Sponsor Bağlantı

Sponsor Bağlantı

Sponsor Bağlantı

Eylül 2011

Cuma 30 Eylül 2011

Hazreti Ömer PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 21:47
Güzel sözler / Guzel Sozler, kiymetli sozler, onemli sozler,
HZ. ÖMER (R.A)'DAN TAVSİYELER
 
Hz. Ömer (r.a.)[23] Diyor ki:
 
-İnsanların en cahili, ahiretini başkasının dünyası için satandır.
 
-Çok konuşan çok yanılır. Çok gülenin heybeti ve hayası azalır.
 
-Şükür nimeti artırır.
 
-Doğruluk  her  ne kadar seni öldürse bile ondan ayrılma.
 
-Bana ayıplarımı söyleyen kimse Allah'ın rahmetine kavuşsun.
 
-Komşusu, akrabası ve arkadaşı tarafından iyi denen kimse gerçekten iyidir.
 
-Her gün, falanca öldü denilir. Bir gün gelecek, Ömer öldü, denilecek.
 
-İyiliğin şerefi çabuk yapılmasındandır.
 
-Kötülüğü bilmeyen onun tuzağına düşer.
 
-İnsanlar seni kendinle ilgilenmekten alıkoymasın. Çünkü durumundan onlar değil sonunda sen sorumlu olacaksın.
 
-Gündüzleri boş geçirme. Çünkü işlediğin amellerin kaydediliyor. Bir kötülük yaptığında hemen iyilik yap. Çünkü işlediğin amellerin kaydediliyor. Bir kötülük yaptığında hemen iyilik yap. Çünkü yapılmış olan bir günah için hemen iyilik yapmaktan daha iyi bir şey görmüyorum.
 
-Sana kötülük yapanlardan uzak dur. Az bulsan da salih kimseleri dost edin.
 
-Sana gerçek belli oluncaya kadar, Müslüman kardeşinin işini en güzel şekilde yorumla.  Bir Müslüman’ın ağzından çıkan bir sözü hayra yorma ihtimali bulunduğu sürece kötüye yorumlama.
 
-Kendini suçlamalara açık tutan kimse, zanla kendine kötü diyenleri kınamasın. Sırrı gizleyen kimsenin elinde serbest hareket etme imkânı vardır.
 
-Kendileriyle yaşayacağın doğru arkadaşlar edin. Çünkü onlar rahatlıkta ziynet, sıkıntılı anında hazırlıktır.
 
-Seni ilgilendirmeyen işlere karışma.
 
-Olmayan şeyler hakkında soru sorma. Çünkü boş şeyle meşgul olmuş olursun.
 
-Senin kurtuluşunu istemeyenden bir ihtiyacını talep etme. 
 
-Yalan yemin etmeyi önemsiz görme; Allah seni helak eder. 
 
-Kötülüklerini öğrenmemek için kötülerle arkadaşlık etme. 
 
-Düşmanından uzak dur. 
 
-Güvenilmeyen arkadaşından sakın.  
 
-Allah'tan korkandan başka güvenilir kimse yoktur. 
 
-Kabirlerde huşu içinde ol.
 
-İbadet anında tevazu içinde ol.
 
-Günahtan korun.
 
-İşlerinde de Allah'tan korkanlarla istişare et
 
-Allah (cc) şöyle buyuruyor:
 
“Ve insanlardan ve yürür hayvanlardan ve davarlardan da böylece renkleri muhtelif olanlar (vardır) ve Allah'tan kulları arasında da ancak ilim sahipleri olanlar korkar. Şüphe yok ki, Allah galiptir, yarlığayıcıdır.”[24]
 
-Erkekler ve Kadınlar üç gruptur:
 
-Üç grup kadın şunlardır:
 
-Dindar, iffetli, yumuşak, sevimli ve doğurgan kadınlar. Bunlar kocasının zararına çalışmaz, sıkıntılı günlerinde yardımcı olur. Bunları çok az bulursun.
 
-Sadece bir kap olan kadınlar. Bunlar çocuk doğurmaktan başka işe yaramazlar. Bir de kocasının boynuna bir bukağı gibi olan kadınlar. Allah bunları dilediğinin boynuna geçirir. Dilediği zaman da çıkarır.
 
-Üç grup erkek ise şunlardır:
 
İffetli, yumuşak, görüş sahibi ve kendisine danışılabilecek olanlar. Bunlar başlarına bir iş geldiğinde kendi akıllarıyla onu hallederler.
 
İkincisi, herhangi bir görüş sahibi olmayan erkeklerdir. Bunlar, başlarına bir iş geldiğinde meseleyi görüşü yerinde olan ve danışılacak kimseye ileterek hallederler.
 
Üçüncüsü ise görüşü olmayan ve şaşkın kimselerdir. Bunlar da herhangi bir yol gösterene de itaat etmeyen erkeklerdir.
 
-Çok gülenin heybeti azalır.
 
-Mizah yapan hafife alınır. 
 
-Çok konuşanın hatası da çok olur.
 
-Hatası çok olanın hayası azalır.
 
-Hayası az olanın utanması az olur.
 
-Utanması az olanın da kalbi ölür.
 
-Allah'ın, batılı onu terk ederek öldüren; hakkı da zikretmek suretiyle dirilten kulları vardır.
 
-Bunlar iyiliğe yöneltildiklerinde rağbet ederler, kötülükten sakındırıldıklarında da sakınırlar.
 
-Korkarlar, emin olmazlar. Gözleriyle görmedikleri halde yakinen inanırlar.
 
-Korku onları ihlaslı yapar. Ebedi olan için faniyi terk ederler.
 
-Haya onlar için nimet, ölüm bir şereftir. Hurilerle evlendirilirler, ölümsüz gençler onlara hizmet ederler.
 
-Kitaplarla ve ilimle dolunuz, ilim pınarı olunuz. Allah'tan her gün rızkınızı isteyiniz. 
 
-Tevbe edenlerle oturunuz. Çünkü onlar kalbi en yumuşak olanlardır.
 
-Allah'tan korkan intikam almaz. Takva sahibi olan günah işleyemez.
 
-İnsanlara karşı insaflı olanlar işinde başarılı olur. İbadet edince aşağılanmaz.  İyiliğe, günahla yücelmeden daha yakındır.
 
-Kişinin şerefi takvasıdır. Soyu dini, insanlığı da ahlâkıdır.
 
-Sen, Farslı, Acemli ve Nabat’lı birinden daha hayırlı değilsin. Üstünlük ancak takva iledir.
 
-Hikmet yaş büyüklüğünde değildir. Ancak o, Allah'ın dilediğine verdiği bir ihsanıdır.
 
-Aşağılık ve kötülenen önemsiz işlerden sakın."
Hazreti Ömer, hz ömer ra, hz ömer sözleri, hz ömer ra. tavsiyeleri, hz ömer nasihatları, hz sözleri oku
Read more

Hazreti Ebu Bekir Ra. Tavsiyeler PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 21:13
Güzel sözler / Guzel Sozler, kiymetli sozler, onemli sozler,
HZ. EBU BEKR (R.A)'DAN TAVSİYELER
 
Hz. Ebu Bekr (r.a) Der ki:
 
-Kendine kabir değil, kendini kabre hazırla.
 
-Mal cimrilerde, silah korkaklarda, karar da zayıflarda olursa işler bozulur.
 
-Kabre hazırlıksız giren, denize kayıksız açılmış gibidir.
 
-Zulüm, vefasızlık ve hile kimde bulunursa zararı yine kendine dokunur.
 
-Kitaplar, akıllı kişilerin bahçeleridir.
 
-Cahil abid, şeytanın oyuncağıdır. Tıpkı fareyi cebinde taşıyanlar gibi.
 
-Komşunla kavga etme, misafir gider o kalır.
 
-İstişarede doğru söyle ki, görüş doğru olsun..
 
-Halka iyilik etmek, afetlerden ve belalardan korunmayı gerektirir.
 
-Takva, akıllıca yapılan işlerin en güzelidir. 
 
-Hakk'a asi olmak, ahmakça yapılan işlerin en çirkinidir.
 
-Verilen emaneti yerine getirmek, en üstün doğruluktur. 
 
-Hıyanet olarak da en önde, yalan gelir.
 
-Mazlumun bedduasından korkunuz...
 
-Ölümü özüne sevdir. Nasıl olsa gelecek.
 
-İşlerinizi çevirmek için başınıza geçtim... Doğrulukta devam ettiğim müddet bana uyunuz, kaydığımı görünce de bana kıyam hakkınızdır.
 
-Sonun iyiliği, evvelin iyiliği kadar olur.
 
-Mazlumun bedduasından korkunuz.
 
-Ölümden korkma ki, hayat bulasın.
 
-Dostuna dost ol ve bütün dostlarını hukukta eşit tut.
 
-Sabredin ki, her şeyin başı sabırdır.
 
-Düşmana karşı cesaret göster. Çünkü korkarsan maiyetin de korkak olurlar.
 
-Ne söylediğini ve ne zaman söylediğini düşün.
 
-Farz eda olunmadıkça nafile kabul olunmaz.
 
-Allah, dışını  gördüğü gibi içini  de görür.
 
-Zulüm, verdiği sözü bozmak, hile; bu üç haslet kimde varsa, zararları yine kendine dokunur.
 
-Hakk'ı tanıyanların kölesi ol...
 
-Ya Rabbi! Ruhumu Müslüman olarak al ve beni salihlerle beraber haşreyle.
 
 
A. Hz. Ebu Bekr'in,  Amr  İbn As'a  Yaptığı Tavsiye:
 
Hz. Ebu Bekr, Amr ibn As komutasındaki üç bin kişilik bir orduyu Şam tarafına uğurlarken Amr ibn As'a şu tavsiyelerde bulundu:
 
"Ey Amr! Gizli ve aleni her türlü davranışta Allah'tan kork! Çünkü O, seni ve yaptıklarını görür. Ey Amr, ben seni, senden daha önce İslam'a giren, senden daha çok İslam'a ve Müslümanlara faydalı olan bazılarına tercih ettim ve seni ordunun başına getirdim. O halde sen ahiret için çalışanlardan ol. Yapacaklarını Allah rızası için yap. Maiyetinde bulunanlara bir baba gibi şefkat göster, onların gizli hallerini araştırma, zahirini müşahedelerinle yetin. Kararlarında azimkar ol, düşmanla karşılaştığında sebat et, korkma, hiyanet edenleri hemen cezalandır.
 
Askerlerine öğüt verdiğinde az ve öz konuş. Kendi nefsini ıslah et ki emrin altındakiler de sana hiç itirazsız tabi olsun."
 
B. Hz. Ebu Bekr'in, Zekat  Memuru  Olarak  Görevlendirdiği  Amr  ile Velid  bin  Utbe'ye  Yaptığı  Tavsiye:
 
"Gizli ve açık işlerde Allah'tan korkunuz. Allah kendisinden korkana kurtuluş kapılarını açar, hatır ve hayaline gelmeyen yerlerden rızık verir. Kim Allah'tan sakınırsa, Allah onun günahlarını affeder, ecirlerini de kat kat arttırır. Takva, Allah’ın kullarının birbirlerine tavsiye ettikleri hayırların en iyisidir. Sen Allah'ın yollarından bir yoldasın, o yolda şahsi menfaatlerine öncelik vermen, gevşeklik göstermen, dininizin ayakta durmasının, işlerinizin de sağlıklı yürümesinin kendisine bağlı olduğu hususlarda gafil davranman çok büyük bir vebaldir.
 
Bu sebeple üzerine aldığın görevi ifâ hususunda gevşeklik gösterme."
 
C. Hz.  Ebu Bekr'in, Eski İdarecilere Hürmet ve Onlara Fikir Danışmanın  İyiliğine  Dair Şurahbil bin Hasene'ye Yaptığı Tavsiye:
 
"Ey Şurahbil! Halid bin Said'e itibar göster, onun senin üzerindeki hakkını bil. O senin komutanın olsaydı sen ondan neler bekleyecek idiysen onun da senden aynı şeyleri beklediğini farz ederek kendisine ona göre davran. İyiliği tavsiye edecek takva sahibi bir kimsenin görüşlerine başvurma ihtiyacı hissettiğinde ilk önce Ebu Ubeyde bin Cerrah'a, sonra Muaz bin Cebel'e, üçüncü olarak da Halid bin Said'e başvur. Muhakkak ki bunlardan faydalanacaksın. Sakın onlarla istişare etmemezlik yapma. Alacağın herhangi bir kararı onlardan saklama."
 
Allah Tealâ insanları kendisine iman etmeye, böylece ancak kendi himayesini tercih etmeye çağırmıştır.
 
Bu sebepten dolayı Allah'ın hıfzu emanında olan birine haksızlık yapan, kesinlikle Allah'ın lanetine düçar olur."
 
E. Hz. Ebu Bekr'in,  Savaşa Gidecek Mücahidlere Yaptığı Tavsiye:
 
"Gideceğiniz memlekette zinhar zulüm ve teaddi etmeyiniz, çok yaşlı olanı katletmeyiniz. Hayvanatı da helak etmeyiniz. Düşman ile ahid ve karar ettiğiniz zaman, ahdinizi bozup da ikrarınızdan dönmeyiniz ve manastırlarda birtakım ruhbanlar vardır ki,onların kavl-i batılları iktizası nefislerini hapsetmişlerdir. Onları sakın katletmeyiniz. Mabedlerini yıkmayınız ve fevkalade zaruri olmadıkça hayvanları kesmeyiniz ve ağaçları da kesip yakmayınız.
 
Takva, akıllıca yapılan işlerin en güzelidir. Hakk'a asi olmak, ahmakça yapılan işlerin en çirkinidir.
 
Verilen emaneti, yerine getirmek, en üstün doğruluk sayılır. İhanet olarak da, en önde yalan gelir."
Hazreti Ebu bekir sözleri, hz ebu bekir tavsiyeleri, hz ebu bekir sözleri, hz ebu ra. sözleri ara
Read more

Hazreti Lokman PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 20:16
Güzel sözler / Guzel Sozler, kiymetli sozler, onemli sozler,

HZ. LOKMAN'IN, OĞLUNA YAPTIĞI TAVSİYLER

Hz. Lokman, ilim ve hikmetiyle dillere destan bir zattır. Bunun içindir ki, kendisine "Lokman Hakîm" denmiştir.

Hz. Lokman'ın "Saran" ismindeki bu oğlu babasının verdiği bütün öğütlere uymuştu.

Hz. Lokman'ın hikmetli sözlerinden birisi Kur'an'da şu şekilde yer almaktadır:  

Allah'a ortak koşma

 "Hani Lokman oğluna öğüt verirken demişti ki, 'Oğlum (ey oğul!) Allah'a ortak koşma. Muhakkak ki şirk pek büyük bir zulümdür."[16] 

"Yürüyüşünde mutedil ol. Sesini alçalt. Seslerin en çirkini, şüphesiz ki, eşeklerin sesidir."[17] 

Hz. Lokman'ın ismi Kur'ân'da da geçmesine rağmen peygamber mi, yoksa veli mi olduğu hususunda İslam alimleri arasında görüş ayrılığı vardır.  

Hz. Lokman'dan gelen bu tavsiyeler tefsirlerde genişçe bulunmaktadır. Hz. Lokman'ın tefsirlerde geçen öğütlerinden ve hikmetli sözlerinden bazıları şöyledir:[18]  

Takvayı esas al  

Ey oğul!

Takvayı kendin için kârlı bir ticaret olarak kabul et. Çünkü böyle ticaretler sonsuz kazançlar temin eder.  

Merasimlere katıl  

Ey oğul!

Cenaze merasimlerine katıl. Düğün merasimlerinden de uzak durmaya çalış. Çünkü cenaze sana âhireti hatırlatır; düğün ise dünyaya çeker.  

Horozdan geri kalma

Ey oğul!

Horozdan daha geri kalma. Çünkü sen uykunun derinliklerinde iken, o dünyayı sese vererek insanları uykudan uyandırmaya çalışır.

Tevbeyi geciktirme

Ey oğul!

Tevbeyi geciktirme. Çünkü ölüm ansızın geliverir.  

Cahille dost olma  

Ey oğul!

Cahil kimselerle dostluk kurma. Çünkü onunla dost olursan, kendi yaptıklarını senin hoş karşıladığını sanar.  

Allah'tan kork  

Ey oğul!

Allah'tan hakkıyla kork. Kalbinin bozuk olduğunu bildiğin halde başkalarının sana saygı göstermesi için takva ehli olduğunu ihsas ettirme.  

Susmak altındır  

Ey oğul!

Şimdiye kadar susmaktan dolayı hiç pişmanlık duymadım. Çünkü söz gümüşse, sükût altındır.  

Günahlardan sakın

Ey oğul!

Kötülük ve günahlar senden sakındığı gibi, yani işlemedikçe sana dokunmadığı gibi, sen de onlardan sakın. Çünkü kötülük kötülüğü, günah da günahı çeker.  

İlim meclislerine katıl

Ey oğul!

Âlimlerin meclisinde bulun. Hikmet ehlinin sohbetlerini dinle. Çünkü Allah kuru toprağı yağmurla nasıl canlandırırsa, ölmüş kalpleri de hikmetli sözlerle öyle diriltir. 

Yalandan sakın

Ey oğul!

Allah, yalancının yüz suyunu kurutur, haya duygusunu giderir. Ahlâksız kimsenin de sıkıntısı hiç eksik olmaz.

Ahmak adamdan uzak dur

Ey oğul!

Kayaları uzaklara taşımak, ahmak adama laf anlatmaktan daha kolaydır.

Kendi işini kendin gör

Ey oğul!

Cahili vasıta olarak kullanmaktan, işini gördürmekten uzak dur. Şayet akıllı birisini bulamazsan kendi işini kendin gör.

Kendi milletinin kızıyla evlen

Ey oğul!

Kendi milletinden olmayan bir kızla evlenme. Aksi takdirde çocukların ileride sıkıntıdan kurtulamazlar.  

Ey oğul!

Öyle bir zaman gelecek ki, sabırlı insanların bile yüzü gülmez olacaktır.

Allah'ın anıldığı meclislere katıl

Ey oğul!

Katılacağın meclisleri kendin ara bul. Allah'ın anıldığı meclisleri bulunca hemen oturuver. Çünkü âlim isen ilmin artar, cahil isen yeni bir şeyi öğrenmiş olursun. Oraya inen rahmetten sen de payını alırsın. Allah'ın anılmadığı meclislere hiç katılma. Çünkü âlim de olsan, cahil de olsan zarar görürsün. Ayrıca oraya inecek olan İlâhî gazaptan sen de nasibini alırsın.

Ey oğul!

Sofrana takva ehli mü'minleri davet et.

Tecrübe sahipleriyle istişare et

Ey oğul!

Her işinde ilim ve tecrübe sahibi kimselerle istişare et, onların fikrini almaya çalış.  

Takvadan bir gemi edin  

Ey oğul!

Dünya dipsiz bir denizdir. Onda niceleri boğulmuştur. Bunun için takvadan bir gemi edin. İçine îmânı yükle. Tevekkül yelkeniyle açıl. Ancak bu şekilde selâmetle yol alır, sahile çıkarsın.

Kötü komşudan uzak dur

Ey oğul!

Nice ağır yükler taşıdım. Fakat kötü komşu kadar ağır bir yüke rastlamadım. Nice acılar tattım, fakat fakirlikten daha şiddetli bir acı tatmadım.

İlimden nasibini al

Ey oğul!

İnsan fakir de olsa ilim ve hikmetiyle hükümdarların meclisinde yer alır.

Arkadaş seçimine dikkat et

Ey oğul!

Birisiyle dostluk kurmak istiyorsan, önce onu öfkelendirecek bir şey yap. Şayet öfkeli iken sana insaflı davranırsa ona yaklaş, insafsız davranırsa uzak dur.

Âhirete hazırlan

Ey oğul!

Dünyaya geldin geleli âhirete doğru yol alıyorsun. Bunun için âhiret yurdu, sana dünya yurdundan daha yakındır.

Dilini duaya alıştır  

Ey oğul!

Dilini 'Allah'ım, beni affet' demeye alıştır. Çünkü öyle anlar vardır ki, o saatlerde Allah duaları reddetmez, istediğini ihsan eder.

Borçlanmaktan uzak dur

Ey oğul!

Borçlanmaktan uzak dur. Çünkü borç, seni gündüz zillete sürükler, gece de üzüntüye boğar.

Günah işlemeye cesaretin olmasın

Ey oğul!

Allah'tan öyle bir şey iste ki, günah işlemeye cesaretin olmasın. Ve Allah'tan öyle kork ki, rahmetinden hiçbir zaman ümidin kesilmesin.

Önce selâm ver

Ey oğul!

Bir cemaatin bulunduğu yere gittiğin vakit, önce onlara İslâm'ın okunu at, yani selâm ver. Sonra bir köşeye otur, onları konuşuyor halde görmedikçe sen de konuşma. Şayet Allah'ın zikrine dalacak olurlarsa sen de onlara katıl. Fakat başka bir söze geçerlerse oradan ayrıl.

Kendini anla

Ey oğul!

İki dünyada mesut olmak istiyorsan, kendini anla. Okuyup bilgili olmaya çalış. Çalış ki, bilenle bilmeyen bir olmaz.

Tembel olma

Ey oğul!

Tembel olma. Tembellik bedbahtlık alâmetidir.

Acele etme

Ey oğul!

Acele etme, acele şeytan işidir.

Güler yüz göster

Ey oğul!

Ahlâkını düzelt. Dostuna da, düşmanına da güler yüz göster. Ancak değerin ve itibarın kırılacak derecede hareket etme.

Orta yolu tut

Ey oğul!

Her şeyin hayırlısı olan orta yolu tercih et.

Yolda dikkatli yürü

Ey oğul!

Yolda yürürken yüzünü gözünü oraya buraya çevirme ki, gönlün vesvesede kalmasın.

Mecliste önce oturma  

Ey oğul!

Bir cemaat içinde bulunduğunda onlar ayakta iken oturma. Oturdukları zaman sen de oturuver.

Yollara tükürme

Ey oğul!

Bıyık ve sakalınla oynama. Parmağını burnuna sokma. Yollara tükürme, sesli sümkürme. Elinle sinek kovalamayı terk et.

Az konuş

Ey oğul!

Sükût ve teenni ile hareket et. Az konuş. Çok konuşmak, yanılmaya sebeptir.

Sözü fazla dağıtma

Ey oğul!

Konuşurken sözü fazla dağıtma. Aksi takdirde şerefine zarar gelir. Konuşurken başkalarını utandırma. Kaş göz işareti yapma.

Güzel ve lâtif sözleri duymaya çalış. Fazla hayrete düşme. Sözün tekrarlanmasını isteme. İnsanları güldürecek ve kendini maskara edecek sözlerden sakın.

Atıp tutma

Ey oğul!

Kimse hakkında atıp tutma.  

Fazla ısrar etme

Ey oğul!

Senden bir şey istendiği zaman, elinden geliyorsa vermeye çalış. Birinden bir şey istediğinde de fazla ısrar etme.  

Dinde tartışmaya girme

Ey oğul!

Dinle alakası olmayan meselelerde aksi vaki ise tartışmaya ve münakaşaya girme.

Fakirliğini kimseye açma

Ey oğul!

Acizliğini ve fakirliğini hiç kimseye, hattâ ailene dahi açma ki, onların yanında itibarın düşmesin, sözünü dinlemez olmasınlar.

Hizmetçilerle şakalaşma  

Ey oğul!

Hizmetçi ve benzeri kimselerle şakalaşma.  Çünkü bunlarla şakalaşmak hakaret ve düşmanlığa sebep olur. Onlara öyle muamele et ki, hem seni sevsinler, hem de senden korksunlar.

 Şiddetten sakın

Ey oğul!

Çocukları ve elinin altındakileri terbiye ederken şiddetten sakın. Öfkelendiğin vakit vakarla geçiştirmeye çalış. Mümkün olursa sövüp dövme ki, aksi takdirde onların gözünde mehabetin yok olur.

Kendini ve çocuklarını övüp durma.

Hayasız gençlerle ve o halde olan kız çocukları ile ülfet etme. Çünkü dünya ve âhirette mezellete sebep olur.

Önce düşün

Ey oğul!

Bir kimse ile bozuşursan, dilini tut ve makbul olan sözü söyle. Önce düşün, sonra söze giriş.

Herkesin değerini ve layık olduğu hürmeti muhafaza eyle.

Azla yetin

Ey oğul!

Bir kimsenin davetinde bulunduğun vakit, azla yetin. Dalkavukluk edip de o yemeği övmekle başkalarının yemeğini kötüleyip tahkir etme.  

Misafirlikte gözlerine dikkat et

Ey oğul!

Bir kimsenin evinde misafir kaldığın vakit gözlerine dikkat et. Her tarafa bakıp durma. Durumuna vakıf olduktan sonra dine aykırı da olsa sırrını ifşa etme.

Elini çek

Ey oğul!

Emanete hıyanetten elini çek.

Kimseye açma

Ey oğul!

Bir işe başladığın zaman, meydana gelmeden önce kimseye açma ki, mahcup düşmeyesin.

Çok ver

Ey oğul!

Sadakayı çok ver. Mal sevgisini gönlünden çıkar.

Razı ol

Ey oğul!

Doğru söyle, Allah'tan gelene razı ol.

Yemekte şunlara dikkat et

Ey oğul!

Yemekten önce ve sonra ellerini yıka. Bu hal fakirliğini giderir, göze kuvvet verir.

Çok yemek kalbe katılık ve gaflet verir. İbadette tembelliğe sebep olur.

Yemeğin başında Bismillah, sonunda Elhamdülillah, ortasında da nimetin Allah'tan geldiğini düşün.

Tek elle ekmeği koparma. Bu hareket kibirli insanların âdetidir.

Yemeğin başında ve sonunda bir parça tuz yemek birçok hastalığa karşı devadır.

Lokmayı küçük tut ve iyice çiğne.

Misafir geldiği zaman mümkünse yemeği büyük kaba koy, berekete sebep olur.

Yemek yerken önünden al, ekmeğin ve tabağın ortasından alma.

Elinden ekmek ve yemek parçası düştüğünde al, temizle ve öyle ye.

Sıcak olan yemeğe soğutmak için ağzınla üfleme, soğuyuncaya kadar bekle.

Yemeği çabuk yeme.

Hurma ve kayısı gibi sayılabilir meyveleri teker teker ye, çifter çifter yeme ve çekirdeklerini bir tarafa topla.

Yemek arasında çok su içme. Su içerken bardağın içine bak. İçine uygunsuz bir şey düşmüş olmasın. Suyu içerken üç nefeste içiver.

Yemeğe herkesten önce el uzatma.

Yemek esnasında güzel şeylerden bahset.

Sofrada bulunan arkadaşlarına ara sıra göz ucuyla bak. Yemek ve ekmeği o tarafa sür.

Misafirler çekingen davranırlarsa üç defadan fazla yemeleri için ısrar eyleme. Yemek yeme isteğin yoksa özür beyan eyle.

Dilini tut

Ey oğul!

İlim ve takva ehli veya herhangi bir sebeple senden ileride bulunan bir kimsenin huzurunda dilini tut.

Dostlarını dinle

Ey oğul!

Senin iyiliğini isteyen dostlarının tavsiye ve öğütlerini can kulağıyla dinle.

Doğru ol

Ey oğul!

Sözünde, işinde ve gidişinde doğru ol. Doğru olan sözlerinin bile hayrete ve tereddüde sebep olacaksa, söyleme daha iyi.

Ümidini kesme

Ey oğul!

İnsanların gönlünü almaya çalış. Allah'ın rahmetinden ümidini kesme.

İyi ol

Ey oğul!

Açıkta ve gizlide iyi olmaya çalış.

Varlık yokluktan, akıl sarhoşluktan iyidir.

Bir şeyi vaktinden önce isteme.

İçini süsle

Ey oğul!

İçini dışından daha çok süsle: İçin Hakkın, dışın halkın baktığı yerdir.

Her yerde ve her zaman Allah'ı yanında hazır nazır olarak bil.[19] 

Allah nazarında seni utandıracak işi bırak.

Dünya derin bir denizdir. Çokları onda boğulmuştur. O denizde senin gemin Allah’tan takvâ olsun. Bineğin Allah'a imanın ve yolun Allah'a tevekkül olsun. Umulur ki kurtulursun; tamamen kurtulacağını da sanmam.

Yavrum, insanlar ibadet ve taatte her gün noksanlaştıkları halde nasıl olur da vaad olunduklarından korkmazlar!

Yavrum! Dünyadan yetecek kadar al, ona kapılma, bu ahiretine zarar verir. Dünyadan el etek de çekme, yoksa insanlara yük olursun. Oruç tut, bu şehvetini keser. Seni namazdan alıkoyan orucu tutma, çünkü Allah'ın katında namaz oruçtan daha büyüktür... Yavrum! İyiliği ondan anlayana yap. Nitekim koç ile kurt arasında dostluk olmadığı gibi; iyi ile kötü arasında da dostluk olmaz. Çekişmeyi seven hakarete uğrar, kötülük olan yerlere giden töhmet altında kalır, kötülüğe yaklaşan kendini kurtaramaz ve dilini tutmayan pişman olur.

Yavrum! iyilerin hizmetinde bulun; fakat kötülerle dostluk kurma.

Yavrum! Güvenilir kimse ol ki zengin olasın. Kalbin günah lekeleriyle dolu olduğu halde insanlara, Allah’tan korkuyormuşsun gibi görünme.

Yavrum, âlimlerle bir arada bulun ve onların dizinin dibinden ayrılma; fakat onlarla tartışmaya da girme, yoksa sohbetlerinden seni mahrum ederler. Onlara bir şey sorarken nazik davran. Seni ihmal ettiklerinde onlara bıkkınlık verme, yoksa senden usanırlar.

Yavrum! her şeyi arkanı dönerek isteme ve yüzün dönük olarak da ondan uzaklaşma! Zira bu, basîreti azaltır ve aklı zayıflatır.

Yavrum, küçükken edepli olursan, büyüdüğünde faydasını görürsün!

Yavrum, yolculuğa çıktığında, onu çekip götürebileceğin bir yerde olmadıkça, hayvanından emin olma; çünkü onun sırtı çabuk yağır olur ve bu hakimlerin işlerinden değildir. Gideceğin yere yaklaştığında da hayvanından in ve yürü; kendinden önce onu doyur. Gecenin ilk saatlerinde yolculuğa çıkmaktan sakın! Sana gecenin yarısına kadar dinlenip gece yarısından sonra yola çıkmanı tavsiye ederim. Sefere çıkarken yanına kılıcını, mest'ini, sarığını, elbiseni, su kabını, iğne ve ipliğini, biz'ini (saraç iğnesi) al!

Ayrıca yanında sana ve beraberindekilere yetecek kadar ilâç bulundur. Arkadaşlarınla, Allah'a isyanın dışındaki hususlarda uyum sağla ve onlara vefâ göster!

Yavrum, kanaatkâr görünmekten sakın, zira bu tavrın sana gündüzleri şöhret, geceleri ise şüphe getirir.

Yavrum, kendini unutup da insanlara iyiliği emretme! Yoksa senin durumun, insanlara ışık verdiği halde kendisi yanarak tükenen kandile benzer!

Yavrum, küçük işleri umursamazlık etme! Çünkü küçük, yarın büyüğe dönüşür.

Yavrum, yalan söylemekten sakın! Çünkü yalan, dînini ifsat eder, insanların yanında mürüvvetini noksanlaştırır ve bu durumda da utanma duygun yok olur; değerin düşer, makam ve mevkiin elden gider; küçümsenirsin, konuştuğun zaman sözün dinlenmez, söylediğine itibar edilemez. Bu duruma düşüldüğünde de yaşamanın zevki kalmaz!

Yavrum, kötü huydan, sıkıntı vermekten, sabırsızlıktan sakın! Bu hasletler karşısında hiç bir arkadaşın sana dürüst davranmaz ve seninle aralarında dâima bir mesafe bırakırlar. İşini sev; sık sık karşılaştığın olaylar karşısında sabret! İnsanlara karşı güzel huylu ol! Zira huyu güzel olan, herkese güler yüz gösteren ve bunu yaygınlaştıran, iyiler yanında nasîbini alır; ona karşı iyi kimseler sevgi besler, kötüler de ondan uzaklaşır.

Yavrum, gönlünü kederlerle ve kalbini üzüntülerle meşgul etme. Aç gözlülükten sakın. Takdire rıza göster. Allah tarafından sana verilene kanaat et ki hayatın güzelleşsin, gönlün sürurla dolsun ve hayattan zevk alasın. Eğer dünya zenginliklerinin senin için bir araya getirilmesini istersen, insanların ellerinde olanlara göz dikme! Zira peygamberleri bulundukları mertebeye ulaştıran şey insanların ellerinde bulunanlara göz dikmemeleridir.

Yavrum, dünya hayatı kısadır. Senin oradaki ömrün ise daha da kısadır. Bu kısa ömrün de daha az bir kısmı geride kalmıştır.

Yavrum, iyiliği ehline yap, ehil olmayana iyilik yapma; yoksa o, dünyada boşa gider, ahirette de sevabından mahrum olursun. İktisatlı ol, savurgan olma; cimrilik derecesinde mala sarılma, israfa varacak şekilde de onu dağıtma!

Yavrum, hikmete sarıl ki onunla ikram göresin, onu yücelt ki sen de üstün tutulasın. Hikmet ahlâkının en üstünü Allah (c.c)'ın dinidir.

Yavrum, hasetçinin üç belirgin özelliği vardır:

"-Gıyabında dostunu çekiştirir.

-Yanında olduğu zaman ona yaltaklanır,

-O bir musibete duçar olduğunda da ona sevinir."[20]

Hazreti lokman, hz lokmandan tavsiyeler, hz lokmanın oğlına tavsiyeleri, hazreti lokman nasihatler, hz lokman nasihat ara, hz lokmanın oğluna nasihati

Read more
Son Güncelleme ( Cumartesi, 29 Ekim 2011 20:31 )

Hurafelerin Zararları PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 20:01
Dini Bilgiler / hurafeler
Hurafelerin Zararları
Halkımız arasında yaptığımız küçük bir araştırmadan anladık ki, Yüce Dinimiz İslâm'ın yasakladığı birçok inanış ve davranış sanki yasak değilmiş gibi kabul edilmeğe başlanmıştır. Adeta haramlar helâl, helâller haram olmuştur. Bunun hem dinimize hem de halkımıza pek çok zaran bulunmaktadır.

Hurafelerin yayılmasında çeşitli sebepler bulunmakla beraber, kanaatimizce en başta gelen ana neden, mânevi eğitimin yetersizliği, İslâm esaslarının iyi bilinmemesidir.

Hiç kuşkusuz gerçeğin bilinmediği ve yeterli önlemlerin alınmadığı bir ortamda sahtenin, yalanın, yanlışın ve safsatanın hakim olduğu sosyal bir gerçektir. Nitekim bu durumu iyi bilen bazı iç ve dış mihraklar, onların güdümündeki çıkarcılar, değişik yöntemlerle üretip geliştirdikleri bir sürü hurafeyi, bir çok yanlış adeti halka benimsetmeyi başarmışlardır. İslâm'ın mantık ve gönül doyurucu emirlerini, yasaklarını, görmezlikten gelmişlerdir. Zira bunda pek çok maddî ve manevî menfaatleri bulunmaktadır.

Bu münafık çıkarcılar, İslâm dinini iyi bilen, okuyan, araştıran kimselere tesir edememekle beraber, cahil halkı ve İslâm'ı tanımaktan korkan bazı aydınları(!) ağlarına düşürmektedirler.

Kendini münevver kabul edip te şu bu bahaneyle ya da harhangi bir dileğinden ötürü falcıya, muskacıya, üfürükçüye veya falan yatıra "ÎNÂYET" umuduyla koşan okumuşlar, tahmin edilenden çok daha fazladır. Maalesef bazıları da îslâmı, sadece bu hurafe adetlerden ibaret zannetmektedirler.

Bu çok acı ve üzücüdür!..

Oysa İslâm, tüm batıl ve müşrik düşüncelerin karşısında olan bir dindir.

İslâm; inançta Allah'ı birleyici, davranışta insanları birleştiricidir.

İslâm; soyut bir şekil değil, tatbiki bir teşekküldür. İslâm; yıkıcı bir kuvvet değil, yapıcı bir kudrettir.

O, çeşitlilik içinde bütünlüğü, değişiklikler içerisinde sürekliliği ifade eder.

İslâm; insanları avlayan bir ağ değil, birleştirip bütünleştiren bir bağdır.

Bu bağ; "Toptan Allah'ın ipine (Kur'ân'a, İslâm'a) sarılın, ayrılmayın" ayetiyle ilâhi bir düstur olmuştur.

Müslümanlar; dinin gerçek emirlerine uydukça hem yücelmişler hem de, huzur içerisinde yaşamışlardır. İlâhî gerçeklerden kaçtıkça, hurafelere ve bid'atlara kandıkça hem gerilemişler, hem de binbir felakete uğramışlardır.

Tarih bütün gerçekleriyle meydandadır!..

Müslümanların başına gelen felaketler dinlerinden değil, dinlerini öğrenmeyi ihmal etmelerindendir. Dini, bazı çıkarcıların, bağnazların, okuduğunu anlamayan cahillerin ve çağın yeniliklerini izlemeyen dar kafalıların elinden kurtaramayışlarındandır.

Fezanın derinliklerine doğru yol alındığı, bilgisayarın nimetinden binbir çeşit işte yararlanıldığı çağımızda, hâlâ türbe bahçesindeki ağaca çaput bağlamakla hamile

Artık aklımızı başımıza alalım, hurafelerden arınalım. Ve neden böyle, niçin böyle oldu kavgasını bırakıp, daha ileri ve daha gelişmiş bir ülke olmanın yolunda yürüyelim. İnanıyoruz ki halkımız yanlışın zararını anlayınca, çirkini görünce, doğru ve güzeli benimsemesini bilir.

Bizim halkımızın feraseti yüksek, sağduyusu sağlamdır. Elverir ki rehberi iyi olsun.

Hurafelerle mücadelede hurafelerin etkisini azaltmak için, ilgililere şu önerileri hatırlatmak isteriz.

1. Halkımıza İslâm dini esasları iyi ve doğru öğretilmelidir.

2. Radyo ve televizyonlarda Batıl inançlarla ilgili programlara daha çok yer verilmelidir.

3. Diyanet İşleri Başkanlığı'nca konuya ilişkin geniş kapsamlı araştırmalar yaptırılmalı, çıkan sonuçlara göre mevcut tedbirleri geliştirilmelidir.

4.Camilerde, vaaz ve hutbelerle halk aydınlatılmalıdır.

5. Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Basın Temsilcileri, İlahiyat Fakülteleri, Diyanet İşleri Başkanlığı ile işbirliği yaparak konuya ilişkin ilmi eser ve broşürler yayınlamalıdır.

6. Fal, büyü, muska, tılsım konulan ile ilgili eserler yetkili mercilerin tetkikinden geçmeden yayınlatılmamalıdır.

Bu küçük çalışmamda bana yardımlarını esirgemeyen herkese en kalbi şükranlarımı sunar, yaptığım hatalardan ötürü Yüce Rabbimin engin mağfiretine sığınırım.

kalınacağına inananlar oldukça: "Şu gün işe başlamak uğursuzluk, şu gün çalışmak günahtır" diye tembelliğe prim verenler bulundukça, arzu edilen hedeflere varmakta daha çok zaman kaybederiz.
Hurafelerin zararları, hurafe zararı
Read more

Hurafelerden Örnekler PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 19:53
Dini Bilgiler / hurafeler
Değişik Hurafelerden Örnekler:
1. Bir genç askere giderken evden çıkmadan önce bir dilim ekmeğin yarısını yer, yarısını da geri bırakırsa, artık ekmek onu, çağıracağı için kazaya belaya uğramadan geri dönermiş.

2. Biri yolculuğa çıkarken arkasından aynaya su serpilirse kazaya uğramazmış.

3. Biri gurbete giderken arkasından su dökülürse hem kazaya uğramaz, hem de gurbetten çabuk dönermiş.

4. Bir kişi sabunu başka birine elden verirse, sabun acı olduğu için, acı olaylar görülürmüş veya iki kişi arasına düşmanlık girermiş.

5. Evliliğin ilk günü (gerdek gecesi) erkek veya kadın, hangisi önce uyursa o daha evvel ölürmüş.

6. Bir erkekle bir kadın evlendikleri zaman gerdek gecesi hangisi daha evvel diğerine tokat vurursa onun sözü daha çok dinlenirmiş. En mutlu gecede mutsuzluğa teşvik, bundan daha çok saçma inanç ve âdet olur mu?..

7. Gök gürlerken buğday anbarlanna el ile vurulursa hasat çok olurmuş.

8. Soğan kabuğuna basılırsa fakirlik gelirmiş.

9. Nar taneleri yere düşürülmeden yenilirse cennete girilirmiş.

10. Tarla veya bahçede bitkiler hastalanmış ise, tarla sahibinin güneş doğmadan önce, tarlasının etrafını koşarak dolaşması gerekirmiş.

11. Çeltik ekilen arazinin etrafı eşeğe binmiş bir

12. At nalı asılan yere nazar isabet etmezmiş.

13. Önünde "beştaş oyunu" oynanan eve fakirlik gelirmiş (Kıbrıs).

14. Otururken ayak sallanırsa alacaklı kapıya gelirmiş (Kıbrıs).

15. Cezvede su içilirse zengin olunurmuş (Kıbrıs).

16. Kefen diken iğne kırılmalıdır. Zira ölümü ve uğursuzluğu celbedermiş (Kıbrıs).

17. Ayakkabılar ters dönerse şeytan üzerinde namaz kılarmış (Kıbrıs).

18. Gece sandık açmak, kendi mezarını açmaktır. Yani ölümü çağırmaktır.

19. Cenaze çıkan ev ile çevresindeki evlerin suları dökülmelidir. Çünkü Azrail kılıcını o sularda yıkar. Sular pislendiği için içilmez olur (Kıbrıs).

kimse tarafından Kur'an okunarak dolaşdırsa, o araziye DOLU yağmazmış.

 Hurafelerden örnek, hurafe örnekleri, hurafelerden bazı örnekler,bazı hurafeler

Read more

Ölüm ve Hurafe PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 19:48
Dini Bilgiler / hurafeler
Ölüm ve Hurafe:
Ölüm olayı ile ilgili hurafelerin ne olduğuna geçmeden önce kısaca ECEL konusuna değinmek isterim.

Ecel, insan ömrünün son anı, ölüm vakti anlamına kullanılır. Dini deyim olarak ise; ölüm için takdir ve tayin olunan vakittir. Bu vakit ne öne alınır ne de geciktirilir. Emr-i İlâhi gelince canlının hayatı son bulur. Kur"ân-ı Kerim'de bu husus çeşitli ayetlerde hatırlatılarak şöyle buyurulur.

"Her ümmetin (mukadder) bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geriye atabilirler ne de bir an ileriye alabilirler"

Bilindiği üzere doğumla başlayıp ölüm anına kadar geçen süreye "ÖMÜR" denilir. Her canlının ömürü sınırlıdır. Ömrünü tamamlayan ölecektir. Kur'ân-ı Kerim'de bu da hatırlatılarak şöyle buyrulur. "Her canlı, ölümü tadacaktır. Bir deneme olarak sizi iyilikle de kötülükle de imtihan ederiz. Ve siz ancak bize döndürüleceksiniz" (Enbiya, 35). Ölümden kurtuluş ve kaçış yoktur. Bu konuda hiçbir kimseye müsamaha ve hatır yapılmaz. Çünkü ölüm olayı canlının değişmez kaderidir. Canlı doğar, yaşar ve vakti gelince ölür. Münâfikun Sûresi 11. âyette: "Bir canın eceli gelip çatınca, Allah onu asla geri bırakmaz..." denilmekte ve bu kaderden kaçılamayacağı ifade edilmektedir. Hangi mevki ve makamda olursak olalım, mutlaka ölümü tadacağız, bu değişmez bir gerçek. Ancak insan hemen ölecekmiş gibi ahiretini düşünürken, hiç ölmeyecekmiş gibi de dünya yaşayışını sürdürmelidir. Nasıl olsa öleceğim diye "Terk-i dünya" etmek, dünyadan elini eteğini çekmek, İslâm prensiplerine aykırıdır.(Vakıa, 60). Buna göre insan tayin edilen süre içerisinde yaşayışını sürdürme yetkisine haizdir. Çünkü insanoğlu yaşamayı sever. Erken ölmeyi istemez. Bu konuda evhamlıdır. Nitekim halkımız konuyla ilgili olarak bazı olayları ölüm habercisi olarak kabul etmiş, bir sürü hurafeye kanmıştır.

