. Zekeriyyâ (a.s)'ın, Hz. Meryem'i Koruması Altına Alması: 5

Hz, Meryem'in, Yüce Allah'a Gönül Vererek Yetişmesi: 6

Hz. Meryem'in Hz. Mesih İsa (as) İle Müjdelenmesi: 7

Hz. Meryem'in Hamilelik Müddeti: 8

Hz. Meryem'in Suçlanması: 9

Hz. İsa (a.s)'ın Doğumu: 11

Hz. İsa (a.s) ın Hayatı: 12

Herodes'un, Hz. İsa (a.s)'ı Öldürmeye Karar Vermesi: 13

Hz. İsa (a.s)'ın, Yahudi Alimleriyle Olan Tartışması: 13

Hz. İsa (a.s)'ın Peygamberliğinin Başlaması: 14

Hz. İsa (a.s)'ın Daveti: 14

Yahudilerin, Hz. İsa (a.s)'a Karşı Hile Kurmaları ve Öldürmeye Teşebbüs Etmeleri: 15

Hz. İsa (a.s)'in Çarmıha Gerilme Meselesi: 17

Hz. İsa (a.s)'ın Kendisini İnsanlığa Feda Etme Meselesi: 18

Havariler Kimlerdir?: 19

Hıristiyanlarca Kabul Edilen İnciller: 20

Bu İncilerin Doğruluk Payı Var mıdır?: 21

Hıristiyanların, Hz. îsa (a.s) Hakkındaki İnançları: 23

Hz. İsa (a.s)'ın Mucizeleri:i?:

 

 

 

HZ. MESİH İSA (A.S)

 

"Meryem oğlu İsa sadece peygamberdir. Ondan ön­cede peygamberler geçmiştir. Onun annesi (Meryem) dos­doğru bir kimsedir." (Maide: 5/75) 

 

Hz. İsa (a.s)'ın Soyu:

 

Hz. İsa (a.s)'ın soyu şu şekildedir: Mesih Isa, Hz. Mer­yem'in oğludur. Allah'ın salât ve selâmı onun üzerine olsun.

Hz. İsa (a.s), İsrailoğullan peygamberlerinin sonuncusu­dur.

İsmi, İsa'dır. Lakabı ise Mesih'tir.Annesi Hz. Mer­yem'e nispetten dolayı "İbn Meryem" (Meryem oğlu)" diye künyelenmiştir. Çünkü babasız olarak doğmuştur. Hz. İsa, İbranice'de, "Yeşû' " diye bilinir. Manası ise "Kurtuluş" (veya arı, duru) demektir. İncil'de ise -noktalı Şın harfinin ye­rine noktasız "Sin" harfi ile- "Yesû"' diye geçer.

Hz. İsa (a.s), Allah'ın kulu ve peygamberi olup temiz, if­fetli, kötülüklerden uzak, Aîlah'a gönül veren bakire Mer­yem'e Allah'ın attığı bir kelimesidir.

Nitekim Yüce Allah, Hz. Meryem ile ilgili bu özellikleri şöyle anlatmaktadır:

"(Yine Allah, müminlere) îmrân 'in kız\ Meryem 'i de örnek verdi ki o, "ırzım korudu." Bizde, o(nun rahmin)e, ruhumuz­dan üfledik. O, Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti ve gönülden (Allah 'a) itaat edenlerden oldu."

Hz. Muhammed (s.a.v) bütün peygamberlerin sonuncusu olduğu gibi, Hz. İsa (a.s)'da İsrailoğullan içerisindeki pey­gamberlerin sonuncusudur. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.), hem nebilerin ve hem de resullerin sonuncusudur. Allah'ın salât ve selâmı onların hepsinin üzerine olsun. 

 

Hz. İsa (a.s)'ın, İncil'de Belirtilen Soyu:

 

Hz. İsa b. Meryem (a.s)'in soyu daha önce nakledilmiştir. Fakat Hıristiyanlar, Hz. İsa (a.s)'ı kendilerinin yanında Yesû' b. Yûsuf en-Neccâr (Yûsuf en- Neccar'm oğlu Yesû') diye ad­landırdıklarından dolayı onun soyunu, Yûsuf en-Neccâr'a da­yandığını iddia ederler. İşte bunun sebebi ise; Hz. Meryem'in, Hz. İsa (a.s)'a hamile kalmazdan önce Yûsuf en-Neccâr'ın, Hz. Meryem'i (evlilik için) istemesidir.

Hz. Meryem hamile kalınca, Yûsuf en-Neccâr'a rüyasında -Hz. Meryem'in her türlü kötülüklerden uzak olması gerekti­ğinden dolayı onunla evlenmesi, ona bir iftira ve şüphe atılma­sı ihtimali olması itibariyle- (onunla evlenmek için) onu iste­yeceğini etrafına yayması ve ondan vazgeçmesi gerektiği em­redildi.

Matta İncil'inin 1-20 bölümü arasında, Hz. Meryem'in bu özellikleri anlatılmıştır. Yûsuf en-Neccârda, İsrailoğulları gençlerinden olup salih bir kimseydi. Yûsuf en-Neccâr'm te­miz ve iffetli bir yaşayışı vardı. Daha sonra Hz. Meryem'in iffetini, temiz bir kimse olduğunu vb Özelliklerini görünce onu (evlilik için) istedi. Fakat ikisi arasında evlilik veya cinsel iliş­ki (yahut flört) meydana gelmemişti. Yûsuf en-Neccâr'ın, Hz. Meryem'i evlilik için istemesi; evlilik öncesi birleşme olmaksızın (flört hayatı yaşamaktan uzak) sadece normal bir evlilik istemesi şeklinde idi.

Barnaba İncil'in de anlatıldığına göre; Yûsuf en-Neccâr, Hz. Meryem'de iffctlilik, dine bağlılık vb. özellikler görünce, onun, kendisiyle evlenmesini arzuladı. Dolaylı yollarla (veya direkt olarak) ona evlenme teklifinde bulundu. Zira Yûsuf en-Neccâr; salih, nefsine boyun eğdiren ve takva sahibi önemli kimselerin içerisinde yer almaktaydı. Hem kendisinde ve hem de Hz. Meryem'de bulunan bu güzel özelliklerden dolayı Hz.

Meryem'e evlenme teklifini arzu etmesinin sebebi işte bundan dolayı idi.

Harız îbn Kesîr'in; Yûsuf en-Neccâr'm Hz Meryem'e olaylı yollarla evlenme teklifinde bulunduğuna daiSede ite Hz. Meryem'm Hz. Isa (a.s)'a hamile kalmasından sonra ıkısı arasında geçen konuşmaya dair naklettiği rivayetleri inşallah ilen ki sahifelerde anlatacağız. 

Hz. Isa (a.s)'in, İndilerde Geçen Soyu:

 

Hz. İsa (a.s)'ın soyu sadece Matta ve Luka İndilerinde geçmektedir. O kadar İncil'in içerisinde sadece bu ikisinin Hz. İsa (a.s)'m soyu ile ilgili bilgi vermesi sebebiyle bu iki İncîl, bu yönüyle diğerlerinden ayrılmaktadır. Fakat ne gariptir ki, bu iki İncîl arasında da; Hz. İsa (a.s)'ın soyunu anlatma bakı­mından çok farklılıklar ve birleştirilmesi mümkün olmayan açık çelişkiler bulmaktayız. Buradan şunu anlıyoruz ki, Kitap Ehli; kendi İndilerin Önüne geleni araştırmadan ve tahkik et­meden yazmış, doğru bilgileri kesin olarak tespit etmeden on­lara inanmış," din adamlarının ileri sürdüklerini ve İndilere ka­rıştırdıklarının hepsini düşünmeden tasdik etmişlerdir. Kısaca­sı; Kur'ân-ı Kerîm'in de belirttiği gibi, Tevrat ve İncîl kesin­likle tahrif edilip değiştirilmiştir.

Şimdi de, İndilerin en büyükleri kabul edilen, Hıristi­yanlarca da en çok tanınmış ve en meşhur olan Luka ve Matta İndileri arasındaki Hz. İsa (a.s)'ın soyu üe ilgili zıtlığa ve çe­lişkiye bir göz atalım:

Hz. İsa (a.s)'ın Luka İncîl'indeki Soyu: Yesû' b. Yûsuf en-Neccar b. Hâlî b. Lâvî b. Melkî Yehûzâ b. Ya'kûb b. İshâk b. İbrâhîm (a.s)

Hz. İsa (a.s)'m Matta İncîl'indeki Soyu: Hz. İsa (a.s)'m Matta İncîl'indeki soyu ise şu şekildedir: Yesû' b. Yûsuf en-Neccâr b. Ya'kûb b. Mettân b. Yeâzır. Yehûzâ b. Ya'kûb b. İshâk b. İbrâhîm (a.s) 

Hz. İsa (a.s)'m soyunu, başından sonuna kadar dikkatle incelediğimizde iki İncîl arasında şu gibi büyük farklılıkların bulunduğunu görürüz:

1. Luka İncil'i; Hz. İsa (a.s)'m soyunun başlangıcı olarak, "Yûsuf b. Hâlî" diyor.

Matta İncil'i ise; Hz. İsa (a.s)'m soyunun başlangıcı ola­rak, 'Yûsuf b. YaVûb" diyor.

2. Luka İncil'i; Hz. İsa (a.s)'ın, Nâsân b. Davûd (a.s)'m çocuklarından olduğunu söylüyor.

Matta İncil'i ise; Hz. İsa (a.s)'m, Süleyman b. Davûd (a.s)'m çocuklarından olduğunu söylüyor.

3. Luka Tncîl'i; Hz. İsa (a.s)'m atalarının, hükümdar ve meşhur kimselerden olmadığını söylüyor.

Matta İncil'i ise; Hz. İsa (a.s)'m atalarının, hükümdar ve meşhur kimselerden olduğunu söylüyor.

4. Luka İncil'i; Hz. İsa (a.s) ile Hz. Davûd (a.s) arasında 41 nesil vardır derken,

Matta İncil'i; Hz. İsa (a.s) ile Hz. Davûd (a.s) arasında 16 nesil bulunduğunu söylüyor.

Anlamıyorum, Hz. İsa (a.s)'m soyu hakkında Hıristiyan­larca kabul edilen bu kutsal kitaplarda geçen farklılıklar ile çelişkilerin birleştirilmesi ve açıklanması nasıl mümkün olur? Çünkü bugün Hıristiyanlardan yüz milyonlarca insan, buna inanıyor!!

Ey Allahım! Kur'ân-ı Kerîm'in de belirttiği gibi, bunun, kutsal kitapları değişikliğe uğratan onların din adamlarının de­ğiştirmesinden olmasını diliyorum!!

 

Müslümanlara Göre Hz. Meryem Kimdir?:

 

Hz. Meryem; Allah'a gönül bağlamış, dosdoğru, tertemiz bir bakire, faziletin (peygamberliğin) kucağında terbiye edilmiş, her türlü kötülüklerden uzak ve temiz bir şekilde hayat yaşamış, Yüce Allah'ın Kur'ân-ı Kerîm'inin çeşitli yerlerinde övmüş olduğu ve Kur'an'da ismi geçen İmrân'm kızı Mer­yem'dir.

Yüce Allah'ın, Hz. Meryem'i övdüğü ayetlerinden birisi de şudur:

"Mahrem, yerini (veya iffetini) sapasağlam korumuş Imrân km Meryem'i de (Allah örnek vermiştir). Biz, ona, ruhumuz­dan (Cebrail, Allah'ın ruhundan onun elbisesinin yakasından rahmine ulaştıracak şekilde) üflemiştir. O, Rabbinin sözlerini ve kitaplarını doğrulamıştı ve gönülden (Allah'a) itaat eden­lerden idi."

Hz. Meryem'in babası İmrân, İsrailoğulları alimlerinden büyük bir alim ve büyük bir zat idi.

İbn îshâk'm da naklettiğine göre; İmrân'm hanımının yani Hz. Meryem'in annesinin çocuğu olmuyordu. Bu nedenle İnırân'ın hanımı, bir gün "Eğer hamile kalırsam doğacak ço­cuğumu Allah'ın azatlısı olarak Beytü'l-Makdis'in (Mescid-i Aksa) hizmetine vereceğim" diye adakta bulundu. Yüce Al­lah'ta onun bu duasını kabul etti. Kadında Hz. Meryem'e ha­mile kaldı. Ne zamanki, kadın doğum yapınca çocuğun kız olduğu ortaya çıktı. Halbuki îmrân'ın hanımı, doğacak çocu­ğun Beytü'l-Makdis'te hizmet etmesi için onun erkek olmasını istiyordu. Bunun üzerine mazeretli ve üzgün bir kimse gibi, Yüce Allah'a şöyle yalvarmaya başladı:

"(îmrân'ın karısı) Meryem'i doğurunca -Allah onun ne doğurduğunu bilirken- o yine de: 'Ey Rabbim! Onu (sana adakta bulunduğumu) kız doğurdum. Erkek kız gibi değildir.

Ona, Meryem adını verdim. 'Onu' ve 'soyunu' kovulmuş şey­tanın şerrinden sana sığındırıyorum' dedi."

İmrân'm hanımı üzgün bir şekildeki duasının aksine Yüce Allah', bu kız çocuğunu güzel bir biçimde kabul buyurdu. O-nu, iyi bir şekilde yetiştirdi. Onu ve oğlu Hz. İsa (a.s)'ı, ko­vulmuş şeytanın şerrinden korudu. 

 

Hz. Zekeriyyâ (a.s)'ın, Hz. Meryem'i Koruması Altına Alması:

 

Hz. Meryem çok küçük yaşta iken İmrân öldü. Hz. Mer­yem'in, kendisini koruması altına alacak ve işlerini yürütecek birisine ihtiyacı vardı. Bu sebeple İmrân'm hanımı, kızı Hz. Meryem'i alıp Beytü'l-Makdis'e (Mescid-i Aksa) götürdü ve orada devamlı olarak ikamet etmekte olan "Abid Kimselere" teslim etti. Çünkü kızı, onların imamlarının ve liderlerinin kı­zıydı. Bu nedenle de onlar, "Hz. Meryem'i kim koruması altı­na alacak ve işlerini kim yürütecek?" diye birbirleriyle mün a-kaşa edip ihtilafa düştüler.

Hz. Zekeriyyâ (a.s), o asırda İsrail oğullarının peygamberi idi.

Hz. Zekeriyyâ (a.s), Hz. Meryem'i koruması altına almayı istiyordu. Çünkü kendisi, Hz. Meryem'in teyzesinin kocası (yani eniştesi) idi. Bir rivayete göre ise; teyzesinin kocası idi. Bundan dolayı Hz. Zekeriyyâ (a.s), Hz. Meryem'i koruması altına almaya diğerlerine göre daha hak sahibi idi. Fakat Hz. Zekeriyyâ (a.s) yine de aralarındaki münakaşayı ve ihtilafı kaldırmak için onlarla birlikte kura çekimine katılmayı kabul etti. Kura, kendisine çıktı. Hz. Zekeriyyâ (a.s), Hz. Meryem'i böylece koruması altına aldı.

Hz. Zekeriyyâ (a.s), Hz. Meryem'i koruması altına aldık­tan sonra onun için Mescid'de, ondan başka bir kimsenin g i-remeyeceği güzel bir yer ayırdı. Hz. Meryem, kendisi için ay­rılan yerde Allah'a gece-gündüz ibadet ediyor ve Mescid'in hizmetiyle ilgili üzerine düşen görevi yapıyordu. Hatta güzel hal ve takvada o kadar ileri gitmişti ki, İsrail oğullan içerisinde örnek bir kimse olarak anlatılır oldu. Zira Hz. Meryem göster­diği güzel davranışları, üstün ahlakı ve şerefli vasıfları sebe­biyle İsrail oğulları arasında şöhret bulmuştu.

Hz. Meryem, Hz. Zekeriyyâ (a.s)'ın gözetimi altındayken Hz. Zekeriyyâ (a.s) onda acayip işlerle karşılaşırdı. Hz. Zekeriyyâ (a.s), Hz. Meryem'in yanma girdiği zaman çarşıda bulunmayan ve o zamanda var olmayan yiyecekler ile meyve­leri onun yanında buluyordu; kışın yaz meyvesini, yazın ise kış meyvesini buluyordu. Dehşet ve şaşkınlık içerisinde Hz. Mer­yem'e:

- Bu sana nereden geliyor?' diye sorardı. Hz. Meryem'de, ona:

- Bu, Allah tarafından gelen bir rızıktır' diye cevap verir­di.

Nitekim Yüce Allah, Hz. Meryem ile Hz. Zekeriyyâ (a.s) arasında geçenleri şöyle anlatmaktadır:

"Zekeriyyâ 'yi da, Meryem 'i Zekeriyyâ 'nın koruması altına verdi. Zekeriyyâ, her ne zaman (Meryem'in bulunduğu) yere girse onun yanında bir yiyecek bulurdu. (Şaşkınlık içerisinde ona:) 'Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?' derdi. (O da:) 'Bu, Allah tarafından (gelen bir yiyecektir)' derdi. Çünkü Al-toh, dilediği (kimseye) hesapsızca rızık verir."

 

Hz, Meryem'in, Yüce Allah'a Gönül Vererek Yetişmesi:

 

Hz. Meryem, günahlardan ve haramlardan uzak olarak gü­zel ve iffetli bir şekilde yetişti. Beytü'l-Makdis'in etrafında Allah'ın himayesi ve gözetimi altında O'nun inayetiyle (kötü­lüklerden) korunmuş olarak yaşadı.

Melekler, Hz. Meryem'e gelip ona Allah katındaki üstün ve yüce makamını haber verirlerdi. Kendisini, Yüce Allah'ın diğer kadınlar arasından seçtiğini, her türlü pisliklerden ve kötülüklerden temizlediğini müjdelerlerdi. Kendisinden; dün­yada ve ahirette şanı yüce olacak, beşikte ve yetişkinlik çağma girdiğinde insanlarla konuşup onlara Allah'ın dinini tebliğ edecek ve salih kimselerden olacak bir çocuğu müjdelerlerdi. Ayrıca onu, ibadet konusunda gayretli olmaya ve Allah'a hu­şu' ile itaat etmeye teşvik ederlerdi. İşte Hz. Meryem; çirkin ve pis işlerden uzak, temiz ve ibadet üzere böyle yetişmişti.