İnsan, ömrünün ne kadar süreceğini, nerede, nasıl ve ne şekilde öleceğini bilemez. Eğer insan öleceği saati ve günü bilebilseydi yaşayamazdı. Paniğe kapılır ve insani niteliklerini kaybederdi. Dünyanın yaşama düzeni bozulurdu. İşte Allah bu durumu ezelde bildiği içindir ki insana bu vakti bildirmemiştir. Bu gizlilik insanı rahatlatmış ve dünya hayatına bağlamıştır. Bununla ilgili olarak Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

"Aranızda ölümü (keyfiyetini, zamanını, mekanını ve ecellerin miktarını) biz tayin ettik"

Cenaze ve ölümle ilgili olarak tesbit ettiğimiz yaygın halk inanışlarından bazıları şunlardır.

—Geceleyin herhangi bir evin üzerinde "baykuş veya kara karga" öterse o evden cenaze çıkar.

—Gece herhangi bir evde köpek ulursa ya o haneden ya da yakınından biri ölür.

—At, öküz, inek, dana gibi evcil hayvanlar, eğer gece ahırda huzursuzsa, bağırıyor, kişniyor veya böğürüyorsa, o haneden biri ölecektir.

—Gece vakti bir evden başka bir eve kazan, tava ve tencere verilirse ölümü celbeder.

—Makas ağzı açık kalırsa kefen biçmeye yarar.

—Ölü yıkandıktan sonra kazan ters çevrilmezse bir başkası daha ölür.

—Bir evden ölü çıkarsa o evdeki su kapları boşaltılır. Eğer boşaltılmazsa AZRAİL suları ellediği için biri gene ölebilir.

—Bir evdeki eşyalardan herhangi biri kendi kendine düşer veya kırılırsa ölüme işarettir.

—Ayakkabı çıkarılırken ters çevrilirse o haneden cenaze çıkar.

—Cenaze çıkan evde 40 gün ışık yakılır. Ruh geldiğinde odasını aydınlık bulsun diye.

Daha bir sürü inanışlar!...

Örneklerini sunduğumuz bu inanışların hiçbirisi İslâm'a uygun değildir. Batıl inanıştır. Kimin ne zaman nerede, nasıl öleceğini yukarıda da belirttiğimiz üzere ancak Allah bilir, Allah'ın bildirmediği bir zamanı, bazı olaylara inanarak, "ölüm vakti" diye kabullenmek inanç zaafındandır, bilgisizliktendir!..

Müslüman ölmekten değil, imansız gitmekten korkar. Bunun için mü'minin görevi, Allah'a:

—Ya Rabbi, bana son nefesimde adını anmayı (Allah demeyi), iman ile çene kapamayı nasip et diye dua etmek olmalıdır.

Peygamberimiz Yüce Allah'tan, uzun ömür talebinde bulunmamızı tavsiye etmektedir.

Bizim de dileğimiz, Yüce Rabbimizin her mü'mine sağlık ve afiyet içerisinde uzun ömür ihsan etmesi, vakit-gelince de iman ile huzuruna kabul buyurmasıdır.

(Araf, 34). Bir başka âyette de: "Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir müddete kadar erteliyor. Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir saat geri kalabilirler ne de öne geçebilirler" (Nahl, 61).

 

Read more
Son Güncelleme ( Cuma, 30 Eylül 2011 19:53 )

Çocuk İçin Söylenen Hurafeler PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 19:43
Dini Bilgiler / hurafeler
Çocuk İçin Söylenen Hurafeler:
"Henüz ergin kişi niteliğine erişmemiş insan yavrusu" diye tanımlanan çocuk, hiç kuşkusuz en sevimli yaratıktır. Onlar, gönlümüzün eğlencesi, evlerimizin neş'esi, mutluluğumuzun tatlı meyveleridir.

Çocuk yüce Allah'ın insana lütfettiği bir nimet, pahası biçilmez kıymet ve en değerli bir emanettir. Bu emanete sahip çıkmak, onu en iyi şekilde korumak ve kollamak hem insanî hem de dinî görevimizdir.

Çocuklar yarınlarımızın umudu, neslimizin teminatıdır. Çocuklarını korumayan toplum, yeryüzünden silinmeye mahkûmdur. Bu nedenle onlara karşı en büyük sorumluluğumuz beden ve ruh sağlıkları yönünden onları en iyi şekilde yetiştirmek eğitimlerini ihmal etmemektir. Onları her türlü tehlikeye karşı korumak en başta gelen ödevimizdir. Marifet çocuk dünyaya getirmek değil, dünyaya gelen çocuğa dünyayı zehir etmemektir.

Gerçek böyle olmasına rağmen, maalesef çocuklarla ilgili bir sürü hurafe ortaya çıkmış ve pek çok çocuk, bu batıl inanışlar yüzünden hayatından olmuştur.

işte çocuklarla ilgili olarak söylenen hurafelerden bazı örnekler:

—Çocuğun yattığı odadaki örtü altına kurumuş insan dışkısı konursa, çocuk cinnilerin şerrinden korunurmuş,

—Yeni doğan çocuğun beşiği altına türbe ve kabirlerden toprak getirilip konursa çocuğu cadı boğmazmış. (Buna bazı yerlerde cüher almak denilmektedir.)

—Çocuk fıtık doğarsa, kilotu çalı ağacının bir dalı yarılarak arasından geçirilince fıtığı iyileşirmiş.

—Çocuğun kırkı çıkmadan tırnağı kesilirse ya arsız ya da hırsız olurmuş.

—Yeni doğan çocuk, bayram günü bir dişi eşeğe ters bindirilip köyün etrafında dolaştınlırsa ömrü mutlu geçermiş.

—Çocuğun doğduğu yerde elişi yapılırsa göbeği düşmezmiş.

—Cuma günü çocuğun ayakları bir camii kapısında bağlanır, Cuma namazından sonra çözülürse hastalığa tutulmazmış!

—Erkek çocuk sünnet olurken annesi oklava sallarsa, sünnet acısız ve kolay olurmuş (Kıbrıs).

—Bebek ayakları altından öpülürse talihsiz olurmuş (Kıbrıs).

—Boyu ölçülen çocuk kısa kalırmış!

—Çocuğun boyu metre ile ölçülürse ömrü kısa olurmuş!

—Sünnetsiz ölen çocuğun parmaklarından birinin kırılması gerekirmiş!

—Küçük çocukların yüzünde yara çıkarsa, deniz kenarında yaşayan ve denize giren biri tarafından okunup yüzü meshedilirse yaraları iyileşirmiş.

—Çocuk dünyaya geldikten sonra yıkanıp tuzlanır ve sofraaltı denilen beze (örtüye) sarılırsa tokgözlü olurmuş.

—Çocuğun göbeği,cami duvarına veya avlusuna gümülürse dindar, medresenin bahçesine (okulun) veya avlusuna gömülürse âlim, ahıra gömülürse malcı olurmuş. Ayrıca suya atılırsa huyu temiz, evin içinde bir yere gömülürse gözü dışarda olmazmış. Daha neler neler!..

Bu söylenenlere dikkat edilirse, çoğu çocuğun sağlığına zarar verici inanışlar olduğu hemen anlaşılır. Ne çareki bu uydurmalara kanan pek çok insanımız vardır.


 

Read more

Kadın ve Hurafe PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 19:37
Dini Bilgiler / hurafeler
11- Kadın ve Hurafe:
Tarih incelendiğinde görülüyor ki kadın, haklar bakımından asırlar boyu ihmal edilmiş, horlanmış, en ağır zulüm, baskı ve işkencelere maruz tutulmuştur. 19. yüzyılın ortalanna kadar, gerek Avrupa, gerekse Asya'da kadın, hukukundan yoksun bırakılmıştır.

Mesela: Yahudi kızları babalarının evlerinde hizmetçi kabul edilmiş, ÎRAN'da MEZDEK, ana ve kız kardeşle evlenmeyi meşru gören yeni bir din kurmuştu!.. Çin ve Hind gibi çok eski milletlerde de kadının sosyal mevkisi çok düşüktü. Hind'de kadın, zavallı bir yaratık olarak kabul ediliyor, her türlü aşağılık arzulara alet ediliyordu. Vedaları okumaktan uzak tutuluyor, ayin ve merasimlere kabul edilmiyordu. Kadının dini efendisine hizmet etmekti. Görevi ve değeri, eğer kocası ölmüş ise onun cesedi üzerinde kendisini yakmasıydı.

Eski Yunanlılarda da kadın, medeni haklar adına hiçbir şeye malik değildi. Kadın kocasının, kocası yoksa babasının, o da olmazsa akrabasından diğer erkeklerin vasiliği altında yaşardı. Kocası onu istediği zaman boşar ya da başkasına devredebilirdi.

Eski Roma'da da kadının durumu çok feciydi. Hatta Roma'da bazı toplantılarda, kadının ruhsuz ve edebi hayattan nasibi olmayan bir hayvandan ve şeytanın iğrenç işinden ibaret bulunduğuna dair kararlar alındığı bile vakidir<49>.

Ortaçağda Bizans'ın en şaşaalı zamanlannda bile kadının sosyal mevkisi çok düşüktü. Bizans'ta kadının durumu kısaca şöyleydi:

Kadın erkeğin malı idi. Onda istediği gibi tasarruf hakkı vardı. Hayat ve ölümü eşinin elindeydi. Köle olarak kabul edilirdi. Kadının önce babasının, evlendikten

sonra kocasının, kocası ölünce de oğlunun esiri idi. Kadın bir şehvet metaı addolunurdu. En medeni olan Atinalılar arasında bile kadın çarşılarda satılır, .başkalarına ihale olunurdu. O sadece evin düzeni, çocuklara bakmak için lâzımdı<50>.

1788 yıllarına kadar kadın ingiltere'de de kocasına mutlak itaata mecbur olup hemen hemen hiçbir hakka sahip değildi.

1888 yılında İngiliz piskoposlarından "Dour", Vestminister kilisesinde yaptığı bir konuşmasında şöyle diyordu. "Bundan 100 sene evveline gelinceye kadar kadın, erkeğin sofrasına oturmak hakkına sahip olmadığı gibi sorulmadan söze başlaması da caiz değildi.

Kocası da başının ucuna kocaman bir sopa asardı ki karısı ne zaman bir emrini tutmazsa, onu kullanırdı. Kadının sözü kızlarına geçmezdi. Erkek çocukları ise analarına ev içinde bir hizmetçi kadından fazla paye vermezlerdi(51).

İslâmiyetten önce Arap Yarımadası'nda da kadının durumu yürekler acısı idi. Araplar kızlara karşı olan nefrette o kadar ileri gidiyorlardı ki, yaşama hakkını dahi onlara çok görüyorlardı. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeyi kendilerine göre fazilet kabul ediyorlardı. Herhangi birisinin bir kız çocuğu dünyaya geldiği zaman öfkesinden ne yapacağını bilemezdi.

Kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim onların bu insanlık dışı davranışlarını şöyle anlatır:

"Onlardan birine kız doğumu müjdesi verilince öfkeli olarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden halktan gizlenmeye çalışır. Onu utana utana tutsun mu? Toprağa mı gömsün?.."

İslama kadar bütün dünyada kadın değersiz bir yaratık olarak kabul edilmiş, yüzyıllar boyu ona hiçbir sosyal hak tanınmamıştır.

İslâmdan önce Hz. İsa kadınlar hakkında iyi düşünceliydi, onların hukukunu korumak istedi. Ama kilise Hıristiyanlığın kadınlar hakkında şefkat ve merhamete dayanan ilkelerini istediği biçimde değiştirdi. Hatta Hıristiyan azizlerinin katlettirdiği binlerce kadının acıklı öyküleri tarihte yazılıdır.

İlk âyetinden itibaren dünyada yeni bir çığır açan, dünyaya kurtuluş yollarını gösteren İslâm, o zamana kadar kadınlara verilmeyen haklar getirmiş, kadını özgürlüğüne kavuşturmuştur. İslâm'a göre kadın erkeğinin eşi, yardımcısı ve danışmanı olarak kabul edilmiştir. Ona, aile içerisinde söz hakkı tanınmış ve birtakım görevlerle yükümlü kılınmıştır. Hz. Muhammed (S.A.S.): "Kad

İslâmda kadına işkence etmek, onu horlamak, küçük görmek, mal varlığına tecavüz etmek yoktur. Kadına aile içinde ve toplumda saygı esastır. Peygamberimiz: "En hay

İslâm esaslarına göre kadın da erkek gibi inanç, amel ve ahlâk hükümleriyle yükümlüdür. İyilik ve doğruluk üzere davranmada, kötülüklerden sakınmada aynen erkek gibidir.

Kadın hukuk açısından ve haklarını kullanması bakımından o zamana kadar dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayan ve hiçbir dinde görülmeyen geniş yetkilere kavuşmuştur. Şöyle ki:

ın da kocasının evinde bir çobandır ve yönetimi altında olanlardan sorumludur"(52) buyurmuş, onun aile içinde sözsahibi olduğunu cihana ilan etmiştir.ırlınız kadınlarına karşı en iyi davrananınızdır"(53) buyuruyorlar.

 "İslâmda kadın malı, nefsi ve zimmeti üzerine istediği gibi tasarruf hakkına maliktir. Kimsenin iznine ve hakimin müdahalesine ihtiyacı yoktur. Evlenme, alım-satım, kiraya verip alma, bağış yapma, kefil alma, ödünç para verme, şirket kurma, vekalet, sulh ve ibra, dava ve ikrar gibi bilcümle hususlarda erkek gibidir. Erkek gibi gayrimeşru fiil ve hareketlerinden mal ve vicdan bakımından sorumludur"'54'.

Tanıklık ve diyet gibi bir kaç mesele de erkekle eşit tutulmamıştır. Ancak bu insan hakları bakımından değil, kadınların özelliklerinden ötürüdür.

İslâm kadınlara siyasal tercihlerini kullanma hakkını da tanımıştır. Hz. Peygamber kadınların oylarını kabul etmiştir.

İslâm tarihinde hadis, fıkıh, tarih, siyaset ve tıp gibi bilim dallarında yetişmiş pek çok ünlü kadın vardır.

Mesela Hz. Peygamberimizin muhterem eşi Hz. Aişe Kur'an, hadis, edebiyat ve tarih ilminde kaynak kabul edilen bir bilgin hanımdır. Ayrıca fetva veren meselelerin hukuki hükmünü bildiren 7 büyük sahabiden biri olarak kabul edilir.

Üçüncü Abbasi Halifesi Mehdi'nin kızı Hayzüran, siyasal bilimlerde ünlüdür. Yine Hicri 5. asrın bilgin hanımlarından ŞEHDE, Bağdat Camii'nde devrin en büyük edip ve bilginlerine tarih ve edebiyat konferansları vermiştir. İslâm tarihinde böyle daha pek çok bilgin hanımefendiler vardır(55).

Dünyanın her yerinde insan haklarının çiğnendiği, insan ve kadın ticaretinin yapıldığı, kadına hiçbir hakkın tanınmadığı, her türlü zulüm ve hareketin reva görüldüğü, bir meta gibi elden ele satıldığı, hatta uzun süre "Ka

1789 Fransız Büyük îhtilali'nin, kan akıtarak yazdığı "Hukuku Beşer Beyannamesi" ve ondan çok yıllar sonra, Birleşmiş Milletlerin "İnsan Hakları Beyannamesinden", insanlığın çok uzak olduğu bir dönemde ta 15 asır önce, İslâm'ın kadına tanıdığı haklar hiç de küçümsenecek ölçüde değildir.

İslâm'da kadına saygı bir anlamda Peygamberin buyruklarına saygıdır. Çünkü kadın varlığımızın devamlılığının kaynağıdır.

Sevgili Peygamberimiz Veda hutbesinde:

(Nahl Suresi, Âyet, 58,59).

dının ruhu var mıdır, yok mudur?" diye tartışmasının yapıldığı bir çağda, İslâm'ın ve sevgili Peygamberimizin kadın haklarına karşı gösterdiği titizlik, hiç şüphesiz yüce dinimiz İslâm'ın getirdiği yeniliklerdir. Tarih budur, gerçek budur.

"Ey insanlar! Sizin kadınlarınız üzerinde birtakım haklarınız vardır. Onlar sizin haklarınıza riayet etmelidirler.Onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Onlara karşı iyi davranınız. Eşlerinize şefkatle muamele edin. Siz onları Allah'ın ahdi ile aldınız. Onlar size Allah'ın ahdi ile helâl olmuştur"

İslâm kadını bu şekilde değerlendirmesine rağmen, maalesef bazı cahil kişilerin gözünde o, hâlâ "saçı uzun, aklı kısa" kabul edilerek ezilmeye, horlanmaya mahkûm bir varlık gibi muamele görmektedir.

Ancak kadın hakkında söylenen bir sürü hurafenin mevcudiyeti de bir gerçektir. İşte kız, kadın ve gelinler hakkında söylenen hurafelerden bazı örnekler.

—Evden çıkan erkek işine giderken önünü kadın keserse işi ters gider.

—Kısa boylu kadın uğursuzdur.

—Hayızlı (aybaşılı) kadın sebze bahçesinden geçerse sebzeleri kurutur.

—Hayızlı kadın akşam ezanından sonra küpten turşu çıkarırsa turşu bozulur.

—Gelin eve ilk geldiğinde kaynanasının iki bacağı arasından içeri girerse saygılı olur.

—Bir kız akşam ezanı okunurken merdiven altından geçerse kısır kalır.

—Cuma günü ezan okuyan müezzine kızın başörtüsü veya mendili sallattırılırsa nasibi çıkar.

—Çocuğu yaşamayan bir kadın bir yatıra "Bunu sana sattım" der ve kurban kestirir. Çocuk dünyaya gelince eğer kız ise adını satı, oğlan olursa Satılmış koyar. Aksi halde çocuğu yaşamaz.

—Çocuğu ölen kadın Cuma günü iş yapmaz.

—Gelin olanın duvağı evde kalmış kızın başında çözülürse bahtı açılır.

—Evde kilitlenen kilit, bayram sabahı veya Cuma günü, namazdan önce imam tarafından camide açılırsa kızın bahtı açılır.

—Çocuğu yaşamayan kadın yeniden doğum yaptığında 40 evden topladığı parçalarla gömlek dikip çocuğuna giydirirse çocuğu yaşar ve ömrü uzun olur.

—Aş yeren bir kadın çirkin bir yere bakarsa çocuğu çirkin olur.

—Doğum yapan kadın yedigün çocuğunun yanından dışarı çıkmaz. Çıkarsa cinniler gelir çocuğu götürür. Başka bir çocukla değiştirir.

—Doğuran kadının (lohusanın) bulunduğu yere süpürge, Kur'ân, soğan, sanmsak aşılırsa "alkansı" lohusa ve çocuğa zarar vermez.

—Lohusa kadının ve çocuğun yastığı altına iğne, çuvaldız, kama, bıçak konursa albasmaz.

—Bir hamile kadın ölü yıkanırken suyundan atlarsa çocuğu baygın doğar (Kıbrıs).

—Evli birinin yüzüğünü bekar kız takarsa kısmeti kesilir (Kıbrıs Halk İnanışları).

—Bekar kız, evli birinin gelinliğini giyerse kısmeti kesilir (Kıbrıs).

—Hamileyken yumurta yiyen kadının çocuğu haylaz olur (Kıbrıs).

—Hamileyken anında anahtar açanın doğumu kolay olur (Kıbrıs).

buyurmuşlardır.

(49) Muhammed Aleyhisselamın Peygamberliği, Muhammed Kemil Hatte, Terc. İsmail Ezherli - M.Asım Koksal, s. ?

(50) Hz. Muhammed ve Hayatı, A.Hemmet Berki-O. Keskioğlu, s. 10

(51) Anglikan Kilisesine Cevap, Abdülaziz Caviş, s. 166 -167.

(52) Fethü'l-Kebir, c. 2, s. 330

(53) Fethü'l-Kebir, c. 2, s.95

(54) Hz. Muhammed ve Hayatı, s. 12.

(55) Muhammed Aleyhisselamın Peygamberliği, s. 76.

Read more

Temizlikle İlgili Hurafeler PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 18:32
Dini Bilgiler / hurafeler
Temizlik ve Sağlığa Karışan Hurafeler:
Müslümanlığın en kısa tarifi temizliktir  denilebilir. Dinimiz temiz olmayı ve temizliğe uymayı emreder. Peygamber Efendimiz 15. asır evvel: "Ölüm gelmeden evvel hayatın, hastalık gelmeden sağlığın kıymetini bilin" sözleriyle konunun önemine dikkatleri çekmektedir. Çünkü mal, mülk, mevki, makam, servet kısaca herşey, sağlık ve afiyet içinde olursak anlam kazanır.

Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın şu deyişi ne kadar ibretlidir!..

"Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi."

Gerçekten de insan için en büyük devlet, en büyük saadet sağlık ve afiyettir. Sağlıksız bir insan hiçbir işe yaramaz. Sağlıksız insan ibadetini bile yapamaz.Hiç kuşkusuz sağlığın sürekliliği, temizliğe ziyadesiyle riayet etmeye bağlıdır. Onun içindir ki Allah Elçisi Peygamberimiz:

"İslâm temizlik üzere kurulmuştur" buyurmuştur. Temizliği imanın yarısıdır diye söylemiştir. Bunun içindir ki, müslüman dedelerimiz vardıkları egemen oldukları hemen her yerde, öncelikle bilim merkezleri olarak "Medreseleri", sağlık kurumları olarak "Darüşşifaları, Bîmarhaneleri" inşa etmişlerdir.

Anadolu şehirlerinde tarihi belgeler olarak bunlara sık sık rastlanır. Bu arada halkımızdan bazıları (daha çok cahil kimseler) sanki temizliğe riayet suçmuş gibi birtakım hurafelere kanarak şunları uydurmuşlardır.

—Gece ev süpürülürse fakirlik gelir,

—Cuma akşamı ev süpürmek kıtlık getirir,

—Cuma akşamı ev süpürülürse meleklerin kanadı kırılır,

—Cuma günü ev süpürmek günahtır,

—Cumartesi günü çamaşır yıkamak uğursuzluk getirir.

—Misafirin ardından ev süpürmek iyi değildir,

—Zifaf gecesi gelin ve damat sabunla yıkanırsa, sabun acı olduğundan aralarına acı ve ayrılık girer.

—Ev süpürülürken süpürge birine dokunursa uyuz olur. Süpürgeye tükürülürse hastalık bulaşmaz,

—Güneş battıktan sonra ev süpürülmez, uğursuzluk gelir (Kıbrıs),

—Gece tırnak kesilirse ömür kısalır (Kıbrıs),

—Gece değirmen çevrilmez, yoksulluk gelir (Kıbrıs),

—Başı ağrıyan bir kadın camiye gider; yazması ile camiyi süpürür ve yazmayı tekrar başına örterse ağrısı geçer.

—Cenaze yıkanırken teneşirin altına dökülen su, bir

—Yeni doğan çocuğun ilk dışkısı yattığı odanın eşiğine veya beşiğinin altına konursa cadı zarar vermez, nazar da değmez.

Örneklerini verdiğimiz bu inanışların hepsi hurafedir, İslâmla ilgisi yoktur. Üstelik herbiri zamana, sağlığa ve imana zararlıdır.

Unutulmamalıdır ki, sağlık ve afiyet Yüce Allah'ın insanlara bahşettiği en büyük nimettir. Bu nimeti korumak ve kollamak ise insanın ödevidir. Nitekim büyük İmam İmam-ı Şafii Hazretlerinin bu konuda söylediği şu söz ne kadar ibretlidir:

İmam-ı Şafii diyor ki:

"Âlimi olmayanın dini, doktoru olmayanın da sağlığı yoktur." Sağlıklı yaşayabilmek için de her türlü pislikten kaçınmak gerekir.

—Nazara uğrayan kişi, kuşkulandığı insanın saçından, ayakkabısından veya elbisesinden habersiz bir parça kesip yakarak dumanı ile tütsülenirse nazarı geçer.

—Kötü bir hastalıktan söz edilirken: "Değirmenden geldim unluyum" denilmezse o hastalık söyleyene bulaşır.

—Sarılık hastalığına tutulan kişinin "izinli" denilen biri tarafından alnı jilet ya da çakı ile çizilir. Akan kan alnına ve burnuna sürülür. Yaradan kan aktıkça hastalıkta akar gider denilir.

—Dişi ağrıyan bir kişi mezarlığa gider, mezar taşını ısırır, arkasına bakmadan geri gelirse ağrısı kesilir.

Konuyu Peygamberimizin temizlik ve sağlık üzerine söylediği hadislerden bazı örnekler sunarak bağlayalım.

Allah Elçisi buyuruyor:

—Temizlik imanın yansıdır.

şişeye konup habersiz sarhoşa içirilirse içkiyi bırakır.Temizlik imandandır,

—Cuma günleri bedeninizi baştan aşağıya yıkayınız.

—Evleririnizin önünü ve etrafını temiz tutunuz,

—Saçı ile sakalı olan bunları temiz tutsun ve daima tarasın.

—Yemek ve et kokusu sinmiş bezleri yattığınız yerlerde tutmayınız(46).

—Bir kimse hakkıyla abdest alırsa, tırnağının altlarına kadar her taraftan günahları dökülür(47).

Yemekten önce ve yemekten sonra ellerinizi ve dişlerinizi temizleyiniz.

Ü

—"Cuma günü olunca misvak (diş fırçası) kullanmak, en güzel (en temiz) elbisesini giymek, bir de varsa güzel koku sürünmek her müslümanın vazifelerindendir.

—Dişlerinizi, parmaklarınızın boğum yerlerini temizleyiniz. Zira bu hal temizliktir.Temizlik ise imanı davet eder. iman da sahibi ile beraber cennettedir.

—Elbisenizi yıkayınız, saç, sakal ve bıyığınızın fazlasını alıveriniz, misvak kullanınız, ziynetinizi takınınız, tertemiz olunuz."

—Dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir:

—Sünnet olmak, misvak (diş fırçası) kullanmak, (güzel) koku sürünmek ve evlenmek (48).

mmetime zahmet vermekten çekinmeseydim, her abdest aldıkça misvak kullanmalarını (ağızlarını, dişlerini temizlemelerini) emrederdim.
Read more

Günlerin Uğursuzluğu İnancı PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 18:27
Dini Bilgiler / hurafeler
Günlerin Uğursuzluğu İnancı:
Yanlış inanışlarından biri de haftanın bazı günlerinin uğurlu bazı günlerinin de uğursuz sayılmasıdır. Oysa İslâm'da günün güne üstünlüğü yoktur. Günler, gün olması bakımından birbirinin aynıdır. İnsan dilediği günde iş yapar. Dilediği zaman da seyahate çıkar. Akıllı ve inançlı bir müslüman şu gün çalışmaz, şu gün işe başlamaz, hurafelerine kanmamalıdır. Ama ne yazık ki halkımızdan bazıları bu uydurmalara kanmaktadır.

Haftanın bazı günlerini uğurlu, bazı günlerim uğursuz ve bazı günlerinde de çalışmayı günah saymak, uzmanlara göre, yahudi ve hıristiyan adetlerinden geçmiştir. Gerçekten de hıristiyanlar Salı gününü uğursuz, Pazar günü de çalışmayı günah sayarlar. Yahudiler ise Cumartesi günü çalışmazlar.

Halbuki İslâm dininde, sadece istirahat ve ibadet saatları dışında devamlı olarak çalışmak tavsiye edilmiştir. Buna rağmen çalışmaktan en çok kaçar hale de biz gelmişiz. Bir sürü hurafeye kanarak adeta haftanın günlerini çalışmamak için parsellemişiz.

Günlere hurafeler o kadar karışmış ki bazı günlerin hangi saatinde hangi iş yapılmalı veya yapılmamalı o dahi tesbit edilmiştir. İşte böyle hurafe kitaplarından biri olan ve "Seyyid Süleyman El-Hüseynî" tarafından kaleme alınan "KENZ'ÜL-HAVAS" adlı kitaptan naklen M. Şemsettin (Günaltay) şu örneği veriyor.

Pazar gününe ait vakitler hakkında:

Saat l: Güneş saatidir, bu saatte sevgi ve dostluk kabul olup kral ve hükümdarlar nezdine girebilmek için dualar okumak ve yazmak uygundur.Yeni elbiseler giymek münasiptir.

Saat 2: ZÜHRE (Venüs)e mahsus olan kötülenmiş bir saattir. Bu saatte hiçbir şey yapılmamalıdır.

Saat 3: UTARİT saatidir. Bu saatte yola çıkmak iyidir. Ayrıca insanların kalp ve gönüllerim celbetmek ve bunlara benzer işleri yapmak için okuma ve yazma saatidir.

Saat 4: AY saatidir. Bu vakitte bir şey alıp satmak iyi değildir. Hiçbir şeye yaramaz.

Saat 5: ZUHAL (Satürn)e mahsus bir saattir. Tefrika ve fitne çıkarma, arabozma ve düşmanlık yapmak için uygun bir saattir.

Saat 6: MÜŞTERİ (Jüpiter)ye nisbet edilen bir saattir. Bu saat kral, hükümdar ve devlet erkanından ihtiyaç talebinde bulunmaya uygundur.

Saat 7: MERİH (Mars)a ait bir saat olduğundan uğursuzdur. Bu vakitte hiçbir şey yapılmaz.

Saat 8: ŞEMS (Güneş)a ait bir saittir. Bu vakitte her türlü hacetin karşılanması için çalışmak uygundur.

Saat 9: ZÜHRE (Venüs)e aitolup insanların kalp ve gönüllerini celbetmek için dua okumaya ve yazmaya uygun bir saattir.

Saat 10: UTARİT'e nisbet edilen bir vakittir. İyi ve salih olan her şeye uygundur.

Saat 11: AY'a ait güzel bir saat olduğundan o vakitte tılsım ve onunla ilgili şekilleri çizmek ve muska yazmak uygun olur.

Saat 12: ZUHAL (Satürn)'ün saati olduğundan bu saat en büyük uğursuzluk getirir. Bu an zarar getirmekten başka bir şeye yaramadığından o saatte herhangi bir işi yapmaktan sakınmalıdır(43).

Günlerle ilgili olarak şu hurafeler de halkımızı etkilemiştir:

—Salı günü işe başlanırsa bitmez sallanır.

—Pazar günü çalışmak uğursuzluktur.

—Çarşamba gecesi işe başlanırsa, "Çarşamba karısını" kızdınr ve o eve kötülüğü dokunur.

—Perşembe çamaşır yıkanırsa zengin olunur (Kıbrıs).

—Salı günü yeni elbise giyilirse yanar.

—Çarşamba günü süt içmek, ev satın almak iyi değildir.

—Cuma akşamı ve cuma günü ev temizlemek günahtır.

—Cumartesi günü çamaşır yıkamak uğursuzluk getirir.

—Arefe günü dikiş dikmek günahtır.

—Arefe günü dikiş diken kadının ölmüş çocuğu varsa onun derilerini diker vs.

Dikkat edilirse hemen haftanın bütün günleri ya belâya, ya da günaha sebep gösterilmiştir. Sanki müslümanın çalışması suç kabul edilmiştir. Bu inanç, hem dini hem de millî kalkınmaya ihanettir.

Unutulmamalı ki İslâm Peygamberinin en hoşlanmadığı hallerden biri tembelliktir, İslâm Dini tembelliği değil, çalışmayı tavsiye etmiştir. Çalışmayı ibadet derecesine yükseltmiştir. Hz. Muhammed (S.A.S) "îki günü eşit olan zarardadır" buyurur ve "Sekiz gün ömre dokuzgün çalışmayı tavsiye eder." Bir başka buyruklarında da: "Dünyanızı ıslah ediniz, yarın ölecekmiş gibi de ahiretiniz için hazırlık yapınız"(44) demişlerdir. Böylece âhiret mutluluğunun ancak dünyadaki tutum ve çalışmamızla ilgili olduğuna haber vermişlerdir.

Oysa biz, bu uyarılara kulağımızı tıkayalı, gerilemeye başlamışız ve dün hükmettiğimize bugün el açar duruma düşmüşüz. Bunun vebali dinimizde değil kendimizdedir...

Dünyanın hızlı değişimi karşısında ona ayak uydurabilmek istiyorsak, artık şu gün çalışılmaz, şu gün işe başlanmaz safsatasını bırakalım. Bugünü dünden, yarını bugünden daha ileriye götürmeyi ülkü haline getirelim.

Yüce Allah'ın şu buyruğunu da unutmayalım:

"Allah'ın sana verdiği (Maldan harcayıp) âhiret yurdunu ara, AMA DÜNYADAN NASİBİNİ DE UNUTMA... Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez"

(Kasas Suresi, Âyet 77).
Read more

Kuş Ötmesi, Hayvan Uluması: PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 18:16
Dini Bilgiler / hurafeler
Kuş Ötmesi, Hayvan Uluması:
Halkımız arasında bazı kuşların ötmesi, bazı hayvanların uluması çeşitli şekillerde yorumlanmaktadır. Bunlardan kimisi uğur, kimisi uğursuzluk, kimisi de ölüm işareti olarak kabul edilmektedir. Oysa İslâm esaslarına göre bu tür inançların tümü batıldır. Hurafe inancıdır. Buna rağmen halkımızdan pek çok kişi bunlara inanır. Nitekim konuya ilişkin olarak bir araştırmacı şunları yazıyor.

"Halk inanmalarında ölümü önceden haber verdiği sanılan belirtiler arasında hayvanlarla ilgili olanlar büyük bir yer tutar. Hayvanların insanlarda bulunmayan kimi yetenekleri, sezişleri, biçimsel özellikleri, uğurlu ya da uğursuz sayılmaları bu türden inanmaların oluşma

Bu tür hayvanlar içerisindeki köpek, kedi, at, koyun, keçi, inek ve öküz gibi evcil olanları; tilki, kurt, çakal, yarasa, yılan gibi yabani olanları; horoz, tavuk kaz gibi kümes hayvanları; baykuş, karga ve leylek gibi yabani kuşları sayabiliriz. Bunların içerisinde özellikle KÖPEK ve BAYKUŞ'la ilgili inanmalar çok yaygındır. Evcil sadık ve sezi yeteneği çok gelişmiş olan köpeğin sadece uluması ile değil uluma biçimi, uluma zamanı ve uluduğu yere de yaklaşan bir ölümü haber verdiğine inanılmaktadır. Köpeğin bu türden ulumasını önlemek için de köpek kovalanır, taşlanır, önüne ekmek doğranır, "başını ye" denir. Baykuşun sesinin de sesinin ve yüzünün sevimsizliği, yıkıntılarda ve terkedilmiş yerlerde yuva yapması bir ölüm kuşu olarak bilinmesinin temelinde yatan nedenlerdendir. Baykuşun da tıpkı köpek gibi salt ötmesi ile değil, aynı zamanda ötüş biçimi, ötme zamanı, konduğu ve öttüğü yerle de ölüm habercisi olduğu görülmektedir(40).

Kuş ve hayvanlarla ilgili olarak söylenenlerden tesbit ettiklerimizden bazıları şunlardır:

—Akşam ve yatsı ezanları okunurken köpek ulursa o civarda biri ölür.

—Gece vakitsiz horoz öterse savaş çıkar.

—Tavşan, tilki ve kara kedi yolu keserse, uğursuzluk gelir.

—Bir yere giderken yılan görülürse, uğura işarettir.

—Kara karga kimin evinde öterse, o haneden cenaze çıkar.

sında ve evrensel bir çizgiye erişmesinde büyük bir rol oynamaktadır. Evcil ve yabani hayvanların ötüşleri, ulumaları, kişnemeleri, böğürmeleri, belli hareketleri, uçuş yönleri, alışılmışın dışındaki davranışları, yaklaşan bir ölünün ön belirtileri ve işareti olarak yorumlanmaktadır.

—Baykuş kimin evinde öterse o haneden cenaze çıkar.

—Baykuş kimin evinde öterse o haneye ya belâ gelir, ya da ölüm.

—Ala karga kimin evinde öterse o eve müjde gelir.

—Kurbağalar sesini yükseltirse yağmur yağar.

Burada şu küçük hatırlatmayı tekrarlayalım. İslâm inancında herhangi bir nesnede veya canlıda uğur ve uğursuzluk kabul etmek doğru değildir. Nitekim Ebu Hüreyre'den rivayet edilen bir hadiste Peygamberimiz (S.A.S.) şöyle buyurmuştur.

"Baykuş ötmesinde şer (kötülük) yoktur. Herhangi bir şeyde uğursuzluk da yoktur"(41)

Peygamberimiz bir başka hadislerinde de, kuşun uçmasında, ötmesinde uğur ve uğursuzluk aramayı, bunlara dayanarak geleceğe dair hükümler çıkarmayı, «sihir ve kehanet nev'inden» görerek yasaklamıştır.

Hayvanlar herhangi bir zamanda herhangi bir sebeple öter veya ulur. Bunu kötüye yorumlamak inancı zaafa uğratır.

İnsanın ölmesi hayvanın ulumasına değil, Allah'ın takdirine bağlıdır. Biz, her canlının vâdesi gelince öleceğine inanınız. Ama insan nerede, nasıl, kaç yaşında ve hangi şekilde ölecek onu bilemeyiz. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Aranızda ölümü takdir eden (keyfiyetini, zamanını, mekanını ve ömrün müddetini tayin eden) biziz. Ve biz önüne geçilebileceklerden değiliz"(42).

Allah'ın emri ve takdiri değişmez bir yasa olduğuna göre kimse kuş ötmesinden, köpek ulumasından korkmasın.

Read more

Ay ve Güneş Tutulması PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 18:10
Dini Bilgiler / hurafeler
Ay ve Güneş Tutulması:
Ay ve güneş tutulmasını hurafeye karıştıranlar çıkmıştır. Nitekim bazı yörelerimizde; Ay ve Güneşin şeytanlar tarafından tutulduğuna inanılmaktadır. Bu nedenle tutulma olayı başlayınca teneke ve davul çalınmakta, bazı yerlerde de silah atılmaktadır. Sebebi ise; şeytan gürültü ve silah sesinden korkarmış. Böylece Ay ve Güneş tutulmaktan kurtulurmuş.

Bir başka inanışa göre de "Ay ve Güneşi melekler götürüp bir danaya teslim ederlermiş, o dana da denize batırırmış. Denize batırılan ay ve güneşi de balıklar yutarmış"(36).

Ayrıca ay ve güneş tutulması ile ilgili olarak şu inançlar da yaygın olarak söylenmektedir.

—Ay ve güneş tutulması kıyamet alametidir.

—Ay ve güneş tutulursa o yıl kıtlık olur.

—Ay ve güneş tutulursa savaş ve karışıklıklar çıkar.

—Ay ve güneş tutulması büyük ve ünlü kişilerin ölümüne işarettir.

Hz. Muhammed (S.A.S)'in oğlu İbrahim, 18 aylık iken ölmüştü. İbrahim'in öldüğü gün Güneş tutulmuştu. Bunu gören halktan bazı kimseler, "Güneş, İbrahim öldüğü için tutuldu" demişlerdi. İşte bu inanç, bu olaya dayanarak ileri sürülmüştür. Oysa ay ve güneş tutulmasının yukarıda iddia edilen olaylarla hiçbir ilgisi yoktur.

Muğire İbn Şu'be (ra)'den gelen bir rivayette şöyle denilmiştir.

"Resulullah (S.A.V) zamanında (Peygamberimizin oğlu) İbrahim (ra) vefat ettiği gün güneş tutuldu. Halk: «Güneş ibrahim'in ölümünden dolayı tutuldu» dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz (S.A.V): "Güneş ile ay hiçbir kimsenin ne ölümünden ne de hayatından dolayı tutulmuştur. Bunu görünce hemen namaza durup Allah'a duaya koyulun"'(37) buyurmuştur.

Yine konuyla ilgili olarak bir başka hadislerinde de şöyle söylemiştir: "

Şüphesiz ki güneş ile ay insanlardan kimsenin ölümü için tutulacak değildir. Lakin bunlar Allah'ın âyetlerinden (kudretinin delillerinden) iki ayettir. Binaenaleyh bu olayı gördüğünüzde (hemen) kalkıp namaz kıhnız"(38).

Bu hadislerden açıkça anlaşılmaktadır ki, ay ve güneş tutulmasının ölüm olayı ile hiçbir ilgisi yoktur. Hadisin sonundaki "Bu olayı görünce namaz kılınız" buyruğu ise, Cenab-ı Hakk'ın bilinir, bilinmez afet ve belâlara karşı bizlerin koruması, esirgemesi ve yardımını eksik etmemesi, dileğimizi kendisine arzetmek içindir. O, yardım etmezse hiçbir şey yapamayacağımız idrak içindir. Çünkü her şeye kadir olan ancak Yüce Yaratandır. Böyle durumlarda Sevgili Peygamberimiz Allah'a karşı dua ve niyazda bulunmuş. O'nun huzurunda secde ve rüku yaparak namaz kılmıştır. Bizlere de aynı şeyi yapmamızı tavsiye etmişlerdir.

Bilindiği gibi ay ve güneş kainat düzeni içerisinde Allah'ın irade buyurduğu ilâhi kanuna tabi olarak varlıklarını devam ettirmektedirler. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyrulmaktadır.

"Güneş kendine mahsus yörüngesinde akıp gitmektedir, İşte bu, güçlü ve bilgin olan Allah 'ın kanunudur. Ay için de birtakım menziller (yörüngeler) tayin ettik. Nihayet o, eğri hurma dalı gibi (hilal) olur da geri döner. Ne güneş

aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Bunlardan her biri belli bir yörüngede yüzmeye (akıp gitmeye) devam ederler" (39).

Ay ve Güneş tutulması ne şeytanın karartması, ne de dananın onu denize atması ile ilgilidir. Ay ve Güneş tutulması, Ay ve Dünyanın güneş etrafındaki hareketlerine bağlı bir oluş biçimidir. Günümüzün astronomi bilginleri için, ay ve güneşin hangi tarihte tutulacağım, tutulma olayının kaç dakika süreceğini ve yeryüzünün nerelerinden görünebileceğini önceden hesap etmek artık bir oyuncak haline gelmiştir. Buna rağmen bu astronomi olayını idrak edemeyenler hâlâ bulunmaktadır.

Ay ve güneş tutulduğu zaman bazı yörelerimizdeki silah atma, teneke çalma adeti, kanaatimizce hadislerde zikredilen, "Namaz k

ılınız, Allah'a dua ediniz" tavsiyesini, müslümanlara haber vermek için olsa gerektir. Fakat bu uyarı zamanla, "Şeytanları kovalama" şeklinde yanlış bir inanışa dönüşmüştür. Giderek "kıtlık alameti", "savaş işareti", "ünlülerin ölümü" gibi batıl inanışlara kaymıştır.
Read more
Son Güncelleme ( Cuma, 30 Eylül 2011 18:12 )

Kabirlerde Dua Etmek PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 16:15
Dini Bilgiler / hurafeler
Kabirlerde Dua:
İslâm'da dilek ve istekler sadece Allah'a arzedilir. Allah'tan başkasına sığınmak ve O'ndan gayrisinden mağfiret dilemek doğru değildir. Gerçek böyle olmasına rağmen, halkımızdan bazıları dua şeklini ve adabını adeta değiştirmişlerdir. Duaya bir sürü bâtıl hareketleri sokmuşlardır.

Bazıları dua ederken sanki kavga ediyor gibi bağırıp çağırıyor. Kimisi dua yapmak için türbelere, yatırlara koşuşturuyor. Kimisi de mezarlara elini yüzünü sürmekte, türbelerin eşik ve pencerelerini öpmektedir. Bir çeşit tapınma hareketleri yapmaktadırlar.

Bu hareketlerin cümlesi yanlıştır ve batıldır.

Şu bir gerçektir ki, dua etmek için kabir başına, yatır taşına gitmeye gerek yoktur. Zira kabirde yatan mevtalar insanların dileklerini yerine getiremezler. Dua eden kişi ile Allah arasında vasıta olamazlar. Çünkü İslâm'da Allah'a sığınmak, O'na dua etmek için bir aracıya ihtiyaç yoktur. Kul, vasıtasız Allah'a iltica eder. Bu itibarla bir

Kabirler; ölümü düşünmek, ahireti hatırlamak ve insan hangi mevkide olursa olsun bir gün gelip mezarda yatan gibi toprak olacağını görmek ve ibret almak için ziyaret edilir. Nitekim Allah Elçisi sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S) bir hadislerinde:

kimse, "Falan yatıra gittim ona dua ettim o mübarek zatın himmetiyle duam kabul oldu" derse bu caiz değildir.