Nitekim Yüce Allah, Hz. Meryem ile ilgili bu durumları şöyle anlatmaktadır:

"Hani melekler (Meryem 'e): 'Ey Meryem! Şüphesiz Allah seni (diğer kadınlar arasından) seçip (her türlü kötü ve çirkin şeylerden) temizledi ve seni dünya kadınlarından üstün tuttu. Ey Metyem! Huşu ile secdeye kapan demişlerdi."

Yine Yüce Allah, bununla ilgili olarak şöyle buyurmakta­dır:

"Hani melekler (Meryem'e): 'Ey Meryem! Allah (varolu­şu) kendinden (olan) bir kelimeyi sana müjdeliyor, ismi, Mer­yem oğlu İsa Mesih'tir. Dünyada ve ahirette de (onun) şanı yücedir. (Allah katındaki mevkisi sebebiyle) yakın kılınanlar­dandır. Beşikte ve yetişkinlik halinde de insanlarla konuşacak-tır. Üstelik sâlih kimselerdendir' demişlerdi. "

 

Hz. Meryem'in Hz. Mesih İsa (as) İle Müjdelenmesi:

 

Hz. Meryeni, kız çocuklarının ulaştığı ergenlik çağma eriştiğinde 13 yaşında idi.

Günlerden bir gün Mescid'de bulunduğu yerden dışarı çık­tı. İstirahat ve dinlenmek için Beytü'l-Makdis'in doğu tarafına doğru yürüdü. Yürürken farkında olmadan ev halkından ve kavminden uzaklaşmıştı. O sırada birdenbire parlak yüzlü güzel ve yakışıklı bir delikanlı yanma çıkageldi. Hz. Meryem, (o gelen adamdan) korktu ve ürperdi. Kendisine bir şey yapaca­ğından endişelendi. Ansızın karşısına çıktığından dolayı ve onun hayal olabileceğini düşündüğünden, onun bu durumu hakkında şüphe duydu. Kendisine yardım edecek ve destek verecek kimsenin bulunmadığı bir yerde, onun, kendisine bir kötülük edeceğinden korkarak ondan uzaklaşmaya başladı ve ona:

"Ben, senden Rahman'a sığınırım. Eğer (Allah'tan) korhıyorsan, (bana dokunma!) dedi." (Meryem: 19/18)

Hz. Meryem, kendisine bulunduğu yerde görünen bu adamı, sıradan normal bir kimse olduğunu zannetmişti. Halbuki bu kimsenin, Allah'ın peygamberlik ve hikmet vereceği, şan ı-nm yüce olacağı ve temiz bir çocuk müjdelemek için gönderdiği bir melek olabileceği aklına hiç gelmemişti. Daha sonra o kimseye bir baktı ki, o, insan şekline girmiş Cebrail (a.s).

Melek, Hz. Meryem'in korkusunu ve ürpertisini giderip ona kalbini rahata kavuşturacak hakikati haber verdi. Daha sonrada gömleğinin yakasından rahmine ulaşacak şekilde Hz. Meryem'e üfledi. İşte Hz. Meryem, bu üfleme üzerine Hz. İsa (a. s)' a hamile kaldı.

Nitekim Yüce Allah'ta, bu olayı şöyle anlatmaktadır:

"Kitap'ta (Kur'ân-ı Kerîm'de) Meryem (e dair anlattığı­mız kıssayı da müşriklere) anlat. Hani Meryem, ailesinden ay­rılarak (Beytü'l-Makdis'in) doğu yönünde bir yere (ibadet et­mek için yalnız başına bir kenara) çekilmişti. Onlardan giz­lenmek içinde bir perde germişti. Derken Bizde ona ruhumuzu (Cebrail'i) göndermiştik. (Cebrail) ona tam bir insan şeklinde görünmüştü. (Meryem, onun, birdenbire çıka gelmesine ve o-nun, kendisine bir şey yapacağından korkarak) "Ben senden, rahman (olan Allah)'a sığınırım. Eğer (Allah'tan) korkuyor-san (bana dokunma)" dedi. O da: "Ben, Rabbinin sana (gü­nahlardan arınmış yahut hayr üzere yetişmiş) tertemiz bir oğul vermek için (müjdelemek için) gönderdiği bir elçiden başka bir şey değilim," dedi."

Tefsircilerin naklettiğine göre; Hz. Meryem'in elbisesinin yakasından rahmine ulaşacak şekilde üfleyen ve bu üfleme ile Hz. Meryem'in Hz. İsa (a.s)'a hamile kalmasını sağlayan, R u-hu'1-Emin veya Ruhu'I-Kudüs diye bilinen Hz. Cebrail (a.s)'dir.

Vahyi peygamberlere indirenin ve Hz. Meryem'in hamile kalmasını sağlayanın Hz. Cebrail (a.s) olduğuna, Yüce A1-lah'ın şu ayeti kerimesi delil olarak getirilmiştir:

"(Ey Muhammed) uyarıcılardan olman için kalbine Kuran-, Ruhu'l-Emin (Cebrail) indirdi. " (Şuara: 26/193-194)

Buna göre bütün peygamberlere ve bizim peygamberimize vahyi indiren hiç şüphesiz Hz. Cebrail (a.s)'dır.

Ebu Hayyân, "el-Bahru'1-Muhît" adlı tefsir kitabında Cebrail'in, Hz. Meryem'e, melek şeklinde değil de insan şek­linde görünmesinin nedeni ile ilgili olarak şöyle der:

"Melek, Hz. Meryem'e, kendisine söyleyeceği sözleri bi 1-dirmek ve sözlerinden dolayı kendisinden ürküp kaçmasın diye ona insan şeklinde göründü. Eğer Hz. Meryem'e, melek şeklinde görünseydi, Hz. Meryem, ondan kaçardı. O zaman da meleğin, kendisine söyleyeceği sözleri dinlemeye kadir ola­mazdı.

Bu olay, Hz. Meryem'in iffetli ve son derece haramdan sakınan bir kadın olduğuna delildir. Zira Hz. Meryem, güzel ve yakışıklı bu delikanlıdan Allah'a sığınmıştı. Cebrail'in Hz. Meryem'e böyle güzel bir şekilde gelmesi, Hz. Meryem'i ve iffetini denemek içindi......"

Hz. Meryem, kendisine böyle tenha bir yerde gelenin, in­san değil de bir melek olduğunu anlayınca rahatladı ve sevindi. Fakat meleğin, kendisini bir çocukla müjdelemesi ile ilgii sö­züne şaşırdı. Çünkü kendisi, bekardı ve evlenmemişti. Üstelik insanlardan hiçbiri ona yaklaşmamıştı. İffetli ve hiçbir günaha da bulaşmamıştı. Bekarlığı da devam etmekteydi. Kendisine bir erkek yaklaşmadığı halde çocuğunun olması nasıl mümkün olurdu?

Yüce Allah, Hz. Meryem'in bu durumunu kendi dilinden Şöyle haber vermektedir:

"Meryem: 'Bana bir insan yaklaşmamışken ve üstelik ben, kötü bir kadın olmadığım halde nasıl oğlum olur' dedi. " (Mer­yem: 19/20)

Hz. Meryem'in bu sözü üzerine Cebrail'in ona cevabı şu oldu: "Bu, Allah'ın bir dilemesi ve istemesidir. Şanı Yüce A1lah, hiçbir şeyden aciz değildir. Bir işi yapmak istediğinde o işe sadece "ol" der ve o da anında oluverir.

Nitekim Yüce Allah, Cebrail'in Hz. Meryem'e söylediği bu sözler ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Cebrail: 'Bu böyledir. Çünkü Rabbin, 'Bu (işi yapmak) bana kolaydır Onu (senden doğacak çocuğu) insanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız. Hem bu, önce­den kararlaştırılmış bir iştir diyor' dedi, " (Meıyem: 19/21) 

 

Hz. Meryem'in Hamilelik Müddeti:

 

Hz. Meryem, Hz. İsa'ya, hamile kaldığında 13 yaşındaydı. Fakat alimler, Hz. Meryem'in hamileliğinin ne kadar sürdüğü konusunda ihtilaf etmişlerdir. Alimlerin bu konudaki görüşleri şunlardır:

1. Bir rivayete göre; Hz. Meryem'in hamilelik müddeti, bir saattir.

2. Başka bir rivayete göre; Hz. Meryem'in hamilelik müd­deti, dokuz saattir.

3. Başka bir rivayete göre; Hz. Meryem'in hamilelik müd­deti, 8 aydır.

Son görüş, Abdullah ibn Abbas (r.a)'dan rivayet edilmiş­tir.

Sahîh olan görüş ise; Hz. Meryem'in, normal bir kadının hamileliği gibi tabii bir hamilelik müddeti geçirmesi ve normal bir kadının doğum yapması gibi tabii bir doğum yapmış olm a-sidır.

İbn Kesîr, bu görüşlerle ilgili olarak şöyle der:

"Kuvvetli rivayetlere göre; Hz. Meryem, Hz. İsa'yı kar­nında normal hamile kadınlar gibi 9 ay müddetle taşımıştır. Yine diğer hamile kadınlar gibi zamanı geldiğinde doğum yapmıştır. Eğer bunun aksine bir durum söz konusu olsaydı, bu mutlaka Kur'ân-ı Kerîm'de anlatılırdı. Bazıları, bu iddiala­rına; Yüce Allah'ın şu ayetini delil göstermişlerdir:

"Meryem, İsa 'ya gebe kaldı. Bu sebeple (çocuk karnında olduğu halde, aile halkından ve insanlardan) uzak bir yere çe­kildi. Doğum sancıları Meryem 'i, bir hurma ağacının dibine gitmeye mecbur etti... "(Meryem: 19/22-23)

Bu ayeti kerimede ('gebe kaldı' kelimesinin başında) ge­çen "fe" harfi, atıftır. Bu da, "hamileliğin aşamalı" olduğunu gösterir. Doğrusu her şey kendine özgü durumlara göre "aş a-ma" kaydeder.

Nitekim 'fe' harfinin atıf olup 'aşama' anlamı ifade ettiği durum, Yüce Allah'ın şu ayetinde de apaçık şekilde görülmektedir:

"Sonra nutfeyi (meniyi) kan pıhtısına çevirdik, kan pıhtısı­nı da bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler ya­rattık, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu (eskisinden farklı) bambaşka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli olan Al­lah, ne yücedir." (Mü'minim: 23/14) Bilindiği gibi insanın bu ayeti kerimede bahsedilen "yaratılış aşamaları" arasında 40'ar günlük süre vardır. Nitekim aynı bu husus, sıhhatinde ittifak edilen Sahîh bir hadiste de bu şekilde bildirilmektedir."

Tefsircilerin kaydettiğine göre; Cebrail, Hz. Meryem'in elbisesinin yakasından rahmine ulaşacak şekilde üfürmüştür. Bu üflemeyle Hz. Meryem, normal bir kadının kocasından hamile kaldığı gibi hamile kalmıştır.

İbn Kesîr; Cebrail'in, Hz. Meryem'in elbisesinin yakasın­dan rahmine değil de ağzına üflediği ile ilgili Übey b. Ka'b (r.a)'a nispet edilen bir rivayeti reddederek şöyle der:

"Bu rivayet, Kur'ân-ı Kerîm'de bu kıssanın anlatılması es­nasında kullanılan ifadelere aykırı düşmektedir. Zira bu kıssa, Kur'ân-ı Kerîm'de Cebrail'in, Hz. Meryem ile konuşmak üzere onun yanma Allah tarafından gönderildiğine, onun elbisesinin yakasından rahmine ulaşacak şekilde üflediğine ve bu üflemesi de onun rahmine sirayet ederek hamile karmasına yol açtığına delalet etmektedir. Nitekim Yüce Allah, Hz. Meryem'in bu durumu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Biz, (Cebrail aracılığıyla) ruhumuzdan, ona, (elbisesinin yakasından rahmine ulaşacak şekilde) üflemiştik." (Fahrim: 66/12)

Bu ayeti kerimede geçen "öna" zamiri, Cebrail'in üfleme­sinin, onun ağzına değil de rahmine sirayet ettiğini gösterir.

 

Hz. Meryem'in Suçlanması:

 

Rivayet edildiğine göre; Hz. Meryem'de hamilelik belirti­leri yavaş yavaş fark edilmeye başladığında onun bu durumu­nu ilk anlayan akrabalarından Yûsuf en-Neccâr denilen kimse oldu.

İbn Kesîr'in kaydettiğine göre; bu adam, salih ve çokça ibadet eden kimselerdendi. Aynı zamanda Hz. Meryem'in dayısınm oğluydu. Hz. Meryem'in dine çok bağlılığını, iffetlili-ğini ve çokça ibadet eden bir kimse olduğunu bildiğinden do­layı ve bunun yanı sıra kocası olmadığı halde yinede hamile kaldığını gördüğünden dolayı ondaki bu hamileliğe çok şaşır­mıştı. Günün birinde Hz. Meryem ile konuşurken bu konuyu ona şöyle açmıştı:

- 'Ey Meryem! Tohumsuz ekin hiç olur mu?' diye sordu. Hz. Meryem'de:

- 'Evet! Olur. Yoksa sen, Allah'ın ekini ilk yarattığı gün tohumsuz olarak yarattığını bilmiyor musun?' diye cevap ver­di. Yûsuf tekrar:

- 'Su olmadan ağaç hiç yetişir mi?' diye sordu. Hz. Mer­yem:

- 'Evet! Allah'ın ilk defa ağacı su olmadan yarattığını, a-ğacı ve suyu da ayrı ayrı yarattıktan sonra suyu, ağacın hayatı­na vesile kıldığını bilmiyor musun?' diye cevap verdi. Yûsuf:

- "Erkek olmadan kadından hiç çocuk doğar mı?' diye sor­du. Hz. Meryem:

- 'Evet! Sen, Allah'ın Adem'i erkeksiz ve kadınsız yarat­tığını bilmiyor musun?' diye cevap verdi. Bunun üzerine Yû­suf, ona:

- 'Öyleyse sen, bana kendi durumunu anlat?' dedi. Hz. Meryem'de:

- 'Doğrusu Allah, bana kendi katından (ismi) İsa (lakabı) Mesih ve (sıfatı) Meryem oğlu olan bir kelimeyi müjdeledi' dedi.

Yûsuf en-Neccâr, Hz. .Meryem'in bu sözlerinden sonra onun her türlü kötülüklerden ve çirkin şeylerden uzak olduğunu ve ondaki hamileliğin hikmet sahibi Allah'ın bir istemesi ve dilemesi olduğunu anladı.

Süddî'nin, sahabelerden sağlam bir senetle rivayet ettiğine göre; Hz. Meryem, günün birinde (aynı zamanda Hz. Zekeriyyâ'nın hanımı olan) teyzesinin yanma girmişti. Teyze­si, ona:

- Duydun mu, ben hamileyim?' dedi. Hz. Meryem'de ona:

- Bende hamileyim, bunu duymuş muydun?' dedi. Böyle deyince teyzesi, Hz. Meryem'le kucaklaşmış ve ona:

- Doğrusu ben, karmmdaki yavrunun senin karnındaki yavruna eğildiğinin (bir çeşit secde ettiğinin)farkına varıyo­rum' dedi.

İmam Malik bu konu ile ilgili olarak şöyle der: "Bu olay; Hz. İsa (a.s)'m, Hz. Yahya (a.s)'dan daha üstün olduğuna delâ­let etmektedir. .

Hz. Meryem'in hamile olduğu haberi İsrailoğulları içeri­sinde kısa zamanda yayıldı. (Bu olaydan kaynaklanan) üzüntü ve keder, Hz. Zekeriyyâ(as)'ın ev halkına girdiği gibi Hz. Meryem'in de ev halkına girmişti. Çünkü bazı zındıklar; Hz. Meryem'in, Beytü'l-Makdis'te beraber ibadet ettikleri Yûsuf en-Neccâr ile cinsel ilişkide bulunduğu ile ilgili iftirada bu­lunmuşlardı. Başkaları da; Hz. Meryem'in, Hz. Zekeriyyâ (a.s) ile cinsel ilişkide bulunup ondan hamile kaldığı şeklinde iftira­da bulunmuşlardı.

İbn Cerir et-Taberi bu konu ile ilgili olarak şöyle der: "Zındıklar; Hz. Zekeriyyâ (a.s)'m, Hz. Meryem ile zina edip onu hamile bıraktığı şeklinde iftirada bulundular. Bundan dolayı da Hz. Zekeriyyâ (a.s)'ı öldürmek istediler. Onların bu durumunun farkına varan Hz. Zekeriyyâ (a.s), onlardan kaçıp gitti. Onlarda, Hz. Zekeriyyâ (a.s)'m peşine düştüler. Kaçmak­ta iken, bir ağaç (Allah'ın izniyle) ikiye yarıldı. Hz. Zekeriyyâ (a.s)'da, onun içine girdi. Ağaçta kapanıverdi. Fakat dışarıda kalan eteğinin ucunu şeytan yakalayiverdi. Sonra onun, o ağa­cın içine girmiş olduğunu Hz. Zekeriyyâ (a.s)'m kavmine gös­terdi. Kavmi, testere getirerek Hz. Zekeriyyâ (a.s).'m içinde bulunduğu ağacı baştan aşağıya biçtiler. Hz. Zekeriyyâ (a.s), kafir Yahudilerin elleriyle işte böyle şehit edilmiştir."Al­lah'ın saîât ve selâmı onun üzerine olsun. 

 

Hz. İsa (a.s)'ın Doğumu:

 

Meşhur ve yaygın olan görüşe göre; Hz. İsa (a.s), Beytü'I-Lahm'da doğmuştur. Hz. Meryem, çocuğa Yahudiler tarafından bir kötülük yapılacağından korktuğu için onu hemen alıp Beytü'l-Makdis'e götürmüştür. Kur'ân-ı Kerîm, bize, Meryem Sûresinde; Hz. İsa (as)'ın doğumunu şöyle anlatmıştır.

Bu kıssa, özet olarak şu şekildedir: Hz. Meryem, Beytü'l-Lahm'da iken hamilelik müddeti tamamlanıp doğum sancıları şiddetlendi. Bu sancılar, Hz. Meryem'i kuru bir hurma ağacı­nın gövdesine dayanmaya mecbur etti. Bu kuru hurma ağacı­nın gövdesi, doğum sancılarının şiddetinden sallandı. Nihayet Hz. İsa (a.s) doğdu. Hz. Meryem, kavminin, -babasız olarak doğurduğu bu- çocuğu görünce yadırgayacaklarını ve kendisi­ni suçlayacaklarından korkarak üzüntü içerisinde şöyle der: "Keşke bun (u doğurma) dan önce Öîseydim de unutulup git­miş olsaydım " (Meryem: 19/23)

Hz. Meryem, ölümü, dini açısından temenni etmişti. Çün­kü bu doğumdan dolayı dini inancı hususunda; Yahudilerin kötü düşüneceğinden ve kavmi ile aile halkı arasında ayıplana­cağından korkmuştu

Hz. Meryem, çocuğunu doğurduğu sırada meyvesi olma­yan hurma ağacının gövdesine dayandığında, doğum sancıları­nın şiddeti ağacı salladı. Hemen üzerine yaş, olgun ve ballı hurmalar döküldü. Bu taze hurmalardan yiyip etrafta nehir ol­madığı halde Allah'ın kendisi için gönderdiği sudan doyasıya içti.