"Kabirleri ziyaret edin çünkü ziyaret sizi dünyada zahidâne yaşatır, size ahireti hatırlatır, sizi gafletten uyandırır "(13)

Kabir başına varınca, ölenlerin ruhuna Kur'ân okumak, okunan Kur'ân'ın sevabını mevtaların ruhuna "Allah rızası için" armağan etmek caizdir ve sevaptır. Ancak, "Duam oraya gitmekle kabul olacak" inancı yanlıştır.

Gezliğimiz ve gördüğümüz bazı yerlerde tesbit ettik ki türbelere, kabirlere gidenler, orayı adeta bir piknik yerine çeviriyorlar. Yeme ve içmeler yapılıyor, adaklar dağıtılıyor. Kur'ân ve mevlitler de okunuyor. Fakat dua bittikten sonra, bazı türbelerin bahçelerinde salıncaklar kurulup şarkılar söyleniyor. Zevk ü sefa yapılıyor. Bu yanlıştır ve İslâm adabına uygun değildir. Türbe ve kabristanlıklarda bu'adetlere son vermek gerekir.

Bu tesbitten sonra İslâm'a göre dua nedir? Nerede ve nasıl yapılmalıdır? Kısaca bunu açıklamaya çalışalım:

buyurmuşlardır.

a) Dua ve Adabı:

İnsanın yüce yaratıcıya karşı yapmak zorunda olduğu kulluk görevlerinden biri de DUA'dır. Sevgili Peygamberimizin bildirdiğine göre "Dua bir ibadettir"(14).

Gerçekten de dinler tarihinin bize ulaştırdığı bilgilerden öğreniyoruz ki insanoğlu yeryüzünde hangi tür inancı taşırsa taşısın, hiçbir zaman dua etmek lüzumunu hissetmekten uzak kalmamıştır. Çünkü insanoğlu yaratılışı gereği daima üstün bir kudrete bağlanmış, ona inanmış ve ondan yardım dilemiştir. İşte dua, bu inanışın dile getiriliş biçimidir.

Aslında dua, kelime anlamı bakımından; Allah'tan yardım dileme anlamına "çağrıda bulunmak, davet etmek", "yardım ve esenlik istemek" anlamlarına gelmektedir. Muhammed Hamdi YAZIR dua'yı şöyle tarif etmektedir.

"Dua; küçüğün büyükten, acizin kâadirden hacet ve arzusunu talep ve ricası demektir 15.

Çağımızın ünlü biyoloji bilgini Alexis Carrel, "dua; kâinatın gayrimaddi olan heyulasına uzanmak" demektedir. Genellikle ya bir şikayet, ya bir bunalma veya bir yardım istemedir. Bazen de eşyada gizli yüce ve edebî prensibi, iç refahı ile nazar ve temaşadır. Dua insanın en yüce hikmet, en yüce kuvvet, en yüce güzellik ile birleşme ve kaynaşma yolunda insanın sarfettiği cehittir. Dua öyle bir takım formüllerle, hafif tertip dinlenmek değildir. Gerçek dua şuurun Allah ile birleşip kaynaştığı giz dolu bir halettir(16).

Dua, en güzel anlam ve ifadesini, sevgili Peygamberimizin buyurduğu hadislerde kazanmıştır. Bunlardan bir kaç tanesini örnek olarak arzedelim.

Sevgili Peygamberimiz buyuruyorlar:

"Dua, mü'minin silahıdır, dinin direğidir, göklerin ve yerin nurudur. Dua, ibadettir. Darlık zamanında Allah'ın kendisine yetişmesini isteyen kimse, genişlik zamanında çok dua etsin. Genişlik zamanında dua etmek kadar Allah 'a hoş gelen birşey yoktur. Allah fazl 'u kerem sahibidir. Bir adam ellerini O 'na kaldırırsa, onları boş olarak geri çevirmekten u

tanır"(17).

Dua etmek için kutsal kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de emir ve işaretler vardır. Yüce Allah Mü'min Sûresinde şöyle buyuruyor: "Bana dua edin ki size kar

şılığını vereyim.."(18). Bir başka sûrede de "Ey Muhammed kullarım beni sana sorarlarsa, bilsinler ki, ben şüphesiz onlara yakınım, Benden isteyenin dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip bana inansınlar, doğru yolda yürüyenlerden olsunlar"(19)

Anlamlarını sunduğumuz bu ve bunlara benzer diğer âyeti kerimelerden de anlaşılıyor ki Allah'a dua etmek bir buyruktur ve kulun kulluk vazifesidir. Allah'a dua kişiyi hiçbir zaman küçültmez. Bilakis, insanın Allah'a teslimiyetini ifade eder. İnsanın, Allah'ın azameti ve kudreti karşısında nekadar aciz olduğunu, ancak O'na inandığını, O'na güvendiğini, kulluğunu O'na arzettiğini ifade eder. Çünkü dua eden, ancak Allah'a inandığı için dua etmektedir. Dua eden kimse Allah'ın emrini yerine getirmiş olduğundan sevap kazanır. Zira dua bir ibadettir. Allah Elçisi: "Dua ibadetin özüdür" buyurur. Dua eden kul Allah'ına yaklaşmıştır. Ruhu Allah ile çok yakın ilgi kurmuştur(20). Zaten ibadetin aslı da O yüce kudrete yaklaşmak değil midir? Kur'ân-ı Kerim'in pek çok yerinde geçen dua lafzı, çok kere ibadet anlamında kullanılmıştır(21).

Peygamberimizin ve İslâm bilginlerinin bildirdiklerine göre dua insanın manevi dünyasını zenginleştirmesi, insanı ruh olgunluğuna yüceltmesi bakımından pek çok yararlıdır. Ta ki kişi duayı içtenlikle inanarak, ısrarla ve

b) Duada Dikkat EdilecekHususlar:

İslâmî usûle göre dua yapmak için şu hususlara dikkat etmekte yarar vardır.

Dua, her zaman yapılabilir. Ancak Ramazan, Arefe, Bayram, Cuma günleri özellikle seher vakitleri ile, namaz sonlarında, secde aralarında ve savaş içinde saflar teşkil edildiği sıralarda yapılan dualar daha makbuldür.

Dua yapılırken genellikle kıbleye dönmek, fakat gözleri göğe dikmemek gerekir.

Dua; bağırıp çağırmadan, sesi fazla yükseltmeden huzur ve huşu ile yapılmalıdır. Dua'da kızgınlıkla kötü sözler söylememek, dua ederken Allah'tan başka herşeyi kalpten çıkarıp, yalnız O'nu düşünmek ve O'na güvenmek şarttır.

Dua'nın Allah tarafından kabul edileceğine inanmak, duaya hemen dileğini söyleyerek değil, önce Allah'a hamdederek, Peygamberimize salat ve selam getirerek başlamak lazımdır.

Duanın kabul olması için; hak yememek, kime kötülük yapmışsak ondan helallik almak, herkese iyilik düşünmek, ibadet ve taata yönelmek icabeder.

Yine duanın kabul olması için, ana-babayı kırmamak, onları razı etmek, mazlumun ahından kaçınmak gerekir.

Şunu da hatırlatmak isteriz ki, İslâm'daki dua adabında "Dua ettim, ettim de kabul edilmedi" demek doğru değildir.

Yapılan duanın kabul olup olmaması Allah'ın takdirindedir. Kendimizi ıslah etmemiz, imanımızı yüceltmemiz gerekirken, "Duam kabul olmadı" demek İslâm inanç ve ahlâkına aykırıdır. Unutulmamalıdır ki her dua, Allah katında muhafaza edilir. Karşılığı ya dünyada ya da ahirette verilir. Ne zaman ve nerede verileceğini biz bilemediğimiz için duam kabul olmadı demek hatadır. İnanç zaafından ileri gelir. Allah'a dua etmenin, O'na yakarışta bulunmanın, O'na güvenmenin insan ruhu üzerinde çok olumlu etkisi vardır. Çünkü dua, psikolojik anlamda bir boşalmadır. Kişi, ruhunu sıkan birtakım duygu ve düşüncelerinden arınmak istediği zaman yaratanına sığınmakla, O'na yakarışta bulunmakla hafiflediğini hisseder. Af ve mağfiret dilemekle günahlarından temizlendiğine inanır. Bu inanç dua edene huzur ve sükun verir.

Nitekim konuya ilişkin olarak Dr. Alexis Carrel de şöyle demektedir.

''Dua, zihni ve uzvî bir değişiklik meydana getirir. Bu değişiklik tedrici olur. İnsan ne ise kendisini öylece olduğu gibi görür. Bencilliğini, ihtirasını, hatalarını, kibirini görür. Ahlâkî görevini yapmaya doğru yön alır. Fikri tevazu kazanmaya çalışır. Onda iç sükûnet, ahlakî faaliyetler ahengi, yoksulluğa, iftiraya, gam ve kedere, ızdıraplara karşı daha çetin sabır ve tahammül başlar. Bununla beraber dua, uyuşturucu bir morfin tesiri yapıyor değildir"(24).

Dua ile ilgili olarak Peygamber Efendimiz'in buyurduğu birkaç hadis mealini sunarak konuyu tamamlayalım.

"Dua ibadetin iliği ve özüdür"25

"Şüphesiz ki Allah,ısrar ile dua eden kulunu sever"(26).

"Kim yüce Allah 'a dua etmezse, Allah ona gazap eder"

Ünlü devlet adamı Mahatma Gandhi de şöyle söylemektedir:

"Dua ve ibadet olmasaydı, ben çoktan çıldıracaktım"(28)

(27)

sürekli olarak yapsın. Zaten Kur'ân-ı Kerim'de: "Ey insanlar! Allah'ı çok anın, O'nu sabah akşam teşbih edin"(22) "Allah'ı çok anın ki saadete erişesiniz''(23) anlamlarındaki ayetler, duayı dilimizden eksik etmememizi hatırlatmaktadır. Dua, yüce Allah'a karşı, dilek ve arzumuzu, af ve mağfiret niyazımızı arzetmek olduğu için, kendine özgü bir usûl ve adab içerisinde yapılmalıdır,

abirKde Dua, Kabirde Dua nasıl olur, Kabir de dua adabı, kabirde dua etmek, kabirde dua edilirmi, kabirleri ziyaret, kabir ziyareti, kabir ziyereti nasıl oluır, kabir ziyeret etmek Read more

Kabirlere Kurban Adamak PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 16:15
Dini Bilgiler / hurafeler

Kabirlere Kurban Adamak:
Halkımızdan bazıları belki de bilmeyerek bazı kabir ve türbelere kurban adıyorlar. Bu yanlış bir uygulamadır. Öyleyse doğrusu nedir? Adak ne demektir? Şartları nelerdir? Önce ana hatlarıyla bunu açıklayıp daha sonra da yanlışlığın ne şekilde yapıldığını belirtmeye çalışalım.

İslâm dinine göre adak=nezir: "Allah Teâlâ'ya ta'zim için mubah bir fiilin yapılmasını deruhte etmek, öyle bir işin yapılmasını kendi nefsine vacip kılmaktır" (29). Bir başka ifade ile, "Bir kimsenin Allah tarafından, yapılması kendisine emrolunmamış bir işi, kendi nefsine vacip kılmasıdır"(30). Tecrid-i Salih'te ise, "Adak mübah olan bir şeyi Allah rızası için kendi nefsine vacip kılmaktır"31 diye tanımlanmaktadır. Ahkam-ı Kur'aniye'de de: "Allah tarafından vacip kılınmayan birşey ile kendi kendine borçlanmak, kendini yük altına almaktır"32 şeklinde ifade edilmiştir.

Ancak adakta en çok dikkat edilecek husus, adak olarak yapılacak işin cinsinden FARZ veya VACİP bir ibadetin bulunması şartına riayet edilmesidir.

Şöyle ki bir kimse, "Allah için bir gün oruç tutayım veya Allah rızası için bir kurban keseyim" derse bu, nezir (adak) geçerlidir. Çünkü oruç nevinden farz, kurban cinsinden vacip bir ibadet vardır. Fakat bir kimse, "Falan hastayı ziyarete gitmeyi nezrediyorum (adıyorum)" dese, bu adağı geçerli değildir. Zira ziyaret farz ve vacip cinsinden bir ibadet değildir.ını ifa etsinler" (Hac, 29) buyrulmaktadır.se ona itaat etsin, kim de Allah 'a isyan etmeyi nezretmişse ona isyan etmesin"'(33) buyururlar

4. Adanan kurbanın kesilmesi imkânsız olmamalıdır.

5. Adanan kurban, adayanın kendi malından fazla ya da başkasına ait olmamalıdır. Meselâ: Bir kimse başkasının koyununu kesmeyi adasa bu adak geçerli değildir.

6. Bir şarta bağlı olarak kurban kesmeyi adayan kimse o şart gerçekleşmeden kurbanı kesemez. Sınıfı geçersem bir kurban keseceğim diyen bir şahıs, ancak sınıfını geçince kurbanını keser.

7. Şarta bağlı olarak kurban kesmeyi adayan bir kişi, şartın yerine gelmesinden sonra istediği zamanda kurbanını keser.

8. Bir kimse adayacağı kurbanını yalnız Allah için adamalıdır. Allah'tan gayrisi adına kurban kesilmez(*).

İşte en çok yanlışlık bu hususta yapılmaktadır. Zira İslâm'da bir yatıra, bir kabre, tekkeye veya falan devlet adamına kurban adamak caiz değildir. Çünkü kurban, vacip olan bir ibadet olması hasebiyle yalnız Allah rızası için, Allah adıyla kesilir.

Kabirlere gidip kurban kesme adeti İslâm'dan önceki kavimlerin müşrik adetlerindendir. İslâm dini kabirler üzerine kurban kesmeyi yasaklamıştır.

Hz. Muhammed Efendimiz (S.A.S.), bir hadislerinde: "Kabirler ü

zerine kurban kesmek İslamiyette yoktur"(34) buyurmuşlardır. Buna göre İslâm dininde olmayan bir adeti varmış gibi kabul etmek, kötü bir bid'ât olup, büyük bir manevi sorumluluğu vardır.

Bir müslüman kurban adarken dileğinin olmasını Allah'tan değil de bir kabirden veya türbeden beklerse küfre gider. Bu nedenle adak yapmak isteyen bir kişi, adakla ilgili arzettiğimiz şartları dikkate almalı veya bir bilen yetkiliye sormalıdır.

Adak, kabir veya bir yatır başına gitmeden de kesilir. Allah rızası için kesilen kurbanın sevabı, orada yatan zatın ruhuna ithaf olunabilir. Allah'a mağfiret etmesi için dua edilir. Bu caizdir. Ancak, "Kurbanımı şu zatın yüzü suyu hürmetine dileğimin yerine gelmesi için kestim" diyemez.

Şu bilinmelidir ki, İslâm'da Allah'a tazim ve taat için hiçbir aracıya lüzum yoktur. Mü'min, Rabbına karşı şükranını, kulluğunu vasıtasız arzeder. Nitekim beş vakit namazın her rekatında FATİHA sûresini okurken 5. ayette: "Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz" deriz. Çünkü İslâm esaslarına göre Allah'tan başkasına kulluk etmek, ilâhi takdiri başkasından beklemek caiz değildir.

Allah'ın takdir ettiği şeyin hiçbir şekilde değişmesine imkan yoktur. Nezir; ilahi iradeyi değiştirmez. Ancak nezredeni cimrilikten kurtarır.

Kabirler ölümü tefekkür, ahireti hatırlatma ve ibret almak için ziyaret edilir. Orada yatanlar için Kur'ân okunur, ruhlarına Allah rızası için bağışlanır. Ancak onların şefaatçi olması ümidiyle mezar başlarında kurban kesilmez.

Çünkü İslâm inancına göre kudsiyet yalnız bir varlık üzerinde toplanmıştır. O da Cenab-ı Hak'tır. Başka hiçbir varlığa kudsiyet vermek caiz değildir. Onun için İslâm anlayışında "Mukaddes hatıra" yoktur. Bir güne, bir adama, bir hatıraya veya başka bir şeye kudsiyet atfetmek puta tapıcılığın şekillerinden birisidir. Müslümanlık ise putperestliğin amansız düşmanıdır(35). Binaenaleyh Müslümanlık Allah'ın emrettiği, Peygamberimizin öğrettiği, İslâm bilginlerinin açıkladığı esaslara uygun olarak yapılır.

Kendi istek ve arzumuza veya falan şahsın keyfine göre hükümler değiştirilemez.

İslâm dinine göre adak, yerine getirilmesi gereken vacip bir hükümdür. Çünkü Kur'ân-ı Kerim'de: ..Adaklar

Peygamberim Efendimiz de: "Kim Allah'a itaat etmeyi nezretmiş

Adak yapılacak kurbanın kesilmesinin borç olması için aşağıdaki şartların bilinmesi gerekir:

1. Adak kurbanının cinsi dinimizin kabul ettiği hayvan türlerinden olmalıdır. Bunlar; keçi, koyun, sığır, manda ve deve cinsi hayvanlardır. Tavuk, horoz, hindi, ördek, kaz gibi kümes hayvanlarından kurban adağı olmaz. Ama halkımızdan pekçok müslüman, adak olsun diye tavuk ve horoz kesiyorlar. Belirttiğimiz gibi bu hayvanlardan adak kurbanı olmaz.

2. Adanan kurban, kişinin zaten kesmesi gereken kurban olmamalıdır. Mesela: Zengin bir kimse, "Şu işim olursa Kurban Bayramı'nda bir kurban keseyim" diye adakta bulunursa, o kimse işi olunca iki kurban birden kesmesi gerekir. Birisi adağı için, diğeri de zaten kesmesi vacip olan kurbanı için.

3. Adanan kurban Allah'a masiyet (itaatsizlik, günah) olan bir adak olmamalıdır. Mesela: "Şu işim olursa nefsimi hak yolunda kurban edeyim" diye yapılan bir adak gibi. Bu adak değil, intihar olur, cinayet olur.

Read more
Son Güncelleme ( Cuma, 30 Eylül 2011 16:23 )

Fal PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 16:07
Dini Bilgiler / hurafeler
Fal Açmak:
Yaygın olan hurafelerden biri de fala bakmak, "FAL AÇMAK" adetidir. Fal hurafesi ile okumuşu da cahili de meşgul olmaktadır.

Bazı kimseler de: "Fala inanmıyoruz amma eğlence olsun diye açtırıyoruz" diyorlar. Bu düşünce doğru değildir.

İslâm Dinine göre hangi şekilde olursa olsun, fal baktırmak ve falcıların söylediklerine inanmak yasaktır.

Bu hususta Kurân-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

"Ey iman edenler! şarap, kumar, putlar, fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki felaha

erişesiniz"

Konuya ilişkin olarak Allah Elçisi Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S) de şöyle söylemiştir: "Kuşun ötmesinden, uçmasından uğursuzluk kabul etmek, ufak taşlar (nohut, bakla, fasulye, iskanbil kağıdı, kahve telvesi vs.) ile fal açmak, kum üzerine hatlar çizmek, bunlardan geleceğe dair hükümler çıkarmak SÎHİR ve KEHANET nevindendir"(11)

Bu ilahi emirlerden açıkça anlaşılıyor ki, fal yasak bir davranış olup haram kılınmıştır. Haram olan bir hükmün şakası helal olamaz. Bu bakımdan eğlence için dahi olsa, falcıların dediklerine ve fala inanmak caiz değildir. Falcılar bir takım şekil ve sembollere dayanarak geleceği gördüklerini ve gaybı bildiklerini iddia ederler. Bu iddialar yalandır. Söylediklerinden binde biri rast gelse dahi bu onların gaybı bildiklerine kanıt olamaz. Çünkü gaybı Allah'tan başka kimse bilemez.

Eğer falcılar herşeyi önceden bildiklerini iddia ediyorlarsa, sınaması kolay. Gelsinler bir araya toplansınlar; ilim adamlarından da jüri kurulsun ve dünya üzerinde herhangi bir şehir tesbit edilip, bu şehirde yarın neler olacak diye falcılara sorulsun. Bakalım bir gün evvelden o tesbit edilen yerde veya ülkede neler oluyor, tümünü haber verebilecekler mi?

İşte meydan, işte dünya !

Her yeni yıl biterken bazı kâhin ve falcıların sesleri duyulur.

Yeni yılda şu olacak, şu ölecek, şu günde dünya bozulacak vs. gibi.

Çok şükür ki onların dediklerinden hiçbirisinin gerçekleştiği (55 senedir yaşıyorum) duymadım. Çünkü geleceği falcı değil, kâinatın yaratıcısı "Âlemlerin Rabbi" Yüce Allah bilir. Allah'ın bildirmediği bir şeyi kimse bilemez.

İnsan, ancak Allah'ın yarattıkları üzerinde akıl yürütür. İlmi öğrenmeye çalışır. En akıllı ve en gelişmiş varlık insan olmasına rağmen, insanın bilgisi ve enerjisi sınırlıdır. Beşeri ve tabii kanunlar arasında sebep-sonuç münasebetleri kurarak birtakım olayları keşfedebilir, bilgiyi öğrenir, yeni yeni kanunları isbat edebilir. Ama bu bilme ve tanıma gücü bir noktaya kadardır. O noktadan ötesi insan için meçhuldür, gayb âlemidir. Gaybın sırlan ve tasarrufu ise Allah'ın ilmine ve iradesine tabidir. Bu nedenlerle Allah'ın bildirmediği bir şeyi ben biliyorum demek, hem ilahi talimata hem de insanlık vasıflarına aykırıdır. Bu itibarla yukarıda söylediğimiz gibi, falcıların söylediklerinden bir kaç tanesi rastgelse bile, bu onların gaybı bildiklerim ifade etmez. Nitekim bu konuyla ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanlığı'na sorulan bir soruya, Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığından 27 Ocak 1987 tarih K6214-9/93 sayılı yazıyla aşağıdaki cevap verilmiştir.

"Gaybı Allah'tan başka kimse bilemez. Nitekim Kur'ân-l Kerim'de

"

Bu itibarla yıldızname ve benzeri fal kitaplarına itibar edilmesi ve bu tür şeylere inanılması caiz değildir."

İnsanların maddi ve manevi ilerlemesine engel olan bu tür inançlar, ilk çağların müşrik toplumlarından zamanımıza intikal etmiştir. Ne çare ki modern dünyamızın modern toplumlarında hâlâ bu tür martavallara inananlar, gönül bağlayanlar pek çoktur.

Meselâ böyle hayal üzerine yazılmış bir kitapta şöyle denilmektedir.

"Dahi 1231 kere YA MUĞNİ deye seccadesi altında akçe (yani para) bula. Kimseye demeye batıl olur"(12).

Ne saçmalık!... Hiç oturduğun yerden'"YA MUĞNİ" çekmekle seccadenin altı parayla dolar mı?.. Öyle olsaydı milyarlarca insan gecesini gündüzüne katarak geçim derdi peşinde koşar mıydı?..

İşte böyle yanlış ve batıl telkinlerdir ki, asırlardır şark memleketlerini fakr u zaruret içerisinde kıvrandırmaktadır. Bu kolaydan ve havadan para kazanma isteği tamamen tembellerin, miskinlerin falcı ve kahinlerin uydurdukları yalanlardır.

Ama bu hurafelere de en çok kanan bizim halkımızdır.

Oysa mensup olduğumuz İSLÂM DİNİ, kesinlikle tembellikten, miskinlikten yana değildir. Büyük müçtehit İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri, "İslâm'ın dostu ilim, düşmanı cehalettir" demiştir. Ama buna rağmen hurafelere de en çok bizim dindaşlarımız inandırılmaktadır.

Bu, bizim halkımızı iyi eğitemediğimizi, gerçek İslâm düşüncesini iyi öğretemediğimizi gösterir. Burada suçlu İslâm değil, İslâm'ı iyi anlamayan ve anlatamayanlardır. Çünkü İslâm, daima çalışma, araştırma, okuma ve düşünmeyi teşvik etmektedir. Kur'ân-ı Kerim'de okuma, araştırma ve çalışma ile ilgili yüzlerce ayet-i kerime vardır.

İslâm Dinine göre meşru yoldan kazanç temini için çalışmak ibadet hükmündedir. Bu nedenle tembellik ve havadan para kazanma yollan İslâm'da reddedilmiştir. Hele eli kolu bağlı oturup da: "Kaderimde ne varsa o çıkar" düşüncesi hiç bir şekilde kabul edilemez. Çünkü kutsal Kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"İnsan ancak çalıştığına erişir. Onun çalışması şüphesiz görülecektir. Sonra ona karşılığı noksansız verilecektir"

(Necm, 39, 40, 41). Bir başka buyrukta da şöyle denilmektedir: "Namaz bitince yeryüzüne yayılın; Allah'ın lütfundan rızık isteyin.." (Cuma, 10) Mülk Sûresi 15. âyette de şöyle bildirilir. "Yeryüzünü size boyun eğdiren O'dur. Öyleyse yerin sırtlarında dolaşın. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, sonunda dönüş O'nadır."

Anlamlarını sunduğumuz bu âyetler, kişinin ve toplumun mutluluğu için çalışmanın ve araştırmanın önemine dikkatlerimizi çekmekte ve çalışmanın Allah emri olduğunu ifade etmektedir. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S.) de, her vesile ile çalışmayı önermiş, tembelliği kişinin yüzkarası olarak nitelemiştir. Rızık kapısının günün en yüksek noktasından yerin derinliklerine kadar açık olduğunu haber vermiştir. Sevgili Allah Elçisinin hadis kitaplarında konuya ilişkin pek çok buyruğu vardır.

Bu konuda Milli Şairimiz M. Akif ERSOY da bir beyitinde şöyle diyor:

"Bekayı hak tanıyan, say'ı bir vazife bilir,

Çalış, çalış ki beka sa 'y olursa hak edilir."

Kutsal kitabımız Kur'ân-ı Kerim'in pek çok yerinde insanın düşünmesi, araştırması tavsiye edilir demiştik. Ancak Kur'ân, prensiplere en genel şekli ile değinir. Ayrıntıları insanın çalışmasına, araştırmasına, idrakine bırakır. Çünkü ilerlemek, yükselmek ve başarıya ulaşmak ancak çalışmayla, bilimle elde edilir. Veren elin alan elden daha hayırlı olduğu bildirilmiştir. Kur'ân-ı Kerim'de, "Kim iyi davranışta bulunursa kendisi için yapar, kim kötülük ederse kendisine eder. Allah kullarına zulmetmez" (Fussilet Suresi, âyet, 46). emri mevcuttur. Buna göre iyiyi yapmak, doğruyu bulmak, yararlı yönde çalışmak görevimizdir. Unutmayalım ki ne ekersek onu biçeriz.

Burada bir noktaya daha değinmek istiyorum. O da çalışırken doğruluktan ayrılmamaktır. Çünkü Yüce Allah Hûd Sûresi 112. âyetinde: "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" demektedir. Buna göre hangi iş yerinde olursak olalım ve hangi işte çalışırsak çalışalım, daima iyi niyetle doğru çalışalım. Zira İslâm'da falcılık, üfürükçülük yaparak değil, alınteri dökerek kazanç temini helaldir, insanları kandırarak, inançları sömürerek kazanç temini ise haramdır.

Unutulmamalıdır ki uygar uluslar uzayı parselleme, kâinatı feth etme yolunda yarış yaparlarken bizim, falcının söylediklerinden, kuşun ötmesinden, kahvenin telvesinden ahkâm çıkarmamız abestir.

Bu hem ilme hem de İslama saygısızlıktır. Konuyu Yüce Allah'ın buyruğu ile noktalayalım.

"Peygamber size ne emretti ise onu alın (O'nun dediği ile amel edin). Size neyi yasak etti ise ondan sakının."

(Haşr Sûresi, Âyet: 7)

Fal, fal nedir, falın islamda yeri, fal neye denir, fal ne demak, fal niçin yapılır, fala inanılırmı, fala inanmamak, falın islamda yeri olmadığı, fal günahtır, fala bakmak günahtır, kur'an da falın yeri, kur'a göre fal

Göklerde ve yerde gaybı Allah 'tan başka bilen yoktur" buyrulmuştur. Rasulullah (S.A.S) Efendimiz de: "Kahin ve falcıya (yani gaipten haber veren kişiye) inanan kimsenin 40 gün namazı kabul olmaz", "Ona inanan kişi, bana indirileni (kitap ve vahyi) inkar etmiş olur" buyurmuştur.
(Neml Sûresi, Ayet: 65)

(Maide Sûresi, Ayet: 90).
Read more

Kurşun Dökmek PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 16:01
Dini Bilgiler / hurafeler
Kurşun Dökmek:
Halkımız arasında "göz değmesi, göze gelme" diye adlandırılan bir "NAZAR" inancı vardır. Nazar isabet eden kimsenin kendisine, malına veya eşyasına bir zarar geleceğine inanılır. Bu nedenle nazarın isabetinden ve etkisinden korunmak üzere bazı tedbirlere başvurulmaktadır. Bunlar korunma ve kurtulma tedbirleri olmak üzere iki kısma ayrılır.

Korunma tedbirleri olarak çocuklara, at, dana, inek, vb. hayvanlara, ev, dükkan, otomobil gibi eşyaya nazar boncuğu, at nalı, üzerlik otundan yapılan kolyeler takılmakta bazı yörelerimizde de özellikle çocuklara kurt, ayı, kartal, leylek gibi hayvanların diş, tırnak ve kemiklerinden yapılan nazarlıklar takılmaktadır. Böylece nazarın isabetinden korunulacağına inanılmaktadır. Ayrıca nazar muskalarının da kullanıldığı görülmektedir. Nazar isabetinden kurtulmak için ise, kurşun veya mum döktürülmekte, nefesi keskin (izinli denilen) hocalara okutulmaktadır.Bazı yörelerimizde de "tuz çatılmakta", "un yakılmakta" , "üzerlik otu" yakılarak dumanı ile tütsülenilmektedir.

En yaygın olan uygulama kurşun veya mum dökme adetidir. Bu iş şöyle yapılmaktadır:

Nazar isabet eden hasta (genellikle çocuklar), kurşun dökücüsünün önüne oturtulur. Başı bir örtü ile kapanır. Çocuğun başı üzerinde tutulan ve içinde su bulunan kaba, ocakta eritilen kurşun dökülür. Kurşun döküldükten sonra oradakiler hep beraber;

"Kem göz çatlasın

Nazar eden patlasın"

diye beddua ederler. Bazı yerlerde de yaygın olarak nazarlıkotu yakılır. Dumanı ile hasta tütsülenir. Bu esnada çabuk çabuk,

"Üzerliksin havasın

Her dertlere devasın

Ak göz, kara göz,

Mavi göz, ela göz

Hangisi nazar etmişse

Onların nazarını boz"

denilmektedir. Şu tekerleme de söylenilmektedir:

"Elemtere fiş

Kem gözlere şiş

Üzerlik çatlasın

Nazar eden patlasın"(4).

Bu konuda şunu ifade etmek isterim ki, nazardan korunmak veya kurtulmak için çeşitli nazar boncukları, diş, kemik, tırnak ve üzerlik otu gibi nesneleri takmak dinimiz açısından doğru değildir. Çünkü İslâmda fayda ve zarar Allah'ın takdiriyle tecelli eder. Bundan ayrılıp birtakım nesnelerden medet ummak yanlıştır, hurafedir. Zira Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S), nazar boncuğu gibi birtakım nesneleri takarak, hastalıktan kurtulmaya irikad etmeyi men etmişlerdir.

Allah Elçisi şöyle buyuruyor:

"Efsun yapmak, nazar boncuğu takmak, kadınların kocalarına kendilerini sevdirmek için sihir yapmak, ŞİRK (Allah'a ortak koşmak)tır"(5).

Ancak bir hususa değinmekte yarar görüyorum. Çünkü halkımız "nazar var mıdır, varsa İslâm'ın Bakış açışı nedir?" diye çok soru sormaktadır.

Bu konuda Peygamberimiz şöyle buyuruyorlar: "Nazar haktır (gerçektir)."

"Nazar insanı mezara, deveyi kazana koyar"(6)

"Mahiyeti ve nasıl olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, nazar veya göz değmesi, yani bazı kimselerin bakışları ile bazı olumsuz etkilerin meydana gelmesi dinen de kabul edilmektedir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de (Kalem Sûresi, Ayet: 51-52)

"... İnkar edenler Kur'ân'ı dinlediklerinde, neredeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi" buyrulmaktadır.

Hz. Aişe (R.A.)'nin naklettiği bir hadis-i şerifte de Hz. Peygamber (S.A.S) "Nazardan Allah'a sığının, çünkü nazar (göz değmesi) haktır." (İbn Mâce, 2/1159 Hadis No: 3508) buyurmuştur.

Resulullah (S.A.V)'ın nazar değmesine karşı, "Ayetü'l Kürsr ' ile ihlâs ve Muavvizeteyn (yani Felak ve

Nas) Sûrelerini okuduğu ashabına da bunları okumalarını tavsiye buyurduğu (Tecrid tercemesi, 12/90, Hadis No: 3508) buyurmuştur.

İslâm bilginleri, nazarın etkisinden korunmak veya nazar isabet etmiş ise kurtulmak için Kalem Sûresinin 51. ve 52. âyetlerinin okunmasını da tavsiye etmişlerdir.

"Büyük velilerden Hasan Basri Hazretleri, nazara karşı Kalem Sûresi'nin 51. ve 52. âyetlerini okur ve nazardan etkilenen kimselere de okunmasını tavsiye ederdi"(7)

Bu âyetlerle ilgili olarak "Esrar-ı Muhammediye" adlı eserde şöyle denilmiştir:

"Bu âyet-i kerime (Kalem Sûresi 51. ve 52. âyetleri) de nazarın def'i içindir. İster yazmak suretiyle taşınsın, ister o âyetin okunduğu okunmuş suyla yıkanılsın veya o âyetin okunduğu sudan içilsin hep aynıdır. Nazarın etkisinden korunmak için tavsiye edilmiştir(8).

Kalem Sûresinde adıgeçen âyetlerin okunuşu:

"Ve in yekâdülleziyne keferû leyüzlikûneke biebsâ-rihim lemmâ semiu'z-zikre veyekûlûne innehü le-mecnun. Ve mâ hüve illâ zikrun li'l âlemin."

Âyetlerin anlamı: "Hakikat, o küfredenler zikri (Kur'ân 'ı) işittikleri zaman az kalsın seni gözleriyle yıkacaklardı. Halbuki O (Kur'ân) âlemler için (ins-ü cin için)(mahzı) şereften (öğütten) başka birşey değildir" (9) (Kalem Sûresi, âyet: 51, 52).

İnsan hoşuna giden birşeye bakarken nazarı değmemesi için "Maaşâallah, La kuvvete illâ billah" demelidir. Bu Peygamber Efendimiz'in okuduğu bir duadır.

"Nazar değmemesi için çocuklara nazarlık veya boncuk takılması ise cahiliyet devri âdetlerindendir. (Yani batıl âdettir). Bu itibarla hiçbir faydası olmadığı gibi, dinen de caiz değildir.

Hastalanan kimselere Cenâb-ı Hak'tan şifa umarak, Kur'ân-ı Kerim ve şifa ile ilgili dualar okumak caizdir. Halkı kandırmak, başkalarına zarar vermek, gaibten haber vermek, falcılık ve sihir yapmak... gibi işler ise dinen haramdır. Bu tür maksatlar için üfürükçülük yapmak dinen caiz olmadığı gibi, kanunen de suçtur. Bu itibarla, sihirbazlık ve sihirle ilgili üfürükçülüğü meslek ve sanat edinen ve böylece saf kimseleri kandırarak menfaat sağlayan kişilerin ilgili mercilere bildirilmesi gerekir"(10).

Öyleyse "İsabet-i ayn" denilen nazar vardır ve gerçektir. Peki mahiyeti ve İslâm'a göre korunma çaresi nedir? Bunu en yetkili merci olan Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu'nun, konuya ilişkin sorulan bir soruya verdiği cevaptan öğrenelim.
           Read more

Mum Yakmak PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 16:00
Dini Bilgiler / hurafeler
Mum Yakmak:
Türbe, mezar, tekke vb. yerlere mum yakma adeti, eski cahiliyet çağından kalma adetlerden biridir. Arkeologların çoğu bu adetin en ilkel ateş kültü ile ilgili olduğuna kanidirler. Yani "Ateşe tapınmaktan" kalma bir adet olduğu söylenilmektedir.

Eski çağlarda yalnız "aziz" sayılanların değil, başka ölülerin de mezarlarında yahut öldükleri yerde mum veya ateş yakmak bir nevi kurban sayılırdı.

"Türbelerde kandil (mum) yakmak adeti Fenikelilerden intikal etmiş bir ananedir. Fenikeliler SUR şehrinin hamisi ve ilahı olan MELKÂRES'in heykeli önünde devamlı kandil yakarlardı"'2'.

Hıristiyanlıktan önceki Helenler ve Romalılar'ın da mezarlarında ve mezar taşları üzerinde meşaleler yaktıkları bilinmektedir. Bunlar Hıristiyan olduktan sonra da bu adetlerini bırakmamışlardır. Bu Paganizm kalıntısı adet, daha sonraları hıristiyan din adamları tarafından kitaba uydurulup, mum yakma şeklinde dini âyinlere sokulmuştur. Hıristiyan din adamlarının izahlarına göre güya bu âdet, ilk hıristiyanların karanlık mağara ve Katakomplarda gizlice ibadet ettikleri zaman yaktıkları mum ve meşalelerin hatırası imiş...(3)

İslâm'da cami duvarına, kabir taşına, mezar taşına, mum yakılır diye bir kural yoktur. Bu adet, Müslüman-Türklere Mecusilerden ve Hıristiyanlardan geçmiştir.

Kabir başına, mezar taşına mum yakan kişi, oradaki yatırla kendini bütünleşmiş, ondan bir parça olmuş gibi kabul ediyor ki, bu büyük bir hatadır ve şirktir. İslâm'a göre insan, ancak Allah'a iltica eder ve O'na sığınır; O'nun dışındaki varlıklardan medet ummak yanlıştır. Bu itibarla kabirlerde mum yakma adeti yanlış bir inançtır, hurafedir. Ayrıca halkımız arasında yaygın olan bir yanlış inanç da cenaze çıkan odada 40 gün ışık yakılmasıdır. Güya ölü çıkan odada 40 gün ışık yakılırsa, ölünün ruhu geldiği zaman karanlıkta kalmaz evini ve odasını daha çabuk bulurmuş...

Böyle inançlar batıl itikatlardandır. İslâm esasları ile alakası yoktur. Ama maalesef bazı kimseler bunlara inan-dırılmıştır.

İslâm'da türbe bahçesine, kabristana ağaç ve çiçek dikilir, fakat mum yakılmaz.

Read more

Yaygın Hurafeler PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 15:58
Dini Bilgiler / hurafeler
YAYGIN HURAFELER
Halkımızdan bazıları (çoğunlukla hanım müslümanlar) İSLÂM DİNÎ ile hiç alakası olmayan birtakım hurafeleri devam ettirmektedirler. Hurafe inanç ve adetlerin çok değişik şekillerini, hemen her köyümüz ve kentimizde yaygın olarak görmek mümkündür. Bu hurafe adetler uğruna zaman zaman üzücü olaylar da duyulmaktadır.

"Yıldıznameye"baktırmak, "FAL" açtırmak, "SİHİR" bozdurmak için diyar diyar hoca(!) arayanlar, dileğinin yerine gelmesi için "TÜRBE VE EVLİYA" mezarlarını dolaşanlar, kızının nasibini açtırmak için, il il üfürükçü arayanlar azımsanmıyacak kadar çoktur.

Göz arızasını gidermek, ağrısını dindirmek için seansına "55 bin TL." para isteyenler, göğüse ve göbeğe muska yazma cüret ve ahlâksızlığına tevessül edenler ve bunların tuzağına düşüp pişmanlığını sineye çekenler de maalesef bulunmaktadır.

Ayrıca türbe penceresine, mezar taşına mum yakmayı, falan mahalledeki ağaca çaput bağlamayı, filan yerdeki havuza para atmayı, evliya mezarına kurban adamayı, sanki dini bir vecibeymiş gibi telakki edenler de mevcuttur.

Kimi yerde gelin kocasının evine girerken "kaynanasının iki bacağı arasından geçerse saygılı olur", diye inanılmakta, dolayısiyle insan onuru ayaklar altına alınmaktadır.

Kimi yerde de "yeni doğan çocuğun ilk dışkısı cin çarpmasın, nazar değmesin" diyerek yattığı odanın eşiği altına konulmakta, bazı yerlerde de bebeğin beşiğine mezarlıktan toprak getirilerek konulmaktadır.

Daha bir sürü yanlış inanç ve adetler!..

İşte bu bölümde, halkımızdan birtakım insanların, en çok rağbet ettiği hurafelerden ve yanlış âdetlerden örnekler sunmaya çalışacağım. Ancak binlerce âdet ve inancı dar çerçeveli bir çalışma ile ele almak mümkün olmadığından, en tipiklerini belirli başlıklar altında toplayarak izahını yapmaya gayret edeceğim.

1. Çaput Bağlamak:

Çaput bağlama hurafesi, Kuzey ve Orta Asya uluslaranın eski dinleri olan ŞAMANİZM'e mahsus önemli unsurlardan biridir. Şamanist Türklerin inanışlarına göre her dağın, her kutlu pınarın, göl ve ırmakların, kutlu ağaç ve kayaların "İZİ" sahipleri vardır.

• Çağdaş Altaylı Şamanistlerin inandıkları "İZİ"ler, Göktürklerin bıraktıkları yazıtlarda toptan "YER-SU" ile ifade edilmiştir. Göktürkler bu "YER-SU" denilen ruhları, Türk yurdunun koruyucusu sayarlardı. Onların inanışlarına göre bu "İZİ'ler kişiden kurban isterler. Kurban sunmayanlara zararları dokunur. Ancak bu ruhlar çok kanatkârdır. Bunları, bir paçavra parçası, bir tutam at kılı hatta kurban niyetiyle atılan bir taş parçası ile tatmin etmek mümkündür'1'.

İşte Türkler müslüman olduktan sonra da bu âdetlerini büsbütün bırakmamışlardır. Evliya saydıkları ulu kişilerin türbelerine, orada biten ağaçlara, ya da o yörede bulunan bazı kayalara çaput bağlamak suretiyle eski adetlerini müslümanlaştırmak istemişlerdir. Oysa böyle bir âdet İslâm'da yoktur.

Kutsal ağaç ve kutsal sular olarak kabul edilen bu mahaller, daha çok kısır ve çocuğu hasta olan kadınlar tarafından ziyaret edilmektedir. Maalesef bir çok kadın, bu mahallere gidip dua ederek ağaca çaputunu, suya parasını atarsa, hamile kalacağına inandırılmaktadır.

Bazıları da böyle ağaçlara çaput bağlarsa, birtakım hastalıklardan kurtulacağına ümit beslemektedir.

Anadolu'da ağaçlara bez, paçavra bağlamakla dileğinin yerine geleceğine inanılan pek çok yer vardır. Bunlardan biri de benim köyümdeydi(*)

Benim köyümde "ÇIBAN KAYASI" denilen bir mevki vardır. Köyün doğu yönündedir.

Bu mevki, daha ziyade ipek böceği için yetiştirilen dut bahçelerinin bulunduğu yerdir. Burada bizim de dut bahçemiz vardır. Bahçenin doğu yönü kayalıktır. Kökü kayaların arasında olan bir siyah incir ağacımız vardı. İncir ağacının dallarına bez içerisinde 3-5 kuruş koyup bağlandığı zaman, özellikle çocukların yüzünde çıkan çıbanların iyileştiğine inanılırdı. Ayrıca kim o bezleri toplar içindeki parayı alırsa çarpılır veya her yerinden çıbanlar çıkar denilirdi.

Ben, zaman zaman bahçeye gittiğimde bezleri toplar, içindeki paraları alır, harcardım. Görenler, "bırak onları çarpılırsın" diyerek beni azarlarlardı. Uzun seneler geçmesine rağmen ne bir yerimde çıban çıktı, ne de çarpıldım.

Seneler sonra İlahiyat tahsil ettim. Bunun saçma olduğunu köylüme anlattım. Zaten ağabeyim de o incir ağacını kesmişti. Şimdi köyümüzde bu bâtıl inanç ortadan kalkmış, oralara da çaput bağlayan kalmamıştır.

Sırası gelmişken bu paçavra bağlama adeti ile ilgili bir başka hatıramı da nakletmek isterim.

1963 senesinde Milli Eğitim Bakanlığı, İmam-Hatip Okulları Meslek Dersi Öğretmenleri için Konya'da bir kurs düzenlenmişti. Ben de o kursa katılmıştım. Mevsim yaz ve Temmuz idi. Kurs sabah 8.00'de başlıyor, saat 13.00'te bitiyordu. Öğleden sonra serbest çalışmak için boş kalıyorduk. İşte böyle öğleden sonra bir gün, bir grup arkadaş "Meram Bağları"na gezmeye gitmiştik. Biraz kır gezintisi yaptık. İkindi yaklaşmıştı. Namaz kılmak için orada bulunan bir mescidin yanında toplandık. Mescidin önündeki çeşmeden abdest almak için hazırlanıyorduk.

Mescidin bitişiğindeki türbenin pencerelerinden birine gözüm ilişti. Baktım ki pencerede parmak sığacak kadar boş yer kalmamış, hep çabut bağlanmış. Tam bu sırada bir arkadaşım camiin köşesinden çıktı ve pencerenin önünde durdu. Şöyle bir etrafına bakındı, kızarak başını sağa sola sallamağa başladı. Belliki pencerenin haline hem kızıyor hem de hayret ediyordu. Ben, koşarak yanına vardım ve beraberce çaputları koparmaya başladık. Biraz ilerimizde de bir grup kadın duruyordu. Bizim pencereyi temizlediğimizi görünce: "Vay ahlaksızlar, dinsizler, kafirler" diyerek bağırmaya başladılar. Biz, dinimizde böyle şeyler yoktur, falan demeye kalmadan taş da atmaya başladılar. Kendimizi camiye zor attık. Arkadaşlardan biri ezanı, biri de camide Kur'ân-ı Kerim'i okumaya başladı. Namazlarımızı eda ettik. Kadınlar da üst katta namazlarını kılıp caminin önüne çıkmışlardı. Bizi, camiden çıkarken görünce bu sefer: "Biz sizi itikatsız zannettik, kusura bakmayın" diyerek özür dilediler.

Kendilerine bu işin yanlış olduğunu, İslâm'da böyle adetlerin olmadığını izah ettik. Daha sonra da vedalaşarak ayrıldık.

İslâm bilginleri böyle âdetlerle asırlarca mücadele etmişlerdir. Bir çok bâtıl inancın kalkmasını sağlamışlarsa da, tamamen yok edilememiştir. Hâlâ bir çok yöremizde türbe pencerelerine, bazı ağaçlara çaput bağlandığı, duvarlarına taş yapıştırıldığı veya cami havuzlarına ve pınarlara para atıldığı bir gerçektir.

Read more

Hurafe (Batıl İnanç) PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 15:54
Dini Bilgiler / hurafeler

HURAFE, HURAFECİLİK

Uydurulmuş hikâye ve rivayet. Bu hikâye ve rivayetleri aktarına ve benimseme tutumu. Bunlar genellikle dinin bir parçası veya gereği olarak aktarıla geldiği gibi, benimseyenlerce de dindenmiş gibi benimsenmiş olan, gerçekteyse dinle ilgisi bulunmayan, sonradan katılmış hikâye ve rivayetlerdir .

Hurafenin bu durumuna açıklık getirebilmek için, dine sonradan katılan diğer unsurları anlatan kelimelere, kavramlara da kısaca değinmek gerekecektir. Bunları şöylece sıralayabiliriz:

a. Bid'atler: Kur'ân-ı Kerim ve Sünnet'te bulunmayan ve Ashabca da bilinmeyen, özellikle din esaslarına ilişkin sonradan çıkma kimi ibadet ve davranış biçimleri ve inanca yönelik yorumlar. Mevlit okutmak, Kur'ân-ı Kerîm'in "mahlûk" olup olmadığını tartışmak gibi...

b. İsrailiyyat: Kur'ân-ı Kerîm'deki kıssaların yorumu ve benzeri durumlarda ayrıntıya ilişkin bilgi vermiş olmak adına Kitab-ı Mukaddes, özellikle Tevrat ve Tevrat yorumlarından aktarılan bilgiler. Ehli kitap rivayetleri...

c. Batıl İnançlar: Dinde kesinlikle yeri olmayan, fakat günlük hayatta dinin bir parçasıymış gibi gösterilen ve gerçekte dindışı olan, hatta dinin özüne ters düşen kimi inanç ve davranış biçimleri. Nazar boncuğu takmak gibi . . .

d. Esâtîr: Eski batıl dinlerin inanç ve yorumlarından olup da, halkın arasında sürüp giderken, müslümanlaşma sırasında "Müslümanlaştırılarak" dine katılan mitolojik hikâyeler, efsaneler . . .

e. Hurafeler: İsrailiyyat ve esâtîrden olmadığı halde bütünüyle sonradan uydurulan ve genellikle İslâm'ın gerçeğiyle bağdaşmaz batıl inançları veya çarpık davranış biçimlerini telkin eden hikâyeler.

Nitekim, "hurafe" kelimesinin kökeni de, bu tür bir olayın adlandırılmasıyla ilişkilidir. Hurafe, gerçekle, Arap kabilelerinden Uzle'ye mensup bir şahsın adı olup, anlattığı inanılmayacak şeylere de (onun adına izafetle) 'hadis-i Hurafe' denilmiştir. (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat, Hurafe Kelimesi).

İbarede geçen "hadis-i Hurafe"nin anlamı, "Hurafe'nin çıkardıkları, uydurdukları, ortaya attıkları, söyledikleri bütünüyle temelsiz hikâyeler"dir. Yukarıda sıralanan dine sonradan katılmış şeylerden "hikâye" türündeki İsrailiyyat'tan bir bölümü Tevrat'ta vardır. Bir bölümü ise Tevrat tefsirlerinde olup, bunlar ya esatîrden alınma ya da bütünüyle uydurmadır. Tevrat'ta bulunanların bir bölümünün de

Tevrat'ın yeniden yazılması sırasında katılmış olması mümkündür. Bu itibarla, İsrailiyyat'ın büyükçe bir bölümünün gerçek Tevrat'la ilgisi olmadığı cihetle hurafe olarak değerlendirilmesi yanlış olmayacaktır. Semavî kökenli olmayan batıl dinlerin mitolojisinden kaynaklanma esatîr'in ise, apaçık bir hurafe olarak değerlendirilmesi gerekir. Çünkü, bu dinlerdeki her şey insanların uydurmasıdır. Bunlara ek olarak, sonraki yıllarda yeni yeni uydurulan hikâyeler de, hep, hurafe sınıfına dahildir.

Hurafecilik'e gelince: Bu deyim, ilk bakışta hurafeleri benimsemek gibi görünüyor olsa da, boyutları bu kadar değildir. Tabiin -hatta Ashabın son dönemi- devrinden itibaren, camilerde halka öğüt verenlerden kimileri daha çok dinleyici bulup, çıkar sağlamak için anlattıklarını hikâyelerle süslemeğe başlamışlar ve bu arada İsrailiyata başvurmakla yetinmeyip, kendileri de kimi hikâyeler uydurur olmuşlardır. Gerek hadis ve gerekse tefsir tarihlerinde kendilerinden "kıssacılar" olarak söz edilen bu kişiler, halkın dinin özünü unutarak hikâyelerle oyalanmasına yol açtıkları için dine büyük zarar vermişlerdir. Hurafecilik, işte o günden bu yana sürüp gelmiştir.


     Hurefe, hurefecilik, hurefe nedir, nurefe neye denir, batıl inanç nedir, batıl inançlar nelerdir, hurefeler nelerdir, hurefeler bazıları, hurefe ne demek, hurefe ne demektir, hurefe anlamı

Read more

Büyücünün İslami Hükmü PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 15:50
Dini Bilgiler / hurafeler
Büyücünün İslâmî Hükmü:
Verdiğimiz bilgilerden anlaşıldığına göre, İslâm Dini sihrin (büyünün) varlığını ve bir marifet olduğunu kabul etmektedir. Ancak yapmayı ve yaptırmayı kesinlikle yasaklamıştır. Çünkü sihir insanın yararından çok zararınadır.

İslâm bilginleri "sihir şeytanî bir iştir" der. Öyleyse sihir ile uğraşanların en yakın dostu da şeytanlardır, çinililerdir. Oysa şeytan dinimize göre insanın en büyük düşmanıdır, İslâm talimatı müslümanın şeytandan, şeytanın vesvesesinden ve bilcümle şeytanî davranışlardan uzak kalmasını emir ve telkin eder.

Büyücülük gibi işler ise insanı Allah'tan O'nun emirlerinden uzaklaştıracağı için dinimizde yasak kılınmıştır. Peygamberimiz büyüyü Allah'a ortak koşmaya eş göstermiş ve büyük günahlardan biri olarak bildirmiştir. Bu itibarla sihir yapan kişi suçlu olmaktadır.

İslâm dini inanç, ibadet ve ahlâki hükümleriyle dünyaya yepyeni bir görüş getirmiştir. Haklı ile haksızı, zalim ile mazlumu, âlim ile cahili, güzel ile çirkini, doğru ile yanlışı bir tutmamıştır.

İslâm'da insanlar, insan olmaları ve hakları bakımından eşittirler. İnsanların Allah katındaki mertebeleri ancak O'na karşı yaptıkları taat, tezim ve ibadetleriyle değer bulur.

Allah'ın yeryüzünde en saygıdeğer varlık olarak nitelendirdiği insan ve hakları, elbette O'nun vaz ettiği ilâhi emirlerle korunması gerekir.

Zira İslâm'da malı gasp, canı kast yoktur. Herkesin ırzı, malı, canı muhteremdir. Bu kutsal değerlere tecavüzü elbette İslâm hükümleriyle koruyacaktır.

İşte sihir genelde insanlar arasına ayncalık sokmak, malına, canına, namusuna, arzusu hilafına zarar vermek, etki altına almak gayesiyle yapıldığı içindir ki, yasaklanmıştır.

Sihir yoluyla nice körpe gençler ruhsal bunalımlara düşmüşlerdir.

Nice insanlar büyücünün, cincinin tuzağına düşerek perişan olmuşlardır.

Nice madrabaz, yalan yanlış, muska ve tılsımlarla menfaat sağlamıştır. Öyleyse İslâm buna ciddi bir tavır koymalıydı. Hükümleri koruyucu ve kurtarıcı olmalıydı.

İslâm dini bu hususta tavrını koymuş ve hükümlerini de bildirmiştir.

Öyleyse nedir İslâm'a göre büyücüye verilen ceza?..

İslâm mezhep imamlarına göre sihir yapan kişi suç işlemiş sayılır ve en ağır dünyevi cezaya çarptırılır. Meselâ: büyücü yaptığı büyünün etkisiyle birinin ölümüne sebebiyet verecek olursa İmam-ı Malik, İmam-ı Şafii ve İmam-ı Ahmed'e göre kısas lazım gelir. İmam-ı Âzam'a göre ise bu işin tekrarı halinde kısas lazım gelir.

İmam-ı Şafii, İmam-ı Malik ve İmam-ı Ahmed'e göre bir büyüden dolayı bir kimsenin ölümüne sebebiyet verdikten sonra tevbe edecek olursa, tevbesi kabul olur kısas yapılmaz. Ancak İmam-ı Âzam'a göre, bu durumda kısas kalkarsa da ağır hapse çarptınlır(32).

"Rivayete göre, Hz. Ömer (RA), müslümanların temiz inançlanna etki etmeye çalışan, İslâm ahlâk ve prensiplerini yıkmaya yönelik çalışma ve gayret içinde olan büyücülerin öldürülmesi için emir vermiştir.Hatta bu maksatla üç büyük büyücünün öldürüldüğü de rivayetler arasındadır"(33).

Halen günümüzde bu işle uğraşan cincilerin ve büyücülerin var olduğu bir gerçektir.

Bizim dileğimiz, böyle kimselere Cenab-ı Hakk'ın hidayet ihsan etmesi, bunlara kanıp giden insanların da onları beslememesi, bildiklerini ilgili mercilere haber vermesidir.

 Büyücünün İslami hükmü, büyü yapanların hükmü, büyücünün islamda hükmü nedir, büyü yapanların islam da yeri, büyü yapmak ve islam 

Read more

İslam Ve Sihir PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 15:46
Dini Bilgiler / hurafeler
İslâm ve Sihir:
Kutsal kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de sihirin niteliği ve mahiyeti hakkında haberler mevcutrur.Bakara, Araf, Yunus, Şuara, Taha, Kalem ve Felak Sûreleri'nde sihirden ve sihirbazların durumundan bilgiler verilir. Sevgili Peygamberimiz (S.A.S), insanı felâkete ve helake sürükleyen "yedi büyük günahtan" biri olarak "SİHİRİ" bildirmiştir.

Kur'ân-ı Kerim'de Bakara Sûresi'nin 102'nci âyetinde, yahudilerin, Allah'ın kitabını bırakarak sihre başvurduklarını Hz. Süleyman'ın devletini yıkmak ve onun peygamberliğini kabul etmemek için iftiralara başvurduklarını, Taha Suresi 56-57. ayetleri arasında ise, Firavun'un sihirbazlarıyla Musa (a.s) arasında cereyan eden bir olaydan haber verilerek, sihirbazlar tarafından atılan, ip ve değneklerin, Hazreti Musa'ya koşuyorlarmış gibi göründüğü bildirilir.

Aynı olaya işaret edilen A'RAF Sûresi'nin 116'ncı âyetinde de sihirbazların halkın gözlerini bağlayıp onlara korku saldıkları bildirilir. Buna göre sihir olayı vardır.

Ancak sihiri yapabilmek için, birtakım marifetlere, bilgilere sahip olmak gerekir. İşte bu noktada, bilgi ve marifet sözkonusu olunca sihrin de kendisine has usûl ve metotları bulunan bir ilim dalı olduğu neticesine vardır ki, her çeşit ilimde olduğu gibi, bunda da ona vakıf olmuş, usûl ve metodlarını kavramış mütehassıslar vardır ve bunlara "sihirbaz" denir.

İslâm'a göre:

"Kim sihri öğrenir ve onu ameli sahada tatbik ederse, küfür işlemiş olur, fakat onu öğrenmekte, tatbikinden sakınıldığı takdirde bir mahzur yoktur. Bu, tıpta kimyevi maddeler arasında yeralan şiddetli bir zehir gibidir ki, eczacılıkta çeşitli hastalıklar için tedavi maddesi olarak kullanıldığı halde kötü niyetli bir kişinin elinde öldürücü bir silah

olur"(23).

Bu itibarla bütün İslâm müctehitlerince sihir yapmak HARAM olarak nitelendirilmiştir. Hatta bazı müctehitlere göre "sikiri

öğrenip başkalarına öğreten kimseler, dinden çıkmış olurlar"(24).

Bu konuyla ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanlığı'na sorulan bir soruya, Din îşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı'ndan 27 Ocak 1987 tarih ve 93 sayılı yazıyla verilen cevap aynen şöyledir.

"Dilimizde büyü ve efsun adı verilen sihir, «bazı acaip işler vasıtasıyla eşya ve insanlar üzerinde birtakım tesirler getirmek» şeklinde tarif edilmektedir. Sihrin gözbağcılık denilen ve gerçek olmayan çeşitleri bulunduğu gibi, gerçek netice ve tesirleri olan nevileri de vardır.

İslâm Dini, sihrin varlığım inkar etmemiş: fakat tevhid inancına zarar verdiği, kontrolü mümkün olmadığı ve genellikle kötüye kullanıldığı için yasaklanmıştır. Kur'ân-ı Kerim'de (Taha Sûresi, Ayet: 69) "Sihirbaz

Bu açıklamalardan anlaşıldığına göre İslâm Dini, sihrin varlığını kabul etmekte ancak, yapmayı ve yaptırmayı kesinlikle yasaklamaktadır. Zira, "sihir: Hislere, fikirlere, e

Nitekim sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:

ın felah bulmayacağı" ifade buyurulmuştur.şya ve cisimlere tesir edebilmektedir"(25). Bu itibarla sihir insanı hastalandırır, aklını bozar, kan-koca arasını açar. Hatta ölüme kadar götürebilir. Bunun içindir ki İslâm, bu işle uğraşanlara en şiddetli cezanın uygulanmasını uygun görmüştür.

Ebu Hureyre rivayet ediyor: Bir gün Peygamberimiz (S.A.S):

- Siz, (fertlerin ve milletlerin mahvına sebep olan) helak edici yedi günahtan sakınınız buyurmuştu.

Ashab-ı Kiram:

- "Ya Resulallah, bunlar hangileridir?" diye sordular. Peygamber (S.A.S):

-"Allah 'a ortak koş

mak,

SİHİR (b

Haksız yere bir kimseyi öldürmek,

Faiz yemek,

Yetim malı yemek

Düşman ile savaşırken savaş alanından kaçmak,

üyü)yapmak, Evli ve hiçbirşeyden haberi olmayan namuslu bir kadına zina isnad ve iftirasında bulunmak"r(26). Bir başka hadislerinde de Allah Elçisi şöyle buyuruyor:

"Kim bir düğüm bağlar da sonra ona üflerse sihir yapmış olur. Sihir yapan da şirke (Allah'a ortak koşmaya) gitmiştir"(27).

Hz. Ayşe, Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S) Efendimizin şöyle dediğini rivayet ediyor.

"Melekler anâne yani bulutlara inerler de gökten geleceğe dair vaki olacak bazı şeyleri aralarında konuşurlarken şeytanlar, meleklerden bir haber kapıp, işittiklerini kahinlere -büyücülere- gizlice ulaştırırlar. Bu havadislerle beraber kendiliklerinden de yüzlerce yalan uydururlar"(28).

Sihir işi ile uğraşanlar üç kuruşluk dünya menfaati için insanlıklarından kopacaklarını unutmamalıdırlar.

Allah'a sığındıktan ve Allahda koruduktan sonra hiç bir sihirbazın sihri etkili olamaz. Çünkü Kur'ân-ı Azimüşsan'da "Sihirbazlar Allah '

ın izni olmadıkça onunla hiçbir kimseye zarar verici değillerdir(29) buyurulur. Yunus Sûresi 77. âyette de, "Sihirbazlar umduklarına eremezler" denilmektedir ki, doğrudur. Gerçekten Allah'ın emrine muhalif olan bu tür sihir işleriyle uğraşanlardan pekçok kimse, hayatları boyunca mutlu olamamışlar, sefalet ve rezalet içinde yaşamışlardır. Bunlardan bazıları izbe ve loş mahallerde müşteri beklemekle ömrünü tüketmiştir. Bazıları çeşitli hastalıklara yakalanarak acılar içerisinde kıvrana kıvrana yok olup gitmişlerdir.

Allah'ın haram kıldığı bu tür işleri kendisine meslek edinen insan, bu dünyada huzur bulamaz. Çünkü Allah'ın "sihirbaz felah bulamaz" hükmü, her zaman tecellisini icra eyler.

İmanı tam bir müslüman Cenab-ı Hakk'ın azametine, kudretine sığınarak O'nun ilâhi kelâmındaki Fatiha, İhlas, muavezeteyn (Felak ve Nas) gibi surelerini, Âyetel Kursi gibi ayetlerini sık sık okuyarak ona iltica eder, O'na sığınırsa o kişiyi Yüce Allah korur. İhlası tam olan müslümana sihir etki yapmaz.

Burada sevgili Peygamberimiz'in bilfiil yaptığı bir adetini nakletmek isterim.

Hz. Ayşe (r.a)'den rivayet edilmiştir:

"Peygamber (S.A.S) her gece yatağına geldiği zaman iki elini birleştirerek avucunun içine; Kulhüvallâhü Ehad, Kul eûzü Eirabbi'l Felak ve Kul eûzü Birabbin-nâs sûrelerini okuyup ellerine üflerdi. Sonra iki eliyle vücudundan elinin yetiştiği yerleri sıvazlardı. Elleri ile başını, yüzünü, vücudunun ön kısmını meshetmeğe başlardı. (Sonra vücudunun arka tarafını mesh ederdi). Ve böyle okuyup üfleyerek vücudunu mesh etmeği üç defa tekrarlardı"(30).

Kur'ân-ı Kerim bu sığındırıcı 3 sûre ile son bulmuştur. Bunlar, bütün insanlığa ihsan edilmiş en güzel, en veciz ve en yüce anlamlı sığınma, korunma dualarıdır.

Bunlardan "Kul huvallahü Ehad" (ihlâs) sûresi, Allah'ın birliğini ifade ile insanı Tevhid inancına yani Allah'ın varlığına, kudretine insanı sığındırır. İnsanı müşrik ve süflî düşüncelerden arındırır.

Felak ve Nas Sûreleri de bütün mahlukatın maddi ve manevi, görünür, görünmez şeylerinden Allah'a sığındırır. Allah'a sığınıp, Allah'ın himayesine mazhar olanlar da her türlü serlerden ve kötülüklerden tam manasiyle korunmuşlardır. "Allah en hay

ırlı koruyucudur, o, merhamet edenlerin en merhametlisidir" (Yusuf: 60)(31)

Yukarıda adı geçen surelerin mealleri şöyledir: 

İhlâs Suresi:

"1-4 (Ey Muhammed)! De ki O Allah bir tektir. 2. Allah herş

Felak Suresi:

eyden müstağni ve her şey O'na muhtaçtır. 3. O doğurmamış ve doğmamıştır. 4. Hiçbirşey O'na denk değildir."

"1-5. (Ey Muhammed!) De ki: Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım."

Nas Sûresi:

"1-6 (Ey Muhammed) de ki: İ

nsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım."

 İslam ve sihir, sihir yapmanın islamdaki yeri, sihir yapma ve islam, sihir yapmak caizmi?, sihir yapmak, sihir yapmak istiyorum diyenlere cevap, sihir yapmak günahtır

Read more

Sihir Bozma PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 15:43
Dini Bilgiler / hurafeler
Sihir Bozma:
Günümüzde pekçok insan, özellikle hanımlar sihirden (büyüden) ziyadesiyle korkmaktadırlar. Büyücüler bu korkudan istifade etmesini başararak bir sürü iğrenç ve gülünç safsatalar uydurmuşlardır. Bunlara da "Sihir bozucu Efsunlar" adını vermişlerdir. Kendisine sihir yapıldığına inananlar bu işlerle uğraşan "Cinci" hocalara(!) giderek kucak dolusu paralar ödemektedirler. Oysa bu safsataların İslâmi hiçbir dayanağı yoktur. Ancak ne hazindir ki halkımızdan pekçok insan bunlara kanmakta ve inanmaktadır.

İşte sihir bozma için yapılan efsunlardan bazı örnekler:

1. Zeytin çekirdeği, vücudun çeşitli yerlerinden koparılmış kıllar, leylek pisliği, zırnık, iğde çekirdeği gibi bazı şeyler yakılarak dumanıyla tütsülenirse sihir bozulurmuş.

2. İçine 7 dükkanın süprüntüsü, çalınmış pancar, yeşil kağıt atılmış su ile bir saçak altında yıkanılırsa yine sihir bozulurmuş.

3. Kirpi kanı içmek sihiri bozarmış. .

4. Deniz aşın seyahat yapmak yine iyi gelirmiş.

5. Nikah kıyılırken erkeği bağlamak için yapılan büyüye karşı ise iki yumurta haşlamak ve soyduktan sonra, üzerine belirli yazılar yazmak, bunlann birini erkeğe, birini kıza yedirmek gerekirmiş.

6. Bir baltanın demir kısmına yine belirli yazılar yazıp baltayı ocağa gömmek ve demiri kızannca boş bir dolapta üzerine su dökmek.

7. Değirmen dolabından veya çarkından sıçrayan su ile yıkanmak(21).

8. 7 kapı eşiğinden birer parça koparıp ateşe atarak onun dumanıyla evin her tarafım tütsülemek.

9. Demir tortusunu suya atarak onunla yıkanmak.

10.100 dirhem pirince bazı dualar okuyarak pilavını pişirmek, bu pilavı büyünün etkisi altında kalan kimseye yedirmek.

11. Kırlangıç pisliğini kahvenin üzerine ekerek büyü etkisi altındaki kişiye içirmek.

12. Tuvalet taşına ters oturarak büyük abdest yapmak'22'.

13. Akrep tütsüsü yapmak. Öldürülen akrep bir kutuya konup saklanır. Her gün bunun bir parçasını ateşe atıp yakarak büyülü kimse ve ev tütsülenir. Tütsü güneş doğduktan sonra batıncaya kadar yapılır. Gece yapılmaz.

14. Zeytin okumak. Okuma izni olan (el-alan) kişi büyülü kişinin durumuna baktıktan sonra 7 zeytin ister. Bunlara bazı dualar okur. Sonra evden biri bu okunmuş zeytinleri alarak boş bir arsaya, boş bir toprağa atar.Böylece büyü etkisi o kişiden zeytinlerle beraber gitmiş olur.

15. Leylek pisliğini ateşte yakarak tütsülenmek, v.s.

Sihirin (büyünün) çok değişik şekilleri olduğu gibi büyü bozmanın da daha pek çok değişik yöntemleri mevcuttur. Biz en çok kullanılanlarından bazılarını nakletmekle bir fikir vermek istedik.

     Sihir bozma, sihir bozma varmıdır, sihir varmıdır, sihir bozmak, sihir yok etmek, sihir bozma nedir Read more

Sihirin Doğuşu PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 15:39
Dini Bilgiler / hurafeler
Sihirin Doğuşu
"Sihir, tabiat kuvvetleriyle insanlar arasında birtakım gizli ilişkilerin bulunduğu ve tabiattaki bütün varlıkların insanın anlayış gücünü aşan, bilinemeyen gizli kuvvetler tarafından yönetildiği inancından doğdu. Totem dinleri çağındaki din görevlileri ve rahipler kendilerinde gizli kuvvetlerle ilişki kurabilmek için bir gücün bulunduğunu ileri sürdüler. Her olayın bir totemin yönetiminde bulunduğunu ortaya atan, totemlerin kötü etkilerinden kurtulmak için onların iradesine bağlanmayı gerekli sayan bu görevliler birtakım otlardan, köklerden, kabuklardan, sıvılardan ilaç yapma yolunu buldular. Bu konuda en önemli etkiyi insan hastalıklarını gideren bitkiler, özü bilinmeyen maden suları yapıyordu. Bunlarda gizli güçlerin bulunduğu inancı doğdu. İşte sihirin kaynağı bu bitkiler ve sulardaki yapılan ilk ilaçlardır. Zamanla bunların gizliliğine yalnız rahiplerin akıl erdirdikleri inancı yayıldı. Böylece tapınaklar ilk sihir yapma merkezleri durumuna geldi. İlk sihir yapanlar da bu rahipler ve din görevlileri oldu. Halk bunların tabiatüstü güçler taşıdığına, insanları etkileyen gizli güçlerle yakın ilişkiler kurduklarına inanmağa, onlara karşı korku ile karışık bir saygı duymağa başladı. Totemler, totemleri temsil ettiğine inanılan kalıntılar (kemikler, kabuklar, boynuzlar, bitkiler) ilk sihir yapma araçları oldu. Zamanla daha belirgin bir nitelik kazanan sihir tek tanrıcı dinlere de geçti. Din kitapları, kutsal sözler, bu konuda kullanılan birer araç niteliği kazandı. Eski İran'da, Çin'de, Hindistan'da, Mezopotamya, Anadolu ve Mısır'da, özellikle Keldanîlerde sihir gizli bir meslek durumuna geldi"(18) Adı geçen yerlerde büyücülüğün durumu kısaca şöyleydi.

Mezopotamya'da: Mezopotamya'da yaşamış olan Keldanîler yıldızlara taparlar, kâinatı idare edenlerin yıldızlar olduğunu, hayır ve şerrin onlardan geldiğine inanırlardı.

Semavi güçlerin yerdeki güçlerle birleşmesi sonucu mucizeler meydana geldiğini söylerlerdi.

Keldaniler büyücülüğün ve kâhinliğin sırrını bilmekle ün yapmıştı. Gerçekten, büyücüler Sümer-Akad medeniyetinden beri gelip geçmiş bütün bir büyücüler dizisinin mirasçılarıydı.

Büyücüler Mezopotamya'nın din adamları sınıfındandılar. Eridu Tanrısı Ea ile oğlu Babil Tanrısı Marduk'un koruyuculuğu altında bulunuyor ve insanların çevrili olduğu düşman güçlerle mücadele etmekle uğraşıyorlardı. Birtakım büyücüler, büyünün karşı durmak zorunda olduğu pek çok kötülüklerle suçlandırılıyordu. Birçok şeytanla da, okuyup üflemek veya şeytan kovma törenleri düzenlemekle mücadele ediliyordu.

Keldanileri Tevhid (tek Allah inancı) yoluna davet için Yüce Allah, Hz. İbrahim'i peygamber olarak gönderdi. Fakat onlar Hz.İbrahim'i kabul etmek istemediler. Nitekim Hz. İbrahim (a.s.)'i ateşe attıran da bunların krallarından Nemrut'tur(*).

Mısır'da: Mısırlılar caiz olan büyü ile caiz olmayan büyü ayırımı yaparlardı ve büyüyle, ölüm veya hayat konusunda etkili olabileceklerini, ruhlara başvurarak istediklerini elde edebileceklerini ve tabiatın güçlerini kendilerine bağımlı kılabileceklerini düşünüyorlardı. Bir bilime benzetilebilen ve meşru, yani caiz olan büyü, insanları zararlı hayvanlardan, hastalıklardan vb.den korumak amacını güdüyordu. Bu büyü, okuyup üfleyerek veya muskalar yazarak ve belirli törenlerle yapılırdı. Ölüleri ululamanın kökü de yine büyüye dayanıyordu.

İbraniler'de: Çok zaman yabancı halklardan duyulan korkunun yolaçmış olduğu büyü uygulamalarından Tevrat'ta sık sık söz edilir: "Ve Musa tun

Hintlilerde: Büyü, Veda dininin en gösterişli ve önemli törenlerinde yer alır. Bu törenlerde büyü uygulaması geceleri mırıltı halinde belli sözler söylenerek yapılırdı. Büyü için kullanılan araçlar da, çeşitli bitkiler, merhemler, ölülere ait eşya gibi şeylerdi. Aşk büyüleri, hastalıkların iyileşmesi ve şeytan kovmak için yapılan büyü ve uygulamalar da büyük bir yer tutar. Yoga çileciliği birçok bakımdan veda büyücülüğüne benzer.

Yunan ve Roma'da: Klasik eski çağ büyücülüğü sık sık yabancı tanrıların yardımına başvuruyordu. Ama Hekate yine de büyü tanrıçasıydı. Tesalya büyücülerle doluydu. İlkel Roma dinine çok sayıda büyü uygulaması miras bırakmış olan Etrüskler için de, durum bunun eşidir. Roma İmparatorluğu devrinde, doğu, özellikle de Mısır ve Keldani kaynaklı boş inançlar kendini göstermeğe başladı. Bunun üzerine birçok büyücü Roma'ya üşüştü. İmparatorlar, hizmetlerinden yararlanmakla birlikte, onlara kötü davranmaktan da geri kalmadılar. Tiberius, büyü yapmakla suçlanan azat edilmiş 4.000 köleyi Sardunya'ya sürdü. Apuleius, bir büyücülük suçlamasına karşı kendini savunmak zorunda kalmıştı.

Yahudi dininde: XII. yy.da birtakım kabbalacı'lar, tılsımlar kullanan mistik bir akımın doğmasına yolaçtılar. Doğu Avrupa'da hahamların mucize yapmak gücünde olduğuna inanılıyordu.

İslâm dini öncesi Arabistan'da büyü, müslümanlıktan önce geçerli birtakım uygulamalarla, Arapların yakın ilişkisi olan (musevîler, İranlılar, Yunanlılar gibi) halklardan alınmış aynı çeşitten anlayışların bir karışımıdır. Bunlar, tütsüleme, tılsım ve muska, okuyup üflemek, yıldızlara bakarak geleceği söylemek, içine yerleştirilen sayılar yatay veya dikey olarak toplandığında hep aynı sayıyı veren büyülü kareler düzenlemek vb. gibi uygulamalardı. Sayıların ve harflerin gizli değerlerinden yararlanarak geleceği okumak demek olan cifir, bu konuda kitaplar yazılmasına yolaçmıştır"(19).

Nitekim "CİFİR" ilmiyle uğraşanların iddia ettiklerine göre: her devirde nazil olmuş bulunan mukaddes kitabın orijinalini meydana getiren kelimelerin her birine 8 hadim (hizmetli) vazifeli kılınmıştır... Bunların 4'ü ulvî yani melek cinsinden; 4'ü de suflî yani cin cinsindendir.

Bu kelimelerin "Cifir ilmi" denilen bir ilmin verdiği hesaplara göre çeşitli rakamlarla tekrarlanışı o kelimenin vazifeli olan cinini harekete geçirir ve tesirini sevkedildiği kimse üzerinde icra eder...

İşte büyü denilen hâdise, bir kelime veya kelime grubunun belli bir sayıda, bazen de bazı yan çalışmalarla birlikte okunmasıyla birlikte meydana gelmektedir...

çtan bir yılan yaptı, ve onu sırık üstüne koydu ve vaki oldu ki, yılanın ısırdığı bir adam tunç yılana bakarsa yaşardı" (Tevrat).

Ancak burada önemli bir faktör olan "zaman" mefhumunun da büyük rolü olmaktadır... Zira, zamanın yani günün 24 saatinin de ayrı ayrı rolleri bulunmaktadır bu işte...

İşte insan, bir kelimeyi veya kelime grubunu devamlı olarak okuduğu zaman, neşrettiği bu elektromanyetik dalgalan âdeta bir şifre şekline sokmaktadır ki bununla da o şifreye en yakın yapıdaki bir cin ile temas kurmuş olmaktadır...

İşte bu temas neticesinde o şifre durumundaki elektromanyetik dalgalar, kendisine en yakın yapıdaki cine tesir etmekte ve iyi düzenlenebildiği takdirde onu istenilen şey i yapmaya mecbur kılmaktadır...

İnsanın belirli bir kelime veya kelime grubuna belirli oranda devam etmesi sonunda beyin vasıtasıyla yaymış olduğu elektromanyetik dalgalar, o dalga boyuna uygun yapıdaki cinni istenilen şeyi yapmaya mecbur bırakıyor, demiştik... İşte cinnin kendisinden istenileni yapmaması halinde ise, o kişinin o duaya veya kelime grubuna devamlı halinde neşretmiş olduğu elektromanyetik güç yapısı bazı ışınlardan yapılmış olan cinin tahribine yani kaba bir tabirle yanmasına yolaçmaktadır...

Nasıl ki bir radyo istasyonunun yaptığı neşriyat, başka bir istasyonun daha kuvvetli şekilde yaptığı neşriyatla bozulmakta ise; aynı şekilde insanın bu çalışmalarla yaptığı elektromanyetik dalgalar da cinlerin ölümüne yolaçmaktadır.

Bu sebeple cinler, belirli bir çalışmaya devam eden ve kendisim yakıcı elektromanyetik dalgalar neşredebilecek güçteki kimselerin emri altına girmek zorunda kalmakta ve ister istemez "BÜYÜCÜ" dediğimiz kişilerin emirlerini yerine getirme işine tabi olmaktadırlar..."20 Böyle diyor CİFİR işleriyle uğraşanlar!..

       Sihirin doğuşu, sihir ne zaman meydana çıktı, sihrin doğuşu ne zaman Read more

Sihir Yapmanın Amacı PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 15:36
Dini Bilgiler / hurafeler
Sihir Yapmanın Amacı:
Genel olarak sihir yapmaktan amaç, karşıdaki insan veya eşya üzerinde istenilen değişikliği ve davranışı sağlamaktır. Bu itibarla pek çok değişik arzuyu gerçekleştirmek umuduyla sihirler yapılmaktadır. Başlıcaları şunlardır:

1. İki kişiyi birbirine yaklaştırmak ya da uzaklaştırmak için yapılan "SICAKLIK veya SOĞUKLUK" büyüsü,

2. İnsanın bazı güç ve organlarını çalışamaz hale getirmek amacıyla yapılan "BAĞLAMA" büyüleri,

3. Karşısındakini hasta etme, deli etme, sakatlama ve kötürüm haline getirmek gayesiyle yapılan "DÜŞMANLIK" büyüleri,

4. Yapılan büyünün tesirini kaldırmak için yapılan "karşı büyüleri" vb.

Daha başka türlü amaçlar için de büyücülere sihirler yaptırılmaktadır.

Sihir yapmanın amacı, sihrin amacı, sihri niye yaparlar, sihir yapma, sihrin amacı nedir, sihirin amacı nelerdir

Read more

Sihir Nedir PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 15:05
Dini Bilgiler / hurafeler
SİHİR=BÜYÜ
Tarihin eski çağlarında çok yaygın olan sihir ve sihirbazlık, bugün müsbet ilimin çok geliştiği modern çağımızda dahi hâlâ etkisini sürdürmektedir. İlkel kabilelerde olduğu gibi modern toplumlarda bile pek çok kimse sihire inanmakta ve ondan korkmaktadır. Çeşitli gayeler için sihir yaptıranlar, sihirden medet umanlar, azımsanmıyacak kadar çoktur. Öyleyse nedir sihir?.. İnsanlar niçin bu sihir eylemine tevessül etmektedirler?..

İşte bu kısımda da kısaca bu konuyu açıklamaya çalışacağız.

1. Sihirin Tanımı:

Sihir (sihr-büyü) kelimesi; şaşırtıcı etki, değiştirme, hüner, hile, gözbağcılık, aldatma, batıl, bir şeye hak diye göstermeye çalışma anlamlarına gelmektedir.

Efsun veya Afsun kelimeleri de aynı anlamda kullanılır.

Deyim olarak ise sihir: "Bazı güçler kullanarak canlı ve cansız varlıkları, özellikle insanları istenilen yönde etkilemek amacıyla yapılan eylem"'14' olarak tanımlanmaktadır. Bir başka deyişle, "Birtakım gizli kuvvetlerle bağlantı kurarak iş görme, akıl dışı olayları gerçekleştirme eylemi"'15' diye tarif edilmektedir.

İbn-i Esir, "Nihaye" adlı eserinde sihiri (büyüyü) "bir şeyi yönünden çekip çevirmek, değiştirmek" anlamında kullanmıştır. Bedreddin Aynî de "Umdetül Kâri" adlı eserinde sihri, "kötü işlerde görülen, itiraz ve reddedilmesi güç olmayan olağanüstü işler"(16) diye tarif etmiştir. Ord. Prof. İsmail Hakkı İzmirli ise: "Hud'a (hile, aldatma)dır. Aslı da yoktur hakikati de" demiştir. Eski Diyanet İşleri Başkanlarından büyük âlim Ömer Nasuhi Bilmen ise şunları söylemektedir:

Sihir: Sebebi gizli olan ince lâtif şey demektir. Sebebi gizli olduğundan gerçeğin hilafına tahayyül olunan, yaldızlı hile, aldatmaca olan herhangi bir şeydir. Gözbağcılık, hokkabazlık bu kabildendir. Firavun zamanındaki büyücülerin ellerindeki değnekleri birer ejdarha suretinde gösterdikleri gibi bazı gizli sebeplere binâen ruhlarüzerinde tesir eden ve ekseri şerre müteveccih bulunan şeylere de birer sihir demiştir. Aile fertleri arasında ayrılıklar meydana getiren büyücülük gibi. "Bazı cinlerden istiane (yardım isteme) suretiyle yapılan gayrimeşru, harika nevinden madud (muayyen, belirli) bulunan birtakım muamelelerde birer sihirdir. Buna cincilik denir"(17).

Tabiat kanunlarına aykırı sonuçlar elde etmek iddiasında olanların başvurduklan "gizli işlem ve davranışlara verilen genel ad" olarak, sihir yani büyü kelimesi kullanılmaktadır.

        Sihir, sihir nedir, sihir neye denir, sihir yapmak, sihir ne demek, sihir anlamı, sihir günahmı?, sihir, Read more
Son Güncelleme ( Cuma, 30 Eylül 2011 15:34 )

Büyü, Büyü Nedir PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 11:18
Dini Bilgiler / hurafeler

BÜYÜ

Din ile ilgisi olmayan dualar ve hareketlerle ruh üzerine tesir yapmak. Buna Arapça'da "sihir" adı da verilir. Bir insanı istenilen şeyi yapmağa sevk eden gizli kuvvet, tabiata aykırı haller vücuda getiren etkiler. Bunları yapanlara "büyücü" denilir. Büyüyü şöyle tarif etmek mümkündür. Herhangi bir çıkar uğruna başkasına zarar vermeye yönelik meşru olmayan yollarla bir takım gizli kuvvetleri yönlendirerek yapılan ve gerçeğe uymayan gözbağcılık, düzenbazlık, oyunculuk şeklindeki işler. Gözbağcılık, düzenbazlık gibi oyunlarla insanları aldatan kişiye büyücü, bu kişilerin yaptığı işe büyü, bu işin meslek haline getirilmesine de büyücülük denir. Büyücülük, İslâm'dan önce Araplar'da, Rumlar'da, Hintliler'de, Mısırlılar'da yaygın idi. Özellikle Hz. Musa zamanında büyücülük itibarlı bir meslek idi. Hz. Süleyman zamanında da yaygındı. Büyünün kendine göre özellikleri ve çeşitleri vardır.

Kara büyü: Asıl sihir bu olup bazı kimseler, perilerin ve özellikle şeytanların müdahalesiyle, tabiatüstü bir takım fiiller yapabilecekleri iddiasındadırlar.

Mecaz yoluyla büyü: Anlaşılamaz, akıldan hariç şey demektir.

Beyaz yahut (tabii) büyü: Zahiren acaip, fakat aslında tabii sebeplerle meydana gelmiş bir takım fiiller yapmak sanatıdır. Hokkabaz kuleleri gibi.

Büyü, muhtelif kavimlerde mevcuttu. Keldânîler'de, Keldânî büyüsü, her yere dağılmış olan perilerin tabiat hadiselerini vücuda getirdikleri itikadına dayanıyordu. Bazı yaratıklar şeytanî bir kuvvetle mücehhez idiler. Bununla beraber, bu kuvvet erkekten ziyade kadında bulunuyordu. Cadılar ve şeytanlar insanların bedenine girmek gücüne sahip idiler.

Mısır'da, Musa (a.s.)'dan evvel Mısırlılar, kanunen caiz olan bir büyü kabul ediyorlardı. Bununla beraber kanunen yasak olan büyünün her türlü icra usullerini daha az bilmez değillerdi. Sihirbazların hayata ve ölüme tasarruf ettiklerine, iyi veya kötü cinleri yardım için çağırma gücüne sahip olduklarına ve tabiat kuvvetlerini diledikleri gibi kullanabileceklerine inanıyorlardı.

Uzak Şark'ta büyüye gelince: Çinliler büyünün her türlüsüne karşı derin bir alâka besliyorlardı. Konfüçyüs'ten önceki dönemlerde Wu denilen bir tür cadı, devletin sosyal yapısında resmi bir mevki sahibi idi. Büyü usulleri arasında geleceği bilerek geleceğe ait hususları söylemeye, cinleri uzaklaştırmaya çalışıyorlardı.

Yunan-Roma büyücülüğü de şöyle idi: Görünmez kuvvetleri beşerin iradesine mahkûm kılmak sanatı, Yunan-Roma medeniyetinde Şark'ta olduğundan daha az rağbet bulmuş değildi. Yunan sihirbazları daha çok kendilerine hizmet edebilecekleri ümidiyle yabancı ilâhlara müracaat ediyorlardı. Tesalya kıtası gizli sanatlara mensup en meşhur adamları yetiştirmekle meşhurdu. Büyü, imparator Ogüstüs zamanında, büyük bir ehemmiyet kazanmıştı.

Yahudilik'te sihre itikat pek revaçta idi. Perileri davet etmek, şeytanları insanın iradesine mahkûm kılmak, her türlü harikalar, hulâsa medeniyette şöhret bulmuş itikatların bütünü Yahudilik'te mevcuttu. Yahudiler büyü formüllerinde, eski zamanlardaki geleneklerden yahut yabancı dinlerden gelen cin ve peri isimlerini almışlardır.

İslâm toplumlarında sihir: Müslümanlardan bazıları büyüde Yahudilerden, Suriyeliler'den, İranlılar'dan, Keldânîler'den ve Yunanlılar'dan ders almışlardır. Tütsü, tılsım, muska, cadılık, fala bakmak vs. hep oralardan gelmiştir. Müslümanlar cinlere inandıkları için bu inanç sihre inanmaya da yolaçabiliyordu. Rasûlullah (s.a.s.) "isabet-i ayn"a, yılan sokması ve genellikle hastalıklara karşı rukyayı yani duayı caiz görmüştür. Fakat büyü ile Hz. Peygamber'in (s.a.s.) duası arasında hiçbir ilişki yoktur. Bir takım fal kitapları vardır ki kelime ve harflerin suretiyle geleceği bilmeye çalışırlar.