Hz. Meryem'e yapılan bu ikramların hepsi, Allah'a olan imanına ve itaatine karşılık Allah tarafından ona verilmiş bir ikramı ve Allah'ın kulu ile peygamberi olan çocuğu Hz. İsa (a.s)'a bir inayetidir.

Hz. İsa (a.s)'m doğumunu yaptıktan sonra (ilk önce Beytü'l-Makdis'e götürdü ve orada bir müddet kaldıktan son­ra) çocuğunu kucağına alarak kavmine getirdi. Kavmi, Hz. İsa (a.s)'ı görünce, bu büyük olay ve durum karşısında hem kork­tular ve hem de şaşkına döndüler. Bunun üzerine Hz. Meryem hakkında kötü düşünceler beslemeye başladılar. Çünkü evlen­memiş bir kızın nasıl çocuğu olurdu? Üstelik Hz. Meryem'in soyunu ve aile halkının durumunu bildiklerinden dolayı bu ko­nudaki şüpheleri ve korkuları daha artmıştı. Zira Hz. Meryem, onların yanında şerefli ve faziletli bir kadındı. Babası İmrân ise, Yahudilerin ileri gelenlerinden ve eşraftandı. Üstelik bun­ların yanı sıra Yahudi alimlerinin lideri konumundaydı. Aile halkı ise; faziletli, izzet-i nefısli ve dine bağlı bir aile idi. Buna göre babası ve aile halkı böyle olduğu halde Hz. Meryem bu kötü ve çirkin durumla insanların yanma nasıl gelebilir ve bu kötü işi nasıl işleyebilirdi?!..

Hz. Meryem, Allah'ın emri üzerine bu konuda onlarla ko-nuşmayıp sustu. Soru soranlara da, kendileriyle konuşması için ve kendisine yöneltilen suçlamaları cevaplaması için henüz memedeki yavrusuna işaret ediyordu.

Halbuki Hz. Meryem'in -onlar tarafından da- temiz ve günahsız olduğunun bilinmesine rağmen bunun henüz kundak­ta olan bir bebeğin konuşmasından ve onların itham ile iftirala­rına -annesinin suçsuzluğuna dair- cevap vermesinden daha üstün bir delil olamaz.

Nitekim Yüce Allah, Meryem Sûresinde; Hz. İsa (a.s)'ın doğumunu şöyle anlatmaktadır:

"Nihayet Meryem Isa 'ya gebe kaldı. Bu sebeple onunla (çocuk karnında olduğu halde aile halkından ve insanlardan) uzak bir yer (olan Beytü'l-Lahm'a) çekildi. Doğum sancıları Meryem'i (meyvesi olmayan kuru) bir hurma ağacının dibine gitmeye mecbur etti. (Meıyem, kavminin babasız olarak do­ğurduğu bu çocuğu görünce yadırgayacaklarını ve kendisini suçlayacaklarım bildiğinden dolayı) : 'Keşke bu (çocuğu do-ğurma)dan önce öleydim de adım sanım unutulsaydı' dedi. (Meryem böyle bir durumdayken) altından ona (Cebrail veya Isa tarafından) şu ses geldi: '(Karşı karşıya kaldığın sıkıntının şiddeti sebebiyle) üzülme sakın! Rabbin, senin ayağının altın­da bir ırmak (küçük bir su) akıttı. (Meyvesi olmayan kuru) hurma ağacını (n dalını da) kendine doğru (tutup) silkele ki üstüne taze hurma dökülsün! (Hurmalardan) ye! (Ve akan su­dan) iç! (Bu sevimli çocuk sebebiyle) gözün aydın olsun. (Eğer Çocuğu kucağına alıp aile halkına ve insanlara doğru gider­ken) insanlardan birisini görecek olursan (çocuk hakkında sa-na soru sorduklarında ve iftirada bulunduklarında) ben (susmaya) çok esirgeyici Allah'a oruç adadım Bundan dolayı bugün (sizden) hiç kimseyle konuşmayacağım' de! Derken ço­cuğu (kucağına) alıp kavmine getirdi. (Kavmi onunla birlikte çocuğu gördüklerinde:) 'Ey Meryem! Doğrusu (Şimdiye ka­dar) görülmedik bir şey yaptın. Ey Harun 'un kız kardeşi, baban kötü birisi değildi. Annende zina eden birisi değildi' dediler. Bunun üzerine (onlara, İsa ile konuşmalarını işaret ederek kundaktaki) çocuğu gösterdi. (Onlar buna hem kızarak v*e hem de hayrete düşerek:) 'Biz kundaktaki çocukla nasıl ko­nuşabiliriz? ' dediler. Bunun üzerine (İsa, Allah tarafından dile gelerek:) 'Şüphesiz ben, Allah'ın kuluyum. (Allah) bana kitabı (olan İncîl 'i) verdi. (Yakın bir gelecekte) beni Peygamber kıl­dı. Nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe (kendisine) namaz kılmamı ve (insanlara) zekat vermemi emretti. Birde, anneme iyi davranmamı öğütledi. Ve beni bedbaht ve bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde ve diri olarak kalacağım günde selam olsun bana' dedi."

 

Hz. İsa (a.s) ın Hayatı:

 

Hz. İsa (a.s), doğumunun 8. gününde annesi Hz. Meryem onu alıp Beytü'l-Makdis'e götürerek orada sünnet ettirdi.

Hz. Meryem, Cebrail'in; kendisine, Hz. İsa (a.s)'ı müjde­lediği sırada emrettiği gibi onun adını Yesû' (İsa) koydu.

Sünnet olma, peygamberlerin sünnetlerinden ve fıtrat­tan olan bir şeydir. Üstelik Hz. İbrahim (a.s)'dan itibaren de diğer nebilerin ve resullerin şeriatında da vardır. Barnaba İn­cil'inde ise; Hz. İsa (a.s)'m sünnet olduğu ile ilgili şöyle bir ibare vardır:

"Rabbin şeriatı gereği (doğumunun) 8 'inci günü dolunca çocuğu altp Mûsâ 'nın kitabında da yazılı olduğu gibi- sünnet ettirmek üzere Mabed (Beytü'l-Makdis)'e götürdüler. Sünnet ettirip adım hamilelikten önce meleğin emrettiği gibi 'Yesu' (İsa) koydular."

Hz. İsa (a.s), Beytü'l-Lahm'dan uzakta düz, yüksek ve suyu bol olan bir yerde annesi Hz. Meryem 'in himayesi altında ye­tişti... Nitekim Yüce Allah'ta, Hz. İsa (a.s)'in bu yetişmesini şöyle anlatmaktadır:

"Biz, Meryem oğlu İsa 'yi ve annesini, (Bizim her şeyi ya­ratmaya kadir olduğumuza dair) bir mucize hidık. Üstelik her ikisini de, 'düz ve suyu bol olan yüksek bir yere' yerleştirdik." (Mü'minun: 23/50) 

 

Herodes'un, Hz. İsa (a.s)'ı Öldürmeye Karar Vermesi:

 

Hz. İsa (a.s)'m doğduğu dönemde orada Kayser Auguste (Oğustos) adına hüküm süren Herodes diye adında zalim bir vali/hükümdar vardı.

"Herodes, bazı kahinlerden; yakında bütün Yahudilerin başına geçecek bir çocuğun doğacağını haber aldı. Bunun üze­rine Beytü'1-Lahm'da doğacak bütün çocukların Öldürülmesini emretti."

Bu kıssa, sadece Matta ve Barnaba İndilerinde anlatılmış­tır.

Yûsuf en-Neccâr'a, rüyasında, doğan çocuğu ve annesini, bu zorba vali/ hükümdarın kötülüğünden koruması için onları Mısır'a götürmesi emir olunmuştu. Uykudan uyanınca hemen çocuğu ve annesini alıp Mısır'a götürmüş ve orada, Herodes ölünceye kadar kalmışlardı. Herodes ölünce, Yûsuf en-Neccâr'a, rüyasında; tekrar çocuğu ve annesini alıp onlarla birlikte eskiden oturmakta oldukları şehre geri dönmeleri emir olunmuştu. Çünkü orada çocuğu öldürmek isteyen zalim Herodes ölmüştü. Bundan dolayı da Yûsuf en-Neccâr ikisini alıp eskiden oturdukları şehre geri götürmüştü."

 

Hz. İsa (a.s)'ın, Yahudi Alimleriyle Olan Tartışması:

 

Hz. İsa (a.s) 7 yaşına ulaştığında, annesi ve Yûsuf en-Neccâr ile birlikte Mısır'dan (Filistin'deki) el-Halîl şehrine gelip "Nasıra" kasabasına yerleşti. Nasıra kasabasına binâen (veya Hz. İsa'ya yardım eden) anlamına gelen Nasıra kelime-sine nispetle Hıristiyanlara "Nasâra" denilmiştir.