Batı dünyasında büyü: Bütün milletlerin arşivleri tetkik olununca, büyüye müteallik bu türlü inançlara rastlanır. Keltler, Tötonlar, İskandinavlar, Finler, Doğu milletleriyle bu konuda bir çok esaslı benzerlikler göstermektedirler. Bugün akıl ve mantığın ilerlemesiyle büyünün ortadan kalktığına inanmak pek cesur bir davranıştır.

Büyü ve büyücülük İslâm'da yasaklanmıştır. Kur'an-ı Kerîm'de büyücülerin iflah olmayacağı (Tâhâ, 20/69) belirtilmiştir. Kâfirler, kendilerini haklı çıkarabilmek, Allah'ın elçilerini yalanlamak için onları büyücülükle, büyü yapmakla suçlamışlardır. Büyücülükle suçlananlar arasında Hz. İsa (es-Sâf, 61/6); Hz. Musa (ez-Zuhruf, 43/49); (ez-Zâriyat, 51/39), Hz. Süleyman (el-Bakara, 2/102), Hz. Muhammed (el-Hicr, 15/6) zikredilmektedir. Başka bir ayette, inanmayan kişilerin bütün peygamberleri büyücülükle suçladıkları görülmektedir (ez-Zâriyat, 51/52). Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadisinde yedi şeyden sakınınız" buyururken ikinci sırada "sihir yapmayı" zikretmiştir. (Buhârî, Iiasâya 23; Müslim, İman,144). Başka bir hadiste büyü yapan kişinin küfre girdiğini belirtmiştir. Muhabbet için efsun yapmanın, ipliğe okumanın, büyü yapmanın şirk olduğunu da belirtmiştir (Nesâî, Tahrim 19). Büyüye inanan kişinin Cennet'e giremeyeceği de (Ahmed İbn Hanbel, II, 83; IV, 399) belirtilmiştir.

Başka bir hadiste de büyücüye, müneccime, gaibden haber veren kimseye inanan kişinin Kur'an'ı inkâr etmiş olduğu belirtilmektedir. (Ebû Davûd, Tıp, 21).

Şâmil İA
 

Büyü, büyü nedir, büyünün anlamı büyü neye denir, büyü ne demek, büyü yapmak, büyü harammı, büyü günahmı, islamda büyü, islama göre büyü, büyü hakkında bilgiler, büyünün haram oluşu

Read more

Sihir, Sihir Nedir PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 11:13
Dini Bilgiler / hurafeler

SİHİR

İnsana yönelik olarak tabiat üstü gizli güçlerin yardımı ve aracılığıyla belli bir maksadı gerçekleştirmek ve belli bir gayeye ulaşmak için uygulanan ve etkili olduğu kabul edilen eylem; bir şeyin veya olayın gerçek hüviyetinden uzak olarak başka bir halinin gösterilmesi.

Sihir, İslâm'ın kesin olarak yasaklayıp reddettiği bir inanç ve işlem olup tabiat kuvvetleriyle insanlara bir takım etkilerin yapıldığı söylenen ilkel bir anlayış ve olgudur. Tevhid inancının insanların hayatından uzak kaldığı dönemlerde toplumların ilkel inançlara saplanmasıyla ve özellikle totem inancının yaygın olduğu kitleler arasında çeşitli göz boyama yollarıyla yapılan sihir, eski İran, Çin, Mezopotamya, Arap yarımadası, Mısır ve Hindistan'da rastlanan bir meslek haline getirilmiştir. Allah inancının ve sağlam düşüncenin zayıfladığı dönemlerde daha çok rastlanan bir olay olan sihir, bazı toplumlarda dinî törenlere bir inanç haline getirilmiş ve Allah'ın kudreti unutularak bir çok sihirbaz ve kâhinin sözleri geçerli kılınmıştır. İslâm'ın sihirbaz ve kâhinleri kınaması, insanları basit inanç ve düşüncelerle oyalayıp onları gerçek Allah inancından uzaklaştırarak ilkel ve akıl dışı anlayışlara sürüklemelerini engellemek içindir.

Genellikle İslâm alimleri sihri şu kategorilere ayırmışlardır. Birincisi; tapınmaya ve yıldızların etkisine dayandırılan ve tılsım adı verilen daha çok Keldanilerin yaptığı sihir. Hz. İbrahim (a.s) bu inanç ve anlayış ile mücadele vermek ve yıldızlara tapınan bu insanları hidayete davet etmek üzere gönderilmiştir. İkincisi; ruh çağırma, ipnotizma ve benzeri yollarla insana etkili olduğu kabul edilen sihir. Bu sihri yapanlar insanları öldürmek ve diriltmek marifetlerinin olduğunu başkalarına telkin ile kabul ettirirler. Üçüncüsü, Ervah-ı arziyye denilen yer yüzündeki cinlerin gizli kuvvetlerinden yararlanarak yapıldığı ileri sürülen sihir. Genellikle cincilik olarak halk arasında yayılan ve cahil kimselerin itibar ettiği bir kandırmacadan ibarettir. Dördüncü çeşit sihir ise; herhangi bir olağanüstü yönü olmayan, sadece insanların idraklerini bir an için yanıltarak yapılan bir göz boyamadan ibaret olan sihirdir. Buna daha çok illüzyon denir. Beşinci sihir yolu da; olağan üstü işler yaptığına inanılan çeşitli aletlerle yapılan sihirdir. İnsanlar bu aletlerin özelliklerini bilmedikleri için, bunların bir el marifetiyle kullanılmasıyla olağan üstü işlerin becerildiği intibaını vermektedir. Hz. Musa'ya karşı içine cıva doldurulmuş hortum gibi bazı iplerin sıcak bir alana bırakılması sonunda cıvanın genleşmesiyle iplerin yılan gibi kıvrıldığı görülmekte ve bu hortumların yılana çevrildiği iddia edilerek insanlar aldatılmaktadır. Bu gibi oyunlar her zaman var olagelmiştir. Altıncı sihir oyunu da; çeşitli ilaçların ve kokuların kullanılmasıyla yapılan sihirdir.

Bu gibi ilaç ve maddelerin kimyevî özelliklerini bilmeyen kitleler sihirbazın iş becerdiğine inanırlar. Yedinci sihir çeşidi de; İsm-i A'zam'ı bildiğini insanlara kabul ettirerek karşısındakileri psikolojik baskı ile cezbetmek suretiyle yapılan etkileşimle ortaya çıkarılan sihirdir.

Bu, insanları kandırmakta başka bir şey değildir. Diğer bir sihir çeşidi de insanların gizli ve bilinmeyen yönlerini sahtekar ve gammazların yardımıyla öğrenen ve bu gizli yönlerini bildiklerini onlara ispatladığını söyleyenlerin yaptığı sihirdir. Bu da insanları aldatıp birbirine düşüren, birbirlerinin aleyhine kışkırtan ve aralarını bozan bir hokkabazlıktan başka bir şey değildir.

Bütün bunlara bakıldığında sihir, hayal olan şeyleri gerçekmiş gibi göstermek suretiyle insanlar üzerinde aldatıcı bir tesir oluşturmaktan ibaret bir olaydır. Buna rağmen bir gerçek yönünün olduğu ve hakikaten etki yaptığı kabul edilmektedir. Bakara süresindeki (2/102.) âyet bunun bir gerçeklik payının olduğunu haber vermektedir. Ama ne olursa olsun İslâm, sihri yasaklamış, haram saymış ve buna inananları, kâfir kabul etmiştir.

"Abdullah b. Ömer (r.a) şöyle diyor: "Bir gün iki kişi Rasûlüllah (s.a.s)'in huzuruna geldi. Bunlardan birisi, yaptığı konuşmayla cemaati hayrete düşürdü. Rasûlüllah (s.a.s), "Öyle konuşma vardır ki; sihir gibidir, insanı büyüler" buyurdu". Daha sonra şöyle diyor: "Bir gün böyle güzel bir konuşmayı başka bir kimse Halife Ömer b. Abdülaziz (r.a)'in huzurunda yaptı. Herkes bu konuşmadan sanki büyülendi. Halife bu olay üzerine: "Bu tip konuşmalar sihir gibidir, ancak helaldir" dedi.

Kurtubî ise; "Sihir, hile ile bir şeyi örtmektir. Çünkü sihirbazlar hile ile bir takım şeyler yaparak sihir yapılan kimseye, bazı şeyleri olduğundan farklı gösterir. Serabın uzaktan su görünmesi gibi, sihir de gerçek dışıdır" demektedir.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Şeytanların, Süleymanın mülk (ü saltanat ve nübüvveti) aleyhinde uydurup takip etlikleri şeylere (yalanlara) uydular. Halbuki Süleyman asla kâfir olmadı. Fakat o şeytanlar kafirlerdir ki insanlara sihri (büyücülüğü) ve Bâbil'deki iki meleşe, Hârut ve Mârut'a indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki onlar (o iki melek); "Biz ancak imtihan için gönderilmişizdir, sakın (sihir, büyü yapıp da) kâfir olma"demedikçe, hiç bir kimseye (sihir) öğretemezlerdi. İşte onlardan (o iki melekten koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğrendiler. Halbuki (sihirbazlar) Allah'ın izni olmadıkça onunla hiç bir kimseye zarar verecek değillerdir. Onlar ise kendilerini zarara sokacak, onlara fayda vermeyecek şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onlar muhakkak biliyorlardı ki onu (sihri) satın alan (ona revac veren) kimsenin ahiretten hiç bir nasibi yoktur. Onların kendilerini cidden ne kötü şey mukabilinde satmış olduklarını bilmiş olsalardı.

Eğer onlar (yahudiler, Peygambere ve Kur'an'a) iman edip de (sihir yapmak gibi günahlardan) sakınmış olsalardı, Allah katında (kazanacakları) sevab, (haklarında) elbet daha hayırlı olurdu. Eğer bunu bilselerdi" (el-Bakara, 2/102-103).

Yahudiler, Hz. Süleyman devrinden kalma sihirle ilgili rivayetlere uydular. Oysa Hz. Süleyman sihirbaz değildi. Şeytanlar ise insanlara vesvese veriyorlardı ve sihri onlara öğretiyorlardı. Sihir iyice yaygınlaştı. Allah (c.c) bunun üzerine Bâbil'e, melek tabiatlı Hârut ve Mârut'u gönderdi. Bazı yahudi büyükleri bunlara uydular. Hârut ve Mârut sihri, kötü gayelerle kullanmak için değil, sihir ile mucize arasındaki farkı anlayabilmeleri için öğretiyorlardı ve öğretmeden önce de onları ikaz ediyorlardı. Ancak onların ikazları, sihri öğrenmek isteyenler tarafından dikkate alınmadı ve onu kötü gayeleri uğrunda kullanmaya başladılar.

Görüldüğü gibi âyette; "Halbuki Süleyman asla sihir yapmadı " yerine, "Halbuki Süleyman asla kâfir olmadı" buyuruluyor. Bu da sihrin kötü ve çirkinliğini göstermektedir. Burada küfürden gaye, sihirdir. Ayrıca âyette "sihir" yerine "küfür" kelimesinin kullanılması, müfessirlerce halkı sihirden nefret ettirmek ve insanı küfre götürebilecek günahlardan olduğunu belirtmek içindir. Hârut ile Mârut'un sihir öğrettiği kişilere; "Biz ancak imtihan için gönderilmişizdir sakın (sihir, büyü yapıp da) kâfir olma" diye ikazda bulunmaları, sihrin küfre götüren sebeplerden olduğunu göstermektedir.

Rasûlüllah (s.a.s)'da bir hadislerinde sihrin büyük günahlardan ve helak edici yedi şeyden biri olduğunu belirtmişlerdir. Yine Rasûlüllah (s.a.s); "Bir düğüme üfüren sihir yapmış olur. Sihir yapan da şirke girer" (Nesâi, Tahrimüd-Dem, 19) buyurmuşlardır.

Kur'an-ı Kerim'de müslümanla sihirbazların şerrinden sığınmaları âyetle öğretilmiştir: "Düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden Allah'a sığınırım" (Felâk, 113/4).

Ehl-i sünnet alimlerinin çoğunluğu sihrin varlığının ve tesirinin bulunduğunu belirtmişlerdir. Mu'tezile ise sihrin gerçekte olmadığını, onun bir aldatma ve saptırma ile el çabukluğu olduğunu belirtmişlerdir.

Ulemanın çoğunluğu sihri öğretme ve öğrenmenin haram olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Çünkü Kur'an-ı Kerim sihri kötülemiş ve küfür olduğunu bildirmiştir. Fahreddin er-Râzî ve Âlûsî ile bazı âlimler sihr öğrenmekte fayda olduğunu söylemişlerdir. Bunlar da sihri bilmek suretiyle mucize ile arasındaki farkın anlaşılabileceği görüşünden hareket ederek bu hükme varmışlardır.

Selef, sihirbazın öldürülmesinin farz olduğunda ittifak halindedir ve bazı Selef âlimleri Rasûlüllah (s.a.s)'ın: "Her kim falcıya, gaipten haber verene ve sihirbaza giderek onlardan bir şey sorar, söylediklerine inanır ve tasdik ederse kâfir olur" (Tirmizi, Tahare, 102; İbn Mace, Tahare, 122) hadisini delil getirerek, sihirbazın kâfir olduğunu belirtmişlerdir.

İ.mam Ebu Hanife'ye göre sihirbazın küfrüne hüküm verilerek, tevbe etmesine dahi lüzum görülmeden öldürülmesi mübahtır. İmam-ı Şafii'ye göre, sihrinden dolayı sihirbazın küfrüne hüküm verilmez. Sihriyle bir müslümanı öldürmeye kalkarsa öldürülür. İmam Mâlik'e göre müslüman sihirbaz, sihir yaptığı takdirde kâfirdir ve öldürülür. Ehl-i kitaptan ise öldürülmez. İmam Ahmed b. Hanbel'e göre de, sihirbaz sihriyle adam öldürse de öldürmese de küfrüne hükmedilir. Ehl-i kitaptan olanlar, müslümana zarar vermedikçe, öldürülmezler. İbn-i Sücca ise "Sihirbazlarla ilgili hükümler, mürtedlerle ilgili hükümler gibidir" der. Yani üç defa aralıklı olarak tevbeye davet edilir, bu arada yaptığı işin kötülüğü anlatılır; tevbe etmediği takdirde öldürülür.

Buna göre sihir vardır ve tesir edicidir demek mümkündür. Kim Kur'an yolunu terkederek sihir ve benzeri yollardan birine girerse, Allah (c.c)'ın rahmetinden uzaklaşır ve kâfir olur.
 

Sihir, sihir nedir, sihir neye denir, sihir ne işe yarar, sihir hakkında bilgiler, sihrin günah oluşu, sihir hakkında görüşler, islamda sihir, islama göre sihir, sihir yapmak günahmı?

Read more

Muskacıların Dayanağı PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 11:13
Dini Bilgiler / hurafeler
Muskacıların Dayanağı:
Her şeye bir dayanak, bir gerekçe arayan insanoğlu, kendi görüşünü kuvvetlendirmek için bazen kutsal değerleri bile istismar edebilmiştir.

Nitekim muskacılardan bazıları Kur'ân-ı Kerim'deki İSRA Sûresi'nin 82. âyetini muska yazmaya delil olarak göstermişlerdir(11).

Konunun daha iyi anlaşılması için adı geçen âyetin anlamını ve tefsirini sunalım.

İsra Sûresi'nin 82'nci âyetinde Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Biz Kur'an'dan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zâlimlerin ise sadece kaybını artırır."

Anlamını sunduğumuz bu âyetin tefsirini, eski Diyanet İşleri Başkanlarından Ömer Nasuhi Bilmen'in "Kur'ân-ı Kerim'in Türkçe Meali ve Tefsiri" adlı eserinin 4'ncü cilt, 1905'nci sayfasından aynen naklediyorum.

"Bu mübarek âyetler, Kur'ân-ı mübinin ehli iman için bir şifa menbaı, bir ilahi rahmet olduğunu, münkirler (inkar edenler) için de bir helak sebebi bulunduğunu bildiriyor... Şöyle ki:

Kur'ân-ı Azim ilahiyata, nebeviyata, ibadetlere, ahvali ahirete vesaireye dair nice ahkâmı camidir. (Ve) Yine (Kur'ân'dan) onun kutsi ayetleri olmak üzere (Müminler için bir şifa, bir rahmet olan şeyi indiririz). Evet Kur'ân'ın

İnsanlar o sayede bâtıl akidelerden, mezmum (kötü beğenilmemiş) huylardan kurtularak manevi sıhhatlerini temin edebilirler. Kur'ân-ı Kerim ile teberrükte bulunmak, Fatiha-i Şerife gibi sûrelerim hüsnüniyetle tilavet etmek (okumak) de bir nice emrazı cismaniye (bedeni hastalıklar) için bir vesile-i şifa bulunmaktadır. Kur'ân-ı Kerim beşeriyete bütün esbab-ı kemâlâtı, takip edilecek tariki necatı (kurtuluş yolunu) göstermiş, onları maddi ve manevî helâka sebep olacak şeylerden nehyetmiş, kendilerine dünyada da, ahirette de kemâli selametle yaşayacaklarına vasıta olan pek faydalı şeyleri emreylemiş, bir bakımdan da büyük bir rahmeti ilahiyeden ibaret bulunmuştur. Fakat Kur'ân-ı Mübin, (zalim için ise) yani: Kur'ân-ı inkar eden, onun hükümlerine muhalefet eyleyen kimseler hakkında ise (noksandan başka bir şey artırmaz.) Çünkü öyle kimseler Kur'ân'ın beyanatına karşı düşmanlıkta, hürmetsizlikte bulunur, her türlü ahlâksızlığı iltizam eder, manevî felakete tutulmuş olur. Elbette ki tedaviye muhtaç olan bir şahıs, kendisine verilen en faydalı bir ilacı terkeder de midesini zehirli şeyler ile doldurursa kendi hayatına kasdetmiş kendisini helâka maruz bırakmış bulunur."

Bu yorumu özetlersek Kur'ân hükümlerinin, yanlış yolda olanlara ve körü huy sahiplerine gerçeği görme ve doğruyu bulma yolunda şifa ve rahmet olduğunu, zalimler için ise, bir helak sebebi olabileceğim anlıyoruz. Ancak âyette ne suretle olursa olsun muska yazılacağına dair bir işaret yoktur.

Kur'ân-ı Kerim, muska yazmak, büyü yapmak için değil, "İnsanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak(12) gönderilmiştir.

heyeti umumiyesi, emrazı ruhaniye (ruh hastalıkları) için bir şifadır.

Bu son ilahi kitabın âyetlerini rastgele yerlere yazarak, çöplüklere gitmesine sebep olmak veya beşeri çıkarlar için istismar etmek kanaatimizce İslâm'a ve kutsal kitaba ihanettir. Bu işi yapanlara fırsat vermek gaflettir. Hatta mü'minlerin itikadını zedelemeye hizmettir. En üzücü tarafı ise bunu yapanların kendilerini Hoca(!) olarak lanse etmeleridir. Oysa İslâm'da "Hoca" dinin hükümlerini bilen, bilgisiyle amel eden, örnek ve önder bir şahsiyettir.

İslâm'ın yasak kıldığı işleri yapan ve bu tür davranışlara cevaz veren insan, hoca olamaz. Böyleleri ancak fasık ve münafık olur.

Oysa zikredilen âyette muska yazmak için bir işaret yoktur.

(11) Batıl İnanışlar, Recep Aktaş, s. 31, istanbul 1973.

(12) Bakara Suresi, âyet, 184.

Read more

MUSKA VE TILSIMLAR PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 11:08
Dini Bilgiler / hurafeler
MUSKA VE TILSIMLAR

1. Muska ve Tılsımların Menşei:

Muska ve tılsımların menşe-i putperestliğin en ilkel şekli olan "FETİŞ"tir.

Bu inançta olanlar bazı nesnelerde uğur veya uğursuzluk bulunduğuna inanırlar. Kişi, uğurlu saydığı nesneyi boynuna asar veya yanında taşır. Bu nesne bir bitki, kurt dişi, ayı tırnağı, leylek kemiği, kartal tırnağı olduğu gibi, bazan kurumuş bir böcek hatta bazı taş parçalan v.b. olabilir.

Bu nesneleri taşıyanlar çeşitli hastalıklardan, belâ ve kazalardan korunacaklarına inanırlar. Hâlâ bazı nesneleri "uğur getiriyor" inancıyla boynunda ya da yanında taşıyanlar bulunmaktadır.

Daha sonraki dönemlerde kağıt parçalan üzerine yazılmış dinî formüller veya acaip işaretlerle çizilmiş muska ve tılsımlar fetişlerin yerini aldı.

Muska ve tılsımların en eski şeklinin MISIR'da bulunduğu rivayet edilir. Eski Romalılarda hastalıklardan ve zehirlenmeden korunmak için acaib işaretlerle yazılmış veya çizilmiş muska tılsımları kullanmışlardır.

İsrail Peygamberleri, fetiş ve tılsımlan yasaklamışlardı. Buna dair eski Ahit'de (Tevrat'ta) rivayetler vardır. Mesela Hz. Yakub'la ilgili olarak şöyle söyleniyor.

"Yakup evine ve kendisiyle beraber olanların hepsine dedi: Aranızda olan yabancı ilahları atın, kendinizi tathir (temiz) edip elbiselerinizi değiştirin. Ve ellerinde olan bütün yabancı ilahları (fetişleri) ve kulaklarındaki küpeleri Yakup'a verdiler. Yakup onları şekemin yayında olan meşe ağacı altına gömdü.

Hıristiyanlıkta muska ve tılsımlara inanmak yaygındı. Hıristiyan din adamları muska taşıma âdetleriyle mücadele etmişlerdir. Hatta Miladî 366 yılında toplanan "LAODİCE" dinî kurultayı, muska-tılsım taşımayı yasak eden bir karar çıkartıp ilân etmiştir. Fakat hıristiyanlar bunları taşımaktan bir türlü vazgeçememişlerdir. 8. yüzyılda Papa II. Gregoare bu bâtıl inançlara karşı şiddetle karşı koydu. Ancak halk bildiğinden ve gördüğünden şaşmadı. Sonuçta Hıristiyan din adamları bu hurafeye taviz vermeye mecbur kaldılar. Muskaların yerine "HAÇ", Hıristiyanlık sembolü olan balık resmi, "AGNUS DEİ" yazılı levhacıkları taşımayı tavsiye ettiler, giderek halkı buna alıştırdılar(2).

İslâm'ı kabulden evvel yaşamış Türk boylarında da muska-tılsım kullanma âdeti vardı. Sekiz ve dokuzuncu yüzyıllarda Budist ve Manihaist Türklerin yaşamış olduğu Doğu Türkistan'da yapılan arkeolojik araştırmalarda elde edilen malzemeler arasında "tılsım-muskalar", çeşitli dini formüller yazılı levhalar, tahtalar v.s. eşya bulunmuştur.

"Budist Uygurların dini kitaplarında da tılsım şekillerine rastlanmıştır. Bunlardan üç şekil Alman Türkoloğu F.W.K. Müller tarafından neşredilen eski Türkçe Uygur metinlerinden birinde açıklamalarıyla gösterilmiştir.

İşte adı geçen üç şekil ve ifade ettiği anlamları:

(Bir kanlı dişi, canlı (kadın) bu muskayı vücudunda tutsa-saklasa- kolay doğurur, rahat ve sevinç bulur.)

:

Pars yılı (doğmuş?) kişi bu tılsımı saklarsa çok mesut olur).

(Herhangi kişinin hayvanları çok ölüyorsa bu tılsımı kapıya yapıştırsın). (4)

(1)

 

Günümüzde muska, tılsım ve sihir yapma işleriyle uğraşan bazı inanç sömürücüsü kişilerin ellerinde bulunan kitaplar, eski Babil, Asur, Mısır müşriklerinin, eski Budist ve Şamanist Türklerin kullandıkları kitaplardan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitaplara inandırıcılığı kuvvetlendirmek için Kur'ân-ı Kerim'den ayetler, Esma-i Hüsna ve bazı dualar da ilave edilmiştir.

Muska-tılsım üzerine yazılan kitapların en meşhurlarından biri Mısır'da basılan "Şems'ül-Maarif'ül Kübra" adlı kitaptır. Kitabın yazan 7. Hicri asır şeyhlerinden Ahmet b. Ali el-Buni'dir. Bu kitapta dörtyüze yakın tılsım şekilleri bulunur. Yine böyle ünlü muska-tılsım kitaplarından biri de "Kenz'ül Havas Keyfiyet-i Celb ve Teshir'dir. Bu kitap, "Süleyman El Hüseyni" tarafından yazılmıştır. Türkçe olup dört cilttir. Bu kitap daha çok Şems'ül-Maarif'in bir çevirisidir. Ancak El-Hüseyni bu kitaba başka kitaplardan ve kendinden bazı dualar da ilave etmiştir.

Bu tür kitaplarda yazılan muska ve efsunlar incelendiğinde görülüyor ki, bir çoğunda bazı ayet ve dualarla beraber, hiç bir dile benzemeyen kelimeler de bulunmaktadır.

Şems'ül-Maarif müellifi bu efsunlarda geçen kelimelere "NURANÎ İSİMLER" demiştir.

Read more

Tılsım PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 11:02
Dini Bilgiler / hurafeler
TILSIM

Esrarlı bir kuvvet taşıdığına, tabiatüstü gücü bulunduğuna, birtakım sırlar sakladığına inanılan şey. Tılsım karşılığında dilimizde sihir, büyü, efsun kelimeleri kullanılmaktadır.

Anadolu kadınlarının başlarına taktıkları metal süs eşyasına da tılsım denir. Baş süslemelerinde kullanılan tılsımın, kişiyi, nazar, iftira ve kötü ruhlardan koruduğuna inanılır (İbn Haldun, Mukaddime, çev. Z.K. Ugan Ankara, 1957, 111, 2 vd.). Tılsım gümüş, altın vb. değerli metallerden yapıldığı gibi, bunların taklidlerinden, mücevherlerden, deniz kabuklarından da olabilir. Tılsımın Manî inancıyla da ilişkisi bulunmaktadır. Anadolu folklorunda tılsım genellikle büyünün etkisini sağlayan araçları ifade eder. Define vb. gizli şeyleri bulmak, kapalı yerleri açmak için ehlinin bildiği sözlere veya vasıtalara da tılsım denir (Meydan Larousse, XIX, 11508). Bulaşıcı hastalıkların tesirini önlemek ve insanlarla hayvanların kötülüklerinden korkmamak için de tılsım yapılır (M.Z. Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri Sözlüğü, 111, 494).

Tılsım, insanları koruduğuna veya uğur getirdiğine inanılan tabiat veya insan eseri olan nesnelerin tamamını içine alır. Tılsımları insanlar bizzat kendileri üzerlerinde taşıyabilecekleri gibi, tesirli olması istenen arazi, dam çatısı, vb. yerlerde de saklayabilirler. İnsan yapısı tılsımlar, daha çok hayvan veya eşyaların küçük modelleriyle, üzerinde dinî yazılar bulunan madalyonlar ve yazılı kâğıtlardan oluşur. Bazı metal ve muskaların tılsım için kullanıldığı da oldukça yaygın uygulamadır.

İnanışa göre tılsımların etkili olabilmesi, tabiattaki bazı güçlerle ilişki kurulmasına ve uğurlu bir zamanda dinî törenle yapılmasına bağlıdır. Tılsımdan medet ummanın mazisi oldukça eskilere gitmektedir. Papirüslerin incelenmesi Eski Mısır'da 75 kadar tılsımın mevcut olduğunu ortaya çıkarmıştır. Eski Mısır'da "Doğan Güneş" tılsımının, ölümden sonra yeniden dirilmeyi sağladığına inanılmıştır. Yine eski Mısır'da ölüyle birlikte gömülen "Menat" tılsımının, ölüyü tanrısal koruma altına aldığına kesin gözüyle bakılmıştır.

Hristiyanlık dünyasında da tılsımın çeşitli şekilleriyle kullanıldığı bilinmektedir. Bu kullanım, din adamlarının asırlar süren mücadelelerine rağmen hâlâ tam olarak önlenebilmiş değildir. Hristiyan halkın birtakım bâtıl inançlarından da kaynaklanan tılsım inancı, sihir, büyük ve efsunla beslenmektedir.

Yahudilikte uygulanan tılsım çeşitleri Hristiyanlık'tan çok daha yaygındır. Bunun sebebi, geç dönem Kabalacılarının tılsıma büyük ilgi göstermeleridir. Bundan dolayı tılsım hazırlamak hahamların görevleri arasında yer almıştır. Nitekim, lohusaya zarar verdiğine inanılan Lilit'ten korumak için doğum odasına tılsımlı eşyalar asılması, yahudi toplumlarında hâlâ yaygın bir gelenek olarak varlığını sürdürmektedir (Ana Britannica, XX, 619).

Bazı değişik şekiller göstermekle beraber tılsım hemen her toplumda vardır. Eski Bâbil, Asur ve Persler'de tılsım bir teknik olarak uygulanmıştır. İslâm dışındaki bütün bâtıl ve muharref dinlerin tören ve âyinlerinde her zaman tılsımdan izler bulmak mümkündür. Birçok tarihçi ve sosyolog tılsımı, bâtıl ve muharref dinlerin bir parçası gibi ele almıştır. Tılsımla ilgili yazılı tarih öncesi bilgiler noksan olmakla beraber, Yunan ve Mısır papirüslerindeki bilgiler oldukça doyurucudur.

Türk toplumlarında tılsım ve tılsıma benzer uygulamaların mazisi İslâm öncesine kadar uzanır. İslâm'dan sonraki dönemlerde ise eski İran, Mezopotamya ve Mısır kültürlerinin tesiriyle tılsım az da olsa varlığını sürdürmüştür (Dinler Tarihi Ansiklopedisi, İstanbul, 1976, III, 606). Cahiliye dönemi Araplarında fal okları atmak, çeşitli anlamlara gelen taşlar dikmek, yıldızlara bakarak mana çıkarmak, birtakım kareler içinde harf veya rakamlar yazarak tılsım yapmak oldukça yaygın bir uygulama idi.

Anadolu'da tılsım ve tılsıma benzer uygulamalar, Hristiyanlık, eski putperest dinler ve komşu kültürlerin tesiriyle âdetâ kurumlaşmış, büyücülük-le içiçe yürümüştür.

Tılsımı dinden uzak tutmak ve onu din ile karıştırmamaya özen göstermek gerekir. Tılsım ile tılsımdan sonra ortaya çıkacak durum arasında sebep sonuç münasebeti bulunmasına rağmen, her dinden insanın tılsım ve tılsıma benzer uygulamalardan medet ummaları cidden düşündürücüdür.

İslâm tılsım yapılmasını da, tılsıma inanılmasını da yasaklamış, medet umarak onu meslek edinmeyi şiddetle reddetmiştir. Ayrıca İslâm, tılsımın mucize ve keramete benzetilmemesine özen göstermiş, onu müşrik ve kâfirlere özgü bir faaliyet olarak değerlendirmiştir. İslâm'a göre tılsım, Allah'tan gelen bilgilere dayanmaz. Kur'an-ı Kerîm, tılsım ve ona benzer faaliyetleri bâtıl ve şeytan işi saymış (el-Âraf, 7/102), sâhir sözüyle de büyü ve tılsım yapanları kastetmiştir (el-Âraf, 7/109, 113; et-Tûr, 52/15; el-Hicr, 99/14-15). Hz. Muhammed'e gelen ilâhî vahye inanmayanlar ona sihirbaz, büyücü ve tılsımcı iftirasında bulunmuş ve sözlerini de sihir saymışlardır (el-Müddessir, 74/24).

Hz. Peygamber, yedi büyük günahtan birincisinin Allah'a şirk koşmak olduğunu açıklamış, ikincisi de "sihir ve tılsımla ilgilenmektir" buyurmuştur.

Genellikle ilâhiyat ve sosyoloji ile ilgilenen bilginlere göre tılsımın tesiri daha çok psikolojiktir. Halk tılsımın etkisini görünce onu yapan kişiye bağlanır ve âdeta onun müşterisi olur. Kendisine tılsım yapılan kişi, bunun tesirinden kurtulmak için Hz. Peygamber'in yaptığı gibi İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini üç kere okuyarak bütün "bedenine üflemelidir. Bu hareketin üfürükçülükle bir ilgisinin bulunmadığını, aksine Kur'an-ı Kerîm'den şifa ummaya dayandığını belirtmekte fayda vardır. Kur'an-ı Kerîm ve Hadis-i Şerif'ler, Allah'ın iradesi dışında hiç kimsenin kimseye fayda veya zarar vermeyeceğini defalarca vurgulamış, tılsım yapan kişide olağanüstü bir güç bulunduğuna inanmayı kesinlikle reddetmiştir (el-Mâide, 5/90; Tâhâ, 20/69).

              Tılsım, tılsım nedir, tılsım neye denir, tılsım açıklaması, tılsım ne demek, tılsım ne işe yarar, tılsım yapmak günahmı? Read more

Muska PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Cuma, 30 Eylül 2011 10:43
Dini Bilgiler / hurafeler
MUSKA

Bazı hastalıkları, kötülükleri ve nazarı uzaklaştırmak için boyna asılan veya üstte taşınan yazılı kağıt; üç köşeli şekilde katlanmış şey; üç köşeli bir nüsha manalarında kullanılır.

Muska kelimesinin aslı "nüsha"dır. Arapça nüsha'dan Türkçeye bu şekilde, değişerek geçmiştir. Buna Kuzey Afrika'da "hurz", Doğu Arabistan'da "hamaya", "hafiz" yahutta "maâza", Türkiye'de "muska", "nusha" veya "hamail" denir. Hadis ve fıkıh kitaplarında, "rukye" olarak geçmektedir.

Muska, genellikle olası bir hastalıktan korunmak veya tedavî amacıyle yazılarak taşınır. Çoğunlukla üçgen biçiminde meşin, teneke, gümüş ve altın kalplar içine konarak boyna asılır ya da kola takılır. Dört köşeli veya kalp biçimiııde kaplara da konan hamail, bütün İslâm dünyasında yaygın biçimde kullanılmaktadır.

Muskalara yalnızca sûre, ayet, hadis veya bir dua yazıldığı gibi, Allah'ın, meleklerin, efsanevî kişilerin adları, anlaşılmaz tılsımlı sözler, simgeler, yıldız işaretleri, rakamlar, rumuz ve işaretler, insan ve hayvan resimleri ile garip harf şekilleri de yazılıp çizilmiştir. Sûre, ayet, hadis ve duanın yazıldığı muskalar İslâm dönemine; diğerleri ise, İslâm'dan önceki batıl inanç ve hurâfelere aittir.

Müslümanlar arasında muskalara 113. sûre olan Felak, 114. sûre olan Nâs, Yasin, Fâtiha süreleri, Âyetü'l-Kürsi (2/256), Âyetü'l-Arş (9/130), diğer çeşitli ayet, hadis ve dualar yazılır.

İslâm fıkhı âlimleri, zararı gideren şeyleri üçe ayırmışlardır: Birincisi, açlık için ekmek yemek ve susuzluk için su içmek gibi kesin olanlarıdır. İkincisi, tıbbî tedâvilerin bir kısmı gibi muhtemel (maznûn) olanlardır ve üçüncüsü de, okuyarak tedâvi gibi, etkisi ihtimalli olanlardır. Zararı gidereceği kesin olan şeyi kullanmak farz ve onu terketmek haramdır. Muhtemel olanı yapmak iyidir. Ancak onu terketmek haram değildir. Üçüncü türünü yapmak da caizdir (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, İstanbul 1970, IX, 6395 vd.).

Dolayısıyle İslâm'a göre nazar, korku ve benzeri bazı psikolojik hastalıklar için sûre, ayet, hadis ve duaları okumak ve yazıp bir yere asmak caiz kabul edilmiştir.

Her şeyden önce İslâm dini, insan sıhhâtinin korunmasına ve hastalandığı zaman tedâvî görmesine son derece önem vermiştir. Ebu Hureyre, İbn Abbâs ve İbn Mes'ûd'tan rivâyet edildiğine göre, birisi Hz. Peygamber (s.a.s)'in huzuruna gelerek, "Ya Rasûlallah, gerektiğinde tedâvi olalım mı?" diye sormuş. Hz. Peygamber (s.a.s) bu soru üzerine: "Ey Allah'ın kulları tedâvi olunuz. Yüce Allah ihtiyarlığın dışındaki her hastalığın şifâsını da yaratmış" diye buyurmuştur (Buhârî, Tıb, 1; et-Tirmizî, Tıb, 2;)

Ebu Sâîd kanalıyla rivâyet edilen bir hadiste, Hz. Peygamber (s.a.s)'in muavvizeteyn* (Felak ve Nas) sûreleri nazil oluncaya kadar, insan ve cinlerin nazarlarından Allah'a sığındığı açıklanmaktadır (et-Tirmizî, Tıb, 16; İbn Mace, Tıb, 33).

Hasta olan bir insanın dua etmesi ve okuması câiz olduğu gibi, salih kimselere bunu yaptırmak da câizdir. Hz. Aişe (r.a)'dan şöyle rivâyet edilmiştir: Hz. Peygamber (s.a.s) hasta olan akrabalarının üzerine okuyarak sağ eliyle onları sıvazlar ve şöyle derdi: "Ey Allah'ım, ey insanların Rabb'ı, şu hastalığı götür, şifâ ver, şifâ veren Sensin. Senin vereceğin şifâdan başka şifâ yoktur. Hastalığı ortadan kaldıracak bir şifâ ver" (İbn Mace, Tıb, 35, 36).

Bu ve benzeri rivâyetlere göre, okuma ve yazma sûreti ile tedâvî caizdir. Ancak bunun için bazı şartlar vardır. Bu şartları şöyle sıralamamız mümkündür:

1- Okunan ve yazılan şey sûre, ayet, hadis veya manası anlaşılan dua olacak.

2- Manası bilinmeyen bir takım isim, harf, resim ve işâretler kullanılmayacak. Buna göre, yukarıda anlatılan ikinci çeşit muskalar İslâm'a göre haram ve yasaktır.

3- Tıbbi tedâvide olduğu gibi, burada da şifâ verenin yalnız Allah olduğuna inanılacak; O'ndan başkasından hiç bir şey umulmayacaktır.

4- Sevdirmek veya nefret ettirmek gibi, tedâvi ile alakası olmayan şeyler için yapılmayacaktır (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, IX, 6397).

Dikkat edilecek diğer bir husus da muska yazarken veya yazdırırken, İslâm'a muhalif olan her şeyden uzak durmak gerekir. Ölçü İslâm ve niyet Allah'ın rızası olmalıdır.

Âlimlerin çoğunluğu, okuma veya yazma yolu ile tedâviden ücret almayı câiz görmüş bunu haram kabul etmemişlerdir (et-Tirmizî, Tıb, 20; el-Aynî, Umdetu'l-Kari, V, 647). Ancak bunu istismar etmemek gerekir.

Yukarıdaki şartlara uygun olarak yazılan muskaları kullanmak ve taşımak (caizin terki ise evlâdır). İslâm dini açısından herhangi bir sakıncası yoktur; fakat bu şartlara aykırı olarak yazılan ve taşınan muskalar, Allah'a ortak koşma (şirk) anlamına geleceğinden, kesinlikle yasaklanmış, haram kabul edilmiştir.

Muska, muska nedir, muska ne işe yarar, muska ne demek, islamda muskanın yeri, muska nasıl yapılır, muska yapmak, muska nasıl bulunur
Read more


Perşembe 29 Eylül 2011

Bazı Özlü Dualar PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 23:22
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Kısa Özlü Dualar:

Lâ ilâhe illellâh

Kelime-i Tevhîd, 'Lâ ilahe illallah' asl-ı îmânı tevlîd ettiği için(imanın ortaya çıkmasına sebep olduğu için)

Elhamdülillâh 

 zikirlerin efdali 'Elhamdülillah' Cenâb-ı Hakk'a hamdetmek de, O'nun sonsuz ni'metlerini artırmağa medar(sebep) olduğu için duaların efdalidir." 

Şu yaptığım tavsiyeyi işitmene hiç de bir mâni' yoktur: Sabah ve akşama çıktığında de ki:

 

“Yâ hayyu yâ kayyûmu birahmetike esteğîsü eslih lî şe’nî küllehû velâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin”

"Ey Hayy u Kayyum olan Rabbim! Rahmetine tevessül ediyorum ve benim her hâlimi ıslâh etmeni istiyorum. Göz açıp yumuncaya kadar da olsa beni kendime (nefsime) bırakma!"

 

"Yâ mukallibel kulûbi sebbit kalbî alâ dînike"

 

"Ey kalbleri çekip çeviren Rabbim! Kalbimi dînin üzere sabit kıl."

 

 

"Yâ musarrifel kulûbi sebbit kalbî alâ dînike"

 

"Ey  kalbleri çekip çeviren Rabbim! Benim kalbimi Senin tâatın üzere sabit kıl." 

 

 

"Yâ erhamer râhimîne irhamnâ"

   

"Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah'ım! Bizlere merhamet eyle."

 

"Yâ mufettihel ebvâbi iftah lenâ hayral bâb"

 

"Ey kapıları açan Allah'ım! Bizim için girecek hayırlı kapılar aç."

 

 

"Hasbunallâhu ve nı’mel vekîl"

 

"Allah bize kâfidir, o ne güzel vekildir!" 

 

Her kim günde yüz kere:

 

 

"Lâ ilâhe illellâhu vahdehû lâ şerîke lehü lehül mülkü ve lehül hamdü ve huve alâ kulli şeyin kadîrun

derse o kimse için on köle azâd etmiş sevabı verilir, yüz hasene yazılır, yüz günâhı silinir, o gün akşam oluncaya kadar bu ona şeytana karşı siper olur. Hiç bir kimse ecir bakımından onu geçemez, ancak bunu ondan fazla söyleyen kimse müstesna."

 

"Yâ Muâz, günde kaç defa Allah'ı zikrediyorsun? On bin defa "La ilahe illallah" diyerek mi? Bak sana bazı kelimeler öğreteyim, bu onbin defa demenden senin için daha kolaydır. Şöyle de!

 

"Lâ ilâhe illellâhu adede kelimâtihi Lâ ilâhe illellâhu adede halkıhî Lâ ilâhe illellâhu zînete arşihi "

 

 

"Lâ ilâhe illellâhu mile semâvâtihi Lâ ilâhe illellâhu misle zalike meahü vel hamdülillâhi misle zalike meahü"

 

"Allâhummeğfir li zunûbi"

 

"Allah'ın kelimeleri adedince Lâ ilahe illallah. Yarattıkları adedince Lâ ilahe illallah, Arş ağırlığınca Lâ ilahe illallah. Semâlar dolusu Lâ ilahe illallah. Bunlarla beraber bunların mislince Lâ ilahe illallah. Bunlarla beraber bunların mislince Elhamdülillah." Böyle dersen ne bir melek sevabını yazmağa takat getirebilir, ne de bir başkası." (el-Camıu's-Sağîr)

"Ey Allah'ım! Günahlarımı bağışla."

Read more

Cenaze Duası PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 23:14
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Cenaze Duaları

İlk tekbirden sonra"Vecelle seeneük" ilâvesiyle birlikte "Sübhâneke" duası okunur. Şafii ve Hanbelîler'de ise "Fâtihâ Sûresi" okunur.

 İkinci tekbirden sonra "Salli - Bârik" duaları okunur. Üçüncü tekbirden sonra Hazreti Peygamberin yaptığı dualardan derlenen aşağıdaki duayı yapmak daha güzeldir. Bu duayı bilmeyenler kolayına gelen başka uygun dualar okuyabilirler.

"Allâhummeğfir lihayyinâ ve meyyitinâ ve şahidinâ ve ğaibinâ ve zekerinâ ve ünsânâ ve sağîrınâ ve kebîrinâ Allâhumme men ehyaytehû minnâ feehyihi alal islâmi ve men teveffeytehu minnâ feteveffehû alal îmâni ve hussa “hâzihi” hâzel meyyite birravhi ver râhati vel meğfirati ver ridvâni.Allâhumme in kâne muhsinen fezid fî ihsânihi ve in kâne musîen fetecavez anhü ve lekkıhil emne vel buşrâ vel kerâmete vezzulfâ birahmetike yâ erhamer râhimîne." 

"Allah'ım! Dirimizi, ölümüzü, burada olanımızı, olmayanımızı, erkeğimizi, kadınımızı, küçüğümüzü, büyüğümüzü bağışla.Allah'ım! Aramızdan yaşatacaklarını İslâm üzere yaşat, öldüreceklerini iman üzere öldür. Bu ölüye de kolaylık ve rahatlık ver, onu bağışla.Allah'ım! Bu kişi iyi bir kimse idiyse, sen onun iyiliğini artır; eğer kötülük işleyen birisi idiyse, günahlarını bağışla. Onu güven, müjde, ikram ve rahmetine yaklaştır.Ey merhamet edenlerin  en merhametlisi olan Allah'ım! (Ebû Dâvud, Cenâiz, 54, 56, H. No:3201; Nesâî, 37, 77; İbn Mâce, Cenâiz, 23) 

Eğer cenaze kadınsa  "ve hussa"dan sonraki zamirler müennes okunur. Şöyle ki:  

"Hâzihil meyyiteti birravhi ver râhati vel mağfirati ver ridvâni Allâhumme in kânet muhsineten fezid fi ihsânihâ ve in kânet musieten fetecâvez anhâ ve lekkihel emne"

 

Şayet cenaze çocuk ise  Vetevefhü alel imen     " den sonra şu duâ ilâ   ve edilir:

"Feteveffehu alal îmâni"  "Allâhummec alhu lenâ feratan Allâhummec alhu lenâ ecran ve zuhran Allâhummec alhu lenâ şâfian muşeffeâ" 

"Allah'ım! Sen onu bizim için önden gönderilmiş bir sevap vesilesi kıl, Allah'ım! Onu bizim için ecir vesilesi ve âhiret azığı  eyle. Allah'ım! Onu bize ahiretle sözü geçen bir şefaatçi eyle!"

Cenaze duası, cenaze duası nasıl okunur, cenaze duası öğreniyorum, cenaze duası bulmak istiyorum, cenaze namazı duası, cenazede dua oku, dua oku cenaze, dua öğren cenaze

Read more

Camiye girerken ve çıkarken PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 23:03
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Camiye girerken ve çıkarken 

Sizden biriniz  mescide girdiği vakit peygambere salât ve selâm etsin. Ve:

“Allâhummeftah aleyye ebvâbe rahmetike” 

"Ey Rabbim!Bana Rahmetinin kapılarım aç!"desin.Çıkarken de peygambere salât ve selâm etsin ve

“Allâhummesımnî mineş şeytânirracim”

"Ey Rabbim! Beni şeytandan koru"desin. (İbn Mâce, Mesâcid, 13)

camiye girerken dua, camiye çıkarken dua, camiye girip çıkarken dua

Read more

Abdest Duaları PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 22:51
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Abdest Duaları

1.Elleri yıkarken

"Elhamdülillâhillezî cealel mâe tahûran ve cealel islâme nûran. Bismillâhil azîmi vel hamdülillâhi alâ dînil islâmi ve alâ tevfîkil îmâni ve alâ hidâyetir rahmâni"

"Azamet ve celâl sahibi Allah'ın adıyla başlarım. Bizi İslâm dininde kılan, îman etmeğe muvaffak buyuran ve hidâyete erdiren, Rahman Allah'a hamdederim. Suyu temizleyici. İslâm'ı da nur kılan Allah'a hamdolsun."   

2. Ağzını yıkarken

“Allâhummeskınî min havdi nebiyyike ke’sen lâ ezmeu badehu ebeden” 

"Ey  Rabbim, bana  peygamberinin havzından bir kâse içir, ondan sonra hiç susamayayım."  

3. Burnuna su verirken  

"Allâhumme erihnî râihatel cenneti verzuknî min neîmihâ ve lâ turihnî râihaten nâri" 

"Ey Rabbim bana cennetin kokusunu duyur ve onun nimetlerinden nasiblendir. Bana ateşin kokusunu duyurma." 

4. Yüzünü yıkarken

“Allâhumme beyyiz vechî binurike yevme tebyeddu vucûhun ve tesveddu vucûhun” 

"Ey Rabbim! Nice yüzlerin beyaz, nice yüzlerin kara olacağı günde yüzümü nurunla beyaz kıl, nurlandır." 

5. Sağ kolunu yıkarken

“Allâhumme eatınî kitabî biyemînî ve hâsibnî hisâben yesîrâ” 

"Ey Rabbim! Kitabımı sağ elime ver ve hesabımı kolay gör." 

6. Sol kolunu yıkarken

“Allâhumme lâ tutınî kitabî bişimâlî ve lâ min verai zahrî ve lâ tuhâsibnî hisâben şedîdâ” 

"Ey Rabbim! Kitabımı sol elime verme, arkamdan da verme, ve hesabımı zorlaştırma." 

7. Başını meshederken                                                                                                                                                                

 

"Allâhumme harrim şa’rî ve beşerî alan nâri ve ezıllenî tahte zılle arşike yevme lâ zılle illâ zılluke Allâhumme ğaşşinî birahmetike ve enzil aleyye min berakatike." 

"Ey Rabbim! Saçımı ve cildimi ateşten koru. Senin himayenden başka bir himayenin bulunmadığı günde beni Arş'ının gölgesi altında gölgelendir. Allah'ım beni rahmetinle sar, üzerime berekâtından indir." 

8. Kulağını meshederken    

“Allâhummecalnî minel lezîne yestemiûnel kavle feyettebiûne ehsenehu” 

"Ey Rabbim! Beni sözü dinleyip de en güzeline ittiba' edenlerden kıl."        

9. Boynuna meshederken

“Allâhumme eatık rakabetî minen nâri vahfaznî minesselâsili vel eğlâli” 

"Ey Rabbim! Benim boynumu ateş esaretinden kurtar, beni zincirlerden ve bukağılardan muhafaza et." 

10. Sağ ayağını yıkarken

“Allâhumme sebbit kademeye alas sırâtı yevme tezillun fîhil ekadamu” 

"Ey Rabbim! Nice ayakların kaydığı günde benim ayaklarımı sırat üzerinde sabit kıl." 

11. Sol ayağını yıkarken

"Allâhummecal lî sa’yen meşkûren ve zenben meğfûren ve amelen mekbûlen ve ticaraten len tebûra" 

"Ey Rabbim! Bana razı olduğun bir çalışma, ver, günahımı bağışla, makbul bir amel ve zarar etmeyen bir ticâret nasib et."     

12. Abdest bittikten sonra

“Allâhummecalnî minettevvâbîne vecalnî minel mutedahhirîne vecalnî min ıbâdikes salihîne vecalnî minellezîne lâ havfun aleyhim ve lâ hum yehzenûne ubhanekellâhumme ve bi hamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerîke leke ve enne muhammeden abdüke ve rasûlüke estağfiruke ve etûbu ileyke” 

"Ey Rabbim! Beni tevbe edenlerden ve çok çok temizlenenlerden kıl. Beni sâlih kullarından eyle, beni üzerlerine hiç bir korku gelmeyen ve hiç mahzun olmayanlardan kıl. Seni her an hamdinle tesbih ederim. Ey Rabbim şehâdet ederik mi Senden başka hiç bir ilâh yok, ancak Sen varsın. Şerikin yok Senin. Ve yine şehâdet ederim ki Muhammed Senin kulun ve resulündür. Senden mağfiretini isterim ve Sana tevbe ederim." 

Abdest duaları, abdest duası, abdest duası nasıl okunur, abdest duası okunuşu, abdest duası öğren, abdest duasi, abdest için dua, abdest duaları arapça  ve türkçe

Read more

Derse Başlarken Okunan dua PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 22:44
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

DERSE BAŞLARKEN OKUNACAK DUA

 

اَعُوذُ بِالَّلهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ . بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ . اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ اْلعَالَمِينَ . وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ . اَلَّلهُمَّ اَكْرِمْنَا فَهْمَ النَّبِيِّينَ وَحِفْظَ الْمُرْسَلِينَ وَاِلْهَامَ الْمَلاَئِكَةِ وَالْمُقَرَّبِينَ . رَبِّ اَعِنْ وَيَسِّرْ رَبِّ تَمِّمْ بِالْخَيْرِِ وبِهِ  (Allah’ın adı ile başlarım) .

 

Derse başlarken dua, ders başlarken okunan dua, derse başlamak için dua, ders için dualar

Read more

Kuran Okuyunca Okunan Dua PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 22:41
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

KURAN OKUDUKTAN SONRA OKUNACAK DUA

 

صَدَقَ اللَّهُ اْلعَظِيمُ (وَبَلَّغَنَا رَسُولُهُ اْلكَرِيمُ . وَنَحْنُ عَلَى ذَلِكَ مِنَ الشَّاهِدِينَ) . سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ * وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ * وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ . آمِينَ .

اَلَّلهُمَّ ارْحَمْنِى بِاْلقُرْآنِ وَاجْعَلْهُ لِى إِمَامًا وَنُورًا وَهُدًى وَرَحْمَةً . اَلَّلهُمَّ ذَكِّرْنِى مِنْهُ مَا نُسِّيتُ وَعَلِّمْنِى مِنْهُ مَا جَهِلْتُ وَارْزُقْنِى تِلاَوَتَهُ آنَاءَ اللَّيْلِ وَأَطْرَافَ النَّهَارِ وَاجْعَلْهُ لِى حُجَّةً يَا رَبَّ اْلعَالَمِينَ . آمِينَ . وَاْلحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ اْلعَالَمِينَ . اَلْفَاتِحَةَ (مَعَ الصَّلَوَاتِ) .

Read more

Ezan Duası PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 22:27
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Ezandan Sonra Okunacak Duâ

Ezan bitince şu dua okunur:

اَلَّلهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ وَالصَّلاَةِ القَائِمَةِ آتِ مُحَمَّداً اْلوَسِيلَةَ وَاْلفَضِيلَةَ وَالدَّرَجَةَ الرَّفِيعَةَ وابْعَثْهُ مَقَاماً مَحْمُوداً الَّذِى وَعَدْتَهُ إِنَّكَ لاَ تُخْلِفُ اْلمِيعَادَ

Allah’ım! Ey bu eksiksiz davetin (ezanın) ve kılınacak namazın Rabbi: Muhammed'e vesîleyi, fazileti ve yüksek dereceyi ihsan et! Onu vaat ettiğin makâm-ı mahmûda eriştir! Şüphesiz Sen vadinden dönmez­sin”. Vesîle ve fazilet, cennette yüce birer makamdır. Makâm-ı mahmûd ise şefaat makamıdır. Hz. Peygamber: “Bu duayı okuyan kişiye şefaatim vaciptir buyurmuştur [Buhârî, “Ezan”, 8].


104- Enes'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Ezan ile ikamet arasında yapılan dua geri çevrilmez."

Tirmizî demiştir ki, bu hadîs sahihtir, hasendir. Ancak Tirmizî riva­yetinde, Câmi'inde "Kîtabu'd-Daavat = Dualar bölümünde" şu ilâveyi yapmıştır: "(Ashab) dediler ki: (Dua olarak) biz ne söyleyelim? Ey Al­lah'ın Resulü? Peygamber (ş.a.v) şöyle buyurdu: Allah'dan dünya ve ahirette afiyet isteyin. "[14]

105- Abdullah ibni Amr b. El-As'dan rivayet edildiğine göre, bir adam (Peygambere) şöyle dedi: Ey Allah'ın Resulü, müezzinler (şerefli hizmet­lerinden dolayı) bize üstün bulunuyorlar? Bunun üzerine Resûlüllah Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem (ona) şöyle buyurdu:

"Müezzinlerin söyledikleri gibi söyle; bitirdiğin zaman da, (Allah'dan) iste, istediğin sana verilir. "[15]

106- Sehl b. Sa'd (Radıyallahu Anh) dan rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"İki duâ var İd, bunlar geri çevrilmezler: Ezan zamanında yapılan duâ ve insanların birbirine girdiği şiddetli savaş anında..."[16]

Ezan duası, ezan duası türkçe anlamı, ezan duası arapça okunuşu, ezan duası oku, ezan duası bul, ezandan sonra okunan dua, ezandan sonra okunan dua hangisi, ezandan sonra okunan dua nedir.

Read more

Müezzini Dinleyenin Okuyacağı Dua PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 22:19
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Müezzini Ve İkamet Getireni Dinleyen Kimsenin Okuyacağı Dualar

 

Müezzini ve ikamet getireni dinleyen kişinin, söylenen sözleri aynen söylemesi müstehabdır; yalnız "Hayye alessalâh ve Hayye alelfelâh" de­dikleri zaman, bunların herbiri arkasından

"Lâ havle ve la kuvvete denilir. Bir de sabah ezanındaki:

''Essaîâtü Hayrün Mine'n-nevm cümlesi arkasından:

"Sadakte ve bererte" (Doğru söyledin, sattakat gösterdin)" denilir. Burada:

''Sadaka Resûlûüah Salîalîahü Aleyhi ve Sellem, Essaîâtü Hayrun Mine'n-nevm"

söylenir de denmiştir.

İkametin: "Kad kameti's-salâh " (Namaz başladı) sözleri arkasından da:

Ekâmellâhu ve edâmeha" (Allah namazı ikame etsin ve devam ettirsin)" söylenir.

Eşhedü enne Muhammeden resûlüllah" dan sonra da

"Ve ene eşhedü enne Muhammeden resûlüllah" denir ve şöyle ilâve yapılır:

"Razîtü billahi rabben ve bimuhammedin sallallahu aleyhi ve selleme resûîen ve bi'1-islâmi dînen."

Ezanın bütün sözlerine uyulup ezan tamamlandıktan sonra, Peygambe-re salât ve selâm getirilir (Allahümme Salli ve Sellim alâ seyyidina Muham-med, denilir). Sonra şu dua yapılır:

"Allahümme rabbe hazihi'd-da'veü't-tâmmeti vessalâti'i-kâimeti, âti muhammedeniivesîlete ve'I-fazîlete,veb'ashü makâmen mahmuden* illezi vaadtehu"

(Ey bu kâmil davetin ve hazır olacak (devamlı) namazın Rabbı olan Allah! Muhammed'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), cennette en yüksek ve en faziletli dereceleri ver ve onu kendisine va'd buyurduğun şefaat ma­kamına eriştir)'* Sonra ahiret ve dünya işlerinden istenen dua yapılır.

95- Ebû Sa'id El-Hudrî (Radıyallahu Anh), Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Ezanı işittiğiniz zaman, müezzinin söylediği gibi söyleyin."[5]

96- Abdullah b. Amr b. EI-As'dan rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işitmiştir:

"Müezzinin ezanını işittiğiniz zaman, onun söylediği gibi söyleyin, son­ra bana salât getirin. Çünkü bana bir salât getirene, Allah o salât yüzün­den on rahmet verir. Sonra benim için Allah'dan vesile isteyin; çünkü o vesile, cennette bir derecedir ki, o derece, Allah'ın kullarından ancak bir kula lâyıktır. O kimsenin de ben olduğumu ümid ediyorum. İşte ben be­nim içirt bu vesileyi isterse, ona şefaat kararlaşır (vacib olur)"[6]

97- Ömer b. Hattab'dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Müezzin:

"Allâhu ekber, Allâhu ekber"

deyince, sizden biriniz: "Allâhu ekber, Allâhu ekber" derse; Müezzin sonra:

"Eşhedü en lâ ilahe illallah"

deyince, sizden biriniz: "Eşhedü en lâ ilahe illallah" derse; Sonra müezzin:

"Eşhedü enne Muhammeden resûlüllah"

deyince, sizden biriniz: "Eşhedü enne Muhammeden resûlüllah" derse; Sonra müezzin:

"Hayye Ale's-salâh" deyince, sizden biriniz:

Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" derse;

Sonra müezzin:

"Hayye ale'l-felâh"

deyince, sizden biriniz: "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" derse; Sonra müezzin:

"Aîîâhu ekber, Allahu ekber"

deyince sizden biriniz "Allahu ekber, Allahu ekber" derse; Sonra müezzin:

"Lâ ilahe illallah" deyince, sizden biriniz (bütün bunlara iman ederek) kalbi ile:

"Lâ ilahe illallah" derse, cennete girer. "[7]

98- Sa'd b. Ebî Vakkas'dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Müezzinin ezanını dinleyen kimse, şu sözleri söylerse, onun günahı bağışlanır:

"Eşhedü en lâ ilahe illâllahu vahdehû lâ şerike leh. Ve enne Muhamme-den abdühû ve resûlühu. Razîtü billahi rabben ve bimuhammedin (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) resûlen ve bi'1-İsiâmi dînen."

(Allah'dan başka ilâh olmadığına yalnız O var olduğuna şahidlik ede­rim, O'nun ortağı yoktur: Muhammed (S.A.S.) O'nun kuludur ve pey­gamberidir. Rab olarak Allah'a, Peygamber olarak Muhammed'e (Sal­lallahu aleyhi ve Sellem), din olarak İslâm'a razı oldum)"[8]

Bir rivayette de: "Ben de şahidlik ederim..." şekh'nde söze başlanılıyor.

99- Hazreti Aişe'den (Radıyallahu Anha) sahîh bir isnadla şöyle rivayet edilmiştir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, müezzinin ezanım işittiği za­man, şehadet kelimesini getirir ve: Ben de, ben de (şahidlik ederim." bu­yururdu.[9]

100- Câbir b. Abdullah'dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim ezanı işittiği zaman:

"Allâhümme rabbe hazihi'd-da'veti't-tâmmeti vessalâti'l-kâimeti; âti Muhammedeni'l-vesîlete ve'1-fazîlete veb'ashu makâmen mahmudeni'1-lezî vaattehû"

(Ey bu kâmil davetin ve hazır olacak (devamlı) namazın Rabbı olan Allah! Muhammed'e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cennette en yüksek ve en faziletli dereceleri ver; ve onu, kendisine va'd buyurduğun şefaat maka­mına eriştir) derse, kıyamet gününde benim şefaatim ona vacib olur."[10]

101- Muaviye'den rivayet edildiğine göre, demiştir ki: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, müezzinin: Hayye Alelfelâh (kurtuluşa gelin) sözünü işittiği zaman:

"Allâhümmec'alnâ müflihîn"

(Allah'ım bizi kurtulanlardan yap) buyururdu."[11]

102- Ebû Ümame (Radıyaîlahu Anh) den rivayet edildiğine göre, Hazre­ti Bilâl (Radıyallahu Anh) ikamete başlayıp: "Kadkameti's-salâh" deyince, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Selİem şöyle buyurdu:

"Ekâmehallâhu ve edâmehâ"

 (Allah namazı ikâme etsin ve onu devam ettirsin)" ikametin diğer sözle­rinde Hazreti Peygamber, Hazreti Ömer'in ezan hakkında rivayet ettiği hadîsteki sözlerin aynını söylerdi.[12]

103- Ebû Hüreyre'den rivayet edilmiştir ki: Hazreti Peygamber müezzi­nin ikamet getirdiğini işittiği zaman şöyle derdi:

"Allahümme rabbe hazihid-da 'veti't-tâmmeti vesseîâti'l-kâimeü, salli alâ Muhammedin ve âtihi su'Iehû yevme'l-kıyâmeti"

(Ey bu kâmil davetin ve hazır namazın Rabbı olan Allah, Muhamnıed'e rahmet et ve kıyamet gününde dileğini ona ver)"[13]

Namaz kılmakta olan bir kimse, ezan okuyanı yahud ikamet getireni işitirse, namaz içinde bunlara karşılık vermez (icabet etmez, onların sözleri- ni tekrarlamaz). Ancak namazdan selâm verip çıkınca, namaz kılmayan kimsenin yaptığı icabet gibi, icabet yapar. Namaz içinde müezzine veya ikamet getirene icabet yapılmış olsa mekruh olur, namazı batıi olmaz.

Helada iken müezzinin sözlerine yine icabet edilmez. Heladan çıkılınca icabet edilir. Hadîs okurken, yahud başka bir ilim okurken, yahud benzeri meşguliyet varken müezzinin okuyuşu işitildiği zaman, bütün bunlar bı­rakılır ve müezzine icabet edilir, sonra bırakılan işe dönülür. Aksi halde icabet elden çıkar; fakat üzerinde bulunduğu iş çoğunlukla kaçmaz. Her­hangi bir durumda, müezzin ezanı tamamlayana kadar ona icabet yapı­lamamış olursa, araya uzun fasıla girmedikçe, müezzinin sözlerinin tek­rarlanması müstehab olur.

Read more

Namazda Okunacak Dualar PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 22:13
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,
- NAMAZDA OKUNACAK DUALAR

Bilinmelidir ki, bu konu gerçekten geniştir _ve bununla ilgili çeşitli kı­sımlardan pek çok sahîh hadisler nakledilmiştir. Fıkıh kîtablarında bu ko­nuda fer'î meseleler çoktur. Biz burada, bu meselelerin esaslarına ve mak-sadlanna temas edeceğiz. Kısa yolu seçerek delillerin büyüğünü alıp dağınık ve ince meselelerden bahsetmeyeceğiz. Çünkü bu kitab, delilleri açıklamak için ele alınmamıştır, ancak kendisiyle amel edilecek işler için hazırlan­mıştır. Allah'dır muvaffak kılan...

 

Îhrâm İftitah (Namaza Giriş) Tekbîri

 

Namaz ister farz olsun, ister nafile olsun, ancak "İhram = tftitah = Namaza giriş" tekbîri ile sahîh olur. İmam Şafi'î ve alimlerin çoğuna göre, bu tekbîr namazdan bir cüzdür ve namazın erkânlarından da bir rükündür. Ebû Hanîfe'ye göre, bu şarttır, namazın zatından bir kısım de­ğildir.

Bilmiş ol ki, tekbîr lâfzı "Allahu Ekber" yahud "Allâhu'lEkber" de­mekten ibarettir. Bu iki lâfız, hem Şafi'î hem Ebû Hanife ve başkalarına göre caizdir. İmam Mâlik ikinci lâfzı kabul etmemiştir. İhtilâftan kurtul­mak için birinci lâfızla namaza girmek ihtiyattır. Bu iki lâfızdan başkası ile tekbîr caiz olmaz. Eğer tekbîr, "Allâhu'1-azîm, AUâhu'l-müteâl, Allahu a'zam, Allâhu e'azzü, Allahu ecellü", yahud bunlara benzer lâfızlarla ya­pılmış olsa, Şafi'îye ve çoğunluğa göre namaz sahîh olmaz. İmam Azam'a göre sahîh olur. Bizim (Şafiî) mezhebe göre, "Ekberu'Uahu", dense, ha-maz sahîh olmaz. Bizim bazı imamlarımız bu lâfızla da namaz caiz olur; nitekim namazın sonunda "Esselâmü Aleyküm" yerine çevirerek "Aleykümü's-selâm" demek caizdir. (Allahu Ekber, yerine "Ekberu Allah" demek Şafi'î mezhebinde caizdir.)

İster Tekbîr lâfzı olsun, ister bundan başka zikirlerden biri olsun, in­san kendine işittirecek kadar telâffuz etmedikçe Tekbîr sahîh olmaz; yal­nız dilsizlik gibi bir engel bulunmadıkça... Biz bu konuyu kitabın başın­daki bölümlerde takdim ettik. İnsanda dilsizlik veya böyle bir kusur bulu­nursa, gücü yettiği kadar dilini depretir ve böylece namazı sahîh olur.

Arabca olarak tekbîr getirmeye gücü yeten kimsenin, yabancı bir dil ile tekbîr getirmesi sahîh olmaz. Fakat arabca söyleyemeyen için bu caiz olur; ancak arabcasını öğrenmesi ona vacib olur. Eğer öğrenmekte kusur yaparsa, namazı sahîh olmaz. Böylece, öğrenmekte yapmış olduğu kusur boyunca kılmış olduğu namazları kaza etmesi gerekir.

Bilinmelidir ki, sahîh ve muhtar olan mezhebde, İhram (iftitah veya namaza giriş) tekbîri uzatılmaz ve çekilmez; harfler arka arkaya eklenerek çabukça söylenir. Çekilir denmişse de, doğrusu evvelki sözdür. Diğer intikal tekbirlerine gelince, sahîh ve muhtar olan mezhebde bu tekbirlerin, ken­dilerinden sonraki rükne varıncaya kadar çekilişi müstehabdır. Bunlarda da tekbîrin çekilemeyeceği söylenmiştir. Eğer çekilmemesi gereken tekbîr uzatılır yahut çekilmesi gereken tekbîr çekilmezse, namaz batıl olmaz; lâkin fazilet kaçırılmış olur. Bilinsin ki, uzatma, lâfza-i Celâl'in "ALLAH" kelimesinin Iâm harfinden sonra olur, bundan başka yerde uzatma olmaz.

İmam için sünnet olan, cemaata işittirecek şekilde, hem ihram (iftitah) tekbirini, hem de diğer tekbirleri sesli olarak söylemektir. İmama uyanların da, yalnız kendilerine işittirecek şekilde gizlice tekbîr getirmeleri sünnettir. Eğer imama uyan, yüksek sesle tekbîr alsa, yahud imam gizlice tekbîr alsa, bunların namazları bozulmaz. Bununla beraber tekbîri tashîh etmeye gayret göstermeli ve çekilme yerinden başka bir yerde uzatılmamalıdır. Fakat "Allah" lâfza-i celâlinin başındaki hemze çekilip uzatılırsa yahud "Ekber" kelimesinin "ba" harfindeki fetha işba' edilerek "Ekbâr" şeklinde okunsa, namaz sahîh olmaz.

Bil ki, iki rekât olarak kılınan namazda onbir tekbir vardır. Üç rekâtlı namazda onyedi tekbîr vardır. Dört rekâttı namazda da yirmi iki tekbîr vardır. Çünkü bir rekât içinde, rükû için bir tekbîr, iki secde ve secdeden kalkışta dört tekbîr ki, beş tekbîr olur. İkinci rekât da böyle beş tekbîr eder. Buna iftitah tekbîri eklendiği zaman onbir tekbîr olur. Dört rekât, bunun iki misli bulunduğundan onunda içinde yirmi iki tekbir bulunur. Ancak son iki rekât da iftitah tekbîri olmadığından bunun yerini, birinci tehiyyata oturuştan kalkarken alınan tekbîr doldurur ve böylece tüm tekbîr­ler dört rekâtlı namazlarda yirmi dört tane olur.

Yine bilinsin ki, İhram tekbîrinden başka alınan bütün tekbîrler sünnet­tir. Kasden veya yamlarak bunlar terkk edilirse, namaz bâtıl olmaz, haram da olmaz. Yanılma secdesi de yapılmaz. Fakat İhram (îftitah) tekbîri bunlar gibi değildir. Bunsuz namaz sahîh olmaz. Bunda ittifak var, ihtilâf yoktur. Daha doğrusunu Allah bilir.

 

İhram Tekbîrinden Sonra Okunacak Dualar

 

Bilinmelidir ki, bu konuda çok hadîsler vardır. Şöyle söyleyip zikir ve dua etmek, tümünü bir araya getirerek karşılar:

"Aîîâhv ekber kebîren ve'1-hamdü lillâhi kesîran ve sübhâneîlâhi bük-raten ve esîlâ. Veccehtü vechiyelillezî fetara's-semâvâti ve'1-arza, hanîfen müslimen ve mâ ene mine'l-müşrikîn, Inne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi'l-âlemîn. Lâ şerike lehu ve bizâlike ümirtü ve ene mine'l-müslimîn. Allâhümme ente'l-melikü lâ ilahe illâ ente rabbî ve ene abdüke zalemtü nefsi va 'tereftü bizenbî fağfirlîzünûbî cemî'an feinnehû lâ yağfirü'z-zünûbe illâ ente. Vehdinîliahseni'î-ahiâkı lâ yehdîli ahseni-hâ illâ ente. Vasrif annî seyyiehâ lâ yesrifu seyyieha illâ ente. Lebbeyke vesa'deyke ve'1-hayru küllühû fıyedeyk. Ve'ş-şerru leyseileyk. Ene bike veileyke. Tebârekte ve teâleyte. Estağfiruke ve etûbü ileyke... Allâhüm­me bâid beyni ve beyne hatâya kemâ bâatte beyne'1-meşrıkı ve'1-mağribi. Allâhümme nakkınîmin hatâyâye kemâ yunakka's-sevbu'l-ebyazu mined'-dennesi allâhümmeğsilnî min hatâyâye bisseki ve'i-mâi ve'1-beredi."

(Allah her şeyden çok büyüktür. Allah'a çok çok hamd olsun. Sabah ve akşam Allah'ı noksanlıklardan tenzih ederim. Doğru yol üzerinde bu­lunarak ve müslüman olarak kendimi, gökleri ve arzı yaratana yönelttim ve ben, müşriklerden olmadım. Benim namazım ve ibâdetim, sağlığım ve ölümüm, âlemlerin Rabbı olan Allah içindir. O'nun ortağı yoktur ve ben bununla emrolundum ve ben müslümanlardamm. Allah'ım! Sen Meliksin; Senden başka ilâh yoktur, Rabbimsin. Ben Senin kulunum. Nefsime zul­mettim ve günahımı itiraf ettim; benim bütün günahlarımı bağışla. Çün­kü Senden başka, günahları bağışlayan yoktur. Beni ahlâkların en güze­line ilet; Senden başkası bu güzel ahlâka iletemez. Ahlâkın kötüsünü ben­den uzaklaştır; Senden başkası onun kötüsünü çeviremez. İcabet buyur­mana ısrar ediyorum ve Sana ibâdet üzere bulunmaktan haz duyuyorum. Bütün hayırlar Senin kudret elindedir. Kötülükler ise Sana nisbet edilmez. Ben Sana itimad ederim ve Sana sığınırım. Yüceldin ve (noksanlıklardan) münezzeh oldun. Senden mağfiret dilerim ve Sana tevbe ederim.

Allah'ım! Doğu ile batı arasını birbirinden uzaklaştırdığın gibi, be­nimle günahlarım arasını öylece uzaklaştır. Allah'ım! Beyaz elbisenin kir­den temizlenmesi gibi,beni günahlarımdan temizle. Allah'ım! Beni, kar ve dolu suyu (tertemiz su) ile günahlarımdan yıka)"

Bütün bunlar, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sahîh ola-rak nakledilen hadîslerde vardır.

Bu konuda başka hadîsler nakledilmiştir; bunlardan bir kısmı:

112- Hazreti Aişe'nin (Radıyallahu Anha) hadîsi şöyle: "Peygamber (s.a.v) namaza başladığı zaman şöyle derdi:

"Sübhânekallâhümme ve bihamdike ve tebârakesmüke ve teâlâ ced-düke ve la ilahe ğayruke."

(Allah'ım! Sana hamdederek Seni (noksanlıklardan) tenzih ederim. Se­nin adın yücelmiştir ve şanın büyük olmuştur. Senden başka İlâh yoktur)”[1]

113- Haris'den, o da Hazreti Ali'den (Radıyallahu Anh) rivayet edil­diğine göre şöyle demiştir:

"Peygamber Sallaliahu Aleyhi ve Sellem, (tekbîr alıp) namaza giri­şinde şöyle buyururdu: "Lâ ilahe illâ ente, sübhâneke zalemtü nefsî ve amiltü sû'en fağfir lî; innehû lâ yağfirü'z-zünûbe illâ ente veccehtü vec-hî..."sonuna kadar."[2]

Peygamber Sallaliahu Aleyhi ve Sellem'in: "Veşşerrıı leyse ileyk" (Kö­tülük sana nisbet edilmez)" sözüne gelince, bil ki, ehli sünnet mezhebi üzere bulunan sahabî, tabiîn ve bunlardan sonra gelen müslüman alimler­den, kelâm, fıkıh ve hadîs alimlerinden sabit olmuştur ki, hayır ve şer, bütün olup bitenler, fayda ve zarar veren her şey, Azîz ve yüce olan Al-lah'dandır, O'nun irade ve takdiri iledir. Hüküm böyle olunca, hadisteki bu sözün te'vili gerekir. Alimler buna bazı cevablar vermişlerdir:

Bu cevabların birincisi ve en meşhuru, Nadir b. Şümeyl ve ondan sonra gelen alimlerin te'vilidir. Şu mana ile te'vil edilir: "(Ya Rabbi) kötülükle Senin rahmetine yaklaşılmaz."

İkincisi, kötülük Senin dergâhına yükselmez; ancak tevhîd kelimesi yükselir, şeklindeki te'vildir.

Üçüncüsü, edeb bakımından "Ey kötülüğü yaratan" denmez, her ne kadar kötülüğü yaratan ise de... Nitekim, ey hınzırları yaratan, denmez; her ne kadar hınzırları yaratıcı ise de...

Dördüncüsü, Senin hikmetine nisbetle kötülük yoktur; çünkü Sen boşuna bir şey yaratmazsın, diye yapılan te'vildir. Daha doğrusunu Allah bilir.

Bunlar, namaza giriş duasında nakledilen zikirler hakkındadır. Tek başına namaz kılan için bütün bu zikirleri söylemek müstehabdır; imama uyanlar eğer imama izin verirlerse, imamın da bunları söylemesi müste­habdır. Fakat irriama izin vermezlerse, imam dualarla namazı uzatmaz, bu dua ve zikirlerden bir kısmını okuyarak kısaltır. İmamın: "Veccehtü vechî"den itibaren Mine'l-Müslimîn"e kadar okuyup kısaltması güzel olur. Hafif kılmayı tercih eden münferid (tek başına namaz kılan) da böyle ya­par.

Bil ki, bu zikirler, farz ve nafile namazlarda müstehabdırlar. Eğer bi­rinci rekâtta kasden yahud yanılarak bunlar terk edilirse, okunuş yeri ka­çırıldığından, ondan sonra okunmazlar. Eğer okunursa, mekruh olur; fakat namaz batıl olmaz. Eğer birinci rekâtta tekbir alıp Kur'an okumaya baş­ladığı sırada yahud "EÛZÜ" yü çekince, zikirleri yapmadığını insan ha­tırlarsa, dua yerini kaçırdığından artık onları okumaz. Fakat burada da okumuş olursa, namazı batıl olmaz. (Şafi'î mezhebine göre), herhangi bir rekâtta imama kavuşan bir mesbûk (namazın başından rekât kaçıran), eğer zikirleri yaptığı takdirde fatiha okuyuşunu kaçıracağını kestirirse, Fatiha'yı okur; çünkü Fatiha'yı okumak vacib olduğundan daha kuvvet­lidir. Halbuki duayı okumak sünnettir. (Hanefi mezhebinde, imama uyan­lar Fatiha okumazlar, kıraat yapmazlar, İmamın okuyuşunu dinlerler. Eğer imam gizli okuyorsa, arkasında bulunan mesbûk, "Sübhâneke"yi oku­yabilir.)

Bir mesbûk, kıyam halinde değil de, ya rükû', ya secde, ya da teşeh-hüd halinde imama yetişirse, ihram tekbirini alarak bu yerlerde imama uyar ve imamın getirmekte olduğu teşbihleri yapar. Iftitah duasını bura­da okumadığı gibi, daha sonra da okumaz.

Cenaze namazında Istiftah (namaza giriş) duasını okumak hususun­da alimlerimiz ihtilâf etmişlerdir. (Şafi'i mezhebine göre) en sahih olan bu duanın okunmayışıdır; çünkü cenaze namazının hafih olarak kılınması esastır. Hanefi'lerde istiftah duası olan "Sübhâneke" okunması evlâdır.)

Bil ki, istiftah duası sünnettir, vacib değildir. Bunun için terk edilirse, ondan dolayı sehiv (yanılma) secdesi yapılmaz. İstiftah duasında sünnet olan, gizli okunmasıdır. Eğer aşikâre olarak okunursa, namaz batıl ol­maz da mekruh olur.

 

İstiftah Duasından Sonra İstiâze (Eûzü Besmele) Çekmek

 

Bil ki, istiftah (Sübhâneke) duasından sonra "Eûzü'' istiâze yapmak;

(Eûzü Billahi Mineşşeytanirracîm) demek ittifakla sünnettir. Bu da Kur'ân okunuşundan öncedir. Allah Teâlâ Hazretleri buyuruyor:

"Kur'ân okuduğun zaman koğulmuş şeytandan Allaıh'a sığın."[3]

Alimlerin çoğunluğuna göre bu ayeti kerimenin manası: "Kur'an oku­mayı dilediğin zaman (başlamadan önce) istiâze yap Eûzü Billahi Mineşşeytanirracîm" (Kovulmuş şeytandan Allah'a üiğımrım) söyle.

İstiâze için muhtar olan lâfız, "Eûzü billahi mineşşe-ytâni'rracîm"" dır. Ancak,

"Eûzü billahi''ssemî'il-alîmi mineşşeytanVrracîm" şeklinde de nakledilmiştir. (Kovulmuş olan Şeytandan, Semi' ve Alîm olan Allah'a sığınırım, demektir). Bu türlü istiâze yapmakta bir beis yok ise de, meşhur ve muhtar olan birincisidir.

114- Rivayetimize göre:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, namazda kıraetden önce:.

"Eûzü billahi mineşşeytâni'rracîm min nefhıhi ve mefsihi ve hemzihi" (Kovulmuş şeytandan, onun kibir vermesinden, sarmalatmasından, sar­hoşluk vermesinden Allah'a sığınırım)" derdi.[4]

Bir rivayette de istiâzesi şu idi:                          

"Eûzü billâhissemni-alîmimineşşeytânirracîmi, min hemzihi ve nef­hıhi ve nefsihi."                                                      

Bilinmelidir ki, istiâze yapmak (Eûzü'yü söylemek) imüstehabdır, vacib değildir. İnsan Kur'an okuyacağı zaman bunu terk ederse, günahkâr olmaz ve namazı batıl olmaz; ister kasden terk etsin, ister sehven... Sehiv için de secde yapmaz. Bütün farz ve nafile namazlarda "Eûzü-Taavvüz" getirilmesi müstehabdır. Cenaze namazında ise ihtilâf vardır. (Şafi'îlere göre) sahîh kabul edilen yine söylenmesinin müstehab oluşudur.

Namaz dışında her Kur'an okuyan için de, taavvüz getirilmesi ittifakla yine müstehabdır.

Bil ki, taavvüzü söylemek, birinci rekâtta ittifakla müstehabdır. Birinci rekâtta söylenmezse, ikinci rekâtta söylenir. Burada da yapılmazsa, ondan sonra söylenir. Birinci rekâtta taavvüz yapıldıktan sonra ikinci rekâtta yapılıp yapılmayacağı üzerinde iki görüş vardır. Bizim Şafi'î alimlerimizin bu iki görüşlerinden sahîh kabul edileni, ikinci rekâtta da getirilmesinin müstehab oluşudur; ancak ilk getiriliş daha kuvvetlidir.

Kıraat gizli yapıldığı bir namazda "Taavvüz" de gizli yapılır. Sesli ola­rak Kur'an okunan namazda "Taavvüzün" sesli veya gizli olacağı ihtilaflı­dır. Alimlerimizden bir kısmı, gizli yapar demiştir. Alimlerin çoğunluğu demişlerdir ki, bu meselede îmam ŞafiTnin iki görüşü vardır: Birincisi, gizli veya aşikâre getirilmesi eşittir, bir fark yoktur. "Ümm" kitabında hüküm budur.

İkincisi, aşikâre getirilmesi sünnettir. "El-İmlâ" kitabında da hüküm budur.

Alimlerimizden bir kısmı da iki görüş ileri sürmüştür: Birinci görüş aşikâre söylenmiştir ki, Şeyh Ebû Hamid El-İsferayini bunu sahîh kabul etmiştir. Bu zat Irak'lı alimlerimizin İmamıdır. Bunun arkadaşı el-Mehamilî ve başkaları da aynı görüşe katılmışlardır. Ebû Hüreyre'nin (Radıyallahu Anh) yaptığı da bu idi.

İkincisi de, îbni Ömer'in (Radıyallahu Anhüma) yapmış olduğu gizli taavvüz getirişidir ki, alimlerimizin çoğunluğuna göre en doğru ve muhtar olan budur. Allah daha doğrusunu bilir.

 

(Namazda) Taavvüzden Sonra Kur'an Okumak

 

Gerek bizim (Şafi'î) mezhebimizde ve gerekse diğer mezheblerde, na­mazda Kur'an okumak, açık ve kesin delillerle ittifak üzere farzdır. Ayrıca Fatiha'yı okumaya gücü yetenin de Fatiha'yı okuması, mezhebimizde farz­dır. (Hanefî'lerde vacibdir).

115- Sahih olan hadîsle sabittir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem şöyle buyurmuştur:

"kendisinde Kur'an'ın Fatiha'sı okunmayan bir namaz, yeterli değil­dir."[5]

116- Rasûlüllah (s.a.v)'den şöyle rivayet olunmuştur:

"Fatiha'sız namaz olmaz"[6] Bismillâhirrahmânirrahîm'i okumak da farzdır; çünkü Fatiha'nın başından tam bir ayettir. (Hanefî mezhe­binde, Fatiha'dan bir ayet olmadığı için ve teberrüken bulunduğu için okunması sünnettir). Yine Fatiha sûresini, mevcut ondört şeddenin hepsi ile okumak vacibdir. Bunların üçü besmelededir, diğerleri de sonraki ayet­lerdedir. Eğer namaz kılan kimse, bu şeddelerden birini terk ederse, oku­yuşu bâtıl olur. Bir de ayetleri sıra ile ve fasılasız okumak icab eder. Eğer sıra bozulur yahud fasıla verilirse, kıraat sahîh olmaz. Ancak nefes alacak kadar sükût etmek özür sayılır, zarar vermez.

İmama uyan kimse, okumakta olduğu Fatiha esnasında imam ile tilâvet secdesi yapsa, yahud imamın âmîn sözünü işiterek kendisi de "âmîn" dese, imamın okuduğu ayetler gereği oiarak Allah'dan rahmet dilese veya rahmet istese, iki görüşten sahîh olan görüşe göre kıraati bozulmaz; çünkü bunlar özür sayılır. (Bu hükümler de Şafi'î mezhebine göredir. Hanefîler için bahis konusu değildir. Çünkü imama uyanlar, hanefî mezhebinde, Fatiha oku­madıkları gibi kıraat da yapmazlar.)

Fatiha'yı okurken, mânâyı bozacak ve değiştirecek şekilde i'rab hatası yapan kimsenin namazı bâtıl olur. Eğer mânâ değişmiyorsa, okuyuşu sahîh olur. Mânâyı değiştiren okuyuş: "En'amte" kelimesi "en'amtü" şeklinde tâ'nın zammesi ile okunursa "sen nimet verdin" değişerek "ben nimet verdim" olur.

Yahud "En'amte" tâ harfinin fethası değiştirilerek "En'amti" bu har­fin kesresi ile okunursa, mana hanıma hitab olarak bozulur.

Yine "iyyâke na'büdü" ancak sana ibâdet ederiz, manası, kâf harfinin kesri ile "iyyâki na'büdü" şeklinde okunmakla, kadına hitab manasına dönerek, asıl mana değişmiş olur.

Manayı değiştirmeyen okuyuş:

"Rabbil'âlemîn" sözünü, "Rabbürâlemîn" veya "Rabbel'âlemm" olarak okumak. Yahud "Neste'înü"yü, "Neste'îne" yahud "Nesta'îni" şeklinde okumak.

Bir kimse, öğrenmeye çalıştıktan sonra «' dad'' harfini telâffuz etmekten aciz kalsa, özürlü sayılacağından

Veleddallîn" sözünü,            

Ve lezzallallîn"

olarak okursa, namazı bâtıl olmaz. Aksi halde, bu şekilde yanlış telâffuz edenin namazı, tercih edilen görüşte bâtıl olur.

Fatiha'yı okuyamayan kimse, onun miktannea başka bir sûre okur. Kur'ân'dan herhangi bir sûre veya ayet okuyamayan, Fatiha miktannea tesbîh ve tehlîl gibi zikirleri söyler. Eğer zikirlerden de bir şey söyleyemeye­cek durumda olur ve öğrenmek için de vakit kalmayacak şekilde daraîmış-sa, kıraat miktarı ayakta durur sonra rükû yapar ve böylece namazı kifayet eder; eğer öğrenmede kusur yapmamışsa... Fakat öğrenmede ihmalkârlık veya kusur etmişse, namazı iade etmesi vacib olur. Hangi durumda olursa olsun, öğrenmeye imkân bulduğu zaman "Fatiha"yı öğrenmesi vacib olur.

' 'Fatiha' 'yi arabca lâfzı ile okumayı beceremeyen kimse, manasını ya­bancı bir dille okuyabilecek durumda olursa, bu aciz sayıldığı için, ya­bancı dil ile okuması caiz olmaz. Bunun yerine söylediğimiz şekilde hareket eder.

Fatiha okunduktan sonra bir sûre yahud sûrenin bir kısmı okunur ki, (Şafi'î mezhebinde sûre okumak) sünnettir, (Hanefî'lerde vacibdir). Sünnet terk edilirse, namaz sahîh olur ve sehiv (yanılma) secdesi gerekmez. Namaz­ların farz veya nafile olması da fark etmez.