Çocukluğu, hikmetler ve nimetler içerisinde Allah'ın ve yakınlarının gözetiminde geçmiştir.

12 yaşma gelince, annesi Hz. Meryem ve Yûsuf en-Neccar ile birlikte -Tevrat'ta yazılı Rabbin emri gereği- Yüce Allah secde etmek için Kudüs'teki Beytü'l-Makdis'e gittiler. İbadet­lerin ve duaların bitiminde İsa'yı kaybettiler. Hiçbir yerde bu­lamadılar. Akrabalarıyla birlikte eve dönmüştür zannederek geri geldiyseler de onu bulamadılar. Annesi Hz. Meryem, am­casının oğlu Yûsuf en-Neccâr ile birlikte akraba ve komşuların arasında aramalarına rağmen İsa'yı bulamadılar. Kayboluşu­nun 3'üncü gününde onu, Beytü'l-Makdis'te, Yahudi alimleri­nin arasında onlarla "Namusu Ekber" konusunda tartışırken buldular. Orada bulunan kimseler, onun soru ve cevaplarına hayret edip:

- Okuma-yazmayı öğrenmemiş olan çocuk, bu kadar ilmi nereden aldı?' diyerek şaşkınlıklarını belirttiler. Annesi, onu görünce:

- Nedir senin bize yaptığın? Üç gündür seni arıyoruz' di­yerek onu azarladı. Bunun üzerine annesine:

- Sen! Allah'a hizmetin, anne-babadan önce gelmesinin gerekli olduğunu bilmiyor musun?' diye cevap verdi. Daha sonra onlarla birlikte Nâsıra'ya döndü.

Tarih, Hz. İsa (a.s)'m çocukluk hayatının bu kısmından i-tibaren Peygamber oluşunun başlangıcına kadar geçen bu fet­ret dönemi hakkında bir şeyler yazmıyor. Buna göre Hz. İsa (a.s)'m geçirmiş olduğu 17 senelik bu müddeti nerede ve nasıl geçirdiği bilinmiyor. 

 

Hz. İsa (a.s)'ın Peygamberliğinin Başlaması:

 

Hz. İsa (a.s) 30 yaşma gelmişti. Hıristiyanların yanında, Yuhanna el-Ma'medân (Vaftizci Yuhanna) diye bilinen Hz. Yahya (a.s)'m yanına geldi. Hz. Yahya (a.s)'da, onu vaftiz etti. Vaftizden sonra Hz. İsa (a.s)'a, Ruhu'l-Kudüs (Cebrail)" geldi. Bundan sonra Hz. İsa (a.s), (Yahudiye) çölünde bulunan insanların arasında aç ve susuz olmak üzere 40 gün oruç tuttu. Vahiy yoluyla "İncil" diye bilinen Yüce Allah'ın kutsal kitabı Hz. İsa (a.s)'a nazil oldu. Bu andan itibaren Hz. İsa (a.s)'m risâleti başlamış oldu.

Kur'ân-ı Kerîm, Hz. İsa (a.s)'m peygamberliğinin ne za­man başladığına ve bunun nasıl nazil olduğuna dair bir bilgi vermiyor. Fakat İndilerin ifadelerine göre; Hz. İsa (a.s), 30 yaşma girdiği sıralarda peygamberliğinin başladığında ittifak edilmektedir. Tarihçilerin ve bazı tefsircilerinde ifadeleri bu yöndedir:

İslam alimler bu konuyla ilgili olarak şöyle derler:

"Peygamberlik çoğunlukla (peygamberlere) 40 yaşında gelir. Hz. İsa (a.s)'a gelince ise, o, 30 yaşındayken Peygamber olmuştur. Bu durum, sadece Hz. İsa (a.s)'a özgü bir özelliktir. Çünkü Hz. İsa (a.s), 40 yaşma ulaşmadan önce semaya kaldı­rılmıştır. Bundan dolayı Hz. İsa (a.s)'m peygamberliğine dair delil, Yüce Allah'ın şu ayeti kerimesidir:

"Hani Meryem oğlu İsa: 'Ey İsrail oğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat 'ı doğrulayan ve benden son­rada ismi Ahmet olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah'ın size gönderdiği 'birpeygamberiyim' demişti." (Saff: 61/6) 

 

Hz. İsa (a.s)'ın Daveti:

 

Hz. İsa (a.s), Allah'ın kendisine vahyettiği hak dine davet faaliyetini, Yahudi toplumu içerisinde yürüttü. Çünkü Yahudi toplumu, Yüce Allah'ın Hz. Mûsâ (a.s)'a indirdiği Rabbani şeriattan sapmışlar ve azmışlardı. Bu sebeple bu toplumun içerisinde aşırı sapmalar, hurafeler ve bidatler yerleşmişti. İsrail oğullarının üzerinden bu şekilde uzun zaman geçmişti. Bu za­man içerisinde; kalpleri katılaşmış, Allah'ın Hz. Mûsâ (a.s)'a gönderdiği ilahi şeriatı tahrif etmişler, Tevrat'ın nasslarmı o-yuncak haline getirmişler ve kendilerine gönderilen peygam­berlerin gösterdiği doğru yoldan sapmışlardı.

Bunun üzerine onları; doğru yol olan Allah'ın dinine çe­virmesi ve Allah'ın dini içerisine karıştırdıkları tahrifatı ve hu­rafeleri düzeltmesi için Yüce Allah, onlara, Hz. İsa (a.s)'ı Pey­gamber olarak gönderdi.

Hz. İsa (a.s), onlara; Allah'ın emirlerini tebliğ etmeye ve kendisine indirilen yeni dinin teşri kılınmış hükümlerini öğ­retmeye başladı. Bu hükümlerin bir kısmı; Hz. Mûsâ (a.s)'m şeriatında haram kılınan bazı şeyler, onların azgınlıkları ve sapıklıkları sebebiyle onlara bir ceza olarak helal kılınmış ve bazı helal olan şeylerde haram kılınmıştı. Fakat o sırada Yahu­dilerin, Hz. Mûsâ (a.s)'dan kalmış kendilerine ait cezai hü­kümleri vardı.

Nitekim Şanı Yüce Allah, Hz. İsa (a.s)'m diliyle bu duru­mu şöyle anlatmaktadır:

"Benden önce gelen Tevrat'ı (n hükümlerini) tasdik edici olarak (Mûsâ 'nın şeriatında:) 'Size haram kılınan bazı şeyleri helal yapayım' diye (Peygamber olarak gönderildim). Size (söylediklerimin doğruluğuna delâlet eden) bir ayet (veya bir delil) getirdim. Artık (beni yalanlamak ve bana muhalefet et­mek konusunda) Allah 'tan korkun. (Size yapmanızı söylediğim emirlerde) bana itaat edin. Şüphe yok ki, Allah benimde Rahbim ve sizinde Rabbinizdir. Öyleyse Allah'a ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur. " (Âl-i İmrân: 3/50-51)

Yüce Allah, Hz. İsa (a.s)'m peygamberliğini tasdik etmek ve risaletini teyit etmek için onun elinde apaçık mucizeler meydana getirmiştir... Hz. İsa (a.s)'m göstermiş olduğu bu mucizeleri, inşallah "Mucizeleri" bahsinde açıklayacağız.

Hz. İsa (a.s), daveti sırasında Yahudilerin inatçılıkları ve kibirlenmeleri ile karşılaştı. Bunların yanı sıra alaylı tavırlar, küçük düşürücü sözler ve hareketler ile de karşılaştı. Özellikle de, hahamlarından ve din adamlarından tepki gördü.

Zalim ve günahkar kimselerin tahrif ettiği -kendisinden önce Hz. Mûsâ (a.s)'m getirdiği- Rabbani şeriatın esasları ve dini kavramlar etrafında onlarla zorlu ve yorucu bir mücadele­ye girişti. İbadet etmek için Mabed'e çekilmiş zahitler, vaizler ve mabet hizmetçileriyle tartışıyor, onların hepsini keskin ve parlak delillerle susturuyor, onlara gerçek manada Allah'ı an­latıyor, dosdoğru olmayı emrediyor, yollarının ve gidişatları­nın yanlışlığım açıklıyor, riyakarlıklarını ve bozukluklarını gözler önüne seriyordu. Nihayet onlar, köşeye sıkışmışlardı. Bunun üzerine ondan kurtulmaya karar verdiler. 

 

Yahudilerin, Hz. İsa (a.s)'a Karşı Hile Kurmaları ve Öldürmeye Teşebbüs Etmeleri:

 

Yahudilerin ileri gelenleri ile din adamları bir araya gelip toplandılar ve Hz. İsa (a.s)'ın durumu hakkında birbirleriyle istişare ederek:

- 'Doğrusu bu adamın (kendi düşüncemiz doğrultusunda Hz. Mûsâ (a.s)'m getirmiş olduğu ilahi şeriatı tahrif ederek oluşturduğumuz) dinimizi yıkmasından ve insanları (bizim di­nimizden kopartarak) kendisine bağlamasından korkuyoruz' dediler. Mabed hizmetçilerinin lideri, diğerlerine:

- 'Bir adamın ölmesi, halkın, onun izinden yürümesinden daha hayırlıdır' dedi. Bunun üzerine Hz. İsa (a.s)'m öldürül­mesi fikrinde anlaştılar.

- Roma hükümdarı Kayser adına Yahudileri hükümdarlığı altında bulunduran Romalı Vali Pilatos ekBinti'ye giderek; 'Hz. İsa (a.s)'m, Yahudiler üzerine hükümdar olmayı istediği ve mevcut düzeni devirmek için çalıştığı" şeklinde iddialarda bulunarak valiyi Hz. İsa (a.s)'a karşı kışkırttılar. Üstelik valiye söyledikleri bu sözleri çok süslü bir şekilde süsleyerek söyledi­ler. Sonunda vali, Hz. İsa (a.s)'ı çarmıha germek ve bu şekilde öldürmek suretiyle ondan kurtulmaya karar verdi. O zamanlar, bir kimsenin öldürülmesine karar verildiğinde onu bu şekilde öldürürlerdi.

Fakat Hz. İsa (a.s), kavminin kendisiyle ilgili hilesinin farkına vardı. Bunun üzerine valinin adamlarından gizlendi. Valinin adamlarından hiçbirisi, Hz. İsa (a.s)'i yakalayıp öldü­rülmek üzere valiye teslim etmek için yerini bulamadılar. Ha­varilerden birisi, valinin adamlarına:

- 'Mesih İsa, eşeğinin üzerinde, Kudüs'e girdi' diye ihbar­da bulundu. Diğer Havariler ise Hz. İsa (a.s)'ı, temiz bir kalp ile karşıladılar. Hz. İsa (as), onlara:

- 'Sizden birisi, hem benimle birlikte yiyip-içiyor ve hem de beni (valinin adamlarına) teslim etmeyi istiyor' dedi. Daha sonrada onlara vasiyet etmeye başlayarak:

- 'İnsan oğlunun babasına döneceği vakit yaklaşmış­tır. Ben, sizin benimle gelmeniz mümkün olmayan bir yere gidiyorum. Şu vasiyetimi çok iyi tutun: 'Sizinle birlikte bu­lunmak üzere Peygamber olarak gönderilecek 'Faraklit diye birisi gelecek. 'Faraklit', size, hakkın ve doğruluğun Özünü getirdiğinde beni de size haber verecektir. Bunları, size, zama­nı gelince hatır laya siniz diye söylüyorum. Yine ben size şunu da söylüyorum ki; ben Rabbime döneceğim. (Size uymanızı vasiyet ettiğim) o Peygamber gelecek ve sizi topluca doğru yola sevk edecek. Geçmişe ait haberler verip benden Övgüyle size bahsedecek. Artık kısa bir müddet sonra beni göremeye­ceksiniz' dedi. Daha sonrada gözlerini semaya dikerek:

- 'Vakit geldi' dedi. (Sonrada Allah'a hitaben:) 'Ben seni dünyada yücelttim. Bana emretmiş olduğun görevi de tamam­ladım' dedi.

Hz. İsa (a.s), Havarileri ile birlikte içerisinde kendisinin ve Havarilerin bir araya geldiği yere gittiler. Fakat Havarilerden Yehûza el-Esharyotî denilen hain bir adam vardı. Bu, Hz. İsa (a.s)'ın 'sizden biriniz, hem benimle birlikte yiyip-içiyor ve hem de beni (valinin adamlarına) teslim etmeyi istiyor' diye işaret ettiği Havarilerinden münafık olan birisi idi. Bu adam, Hz. İsa (a.s)'ın saklandığı yeri biliyordu. Hz. İsa (a.s)'ı yaka­layıp öldürmek isteyen valinin adamlarını görünce 30 dirhem karşılığında onun saklandığı yeri onlara gösterdi. Hz. Isa (a.s)'m saklandığı yere girdikleri zaman, Allah, bu hain Yehûza el-Esharyotî'yi Hz. İsa (a.s)'m şekline çevirdi. Bunun üzerine valinin adamları, onu, Hz. İsa (a.s) zannettiklerinden dolayı onu yakaladılar ve çarmıha germek suretiyle onu Öldür­düler. Yüce Allah ise Hz. İsa (a.s)'ı kendi katma yükseltti.

Nitekim Yüce Allah bu olayı şöyle anlatmaktadır:

"Oysa onlar, İsa 'yi öldürmediler ve çarmıha geremediler. Fakat (İsa 'nın havarilerinden münafık olan hain birisi) onlara (İsa 'nın) benzer(i olarak) gösterildi. İsa ('nın ölüp-Ölmedigi hakkında) ihtilafa düşenler ondan yana şüphe içindedirler. Bu hususta, onların bilgileri yoktur. Onlar ancak (bu konuda) zanna dayanmaktadırlar. Onu gerçekten öldürememişlerdir. Bilakis Allah, onu, 'kendi katma'yükseltmiştir " (Nisa- 4/157-158)

Yüce Allah, Hz. İsa (a.s)'ı kendi katına yükselttiğinde o 33 yaşındaydı. Buna göre Hz. İsa (a.s)'ın İsrail oğullarını davet ettiği müddet 3 sene idi. Çünkü Hz. İsa (a.s), 30 yaşındayken İsrail oğullarına Peygamber olarak gönderilmişti. Allah'ın salât ve selâmı onun üzerine olsun. 

 

Hz. İsa (a.s)'in Çarmıha Gerilme Meselesi:

 

Hz. Isa (a.s)'ın çarmıha gerilme meselesindeki biz Müs­lümanların inancı, önünden ve arkasından hiçbir batılın gire­mediği Kur'ân-ı Kerîmin haber verdiği en sağlam ve doğru i-nançtır. Bu da şu şekildedir:

"Şanı Yüce Allah, Hz. İsa (a.s)'ı Yahudilerin tuzağından kurtarıp ruhu ve bedeni ile birlikte diri olarakkendi katma yükseltmiş, Hz. İsa (a.s)'in saklandığı yeri valinin adamlarına gösteren bu hain münafık Yehûza el-Esharyotî'yi de Hz. İsa (a.s)'ın şekline çevirmiş ve valinin adamları da bu hain müna­fığı Hz. İsa (a.s) zannederek çarmıha germişlerdir."

Yüce Allah'ın bu hain münafık adamı, Hz. İsa (a.s)'m şek­line çevirmesi suretiyle Hz. İsa (a.s)'ın yerine bu adamın çar­mıha gerilmesi, Yüce Allah'ın kulu ve resulü olan Hz. İsa (a.s)'a bir ikramıdır.

Görüldüğü üzere Müslümanların Hz. İsa (a.s) hakkındaki inançları, onun çarmıha gerildiğini iddia eden Hıristiyanların inançlarından daha temiz, daha üstün ve daha şereflidir.

Valinin adamları, Hz. İsa (a.s) zannıyla yakaladıkları bu haine her türlü eziyeti ve cefayı yaptılar. Sonrada iki elini ve iki ayağını odun parçalarına germek suretiyle çivileyerek çar­mıha gerdiler ve insan oğlunun işlemiş oldukları günahlara kefaret olması için ve insanlığa feda ederek öldürdüler. Yahu­diler gibi Havariler de, çarmıha gerilme meselesinde şüpheye ve büyük ihtilafa düştüler. Çünkü çarmıha kim gerilmişti? Hz. İsa (a.s) mı? Yoksa Yehûza el-Esharyotî mi?

İşte bu şüphe ve ihtilafın sebebinin kaynağı şu idi: "Bu ha­in münafık adam, Hz. İsa (a.s)'in yerini gösterdiğinde onlar­dan, kendilerinin önünde Hz. İsa (a.s)'m bulunduğu yere gir­meyi istedi. Çünkü burada Hz. İsa (a.s)'m dışında kimse yok­tu. Bundan dolayı Yüce Allah, Hz. İsa (a.s)'ı kendi katına yük­seltti ve bu adamı Hz. İsa (a.s)'m şekline çevirdi. Tam bu sıra­da valinin adamları oraya girdiklerinde, orada Yüce Allah'ın Hz. İsa (a.s)'a benzettiği Yehûza el-Esharyotî'den başka hiçbir kimseyi bulamadılar." İşte bundan dolayı Havariler:

- Eğer bu İsa ise, arkadaşımız Yehûza nerede? Eğer bu Yehûza ise, İsa nerede?' Çünkü valinin adamları, çarmıha germek için onu yakaladıklarında, o, valinin adamlarına:

- Ben Yehûza el-Esharyotî'yim. İsa değilim' diyordu. Va­linin adamları ise onun bu sözüne gülerek:

- Sen, İsa değilim demekle bizi yalanlamak mı istiyorsun? Hiç kuşkusuz ki, sen Yesû' (İsa)sın diyorlardı. Bu sırada Ha­variler, çarmıha gerilme meselesinde ihtilaflara ve münakaşa­lara devam ederken onu çarmıha gerdiler.

Kur'ân-ı Kerîm ise; Hz. İsa (a.s)'m çarmıha gerildiği yo­lundaki Yahudi ve Hıristiyanların inançlarını ret ederek Müs­lümanların kabul ettiği doğru ve sağlam inancı anlatmıştır.