İki görüşten sahîh olan görüşe göre, cenaze namazında sûre okunması müstehab değildir. Çünkü cenaze namazında hafiflik esastır.

Namazda insan muhayyerdir; isterse bîr sûre okur, isterse sûrenin bir kısmını okur. Kısa sûreyi okumak, uzun sûreden bu kısa sûre miktannea okumaktan daha faziletlidir. Sonra Mushaf'daki sıra üzere sûreleri okumak müstehab olduğundan, ikinci rekâtta, birinci rekâtta okunan sûreden sonra gelen sûre okunur; fakat buna riayet edilmemiş ise, namaz caiz olur.

Sûre Fatiha'dan sonra okunur ki, (Şafi'î mezhebinde sünnet, Hanefî­'lerde vacibdir). Eğer Fatiha'dan önce sûre okunursa, (Şafi'î mezhebine göre) bir daha sûre okumak müstehab olmaz. (Hanefî mezhebinde, Fatiha­'dan sonra sûre okumak vacib olduğundan, burada vacib terk edilmekle sehiv secdesi gerekir.)

Bu anlatılan müstehab işler, hem imam, hem münferid ve bir de imam gizli okurken imama uyanlar içindir. Amma imam aşikâre okurken ona uyan kimse, eğer imamın okuyuşunu işitiyorsa, Fatiha'dan başka bir şey okumaz; fakat imamın okuduğunu işitemiyor yahud okuduğunu anlamaya­cak şekilde mırıltısını duyuyorsa, sahîh olan görüşte, başkasının okuyuşunu karıştırmayacak şekilde sûre okuması müstehab olur. (Bu hükümler yine Şafi'î mezhebine göredir. Hanefi mezhebinde, imama uyanlar ne fatiha ve ne de sûre okurlar.)

Sabah ve öğle namazlarında, Tıval-i Mufassal'da (Burüc sûresinden, Hücurat'a kadar) olan sûrelerden okumak, ikindi ve yatsı namazlarında, Evsat-ı Mufassal'dan (Hücurat sûresinden Lem yekûn sûresine kadar) oku­mak, akşam namazlarında da Kisar-ı Mufassal'dan (Lem yekûn sûresinden Mushaf'ın sonuna kadar okumak sünnettir. îmam daha hafif namaz kıldı­rır; ancak cemaatın uzun okumayı tercih ettiklerini biliyorsa, o vakit imam da uzun okur.

Cuma günü sabah namazının birinci rekâtında, "Secde" sûresini, ikinci rekâtta "İnsan" sûresini tam olarak okumak sünnettir. Bir kısım insanların yaptığı gibi, bu sûrelerin bir kısmını okumak, sünnete aykırıdır.

Bayram ve yağmur duası namazlarının ilk rekâtlarında Fatiha'dan son­ra "Kaf" sûresini ve ikinci rekâtlarında da "Kamer" sûresini ve dilerse birinci rekâtta "A'lâ" sûresini, ikinci rekâtta "Gaşiye" sûresini okur ki, bunları okumak sünnettir.

Cuma namazının birinci rekâtında "Cuma" sûresini, ikinci rekâtın­da "Münâfikûn" sûresini okumak sünnettir. Birinci rekâtında "A'lâ" ve ikinci rekâtında "Gaşiye" sûrelerini okumak yine sünnettir. Bu yer­lerde, sûreleri tam okumayıp kısaltmaktan sakınmalıdır. Eğer namaz hafif­letilmek isteniyorsa, sür'at yapmaksızın arka arkaya okumalıdır.

Sabah namazının sünnetinde, birinci rekâtta Fatiha'dan sonra Bakara sûresinin 136. ayetini ve ikinci rekâtta da, AI-i İmrân Sûresinin 64. ayetini okumak sünnet olduğu gibi, birinci rekâtında "Kâfirûn" ve ikinci rekâtında "İhlâs" sûresini okumak da sünnettir. Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ikisini de yaptığı, Müslim'in Sahih'înde sahîh olarak vardır.

Akşamın sünnetinde ve tavaf namazında ve istihare namazında, iki rekâtın birincisinde "Kâfirûn" sûresi ve ikinci rekâtta "İhlâs" sûresi oku­nur. Üç rekât vitir namazı kılınınca, birinci rekâtta Fatiha'dan sonra "A'Iâ" sûresi, ikinci rekâtta "Kâfirûn" sûresi ve üçüncü rekâtta "ihlâs" sûresi (Şafi'îlere göre) Muavvizeteyn süreleriyle beraber okunur. Bütün bu söylenenler, Sahîh hadîs kitablarmda ve diğerlerinde meşhur olarak nakledilmiştir. Hadîslerin şöhretinden dolayı, biz onları burada anmadık. Daha doğrusunu Allah bilir.

Cuma namazının birinci rekâtında okunması sünnet olan "Cuma" sû­resi terk edilmiş olursa, (fazileti elde etmek için) ikinci rekâtta, "Cuma" sûresi ile "Munafikûn" sûreleri okunur. Bayram namazı, yağmur duası namazı, vitir namazı, sabahın sünneti ve anlattığımız diğer namazlarda da hüküm böyledir; birinci rekâtta sünnet olan okuyuş terk edilirse, ikinci rekâtta, birinci ve ikinci rekâtların sûreleri okunur. Böylece kişinin namazı iki sûreyi de içine almış olur. Eğer cuma namazının ilk rekâtında •'Münâfikûn" sûresi okunur, ikinci rekâtta "Cuma" sûresi okunur ve "Münâfikûn" sûresi iaede edilmez. (Buradaki hükümler de Şafi'îlere göre­dir.) Hanefi'lerde, imam kifayet miktarı okuyunca, artık sûre tekrar et­mez.)

Ben, bu meselelerin delillerini "Mühezzeb" adlı kitabın şerhinde uzun

boylu beyan ettim.

Sahîh hadîsde sabit: olmuştur ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sabah ve diğer namazların ilk rekâtlarında yapmış olduğu uzun okuyuşu, ikinci rekâtta yapmazdı. Alimlerimizin çoğu bunun te'vîline gitmişler ve şöyle demişlerdir: Birinci rekâttaki okuyuş, ikinciden uzun yapılmaz. Yi­ne bu alimlerden bir kısmı da, sahîh olan bu hadîsden dolayı demişlerdir ki, birinci rekâtı uzim yapmak müstehabdır. Üçüncü ve dördüncü rekât­ların, birinci ve ikinci rekâtlardan daha kısa olmasında alimler ittifak et­mişlerdir. Zaten sahih olan, dört rekâtlı namazların üç ve dördüncü re­kâtlarında sûre okjunmamasıdır.

Sabah namazımda, akşamın ve yatsının ilk iki rekâtlarında aşikâre ve öğle ile ikindi namazlarında, akşamın üçüncü rekâtında, yatsının üç ve dördüncü rekâtlarında gizli okumak hususunda alimler ittifak etmişlerdir. Bir de cuma namazında, iki bayram namazında, teravih ve arkasında kılı­nan vitir namazında da aşikâre okumak ittifak üzeredir. Tek başına namaz kılan kimse, cehri namazlarda gizli kıraat yapar, muhayyerdir.

Ay tutulması halinde aşikâre okumak, güneş tutulmasında gizli okumak sünnettir. Yağmur duası namazında aşikâre okunur, cenaze namazında gizli okunur. Anlattığımız bayram namazları ile yağmur duası dışında gün­düz kılınan nafile namazlarda aşikâre kıraat yapılmaz.

Geceleyin kılınan nafile namazlarda alimlerimiz ihtilâf etmişlerdir. Bir kısmı aşikâre kıraat yapılmaz, bir kısmı da yapılır, demiştir. Üçüncü görüş ise, her ikisini de yapabilir, şeklindedir. Sahîh olan da budur. Bu hükmü, Kadı Hüseyin ve Beğavî kesin kabul etmişlerdir.

Bir adam kaçırmış olduğu gece (farz) namazını gündüz kaza etse, yahud gündüz kaçırdığı namazı gece kaza etse, acaba kaçırma vaktini mi, yoksa kaza ettiği vakti mi itibar edecektir? Burada iki görüş vardır:

Makbul olan görüş, kaza vaktini itibar etmektir.. İkinci görüşe göre, mutlak olarak gizli kıraat yapılır.

Bil ki, (Şafi'î mezhebinde) aşikâr yerinde aşikâre okumak, gizli yerinde gizli okumak sünnettir, vacib değildir. (Hanefî mezhebinde bu vacibdir). Gizli okunacak yerde aşikâre okunsa, yahud aşikâre okunacak yerde gizli okunsa namaz sahîh olur; fakat tenzihen kerahet işlenmiş olur. Bundan da sehiv secdesi gerekmez. (Hanefî mezhebinde vacib terk edildiğinden sehiv secdesi yapmak vacib olur.)

Kitabın başında beyan ettik ki, namazda meşru' alan zikir ve okuyuşlar­da gizlilik ölçüsü, kendi nefsine işittirecek kadar olmaktır. Bir özür olmak­sızın kendine işittirmezse, onun hem Kur'ân okuması, hem de zikir yapması sahîh değildir.

Alimlerimiz demişlerdir ki, namazda dört sekte (duraklama) yapmak imam için müstahabdır: Bunlardan biri, ihram (iftitah) tekbiri arkasında yapılır ki, Sübhâneke duası okunsun. İkincisi, Fatiha sûresini tamamladık­tan sonra, Fatiha ile "Âmîn" arasında yapılan hafjif sektedir. Bu da, "Âmîn" sözünün Fâtiha'dan olmadığı bilinsin diiyej yapılır.

Üçüncüsü, (Şafi'î olanlar için) imama uyanlar Fâtirjıa okuyabilecek ka­dar bir müddet imam duraklama (sekte) yapar.

Dördüncüsü, imam sûreyi okuduktan sonra, rükûf a eğiliş tekbîri ile kıraat arasında biraz duraklama yapar.

Fatiha sûresi okunduktan sonra "Âmîn" demek müstehabdır. Bunu söylemede çok fazilet ve büyük sevab olduğuna dair sahîh ve meşhur hadîs­ler çoktur. İnsan ister namaz içinde olsun ve ister dışarda olsun, her oku­yucu için Fâtiha'dan sonra "Âmîn" demek müstehabdır.

"Âmîn" kelimesinin okunuşunda dört lügat vardır:

1- Âmîn = Aamîn, "a" harfini uzatarak ve "m" harfini şeddesiz oku­yarak telâffuz etmektir ki, bu okuyuş, dört okuyuşun en fasîh (doğru) olanıdır.

2- "a" uzatılmayarak ve "m" yine şeddesiz olarak '"Amîn" şeklinde okumaktır,

3-  İmale ile okumaktır.

4-  "a" yi uzatarak ve "m"yi şeddeleyerek "ÂMMîn" şeklinde oku­maktır.

İlk iki okuyuş meşhurdur. Üçüncü ve dördüncü şekil okuyuşları Vahidî, Basît adlı kitabın başında hikâye etmiştir. Makbul olan birinci oku­yuştur. Ben, "Tehzîbu'1-Esmâ ve'1-Lügat" adlı kitabda, bu lügatları açık­layan, şerh eden, manalarını bildiren, delillerini gösteren ve bunlarla ilgi­li bulunan hususları uzun boylu yazdım.

Namazda, imam, imama uyan ve yalnız başına namaz kılan kimseler için te'mîn (Âmîn) getirmek müstehabdır. Sesli okuyuş yapılan namaz­larda hem imam, hem de imama uyanlar sesli olarak (Şafi'î olanlar) "Âmîn" derler. (Hanefî'ler gizli te'mîn yaparlar).

İmama uyanların te'mîn'leri, imamın te'mîn'i ile beraber olması, ön­ce veya sonra olmaması yine müstehabdır. Namazda, te'mînden başka hiç bir yerde imamla beraber söylenecek şey yoktur; ancak "âmîn" de­mek vardır. Diğer söylenecek şeylerde imamdan geri kalınır.

Kur'ân okunurken bazı ayetlerin sonunda şu sözleri söylemek, her oku­yucu için hem namaz içinde, hem de namaz dışında sünnettir:

Rahmet ayeti okununca, Allah Teâlâ'nın fazlından istenir. Azab aye­ti okununca, ateşten, yahut azabdan, yahud kötülükten, yahud hoş ol­mayan şeylerden Allah'a sığınılır. Yahud:

"AUâhümme innî es'elüke'l-âfiyete"

(Allah'ım! Senden afiyet isterim)" denilir. Yahud bunun üzerine söylenir. Allah Teâlâ'yı tenzîh eden ayet okununca, Allah Teâlâ tenzîh edile­rek:

Sübhânehû ve Teâlâ" (O, bütün noksanlıklardan münezzehtir ve yücedir) yahud:

"Tebârekallâhu Rabbü'i-âîemîn"

(Âlemlerin Rabbı, her şeyden yücedir)" yahud:

"Cellet azametti Rabbinâ"

(Rabbımızın azameti çok büyüktür) yahud bunlara benzer ifade kullanılır. 117- Huzeyfe b. Yeman'dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine gö re şöyle demiştir:

"Bir gece, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile namaz kıldım. O, Bakara sûresini okumaya başladı. (İçimden) dedim ki, yüzüncü ayette rükû eder. Sonra devam edip geçince, bu sûreyi bir rekâtta okuyacaktır, dedim. Sonra devam edince, sûrenin tamamında rükû edecektir, dedim. Sonra Al-i îmrân sûresine başlayıp onu okudu. Sonra Nisa Sûresine baş­layıp onu okudu. Peygamber ağır ağır okuyor ve içinde tesbîh olan ayete rastlayınca, tesbîh yapıyordu (Sübhânellah diyordu). Dua ayetine rastla­yınca, dua ediyor ve sığınma gerektiren ayete rastgelince de, istiâze ediyordu (kötülüklerden Allah'a sığınıyordu), "[7]

Alimlerimiz demişlerdir ki, bu şekilde tesbîh yapmak, duâ etmek ve İstiâze etmek, imam için, imama uyanlar için ve yalnız başına kılanlar için hem namaz içinde, hem de namaz dışında müstehabdır; çünkü bun­lar birer duadır; burada "Âmîn" de olduğu gibi hepsi eşit olurlar.

"(Allah, hakimlerin hakimi değil midir?" ayetini okuyan herkesin: (Evet, ben buna şahidlik edenlerdenim)"[8] ve: (Şuna gücü yeten (insa­nı yoktan var eden), ölüleri diriltmeye kadir değil mi?" ayetinde:[9] (Evet, şahidlik ederim)" ve: "Bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze iman ederler)"[10] ayetinde: "(Ben, Allah'a iman ettim)" ve: (Yüce Rabbının ismini tesbîh et)[11] ayetinde de: "(Yüce Rabbım, bütün noksanlardan münezzehtir)." söylemesi müstehabdır. Bunların hepsini namazda ve na­maz dışında söyler. Ben, bunların delillerini, "Et-Tibyan Fî âdâb-i Hamele-ti'1-Kurân" adlı kitabda açıkladım.

 

Rükû Zikirleri

 

Resûlüllah Saîlallahu Aleyhi ve Sellem'den nakledilen sahîh hadîsler­le ortaya çıkmıştır ki, Peygamber (s.a.v) rükû'a varmak için tekbîr alırdı ve bu sünnettir. Eğer tekbîr terk edilirse, tenzihen mekruh olur, namaz da bâtıl olmaz ve sehiv secdesi gerekmez. Namaz içinde olan diğer bütün intikal tekbirleri de böyledir; ancak ihram (iftitah) tekbîri rükündür, bunsuz namaz olmaz. Namaza giriş babının başında, namaz tekbîrlerinin sayısını biz bildirdik. İmam Ahmed'den rivayete göre, bunların hepsi vacibdir.

Tekbîri uzatmak müstehab olur mu? Bu hususta Safi'î için iki hüküm vardır; bunlardan en sahîh olan ve kabul edilen, rükû yapanlar seviyesine ulaşıncaya kadar tekbîri uzatmanın müstahab oluşudur. Namazdan zikirsiz olarak boş zaman geçmesin diye böylece tekbîr arkasından rükû tesbîhlerine başlanır. Fakat İhram tekbîri böyle değildir; bunda sahîh olan, uzat­mayı terk edişin müstahab bulunuşudur. Çünkü tekbîr üzerinde niyete ihtiyaç vardır. Tekbîr uzatılınca, insana zorluk verir; kısaltılınca ona kolay gelir. Diğer ihramdan başka olan tekbirlerin izahı da hep böyledir. Bunların açıklaması "İhram Tekbîri" babında geçmiştir.

 

Rükü'da Okunacak Duâ Ve Zikirler

 

Rükû edenler seviyesine ulaşılınca (üç kerre):

"Sübhâne Rabbiye'î-Azîmi"

(Büyük Rabbım, noksanlardan münezzehtir.) söylenir.

118- Hüzeyfe'nin (rivayet ettiği) hadîsinde, Peygamber Sallallahu Aley­hi ve Sellem'in okumuş olduğu Bakara, Nisa ve Al-i İmrân sûrelerinden sonra yaptığı uzunca rükû'unda: "Sübhâne Rabbiye'l-Azîmi" demiştir.[12]

119- Peygamber (s.a.v)'in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Sizden biriniz, üç kerre: Sübhâne rabbiye'1-azîm dediği zaman onun rükû'u tamam olmuştur. "[13]

120- Hazreti Aişe'den (Radıyallahu anha) sabit olmuştur ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, rükû'unda ve secdesinde şöyle derdi:

"Sübhânekellâhümme rabbenâ ve bihamdikelîahümme'ğfir lî" (Ey Rabbım iz olan Allah'ım! Sana hamd ederek Seni noksanlardan tenzih ederim. Allah'ım!, beni mağfiret buyur).[14]

121- Hazreti Ali'den (Radıyallahu Anh) sabit olmuştur ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem rükû yaptığı zaman şöyle derdi:

"Allâhümme leke rekâ'tü ve bike âmentü ve leke eslemtü haşe'a leke şem'î ve basarî ve muhhî ve azmi ve asabt"

(Allah'ım!, Senin için rükû ettim, Sana iman ettim, Sana teslim oldum. Kulağım, gözüm, iliğim, kemiğim ve sinirim Sana huşu' (tazim) etmiştir.)."[15]

Sünen kitablannda şu şekilde de naklolımmuştur:

"Kulağım, gözüm, iliğim, kemiğim ve yürüyen ayağım, Alemlerin Rab-bı olan Allah'a huşu' etmiştir."

122- Hazreti Aişe'den (Radıyallahu Anha) sabit olmuştur: "Resûlül-Iah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Rükû'unda ve secdesinde şöyle söylerdi:

"Sübbûhun kuddûsün, rabbü'l-meîâiketi ve'r-rûhi"

(Cebrail'in ve meleklerin Rabbi SÜBBÛH'dur. (Kötü şeylerden mü­nezzehtir). KUDDÛS'dur (her noksan şeyden münezzehtir)."'[16]

123- Avf b. Malik'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Ben Re­sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bir gece (namaza) kalktım. O da namaza durdu ve Bakara sûresini okudu. Rahmet âyetine her varışta durak­ladı ve duâ etti. Azab âyetine her varışında da durakladı ve Allah'a sığındı (Eûzü Billahi, dedi). Sonra kıyamı miktannca rükû yaptı. Rükû'unda şöyle diyordu:

"Sübhâne zi'l-ceberûü ve'1-melekûti ve'1-kibriyâi ve'1-azameti" (Üstünlük, izzet, ululuk ve azamet sahibi (yüce Allah) bütün noksanlık­lardan münezzehtir. Sonra secdesinde de aynı sözleri söyledi."[17]

124- İbni Abbas'dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Rükû'a gelince, orada Rab Teâlâ'yı tazim ediniz "Sübhâne Rabbiyel'âzîm" (Yüce Rabbım,  noksanlıklardan münezzehtir) deyiniz.""[18]

Bil ki, bu son hadîs, bu bölümün asıl maksadını teşkil eder. Bu maksad da, hangi lâfızla olursa olsun, rükûda, noksanlıklardan münezzeh olan Rab Teâla Hazretlerini tazim etmek, onu yüceltmektir. Ancak en faziletli olanı, bu zikirlerin hepsini bir araya getirip söylemektir. Bunu da başkasına eziyet vermemeye imkân bulunduğu zaman yapmalıdır. En önce teşbih yapılmalı, diğer duaları sonra okumalıdır. Kısaltmak isteniyorsa, yalnız tesbîh yapmalı. Teşbihin kemal bakımından en azı, üç teşbihtir. Eğer bir defa söylemek suretiyle tesbîh yapılırsa, tesbîhin aslı işlenilmiş olur. Bu teşbihlerin bir kısmı yapılırsa, diğer vakitlerde öteki teşbihleri yapmak müs-tehabdır. Böylece her vakitte değişik tesbîh ve dualar yapılarak bütünü söylenmiş olur. Böylece bütün bablardaki zikirleri yapmak uygundur.

Bize ve alimlerin çoğunluğuna göre, rükû'da zikir sünnettir. Bir kimse, kasden veya yamlarak bu zikri terk ederse, namazı bâtıl olmaz, günahkâr da olmaz ve sehiv secdesi de gerekmez.

İmam Ahmed b. Hanbel ve bir takım ulemâ, bu zikirlerin vacib olduğu­nu söylemişlerdir. Bu zikirleri yapmaya sahîh ve açık hadîslerle emredildiği için, namaz kılanın buna devam etmesi uygundur. Nitekim: "Rükûa gelin­ce, orada Rab Teâlâ'yı tazım ediniz," hadîsi bunu emretmektedir. Geçen diğer hadîsler de böyledir. Bunu yapmakla, alimlerin ihtilâfından çıkılmış olur. Allah o alimlere rahmet etsin. Daha doğrusunu Allah bilir.

Rükû'da ve secdede Kur*an okumak mekruhtur. Gerek Fatiha ve gerek­se ondan başka sûre veya âyetler okunursa, namaz bâtıl olmaz. Bazı alimler . ise, Fatiha okunmakla namaz bâtıl olur, demişlerdir.

125- Hazreti Ali'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

"Rüküda yahud secdede iken, Kur'an okumamı, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana yasakladı."[19]

126- İbni Ömer'den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Re­sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Dikkat edin! Rükûda yahud secdede iken Kur'an okumam, bana ya­saklanmıştır. "[20]

Namazda okunan dualar, namaz duaları, namaz için dualar, namaz da dua okumak,

Read more

Kendisine Rüya Anlatılan Kimsenin Okuyacağı Dualar PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 22:11
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Kendisine Rüya Anlatılan Kimsenin Okuyacağı Dualar

278- İbni Sünnî'nin kitabından rivayet ettiğimize göre, Peygamber Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem'e, rüya gördüm diyen bir kimseye şöyle buyurdular: "Hayır gördün ve hayır olur." Diğer bir rivayette de şöyle varid olmuştur: "Hayıra kavuşasın ve kötülükten korunasın. Bize hayır olsun, düşmanlarımıza kötülük... Harnd, alemlerin Rabbı olan Allah'a mahsus­tur." dedi.

 

Read more

Uykusunda Korkan Kimsenin Okuyacağı Dualar PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 22:06
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Uykusunda Korkan Kimsenin Okuyacağı Dualar

272- Arar ibni Şuayb'dan rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallalla-hu Aleyhi ve Sellem, kendilerine korkudan dolayı şu sözleri öğretirdi:

"Eûzü bikelimâtillâhi-ttâmmeti min gazabihi ve şerriibââihi ve min hemezâti'ş-şeyâtîni ve en yahdurûni.

(Allah'ın gazabından, kullarının kötülüğünden, şeytanların vesvese­sinden ve benimle bulunmalarından, Allah'ın Kur'an'ma (tam kelimele­rine) sığınırım."

Ravi demiştir kî, Abdullah ibni Amr, bu sözleri, çocuklarından mümey­yiz olanlara öğretirdi, mümeyyiz (iyiyi kötüden ayırabilen) olmayanlar için de, bu sözleri yazar ve üzerlerine takardık.[98]

İbni Sünnî'nin rivayetinde şöyledir: "Bir adam, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip uykusunda korktuğundan şikâyet etti. Bunun üze­rine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki, yatağına girdiğin zaman şöyle söyle:

"Eûzü bikelimâtillâhi-ttâmmeti min gazabihî ve min şerri ibâdihî, ve min hemezâti'ş-şeyâtîni ve en yahdurûnî."

Adam bunu söyledi de, korkusu ondan gitti."

Rüyasında Sevdiği Veya Hoşlanmadığı Bir Şey Görenin Okuyacağı Dualar

 

73- Ebû Saîd El-Hudrî'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine gö­re, kendisi Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle dediğim işitti:

"Sizden biriniz sevdiği bir rüya görürse, muhakkak ki bu, Allah Teâ-lâ'dandır; bundan dolayı Allah'a hamd etsin ve onu anlatsın." Bir riv-yette de; "Onu ancak sevdiği kimseye anlatsın ve bunun dışında hoşlan­madığı rüya görürse, muhakkak şeytandandır, şeytanın şerrinden Allah'a sığınsın ve onu hiç kimseye anlatmasın; çünkü böyle yaparsa ona zarar vermez. "[99]

274- Ebû Katâde'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Salih olan rüya, (diğer bir rivayette de) güzel rüya, Allah'dandır. Ha­yal ise şeytandandır. Kim, hoşlanmadığı bir şey görürse, üç kez soluna üfürsün ve şeytandan (Allah'a) sığınsın, (Eûzü billahi mineşşeytânirra-cîm, desin.) Böylece o rüya, ona zarar vermez." Bir rivayette de, üfürsün yerine "Tükürsün" denilmektedir. Bunlardan anlaşıldığına göre, kendi­sinde tükürük olmayan hafif üfürme kasdediliyor.[100]

275- Câbir'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resûîüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu:

"Sizden biriniz, hoşlanmadığı bir rüya görünce üç kez soluna tükür-sün ve üç kez de, Şeytandan Allah'a sığınsın ve yatmakta bulunduğu ya­nından öte yana dönsün."[101]

276- Merfû' olan (Peygambere nisbet edilip ona yükseltilen) şu hadî­si, Ebû Hüreyre (Radıyallahu Anh) rivayet etmiştir:

"Sizden biriniz hoşlanmadığı bir rüya görünce, onu hiç kimseye an­latmasın ve kalkıp namaz kılsın. "[102]

277- Hz. Peygamberin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Sizden biriniz hoşlanmadığı bir rüya görünce, üç defa tükürsün sonra:

' 'Allah ümme innî eûzü bike min ameli 'ş-şeytâni ve seyyiâti 'İ-ahlâmi. Feinnehâ lâ tekûnu şey'en."

(Allah'ım! Şeytanın işinden ve rüyaların kötülüğünden ben Sana sığı­nının) desin. Bunu okumakla kötü rüyanın bir tabir ve önemi kal­maz."[103]

         Uykusunda korkan için dua, uykuda korkana dua, yatakta korkana dua

Read more
Son Güncelleme ( Perşembe, 29 Eylül 2011 22:11 )

Uyku Duaları PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 21:56
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Yatağında Rahatsızlanıpta Uyuyamayan Kimsenin Okuyacağı Dualar

 

269- Zeyd ibni Sabit'den Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

"Bana isabet eden uykusuzluktan Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem'e şikâyet ettim de, bana dedi ki şöyle şöyle:

"Allâhümme ğâiretu'n-nücûmu ve hedeeti'l-uyûnu ve ente hayyu'n-kayyûmun. Lâ te'huzuke sinetün ve lâ nevmün. Yâ hayyu yâ kayyûmu, eh d i'leylî ve enim aynî."

 (Allah'ım, yıldızlar battı, gözler uyudu. Sen ise Hayy'sın , Kayyûm'sun, Seni ne uyku tutar, ne de dalgınlık. Ey Hayy ve Kayyûm (Allah)! Gecemi sakin yap ve gözümü uyut)" Ben bunu söyledim de, Azız ve Yüce olan Allah, içinde bulunduğum şeyi (sıkıntı ve uykusuzluğu giderdi.)[95]

270- Muhammed ibni Yahya ibni Habbân'dan rivayet edildiğine göre, "Halid ibni Velîd'e (Radıyallahu Anh) uykusuzluk isabet etti de bunu Pey­gamber Saîlallahu Aleyhi ve Sellem'e şikâyet etti. Peygamber de ona, uyu­yacağı zaman, Allah'ın gazabından, kullarının şerrinden, şeytanların ves­veselerinden ve onların hazır bulunmalarından Allah'ın Kur'anına sığın­masını emretti." Bu hadîs Mürsel'dir ve Muhammed ibni Yahya tâbiîdir.[96]

271- Büreyde'den (Radıyallahu Anh) zayıf bîr isnadla rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

"Halid ibni Velid, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e şikâyette bulunup dedi ki: Yâ Resûlallah, uykusuzluktan gece uyuyamıyorum? Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: Yatağına girdiğin zaman şöyle söyle:

"Allâhümme rabbe's-semâvâtisseb'i ve mâ ezallet ve rabbe'l-arezîne ve mâ ekallet, ve rabbe'ş-şeyâtîni ve mâ edallet, kün lî çâren min şerri halkıke küllihim cemî'an en yefruta aleyye ehadün minhüm ve en yebgiye aleyye.       Azze câruke ve ceîle senâüke ve la ilahe gayruke ve lâ ilahe illâ ente."

(Ey yedi göğün ve gölgelendirdiklerinin Rabbı olan, bütün yer küresi­nin ve taşıdıklarının Rabbı olan, Şeytanların ve saptırdıklarının Rabbı olan Allah'ım! Bütün yaratıklarının kötülüğünden beni koru ki, onlardan hiç biri bana taşkınlık yapmasın ve zulüm etmesin. Sana iltica eden kurtul­muştur. Senin sıfatların yücedir ve Senden başka ilâh yoktur, ilâh olarak ancak Sen varsın)”[97]

  

Geceleyin Uykudan Uyanıpta Sonra Tekrar Uyumak İsteyenin Okuyacağı Dualar

Bil ki, gece uykudan uyanan iki durumda olur: Birincisi, artık bun­dan sonra uyuyamaz. Böyle bir kimsenin zikirlerini kitabın başında an­lattık. İkincisi, uyandıktan sonra uyumak isteyen kimsedir. İşte bu kimse için, uyku kendisini bastırmcaya kadar Allah Tealâ'yi zikretmek müsta-habdır. buna dair çok zikirler nakledilegelmiştir. Bunlardan bir kısmını daha önceki bölümde (35-40 sayılı hadîslerle) belirtmiştik. Buharî'nin sa-hîh'inde rivayet ettiğimiz şu hadîsler bunlardandır:

264- Ubâde ibni's-Sâmit'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Kim gece uykudan uyanır da:

"Lâ ilahe illâllâhu vahdehû lâ şerîke îehu, Lehu'î-müîkü ve îehu'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr. Ve'1-hamdü lillâhi ve sübhânellâhi ve. lâ ilahe illâllâhu vallâhu ekber, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ bilîâh."

(Allah'dan başka ilâh yoktur, yalnız O vardır, O'mın ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd da O'nadır. O, her şeye kadirdir. Hamd Allah'a mahsustur, Allah her noksan şeydan münezzehtir, ÂUah'dan başka ilâh yoktur. Allah her şeyden büyüktür. İbâdetlere güç yetirmek ve kötülük­lerde» korunmak, ancak Allah'ım kudret ve kuvveti iledir) der ve sonra: "Allahümmeğfirli” (Allah'ım besii bağışla) derse, yaftud daâ yaparsa, emin

için kabul olunur. Kalkar abdest alır da namaz kılarsa, namazı kabul olunur."[89]

265- Hazreti Aişe'den (Radıyallahu Anha) Sahih bir isnadla rivayet edildiğine göre, demiştir ki: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seilem gece uykudan uyanınca şöyle derdi:

"Lâ ilahe illâ ente, sübhâneke, Allâhümmeğfiruke lizenbî, ve es'elü-kerahmeteke. Allâhümmezidnîilmen velâ tüziğkalbîba'deizhedeytenî ve heb lî min ledünke rahmeten inneke ente'l-vehhâb."

(Senden başka ilâh yoktur. Seni noksanlardan tenzih ederim. Allah'­ım, günahım için Senden mağfiret dilerim ve Senin rahmetini isterim. Al-Iah'ım, bana ilim artır ve bana hidâyet verdikten sonra kalbimi kaydır­ma. Katından bana rahmet bağışla; muhakkak ki Sen çok bağışlayansın)"[90]

266- Hazreti Aişe'den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre, Re­sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i kasdederek demiştir ki; geceleyin uykudan uyandığı zaman şöyle derdi:

"Lâ ilahe illâllâhu'l-vâhidü'l-kahhâr. Rabbü's-semâvâti ve'1-arzı ve mâ beynehumâ el-azîzü'1-ğaffâr."

(Semâvat ve arzın Rabbı olan, her şeye galib bulunan yalnız bir Al­lah'dan başka ilâh yoktur. Azîz ve Gaffar olan Allah, Semâvat ve arz ara­sında onların da Rabbıdır)"[91]

267- Ebû Hüreyre'den (Radıyalllahu Anh) zayıf bir isnadla rivayet edil­diğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle dediğini işit-miştir:

"Azîz ve Yüce olan Allah, müslüman kuluna gece uykusundan canım geri verir de» kul teşbih yaparsa (Süöhâneİlah, derse). Aiîah'dan mağfiret dilerse (Estağfirullah, derse) ve Allah'a duâ ederse, ondan kabul ol-

nur."[92]

268- îyi bir isnadla Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) rivayet edil-diğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle bu­yurdu:

"Sizden biriniz gece yatağından kalkar da sonra o yatağa (yatmak üze­re) dönerse, o yatağı eteğinin ucu ile üç defa çırpsın; çünkü insan bilmez ki, kendisinden sonra yerine geçen nedir. Yatınca da şöyle desin:

"Bismikellâhümme vada'tü cenbî ve bike erfa'uhû. İn Emsekte nefsî ferhamhâ ve in rededtehâ fahfezhâ bimâ tahfezu bihîibâdeke's-satihîn."

(Allah'ım, Senin adınla yanım üzere yattım. Onu Senin kuvvetinle kal­dırırım. Eğer benim canımı alırsan, ona rahmet et ve eğer onu geri verir­sen (uyandırırsan), salih kullarını koruduğun gibi onu koru."[93]

Ebû'd-Derda'dan nakledildiğine göre, Kendisi gece ortasında uyku­dan kalktığı zaman şöyle derdi:

"Gözler uyudu, yıldızlar battı; sen ise Allah'ım, Hayy'sın, Kayyüm'-sun (Hayat sahibisin her şeyi tedbir ve idare edensin)."[94]

Uyku duaları, uyku için dua, uyuyabilmek için dua, gece uyuyabilme duası, uyuyamayanlar için dualar, uyku duaları ara, uyku duaları oku

Read more

şeytandan korunmak için dua PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 21:50
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Yatarken Şeytanın Şerrinden Korunmak İçin Okunacak Dua

239- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ramazan zekâtını (Fitreyi) korumakla beni görevlendirdi, (Fakirlere dağıtılmak üzere fitre olarak top­lanan hurma benzeri mallan-gözetip korumak için beni vekil tayin etti). Sonra bilinmedik bir kimse gelip o yiyeceklerden avuçlamaya başladı..." Böylece uzun bir hadis anlattı, Ebû Hüreyre... Nihayet o bilinmedik kimse, hadîsin sonunda bana şöyle dedi: Yatağına girdiğin zaman, Âyete'l-Kürsiyyi oku, (böylece) Allah'dan bir koruyucu (melek) asla senden ay­rılmaz, seninle bulunur ve sabahlaymcaya kadar da, sana hiç bir şeytan yaklaşmaz. (Onun bu sözünü ben Peygambere böyle anlatınca), Resûlül-lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: (O sana gelip fitre malından aşı-ran, aslında şeytandı; fakat bu sözünde) sana doğru söyledi. Ancak (di­ğer sözlerinde) o yalancıdır, işte şeytan budur. "[66]

240- Müminlerin annesi Hafsa'dan (Radıyallahu Anha) rivayet edil­diğine göre:

"Resûlüllah sallallahu Aleyhi ve Sellem, uyumak istediği zaman, sağ elini yanağının altına kordu sonra şöyle derdi:

"Allâhümme kını azâbeke yevme teb'asü ibâdeke" (Allah'ım! Kullarını hesap için diriltip göndereceğin zaman, beni aza­bından koru) Bunu üç defa söylerdi."[67]

241- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem yatağına girdiği zaman şöyle söylerdi:

"Allâhümme rabbe's-semâvâti ve rabbe'1-arzı ve rabbe'l-arşi'l-azîmi. Rabbena verabbekülü şey'in, fâîika'l-habbi ve'n-nevâ müvezziîi't-tevrâti ve'1-incîli ve'1-kur'ân. Eûzü bike min şerri külli zîşerrin ente âhizun binâ-siyetihî, ente'l-evvelü feleyse kableke şeyfun, ve ente'l-âhiru feleyse ba'-deke şey'un, ve ente'z-zâhiru feleyse fevkake şey'un, ve ente'l-bâtmu feley­se dûneke şey'un, ıkdı annâ-eddeyne ve eğninâ mine'l-fakri."

(Ey gökleri yaratan, arzı yaratan, büyük Arş'ı yaratan, bizi yaratan, her şeyi yaratan, tohumu ve çekirdeği çatlatan, Tevrat'ı, İncil'i ve Kur'-an'ı indiren Allah'ım. Kudretinle yakalar olduğun her kötülük sahibinin şerrinden Sana sığınırım. Sen başlangıcı olmayan evvelsin, Senden önce hiç bir şey yoktur. Sen, nihayeti olmayan sonsun; Senden sonra hiç bir şey yoktur. En büyük alamet ve delillerle varlığı bilinen Zahir'sin; Senin üstünde hiç bir şey yoktur. Sen gözle görülüp idrak edilemeyen Batın'-sın; Senden daha lâtif hiç bir şey yoktur. Bizim her borcumuzu öde ve bizi fakirlikten müstağni kıl) "Ebû Davud'un rivayetinde, son cümle: "Be­nim her türlü borcumu öde ve beni fakirlikten müstağni kıl." şek­lindedir. )[68]

242- Hazreti Ali'den (Radıyallahu Anh) sahih bir isnadla rivayet edil­diğine göre, demiştir ki, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, yatağın­da şöyle derdi:

"Allâhümme innî eûzü birizâke min sahatike ve eûzü bimuâfâtike min şerri mâ ente âhizun binâsiyetihî. Allâhümme ente tekşifu'l-mağreme ve'l-me'seme. Allâhümme lâ yühzemü cündüke, ve lâ yuhlefu va'düke ve lâ yenfau zelceddi minke'l-ceddü. Sübhânekellâhümme ve bihamdike."

(Allah'ım! Kudretinle yakalar olduğun her şeyin kötülüğünden, Ke­rim olan zatına ve Kur'amna sığınırım. Allah'ım, Sen borcu ve günahı kaldırırsın. Senin ordun perişan olmaz, va'dın da bozulmaz. Şeref ve varlık sahibine, varlığı fayda vermez; şeref ve mevki ancak Sendendir. Allah'­ım, Sana hamdederek Seni noksanlıklardan tenzih ederim.”[69]

243- Enes'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yatağına girdiği zaman şöyle derdi:

"Elhamdü lillâhi'îlezîeî'amenâ ve sekânâ ve kefânâ ve âvânâ fekem mimmen lâ kâfiye lehû ve lâ mu'viye."

(O Allah'a hamd olsun ki, bize yedirdi, bize içirdi,bizden kötülükleri kaldırıp ihtiyaçlarımızı giderdi ve bizi korudu. Nice kimse vardır ki, onun ihtiyacını gideren yok, onu koruyucu yok...)"[70]

244- Hasen bir isnadla Ebû Züheyr EI-Enmâri diye çağrılan Ebu'I-Ezherî'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resû­lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, gece yatağına girdiği zaman şöyle söy­lerdi:              

"Bismillâhi vada'tü cenbî. Allâhümme'ğfir zenbî ve ahsi'şeytânî ve fükke rihânı vec'alnî finnediyyil'a'Iâ"

(Allah'ın ismiyle yanım üzere yattım. Allah'ım, günahımı bağışla, şey- tanımı kov, üzerimdeki Allah ve kul haklarını kaldır, beni en yüksek mec-listekiler (melekler topluluğu) arasına koy."'[71]

245 Nevfel El-Eşca'îden rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle buyurdu:

"Kâfinin sûresini oku sonra onun arkasından uyu; çünkü o, şirkten kurtuluşu gerektirir. "[72]

246- Ebû Ya'Iâ El-Mevsılfnin Müsned'inde, İbni abbas'dan (Radıyalla­hu Anhüma) rivayet ettiğine göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Size bir söz göstereyim mi ki, Sizi Allah Azze ve Celle'ye şirk koş­maktan kurtarsın!: Uyuyacağınız zaman Kâfirûn sûresini okuyunuz."

247- Irbâz ibni Sâriye'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem uykudan önce, teşbihleri (Sübhânellah, elhamdü Iillâh, Aîlâhu Ekber sözlerini) okurdu. "[73]

248- Hazreti Aişe'den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Beni İsrâîl [74] ve Zü-mer sûrelerini okumadıkça uyumazdı." Tirmizî demiştir ki, bu Hasen ha­dîs dir.

249- İbni Ömer'den (Radıyallahu Anhüma) sahîh isnadla rivayet edil­diğine göre, demiştir ki; "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem yatağı­na girdiği zaman şöyle derdi:    

"Elhamdü lillâhillezî kefânî ve âvânî ve et'amenî ve sekânî vellezîmenne aîeyye feefdale. Velîezî a 'tanı feeczele. Elhamdü lilîâhi alâ külli hâl. Al­lâhümme rabbe külli şey'in ve melîkehu ve ilahe küll işey'in. Eûzü bike minennâr."

(O Allah'a hamd olsun ki, ihtiyaçlarımı giderdi, beni barındırdı, beni yedirdi, beni içirdi. O Allah'dır ki, bana ihsan etti de artırdı, yine bana verdi de çoğalttı. Her halde Allah'a hamd olsun. Ey her şeyin yaratıcısı ve mâliki ve her şeyin İlâhı olan Allah'ım! Cehennemden Sana sığını-nm)."[75]

251- Ebû Saîd El-Hudrî'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine gö­re, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim yatağı­na girdiği zaman üç kez şunu söylerse, günahları deniz köpüğü kadar, yıldızların sayısı kadar, kumsal yerin kumlan sayısı kadar ve dünya gün­leri sayısı kadar daahi olsa, Allah' Teaîâ onun günahlarım bağışlar:

"Estağfirullâhellezî lâ ilahe illâ hüve'l -hayye'l-kayyûme ve etûbü ileyh."

(Öyle bir Allah'dan mağfiret dilerim ki, O'ndan başka ilâh yoktur. Hayy'dır (hayat sahibidir), Kayyûm'dur (her şeyi tasarruf ve idare edendir)."[76]

251- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından ve Eşlem kabilesinden bir adamdan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

"Ben, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında oturuyordum. Bir de, Peygamberin ashabından bir adam gelip dedi ki, bu gece ısınldım ve sabaha kadar uyuyamadım, peygamber sordu:

-  Neydi o? adam;

-  Akrebdi (ısıran), dedi. Peygamber ona şöyle buyurdu:

- Keşke gecelediğin zaman şu sözleri söyleyeydin, Allah'ın izni ile sana hiç bir şey zarar veremezdi:

"Büzü bikelimâtiHâhittâmmeti min şerri ma halaka."

(Allah'ın yarattığı şeylerin kötülüğünden, Allah'ın Kur'ân'ına sığınırım)"[77]

252- Enes'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre: "Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir adama, yatağına gireceği zaman Haşir sûresini okumayı tavsiye etti ve buyurdu: Eğer (okuduğun gece) ölürsen, şehid ölürsün, (Ravi şübhelenerek) yahud Peygamber: Cennet ehlinden olursun, buyurdu, (şeklinde rivayet etti)."[78]

253-  Ibni Ömer'den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir adama, yatağına girdiği za­man şöyle demesini emretti:

''Allâhümme ente haîakte nefsi ve ente teteveffâhâ leke memâtüha ve mahyâhâ. İn ahyeyîehâ fahfezhâ ve in emettehâ fağfir lehâ. Allâhüm-me innî es'elüke'l-âfiyete."

(Allah'ım! Sen benim nefsimi yarattın ve Sen onu öldürürsün. Onu öldürmek ve diriltmek Sana aittir. Onu diriltirsen, onu koru ve eğer öldü­rür sen, ona mağfiret et. Allah'ım! Ben Senden afiyet isterim).”[79]

İbni Ömer demiştir ki, ben bunu Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel-Iem'den işittim.