Çarmıha gerilme ve insanlığa feda edilme meselesindeki Ya­hudilerin ve Hıristiyanların bu inançlarının yanlışlığını Kur'ân-ı Kerîm, açık bir şekilde şöyle ortaya koymaktadır:

"Bir de; küfretmeleri, 'Meryem'e büyük iftirada bulunma­larından ve Allah'ın resulü Meryem oğlu İsa Mesih'i öldür­dük' demelerinden ötürüdür. Oysa onlar, İsa'yı öldürmediler ve çarmıha geremediler. Fakat (İsa 'nın Havarilerinden müna­fık olan hain birisi,) onlara, (Isa 'nın) benzer (i olarak) göste­rildi. İsa 'nın (ölüp-ölmediğine, semaya kaldırılıp-kaldırılmadığına, çarmıha gerilip-gerilmediği vb. konularda) ihtilafa düşenler, ondan yana şüphe içindedirler. Bu (Mesih İsa 'nın durumu) hakkında, onların bilgileri yoktur. Onlar an­cak (bu konuda) zanna dayanmaktadır. Halbuki onu gerçekten öldürmemişlerdir. Bilakis Allah, onu, "kendi katına yükselmiş­tir." (Nisa: 4/156-158)

Ne acayiptir ki; Hıristiyanlar, Hz. İsa (a.s)'ın, hem çarmı­ha gerilmek suretiyle öldürüldüğünü kabul ediyorlar ve hem de Hz. İsa (a.s)'ın ilah olduğuna ve Allah'ın oğlu olduğuna inanı­yorlar!!.

Şair ne güzel söylemiş:

"Ey İsa'ya tapanlar! İlah (olarak kabul ettiğiniz şahıs) Ya­hudi bir kimsenin eylemiyle çarmıha geriliyorsa, bu ne biçim ilahtır?" şeklinde size bir sorumuz var. Kafası çalışandan bu­nun cevabını istiyoruz.

Yüce Allah ise kendisi hakkında şunları söylemektedir:

"Allah, (zalimlerin) söyledikleri şeylerden çok yüce ve münezzehtir." (İsra: 17/43) 

 

Hz. İsa (a.s)'ın Kendisini İnsanlığa Feda Etme Meselesi:

 

Hıristiyanlar: "Hz. Mesih İsa (a.s), adem oğullarının işle­miş olduğu günahlarından ve hatalarından kurtarmak için çar­mıha gerilmiştir" derler!!!

Bu görüş, doğru olabilir mi? İlahi adalete ve aklı selime uyar mı? Hz. İsa (a.s)'ın suçu neydi ki, yaratıkların günahları­na kefaret olması için çarmıha gerilmiş olsun? Bir insanı, baş­kasının yerine cezalandırmamız adalet midir? Örneğin; senin kardeşin adam öldürme veya zina etme suçunu işlese, senin suçun ne ki onun işlediği suçun ve günahın cezasını çekesin? Çünkü Rabbani hüküm, "Kendi (günah) yükünü taşıyan hiç kimse bir başkasının (işlediği günahın) yükünü taşımaz." (En'am: 6/164) ve "Her insan kazandığıyla (Allah katında) rehin alınmıştır." (Müddessir: 74/38) şeklinde ortaya çıkmak­tadır. İlahi adalet ise "Kim iyi bir iş yaparsa, faydası kendisi-nedir. Kim de kötülük yaparsa, zararı kedisinedir." (Fussilet: 41/46) şeklinde tecelli etmiştir.

Zaten sağlam düşünce de, cezanın yalnızca suçu işleyen kimseye verileceğine hükmeder. Fakat kilise adamlarının, gafil zihinlere soktukları hasta düşüncelere ve kör taassuba ne diye­lim!

Reşid Rızâ, "Tefsirü'l-Menâr" adlı tefsirinde bu konuyla ilgili olarak şöyle der:

"Hıristiyanlara gelince; onlar da, Hz. İsa (a.s)'ın sonunun böyle kötü ve çirkin bir şekilde olduğunu kabul ettiler. Üstelik bunu, dinlerinin esası ve inançlarının temel direklerinden say­dılar. Öyle ki Hz. İsa (a.s)'m çarmıha gerildiğine inanmayanı mümin kabul etmezler. Böyle birisinin salih amelleri, ibadetlefi ve iyilikleri Hz. İsa (a.s)'m çarmıha gerildiğine inanmadıkça kendisine fayda sağlamaz.

Bu inanca Ahdi Kadim'de de (Tevrat'ta) bir esas buldular, gu esasın üzerine de, Hz. İsa (a.s)'ın çarmıha gerilmesi mese­lesinin oturtup:

- 'Hz. Adem (a.s), bütün insanlığın ilkidir. Allah'ın kendi­sine yemesini yasak ettiği ağaçtan yemek suretiyle Allah'a is­yan etmişti. Bundan dolayı günahkar olmuş ve onun soyundan gelecek bütün insanlarda -onun işlemiş olduğu bu günahtan dolayı- günahkar olarak ahirette ebediyen helak, olmak suretiy­le cezaya müstahak olmuşlardır.' Böylece Adem oğullarının hepsi -veraset yoluyla- günahkar olarak dünyaya germektedir. Böylece hem kendilerinin işlemiş oldukları günahlarının yü­künü ve hem de babalarının günahının yükünü taşıyorlardı. Allah'ın adalet ve rahmet sıfatları bulunduğundan dolayı bu suçu ve günahı cezasız bırakması O'nun adaletine yakışmaz. Eğer bunu yerine getirmezse adil olmaz. Bundan dolayı ken­dinden olan 'oğlunun ruhunu' hem orada olup ceset olsun -bundan dolayı da "bu kadının (Meryem'in) oğlu" olmakla mü­kemmel bir insan ve "Allah'ın oğlu" olmakla mükemmel bir "ilah" olarak- ve hem de bütün günahlardan masum olsun, sonrada insanlar gibi yaşasın, onlar gibi yiyip-içsin, onlar gibi acı duysun, Allah'ın ve O'nun -şeriatının düşmanları gelip çir­kin ve kötü bir şekilde onu öldürsünler, iki elini ve iki ayağını odun parçalarına germek suretiyle çivileyerek çarmıha gersin­ler ve yüzüne vurmalarından, alay etmelerinden sonra öldür­sünler diye Adem'in soyundan bir kadının (Meryem'in) rah­mine bırakmıştır.

İşte bunların hepsi, ne kendisinin ve ne de diğer insanların elemediği bir günahtan (Hz. Adem'in işlediği günahtan) dola­yı, onun insanlığa feda edilmesi içindir..."

Derim ki: Bu sözlerin aslı astan olmayıp saçma sapan sözlerdir. Çünkü söyledikleri gibi olsa o zaman Allah'ın adalet ve rahmet sıfatları gerçekleşmiş olmaz. Zira günahsız bir kim­seye başkasının işlediği suçun cezasını çektirmek ve suçsuz bir kimseye de başkasının işlediği günahın cezasını vermek adalet değildir. Sonra bu inanç, aslında onların elindeki kutsal kitaba ters düşmektedir. Çünkü Tesniye kitabında:

- "Babalar çocuklarının yerine, çocuklarda babalarının ye­rine öldürülemez. Doğrusu her insan, günahı (veya hatası) kar­şılığında dürülür" denmektedir. 

 

Havariler Kimlerdir?:

 

Hz. İsa (a.s)'ın, "Havariler" diye adlandırılan arkadaşları ve öğrencileri vardı. Bunlara, kalplerinin temizliği ve sır sak­lamalarının (veya gidişatlarının) düzgünlüğü sebebiyle "Hava­riler" denilmiştir. Üstelik bunlar, Hz. İsa (a.s)'m "Ensâr" (yar­dımcılar) mdandır. Bunlar tıpkı, Resulullah (s.a.v.)'e Medi­ne'de "yardım eden sahabelerine" benzerler.

Nitekim Yüce Allah, Havarileri anlatmış ve onları şöyle övmüştür:

"İsa, onların (Yahudilerin) kafirliklerini (kesin bir şekilde) anlayınca; 'Allah uğrunda benim 'yardımcılarım' kimlerdir?' dedi. Havariler de: 'Biz, Allah (yolunun) yardımcılarıyız, Al­lah'a inandık ve O'na teslim olduğumuza (sende) şahit ol (Bunları İsa'ya söyledikten sonra Yüce Allah'a:) 'Ey Rabbimizl İndirdiğin (İncil'e ve ondan önceki kitaplara) iman ettik ve peygamberin (olan İsa 'nın) ardınca gittik. Bizi, şahit olanlarla beraber yaz' dediler."

Yüce Allah, her peygambere, "yardımcılar" (Ensâr) ve "Havariler" nasip etmiştir. Nitekim Resulullah (s.a.v.) bu ko­nuda şöyle buyurmaktadır:

"Benden önce Allah, bir ümmete Peygamber gönderdiğin­de, mutlaka ona, ümmetinden, 'yardımcılar' ve 'Havariler' vermiştir."

Hz. İsa (a.s)'ın Havarileri 12 tanedir. Bunların isimleri şöyledir:

1. Simotin. (Ona, Petros'da denilir.)

2. Endrâvus. (Sem'an'm kardeşi)

3. Ya'k'ûb (b. Zebdî)

4. Yuhanna (b. Zebdî. YaVûb'un kardeşi)

5. Bersolmâvus

6. Filips

7. Matta (el-Aşşâr)

8. Tomas.

9. Ya'k'ûb (b. Halefi).

10. Lebavus

11. Simoun (el-Kanunî)

12. Yehûza (el-Esharyotî)

Sonuncu sırada yer alan Yehûza el-Esharyoti -daha Önce­de anlatıldığı g