254- sahîh isnadlarla.Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, bu ha­dîs, Ebû Bekir'in (Radıyallahu Anh) kıssası münasebetiyle' "Sabah ve Akşam ne Söylenir" bölümünde, kitabımızda başta zikredilmişti:

"Allâhümme fâtm's-semâvâti ve'1-arzı, âlimü'î-ğaybi veşşehâdetirabbe külli şey'in ve melîkehû. Eşhedü en lâ ilahe illâ ente. Eûzü bike min şerri nefsi ve şerri''ş-şeytâni ve şirkihî."

(Ey gökleri ve yeri yaratan, gaybi ve hazırı bilen, her şeyin sahibi ve Rabbı olan Allah! Senden başka ilâh olmadığına şahidlik ederim. Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden ve şirkinden Sana sığınırım). Bu sözleri, sa­bahladığın, akşamladığın ve yattığın zaman söyle."[80]

255- Şeddad ibni Evs'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Yatağına girdiği zaman, Allah Teâlâ Hazretlerinin kitabından bir sûre okuyup yatağına sığınan bir müslümana, Allah bir melek vekil eder de, o melek, müslüman ne zaman uyanırsa, uyamncaya kadar ona zarar ve­recek şeyi ona yaklaştırmaz. "[81]

256- Câbir'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İnsan yatağına girdiği za­man, bir melekle bir şeytan ona doğru koşuşur. Melek der ki, Allah'ım hayırla sonuçlandır. Şeytan ise, kötülükle sonuçlandır, der. Adam, eğer Allah Tealâ'yi zikreder, sonra uyursa, melek onu koruyarak geceler."[82]

257- Abdullah ibni Amr ibni'l-As'dan (Radiyallahu Anh) rivayet edil­diğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, uyku için yattığı zaman şöyle derdi:

"Allâhümme bismike rabbî vada'tü cenbî, fağfir lî zenbî." (Ey yaratıcım olan Allah'ım, Senin adınla yanım üstü yattım. Benim günâhımı bağışla)[83]

258- Ebû Ümâme'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Kim abdestli olarak yatağına girer de, ona uyku basıncaya ka­dar Azız ve yüce olan Allah'ı zikrederse, gece yatağında öteye beriye dön­düğü her an içinde dünya ve ahiret hayırlarından kendisine verilmesini Azız ve Yüce Allah'dan istediği takdirde, Allah, o istediği şeyi ona ve-rir."[84]

259- Hazreti Aişe'den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

"Resûlüllah sallallahu Aleyhi ve Sellem, yatağına girdiği zaman şöyle derdi:

"Allâhümme emti'nî bisem’i ve basarı vec'alhümâ elvârise minnî, ven-surnî alâ adüvvî ve erinî minhu se'rî. Allâhümme inni eûzü bike min ğâ-lebetiddeyni ve mine'1-cûi feinnehû pi'seddacîu

(Allah'ım, kulağımla ve gözümle beni faydalandır ve onları bana ba­ğışla. Beni düşmanım üzerine muzaffer kıl ve ondan intikamımı bana gös­ter. Allah'ım, borcaltına kalmaktan, açlıktan Sana sığınırım; zira açlık ne kötü bir düşüştür!.."[85]

Alimler demişlerdir ki, metinde geçen "Kulağımı ve gözümü bana va­ris kıl" sözünün manası, ben ölünceye kadar onları sağlam ve kusursuz bırak demektir. Bir kısmına göre de mana şudur: Yaşlılıkla azaların ve diğer hislerin zayıfladığı sırada onları kuvvetli ve sağlam bırak, yani di­ğer azaların kuvveti üzerine onları varis kıl ve geri bırak demektir. Bir de mana şudur denildi: kulağımı işitilen şeylere ve kendileriyle amel edilenlere bir muhafaza yap. Gözün varis kılınması da, gördüğü şeylerden ibret alması demektir.

Bir rivayette de: "Vec'alhülvarise minnî" şeklinde müfred olarak ge­çer. Buna göre, faydalanmayı bana varis kıl, manası kasdedilir.

260- Hazreti Aişe'den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğen göre, şöyle demiştir:

"Resûlüllah SaîbJahu Aleyhi ve Sellem ile ben arkadaş olahdan iti­baren dünyasını değişinceye kadar, şu şeylerden Allah'a sığmmadikça uyu­mazdı: Korkaklıktan, tenbellikten, usançlıktan, cimrilikten, yaşlılık be­lâsından, mal ve aile hakkında kötü manzaradan, kabir azabından, şey­tandan ve onun şirkinden..."[86]

261- Hazreti Aişe'den rivayet edildiğine göre, kendisi uyumak istediği zaman şöyle derdi:

"Allâhümmeinnîes'elükerü'yâsâlihaten, sâdıkatenğayrekâzibetin, nâfiaten ğayre zarretin."

(Allah'ım, ben senden salih ve yalancı olmayan sadık ve zarar verme­yen faydalı bir rüya istiyorum)." Hazreti Aişe bu sözleri söylediği zaman, yanındakiler bilirlerdi ki, sabah oluncaya veya gece uyamncaya kadar ar­tık konuşmayacaktır.[87]

262- Hazreti Ali'den (Radiyallahu Anh) şöyle dediği rivayet edilir.

"Bakara sûresinin sonundan üç ayet okumadıkça, akıllı bir kimsenin uyuyacağını sanmıyorum." Buharı ve Müslim'in şartı üzere, isnadı sahîhdir.

Yine Hazreti Ali'den rivayet edilmiştir: İslama giren akıl sahibi bir kim­seyi sanmıyorum ki, "Ayete'I-kürsi"yi okumadıkça uyumuş olsun.

İbrahim Naha'î'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Kendileri yataklarına girdikleri zaman, ashab onlara "Muavvizeteyni" Nâs ve Felak sûrelerini okumalarını onlara öğretirlerdi. Bir rivayette de, şu sûreleri her gece üç defa okumalarını müstehab görürlerdi: İhlâs, Fe-lâk ve Nâs sureleri... Müslim'in şartı üzere isnadı sahîhdir.

Bil ki, bu bölümle ilgili olan hadîsler ve eserler çoktur. Ancak bizim zikrettiklerimiz, onlarla amel edecek kimse için kâfidir. Okuyup fayda­lanmak isteyene usanç getirmemek korkusuyla bunlardan fazlasını kaldırdık. En iyi bilen Allah'dır. Bu bölümde zikredilen duâ ve zikirlerin hep­sini insanın yerine getirmesi en uygunudur. Eğer imkân bulamıyorsa, en önemlilerinden yapabileceği kadarı ile yetinir.

şeytanın şerrinden korunmak için dua, şeytandan korunmak için dua, yatarken şeytan için dua, şeytandan korunma duası, şeytandan korunma duası ara

Read more

Vitir Namazında Okunacak Sureler Ve Ondan Sonra Okunacak Dualar PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 21:47
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Vitir Namazında Okunacak Sureler Ve Ondan Sonra Okunacak Dualar

Üç rekât vitir namazı kılan kimse için, birinci rekâtta Fatiha'dan sonra "EI-Alâ" sûresini, ikinci rekâtta "Kâfirûn" sûresini ve üçüncü rekâtta da "Ihlâs" sûresini ve Muavvizeteyni (Felak ve Nas sûrelerini) okumak (Şafî'î mezhebinde) sünnettir.

Eğer birinci rekâtta okuyacağı "EI-Alâ" süreyi unutursa, ikinci rekâtta "Kâfinin" sûresi ile onu okur. Eğer ikinci rekâtta "Kâfirim" sûresini oku­mayı unutursa, onu, üçüncü rekâtta "îhlâs ve Muavvizeteyn" süreleriyle beraber okur.

231- Ubeyy ibni Kâ'b'dan sahih bir isnad ile rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, vitir namazından selâm verdiği zaman şöyle derdi:

' Sübhâne '1-m eliki '1-kuddûsi

(Her şeye mâlik olup her şeyden yüce olan varlığı bütün noksanlıklardan tenzih ederim)"[57]

232- Hazreti Ali'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre: "Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, vitir namazının sonunda şunu

derdi:

"Allâhümme innî eûzü bivechike'l-kerîmi, ve kelimâtikettâmmeti, min ukûbeüke ve eûzü bike minke. Lâ uhsî senâen aîeyke ente kemâ esneyte alâ nefsike.

(Allah'ım! Senin gazabından nzâna sığınırım. Azabından afiyetine sığı­nının. Senden (helak etmenden) Sana sığınırım. Sana yaraşır övgüyü sayıp tamamlayamam, Sen kendini övdüğün gibisin."'[58

Read more

Bela ve Tehlike Duası PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 21:43
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Belâ Ve Tehlikelerden Korunmak İçin Okunacak Dualar

220- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiş­tir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Kim Sabahladığı zaman Mü'min sûresinin başından üç âyetle (Hâ-Mim) den (İleykel-mesir)e kadar, Âyete'I-Kürsiyyi okursa, bunları okumak­la akşama kadar korunmuş olur. Bunları gecelediği zaman okursa, sabahla-yıncaya kadar bunlarla korunmuş olur."[42]

Bunlar, anlatmak istediğimiz hadîslerden bir kısımdır. Allah Tealâ'nın başarı sağladığı kimseye bunlar yeter. Bunlarla ve diğer hayır yollan ile amel etmeye muvaffakiyet vermesini Yüce Allah'dan dileriz.

221- Talk ibni Hubeyb'den rivayet edildiğine göre demiştir: Bir adam, Ebû'd-Derdâ Hazretlerine gelip dedi ki, evin yandı? O, yanmadı; çünkü Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittiğim kelimelerle Allah Azze ve Celle bunu yapmaz. Kim ki, gündüzünün evvelinde bu sözleri söylerse, akşamlayıncaya kadar ona musîbet değmez. Gündüzün sonunda bunları kim söylerse, sabahlayıncaya kadar ona musîbet değmez. O sözler şunlar­dır, dedi:

"Allâhümme ente rabbî, lâ ilahe illâ ente aleyke tevekkeltü ve ente rabbü'l-arşi'i-azîmi. Mâ şâcllâhu kâne, vemâ lem yeşe'lem yekûn. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi'-aliyyi'1-azîm, A'İemu ennellâhe alâ külli şey'in kadir ve ennellâhe kad ehâta bikülli şey'in ilmâ. Allâhümme innî eûzü bi~ ke min şerri nefsî ve min şerri külli dâbbeün ente âhizun binâsiyetihâ. İn-ne rabbî alâ sıratın müstakim,"

(Allah'ım, Sen benim Rabbimsin. Senden başka ilâh yoktur. Sana te­vekkül ettim, Sen büyük Arş'm Rabbısın. Allah'ın dilediği olur; dilemediği olmaz. İbâdetlere güç yetirmek ve kötülüklerden korunmak, ancak yüce olan büyük Allah'ın kuvvet ve kudreti iledir. Biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir. Allah ilmi ile her şeyi kuşatmıştır. Allah'ım! Nefsimin kötülüğün­den ve kudret elinle tuttuğun her canlının kötülüğünden Sana sığınırım. Benim Rabbım doğru (hak) yol üzeredir)"[43]

îbni Sünnî, bu hadisi başka bir yolla, Peygamber Salllalahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından bir adamdan rivayet etti ve "Ebu'd-Derdâ'dan" rivayet, demedi. Bu rivayette, Ebû'd-Derdâ Hazretlerine adamın gelmesi tekerrür edip ona şöyle demiştir: Yangın evine ulaştı, evin yandı. Ebû'd-Derdâ, cevab verir: Yanmamıştır; çünkü ben, Peyamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle dediğini işittim:

"Kim sabahladığı zaman, bu sözleri söylerse (yani yukarda anlatılanları okursa), ona, nefsi, ehli ve malı hakkında hoşlanmayacağı bir şey isabet etmez." Gerçekten ben, bugün bu sözleri söyledim (benim evim yanma­mıştır). Sonra dedi ki, kalkın beraber gidelim. Kendisi ile beraber yanındaki adamlar kalktılar ve evine kadar gittiler. Gerçekten onun evinin çevresi hep yanmış; fakat onun evine bir şey değmemişti.

             Belalar için dua, bela ve zarar için dua, her türlü zarar için dua, belalara karşı dualar, zararlara karşı dualar

 

Read more

Dünya Ve Ahiret ,Üzüntüleri İçin dua PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 21:35
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Dünya Ve Âhiret Üzüntülerini Gidermek İçin Okunacak Duâ

219- Ebu'd-Derdâ'dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim sabah ve akşam yedi kez şu sözleri söylerse, dünya ve ahiret işlerinden kendisine üzüntü veren şeyleri Allah giderir:

(tHasbiye'llâhu lâ ilahe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbü'l-arşi'l-azîmi."

(Allah bana kâfidir; O'ndan başka ilâh yoktur. O'na tevekkül ettim; O, büyük Arş'ın Rabbıdır."[

üzüntü için dua, sıkıntı için dua, üzüntü sıkıntı duaları, her türlü sıkıntı için dua, dua sıkıntıya, dua ara sıkıntı için

Read more

Akşam Namazından Sonra Okunacak Dualar PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 21:32
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Akşam Namazından Sonra Okunacak Dualar

Az önce geçti ki, her namazın sonunda daha evvel anlattığımız zikirler söylenir. Bununla beraber akşam namazının sünnetini kıldıktan sonra, Ibni Sünnî'nin Kitabında rivayet ettiğimiz şu duayı okumak suretiyle ziyade yapmak müstahabdır:

229- Ümmü Seleme'den rivayet edildiğine göre demiştir ki: "Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem akşam namazından (farzından) dönünce eve girip iki rekât (sünnet namaz) kılardı. Sonra yapmış olduğu duada şöyle buyururdu:

"Yâ mukallibe'î-kulûbi ve'1-ebsâri sebbit kulûbenâ alâ dînike." (Ey kalbleri ve görüşleri çeviren (Allah), kalblerimizi Senin dinin üzere

sabit kıl)”[55]

230- Umâre ibni Şebib'den rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlül-

lah Sallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim akşam namazının arasın-

 dan on defa

"Lâ ilahe iUâllâhu vahdehû lâ şerike lehû. Lehu 'I-mülkü ve lehu 'l-ham-dü yuhyî ve yumîtü ve hüve alâ külli şey'in kadîr."

(Allah Man başka ilâh yoktur; yalnız O vardır, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'nundur. Öldürür ve diriltir; O, her şeye kadirdir."[56]

söylerse, Allah ona mücehhez bir birlik (melek) gönderir de, onu sabah-laymcaya kadar şeytandan korurlar. Yine bu sözler sebebiyle Allah ona kurtarıcı on hasene yazar ve ondan, helak edici on günahı siler. Bir de, on mümin köle âzâdı kadar sevabı olur.

         Akşam namazından sonra dua, akşam namazızından sonra dualar

Read more

Düşmanla Karşılaşmada Okunacak Dua PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 21:24
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Düşmanla Karşılaşmada Okunacak Dua

210- İbrahim'in oğlu Muhammed (Radıyallahu Anh), babasından riva­yet ettiğine göre, babası demiştir ki:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Selem, bir savaş müfrezesinde bize görev verdi ve sabah-akşam şu ayeti okumamızı bize emretti:

"Efehasibtüm ennemâ halaknâhüm abesen." (Sizi boşuna yere yarattığımızı mı sandınız?)[31] Biz bunu okuduk da ganimet elde ettik ve selâmet bulduk."[32

Düşman gördüğünde dua, düşmanla karşılaşınca dua, düşmanla karşılaşınca okunacak dua,

Read more

Güneş Doğunca Okunacak Dualar PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 21:24
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Güneş Doğunca Okunacak Dualar

223- Ebû Sa'id El-Hudri'den (R.Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, güneş doğduğu zaman Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle derdi:

"Elhamdü lillâhilîezî cellelenâ elyevme âfiyetehû ve câebişşemsi min matla'ihâ. Allâhümme esbahtü eşhedü leke bimâ şehidte bihîlinefsike ve şehidet bihî melâiketü ve hameletü arşike ve cemîu halkıke enneke entel-îâhu. Lâ ilahe illâ ente'l-kâimü bilkısti. Lâ ilahe illâ ente'l-azîzu'l-hakîm. Üktüb şehâdetîba'deşehâdetimelâiketi ve uli'1-ılmi, Allâhümme ente's-selâmü ve minke's-selâm ve ileyke's-selâm. Es'elüke yâ ze'1-celâli ve'l-ikrâmi en testecîbe lenâ da'vetenâ ve en tu'hyenâ rağbetenâ ve en tuğni-yenâ ammen ağneytehû annâ min halkıke. Allâhümme aslih lîdîniyellezî huve ısmetü emrî. Ve aslih lî dünyâyelletî fîhâ maîşetî. Ve aslih lî âhireti-yelletî ileyhâ münkalebî. '*

(Bugün üzerimize afiyeti bürüyen ve güneşi doğudan getiren Allah'a ha m d olsun... Allah'ım. Kendine şahid kıldığın şeylerle Senin varlığına şahidlik ederim; meleklerinin, Arş'ını taşıyanların ve bütün yaratıklarının şehâdeti ile şahidlik ederim ki, Sen Allah'sın, Senden başka adaleti ayak­ta tutan ilâh yoktur. Azîz ve Hakîm olan ilâh, ancak Sensin. Melekleri­nin ve ilim sahihlerinin şehâdetinden sonra benim şehadetimi kabul et. Allah'ım, Sen her türlü noksanlıktan selâmet üzeresin, selâmet Senden­dir ve selâmet bulmak da Sanadır. Ey Celâl ve İkram sahibi,duamızınkabulünüSendenistiyorum;isteğimizin verilmesini, yaratıklarından bize muhtaç bırakmadıklarına, bizi muhtaç bırakmamanı Senden isterim. İşi­min selâmeti olan dinimi bana düzelt. Geçimim kendisinde olan dünyamı da düzelt ve dönüp varacağım yer olan âhiretimi de düzelt."[45]

224- Abdullah ibni Mes'ud'dan (Radıyallahu Anh) mevkuf olarak ri­vayet edildiğine göre, kendisi, güneşin doğmasını gözetleyip ona haber verecek birini görevlendirirdi. Güneşin doğuşunu ona haber verince (Ab­dullah ibni Mes'ud) şöyle derdi:

"Elhamdü lillâhilîezî vehebe lenâ hâze'l-yevme ve ekâlenâ fihi aserâtinâ." (Bugünü bize bağışlayan ve bugünde bizden engelleri kaldıran Allah'a hamd olsun.."[46]

 

Güneş Yükselince Okunacak Duâ

 

225- Amr ibni Abese'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: "Güneş yükselir de, Al­lah Teâlâ'mn yaratıklarından mevcut bulunan her şey, Aziz ve Yüce olan Allah'ı teşbih eder; ancak şeytandan olanlarla insanların kötüleri yap­maz."[47]

 

Güneşin Zevalinden İkindiye Kadar Okunacak Duâ

 

Daha önce, insan elbisesini giydiği ve çıkardığı zaman, helaya girdiği ve çıktığı zaman, abdest aldığı zaman, mescide giderken ve kapısına var­dığı zaman, mescide girince, müezzini ve ikâmet getireni işittiği zaman, ikâmetle ezan arasında, namaza duracağı zaman, namazın başından so­nuna kadar olan ibâdet zamanında ve namazdan sonra ne okuyacağını anlatmıştık. Namazla ilgili bütün dualarda, her türlü namaz müşterektir, onlarda da aynen uygulanır.

Zevalden (güneşin öğle vaktinden batıya kaymaya başlamasından) son­ra zikir ve diğer ibâdetleri çok yapmak, şu bize rivayet edilen hadisten dolayı müstahabdır:

226- Abdullah ibni's-Saib'den rivayet edildiğine göre demiştir ki: "Re­sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, güneşin zevalinden sonra ve öğle na­mazından (farzından) önce dört rekât namaz kılardı ve buyururdu: Bu öyle bir vakittir ki, bu zamanda gök kapıları (rahmet kapıları) açılır; iste­rim ki, benim salih amelim oraya yükselsin. "[48]

Öğle vazifelerini yaptıktan sonra, çok zikir yapmak müstahabdır; çünkü bu hususta Allah Tealâ "Akşam ve sabah, Rabbine hamd ederek onu teşbih et." buyurduğundan zevalden akşama kadar olan geniş zamanda zikir ya­pılmasını istemiştir. Âyeti kerimenin metninde geçen "EI-Aşiyyu" sözü, güneşin zevalinden batışına kadar olan zamandır.

İmam Ebû Mansûr El-Ezherî, demiştir ki, Arab'larda "EI-Aşiyyu", güneşin zevali ile batışı arasındaki zamandır.

 

İkindiden Sonra Güneşin Batışına Kadar Okunacak Dua

 

Öğleden sonra ve ikindiden sonra ne söyleneceği daha önce geçmişti. tkindi vaktinde zikirleri çok yapmak, tekidli olarak müstahabdır; çünkü ikindi namazının (Kur'an-ı Kerim'de ihtimam gösterilen) orta namaz ol­duğu, selef ve daha sonraki alimlerin çoğunluğu tarafından söylenmektedir. Bir de sabah vaktinde zikirlere daha çok itina göstermek müstahabdır. Çünkü bu iki namaz, "Orta namaz" olarak söylenenlerin en sahihleri­dir.

İkindiden sonra ve gündüzün sonunda zikri daha fazla çoğaltmak müs-tahabdır. Allah Teâlâ Hazretleri buyuruyor:

"Güneş doğmadan önce ve güneş batmadan önce Rabbine hamd ede­rek tesbîh et (Rabbını noksanlıklardan tenzih et "Sübhanellahi ve bihamdihi" söyle yahud sabah ve ikindi namazını kıl.[49]

Yine buyuruyor:

"Akşam ve sabah Rabbine hamd ederek teşbih et."[50]

Yine buyurur:

"İçinden yalvararak ve korkarak ve gizlice, sabah ve akşam vakitle­rinde Rabbını An (teşbih et)."[51]

Yine buyurmuştur:

"Sabah ve akşam vakitlerinde, o ibâdet yerlerinde Allah'ı teşbih ederler. Nice erkek vardır ki, ne bir kazanç, ne de bir alış-veriş, Allah'ı anmaktan onları meşgul etmez. "[52]

227- Enes'den (Radiyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"İkindi namazından itibaren güneş batıncaya kadar zikreden bir top­lum ile oturmam, Hazreti İsmail'in (şerefli soyundan) sekiz köle azad et­memden bana daha sevimlidir. "[53

Güneş doğarken dua, güneş batarken dua, güneş doğarken okucacak dua, güneş batışında okunan dua

Read more
Son Güncelleme ( Perşembe, 29 Eylül 2011 21:32 )

Akşam Okunacak Dua PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 21:20
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Akşamleyin Okunacak Duâ

196- Sevban'dan (radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: '(Kim akşam­ladığı zaman şu sözleri söylerse, Allah' Teaîâ'nın onu razı kılması, Allah üzerine bir hak olur:

"Razîtü billahi rabben ve bi'1-isîâmi dînen ve bi muhammedin (Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem) nebiyyen."

(Rabb olarak Allah'a, din olarak İslama ve Peygamber olarak Mu-hamraed'e (SaUallahu Aleyhi ve Sellem) razı oldum)"[17]

 

Sabahları Ve Akşamları Okunacak Diğer Dualar

 

197- Enes'den (Radıyallahu Anh) sağlam bir isnadla rivayet edildiği­ne göre, Resûlüllah Sallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim ki, sabahladığı zaman yahud akşamladığı zaman:

"AlIâhümme innî ashabtü üşhidüke ve üşhidü hameîete arşike ve meî'a-tikete ve cemi'a haîkıke enneke ente lâ ilahe illâ ente ve enne muhammeden abdüke ve resûlüke."

(Allah'ım! Seni şah id tutar olduğum halde, Arş'mı taşıyanları, melekle­rini ve bütün mahlûkâtını da şahid tutar olduğum halde sabahladım ki, Sen Allah'sın; Senden başka ilâh yoktur. Mu ham m e d de Senin kulundur ve Resulündür) derse, Allah onun dörtte birini ateşten âzâd eder. Bunları iki defa söyleyenin Allah yarısını ateşten âzâd eder. Bunları üç defa söyle­yenin, Allah Tealâ dörtte üçünü âzad eder. Eğer bunları dört defa söylerse, Allah Tealâ onun (tümünü) ateşten âzâd eder."[18]

198- Sahabî Abdullah ibni Gannâm'dan sağlam bir isnadla rivayet edil­diğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Kim sabahladığı zaman şu sözleri söylerse, o günün şükrünü yapmış olur, akşamladığı zaman söylerse, o gecenin şükrünü yapmış olur:

"AlIâhümme mâ şsbaha bî min ni'metin feminke vahdeke, lâ şerike leke. Leke'l-hamdü ve leke'ş-şükrü."

(Allah'ım! Bende bulunan her nimet yalnız Sendendir, Senin ortağın yoktur. Yalnız Sanadır hamd, yalnız Sanadır şükür...)"[19]

199- îbni Ömer'den (Radıyallahu Anhüma) sahih isnadlarla rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, akşam ve sabah şu duaları bırakmazdı:

"AİIâhümme innî es'elüke'i-fiddünyâ ve fi'1-âhirati. AİIâhümme innî ve es'elüke'l-afve'l-âfiyete fî dîni ve dünyâye ve ehlî ve mâlî. Alîâhüm-me'stür avrâtî ve âmin rev'âti. Alîâhümme'hfaznî min beyni yedcyye ve min halfî ve an yemîni ve an şimalî ve min fevkî. Ve eûzü biazametike en uğtâle min tahtî."

(Allah'ım! Ben, dünya ve ahirette Senden afiyet isterim. Allah'ım! Di­nim, dünyam, ehlim ve malım hakkında Senden afiyet isterim. Allah'ım! Ayıblanmı ört, korktuğum şeylerden beni emin kıl. Allah'ım! Önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden (gelecek musibetlerden) beni koru. Alt tarafımdan gelecek ânî felâketten Senin azametine sığını­rım)"[20] Veki' demiştir ki, "alt taraftan gelecek felâketle" Hazreti Pey­gamber yere göçmeyi kasdetmiştir.

Akşam okunacak dua, akşam okunacak dualar, akşam ve sabah okunacak dualar, akşam ve sabah için dua

Read more

Zarardan Korunmak İçin Dua PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 21:15
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Zararlı Şeylerden Korunmak İçin Okunacak Duâ

195- Osman ibni Affan'dan rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Her günün sabahında ve her gecenin akşamında, üç kez şunları söyleyen bir kula hiç bir şey zarar vermez:

"Bismillâhillezîlâ yedurru ma'a ismihîşey'un ÎVl-arzı velâ fissemâi ( ve hüve's-semî'ul'alîm."

(İsmini anmakla, ne yerde ve ne de gökte hiç bir şey zarar vermeyen . Allah'ın adı ile korunurum. O, her şeyi işitir, her şeyi bilir)[16]

zarardan korunma duası, zarara uğmamama duası, zararlı şeylerden korunma duası, zararlardan korunmak için dua, zarardan korunma duası arapça ve türkçe

Read more

TÖVBE VE İSTİĞFAR DUALARI PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 21:02
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

 

TÖVBE VE İSTİĞFAR DUALARI

Bilinmelidir ki bu bölüm gözetilmesi ve üzerine devam edilmesi gere­ken konuların en önemlisidir. Bunu geciktir-dim ki, kitabın mağfiret di­leği ile son bulması, ömrümüzü kerim olan Allah'ın mağfireti ile tamam­lamaya hayırlı bir yorum oîsun. Biz bu mağfireti ve diğer hayır çeşitlerini hem kendim için, hem dostlarım, hem de diğer müslümanlar için istiyo­rum. Amîn...

Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Günâhların için mağfiret dile ve sabah akşam Rabbine hamd ederek tesbihde bulun. (Sübhânellâhi ve Bihamdihi, söyle.)"[1]

Yine Allah Tealâ:

"Günâhın için ve erkek-kadin mü'minler için mağfiret dile," buyur­muştur.[2]

"Allah'dan mağfiret dileyiniz. Muhakkak surette Allah'ın mağfireti bol­dur, merhameti geniştir."[3]

"Yasaklardan sakınanlar için Rableri yanında (ağaç ve meskenleri) alt­larından nehirler akan cennetler vardır. Orada devamlı kalacaklardır. Hem de tertemiz zevceler vardır. (En büyük nimet olan) Allah'ın rızası vardır.

Allah kullarını (her hal ve hareketleri ile) görendir. (Allah'ın azabından korkup) yasaklardan sakınan o mü'minler duâ edip derler: Ey Rabbimiz! Biz iman ettik, bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru. Onlar sabredenler, sadakat gösterenler, Allah'a ibâdet edenler ve seher vakitlerinde mağfiret dileyenlerdir."[4]

"Sen (ey peygamberim) o inkarcıların içinde iken Allah onlara azâb edecek değildi. Allah'dan mağfiret dilerlerken de Allah onlara azâb ede­cek değil."[5]

"O kimseler ki, bir kötülük yaptıkları zaman yahut nefislerine zulmet­tikleri zaman, hemen Allah'ı anarlar ve günahları için mağfiret dilerler. Allah'dan başka günahları kim bağışlayabilir! Hem de onlar bildikleri hal­de, yaptıkları günah üzerinde ısrar etmezler."[6]

"Kim bir kötülük işlerse yahut (Allah'a isyan sureti ile) kendine yazık ederse, sonra da Allah'dan mağfiret dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı, çok merhamet edici bulur."[7]

Rabbinizden mağfiret isteyin, Sonra O'na tevbe edin."[8]

Allah Tealâ Nuh'dan haber vererek şöyle buyurmuştur:

"Dedim ki, Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü o çok bağışlayan-dır."[9]

Allah Tealâ Hud peygamberden haber vererek şöyle buyurmuştur:

"Ey   Kavmim!   Rabbinizden   mağfiret   isteyin   sonra   O'na   tevbe edin."[10] Mağfiret dilemek konusunda âyetler çok olup bilinmektedir. Yazdığımız bir kısım âyetlerle uyarma elde edilmiş olur.

Mağfiret dileme üzerinde rivayet edilen hadisler çok olduğundan onla­ra nihayet vermek mümkün olmaz. Fakat ben bunların bir kısmına işaret edeceğim:

1047- Sahâbî olan El-Eğarru'1-Müzenî'den (Radıyallahu Tealâ Anh) ya­pılan rivayete göre Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyur­muştur: "Benim kalbime bir dalgınlık gelir. Ben de günde yüz defa Al­lah'a istiğfarda bulunurum."[11]

1048- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, ben Resûlüllah Saİlallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle dediğini işittim: "Allah'a yemin ederim ki ben, günde yetmiş defadan çok Allah'dan mağ­firet dilerim ve ona tevbe ederim."[12]

 

Seyyidii'l-İstiğfâr Duası (İstiğfarın Büyüğü):

 

1049- Şeddad İbni Evs'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"İstiğfarın başı, kulun şöyle demesidir:

"Allâhümme ente rabbî Iâ ilahe illâ ente. Halaktenî ve ene abdüke ve ene ala ahdike ve va'dike ve mestetâtü e'ûzü bike min şerri mâ sana'tü ebûu leke bini'metike aleyye ve ebû'u bizenbî. Feğfir lî. feinnehû lâ yeğfiru'z-zünûbe illâ ente."

"Allah'ım! Sen Rabbimsin. Senden başka İlâh yoktur. Sen beni yarat­tın, ben Senin kulunum. Sana verdiğim (tevhidden ibaret) söz ve va'd üze­reyim, gücüm yetesiye.. Yaptığım şeylerin kötülüğünden Sana sığınırım. Bana olan nimetini itiraf ediyorum. Günahımı da itiraf ediyorum. Beni bağışla; çünkü Senden başkası günahları bağışlayamaz; ancak Sen bağış­larsın. Kim bu sözlere kesinlikle inanarak gündüz bunları söyler de o gün akşamlamadan önce ölürse, o kimse cennet ehlindendir. Kim de bu söz­lere kesinlikle inanarak bunları geceleyin söylerde, sabahlamadan önce ölürse, o kimse cennet ehlindendir."[13]

1050-  İbni Ömer'den (Radıyallahu Tealâ Anhüma) yapılan rivayetde şöyle anlatmıştır:

"Biz bir meclisde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüz defa:

"Rabbiğfir lî ve tüb aleyye inneke ente't-tevvâbü'r-rahîm."

"Rabbim, beni mağfiret et, tevbemi kabul et. Sen (evbeleri çok çok kabul eden merhamet sahibisin, dediğini sayardık."[14]

1051- îbni Abbas'dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde demiş­tir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur" Kim istiğfara devam ederse Allah ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir rahatlık verir ve ummadığı yerden ona rızık ihsan eder."[15]

1052- Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur.

"Canım kudret elinde olana yemin ederim ki, eğer günah işlemeseydi-niz, Allah sizi giderirdi de günah işleyen bir kavim getirirdi. Onlar Al-lah'dan mağfiret dilerlerdi. Allah'da onları bağışlardı."[16]

1053- Abdullah İbni Mes'ud'dan (Radıyallahu Teafâ Anh) yapılan ri­vayete göre: "Üç defa duâ etmek ve üç defa istiğfarda bulunmak Resû­lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hoşuna giderdi."[17] Bu hadis toplu dualar bölümünde az önce geçmişti.

1054- Ebû Bekir Es-Sıddîk'm (Radıyallahu Anh) azadlısından yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Günde yetmiş defa günaha dönse bile, istiğfarda bulunan kimse, günahda ısrar etmiş olmaz."[18]

1055- Enes'den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resû­lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Allah

Tealâ buyurdu: Ey insanoğlu! Sen bana duâ ettiğin ve benden umduğun müddet, senden olan günahları sana bağışlarım; ve ey insanoğlu, senin günahların gökteki bulutlara kadar olsa bile beis görmem. Sonra benden mağfiret dilesen, seni bağışlarım. Ey insanoğlu! Eğer yer dolusu günah­larla bana karşı çıkıpda sonra hiç bir şeyi bana ortak koşmayarak (küfür üzerinde olmayarak ölüp) bana geiirsen, ben de sana yer dolusu mağfiret ihsan ederim."[19]

1056- Güzel bir isnadla Abdullah İbni Büsr'den (Radıyallahu Tealâ Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöy­le   buyurdu:   "Amel   defterinde   çok   istiğfar   bulan   kimseye   ne mutlu!. .."[20]

1057- İbni Mes'ud'dan (Radıyallahu Tealâ Anh) yapılan rivayetde de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim:

"Esteğfirullahelİezî lâ ilahe illâ huve'î-hayyu '1-kayyûmu ve etûbü ileyhi."

"Hayat sahibi olup her şeyi idare edip ayakta tutan, kendisinden baş­ka hiç bir ilâh bulunmayan Allah'dan mağfiret dilerim." derse savaştan kaçmış olsa bile, günahları bağışlanır."[21]

Derim ki, bu bölüm doğrusu çok geniştir. Bunu kısaltmak konuyu kav­rama bakımından daha kolaydır. Bunun için bu kadarla yetiniyoruz.

İstiğfar ile ügili olarak Rebî İbni Huseym'den (Radıyallahu Anh) şu söz nakledilmiştir. O demiştir ki: Sizden hiç biriniz, "Esteğfirullahe ve etûbü ileyhi." "Allah'dan mağfiret dilerim ve ona îevbe ederim" deme­sin bunu söylemek günah ve yalan olur; eğer günahından tevbe etmemiş­se... Doğrusu şöyle demelidir: ALLÂHÜMME'ĞFİR LÎ VE TÜB ALEY­YE. (Allah'ım beni bağışla ve tevbemi kabul et.) Allah'ım beni bağış­la ve tevbemi kabul et, diye söylediği söz güzeldir. Fakat Alîah'dan mağ­firet dilerim, sözünü kerih görmesi ve onu yalan sayması görüşüne katıl­mayız. Çünkü "Esteğfirullah" sözünün manası, Allah'ın mağfiretini dilerim, demektir. Burada yalan yoktur. Bundan önce geçen îbni Mes'ud'-un hadisi bunu reddetmeye yeterlidir.

Fudayl'dan (Radiyallahu Anh) rivayet edilmiştir: Günahı söküp atma­dan istiğfar yapmak, yalancıların tevbesidir. Allah kendisinden razı ol­sun, Râbia El-Adeviye'den nakledilen söz buna yakındır. O şöyle demiş­tir: Bizim istiğfarımız, çok istiğfara muhtaç olur. (Günahları kökünden atarak tevbe etmediğimizden çok istiğfarda bulunmamız gerekir,)

Kabe'nin örtülerine tutunarak bir A'rabî'in şöyle dediği nakledilmiş­tir: Allah'ım! Günahlarıma ısrarla senden mağfiret dilemem yüzsüzlük­tür. Senin afv ve mağfiretinin genişliğini bildiğim halde, istiğfarda bu­lunmayı terk etmem de aciziyettir. Bana muhtaç olmadığın halde, bana ne kadar çok nimetlerle şefkat gösteriyorsun. Ben ise, sana muhtaç oldu­ğum halde günahlarla buğzunu kazanıyorum. Ey söz verdiği zaman onu yerine getiren, azabla korkutunca da bağışlayıp afv eden Allah! Benim bü­yük günahımı senin büyük afvimn içine koy; ey merhamet edenlerin en merhametlisi!..

Bağışlanma duaları, tevbe duaları, tevbe ve istiğfar duaları, dua hakkında ayetler, ayet dua, ayetlerle dua, dua ayetleri, dua ayetleri ara

Read more

Maddeler Halinde Duanın Adabı PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 20:59
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Âyet Ve Hadislere Göre Duâ Etmenin Usul Ve Âdabı

 

Duâ, mutlaka kabul olunacak bir ibâdettir. Ancak duayı Peygamberi­mizin yaptığı ve bildirdiği şu şartlara uygun olarak yapmak lâzımdır:

1- Vücud, helal kazançla alınmış, helal gıdalarla beslenmelidir.[3]

2- Abdestli olmalı, Kıbleye yönelinmeli ve eller semâya açılmalıdır .[4]

3- Duaya eûzü-besmele, Allah'a hamd ve Peygamberimize salât ve se­lâm İle başlanmalıdır.'[5]

4-  Zulümler terkedilmeli ve tövbe edilmelidir.

5- Günahı gerektirecek isteklerde bulunulmamah ve acele edilmemeli­dir. Zîra, Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle müjdelemektedir: "Yeryüzünde Allah'a duâ eden her bir mü'minin Allah (c.c) (ya duasını kabul ederek) ona istediğini verir. Ya da isteğine eş değerde olacak bir kötülüğü ondan giderir. Veyahut âhirette karşılığını bulur..."[6] Duâ eden, duasının ya­rarını ya hayatında, ya da âhirette muhakkak görür.

6- Duâ ihlasla ve İsrarla yapılmalıdır. Zira; Resûlüllah (s.a.v.) üçer de­fa duasını tekrar ederdi. [7]

7- Diğer müslümanların aleyhine ve zararına isteklerde bulunulmama-lıdır. Ailesine, çoluk-cocuğuna ve malına beddua etmemelidir.[8]

8-  İslama aykırı isteklerde bulunulmamahdır.

9- Duâ esnasında bağınp-çağırmamalı ve zoraki edebî sanat gösterile­rinde bulunulmamahdır. Baş göğe dikilmemeli, Allah'a yalvarman, O'-ndan korkarak ve umarak duâ edilmelidir. Ölüden, tekkeden, türbeden velîden değil bizzat Allah'tan istenmelidir.'[9]

10- Beş vakit farz namazın ardından yapılacak duâ ile gece yarısından sonra (seher vakti) yapılacak duâ müstecap olacak duaların başındadır.[10]

11- Ezanla farz namaz için getirilen ikâmetler arasında yapılan dualar, makbul dualardır.[11]

12-  Namazda secdede iken yapılan dualar, makbul dualardır.[12]

13-  Cuma günü yapılan dualar, makbul dualardır.'[13]

14- Ramazan geceleri, Ramazan ve Kurban bayramları geceleri, Mîraç, Berât ve Kadîr geceleri de duaların daha çok makbul olduğu vakitlerdir.

15- Mazlumun bedduası, misafirin duası ve ana-babanın çocuğuna du­ası makbul dualardır."[14]

16- Hastanın, oruçlunun iftar vaktindeki duası, ihramhmn duası ve bir müslümanın diğer müslüman, kardeşine gıyabında yaptığı dualar makul dualardır.

17- Kim, musibet, ve şiddet zamanında duasının kabul edilmesini se­verse, genişlik zamanında çok duâ etmelidir.'[15]

18- Peygamberlerden ve ashaptan nakledilen dualarla duâ edilmelidir.

19- Yukardaki şartlardan sonra yapacağı duanın mutlaka kabul oluna­cağı inancıyla canı gönülden, ihlasla duâ edilmelidir. Dalgın ve ne istedi­ğini bilmeyen bir kalble duâ edilmemelidir."[16]

20- Duaya başlarken olduğu gibi, bitirirken de Allah'a hamd ve resu­lüne salât ve selâm ile bitirilmelidir.

21-  Duâ sonunda âmin diyerek eller yüze sürülmelidir.

Yukarıdaki izah ettiğimiz şekilde duâ edildiğinde Cenabı Hak, isteye­nin, duâ edenin ve kendisine yalvaranın duasını kabul edeceğini Kur'am Kerim'in Bakara Suresinin 186. ayetinde açıkça beyan etmektedir.

Kul, kendisine en yakın olarak Allah'ı bulmalı ve hiç unutmamalıdır...

Duanın kabulü ve Allah'ın rızasını almak için, hayatımızı İslam'a göre düzenlemeli ve yaşamalıyız ki, Allah'tan istemeye yüzümüz olsun...

Dua nasıl yapılır, duanın adabı, dua yapılışı, dua yapmak nasıldır, duanın zamanı, dua ne zaman yapılmalı, duada dikkat edilecek hususlar

Read more

Kabir Duası PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 18:21
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Kabristan ziyareti  esnasında:

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-  Efendimiz  kabristana  vardıklarında   şöyle derlerdi:

 

"Esselâmu aleykum yâ dâre kavmin mu’minîne ve innâ bikum lâ hıkûne ve innâ lillâhi ve innâ ileyhi raciûne"

"Lekad esabtüm hayran bicîlen ve sebaktüm şeran tavîlâ"

 

"Ey mü'minler topluluğunun yurdu Biz de size katılacağız. Biz Allah'a aidiz ve biz O'na tekrar dönücüleriz. Siz büyük bir hayra nail oldunuz, uzun bir şerri geride bırakıp geçdiniz."

     Kabir duası, kabir duası yapılışı, kabir duası nasıl yapılır, kabir ziyereti duası, kabirde okunan dualar, kabirde okunan dualar nedir, kabir duası oku, kabir duası bul

Read more

Nazar Duası PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 18:18
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Nazar, göz değmesi

İsâbet-i ayna; nazar değmesine tedbîr olarak Allah'ın kitabında sekiz âyet vardır. Kul bunu okuduğu gün insan ve cinlerden hiç birinin nazarı değmez. Bunlar: Fâtihâtü'l-kitâb ki, yedi âyettir. Bir de Âyete'l-Kürsî.

"Beğendiği bir şey gördüğünde bir mü'min:

"mâşaellâhu lâ kuvvete illâ billâhi"

derse ona nazar isabet etmez."

Nazar duası, nazar duası nedir, nazar duası oku, nazar duası yapılışı, nazar duası okuma, nazar duası okumak istiyorum, nazar duası bul. göz deymesi için dua, göz deyme duası

Read more

Gök Gürleyince Dua PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 18:15
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Gök gürleyince

 

"Allâhumme lâ taktülnâ biğadabike ve lâ tuhliknâ biazâbike ve âfinâ kable zalike"

"Ey Rabbim! Bizi gadabınla öldürme, azabınla helak etme, bundan evvel bize afiyet ver."

Gök gürleyince dua, gök gürleyince okunan dua, gök gürlerken okunan dua, gök gürleyince dua oku

Read more

Ölüm Haberi duyunca Dua PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 18:06
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Ölüm haberi duyunca

“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn”

 

"Biz Allah'a aidiz ve tekrar O'na dönücüleriz. " (Bakara sûresi, 156)

Ölüm duyunca okunan dua, ölüm haberi alınca dua

Read more

Borç Duası PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 18:02
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Borçtan kurtulmak için

"Allâhumme ekfinî bihalâlike an harâmike ve eğninî bifadlike ammen sivâke"

 

"Ey Rabbim! Helâl kıldıklarını bana kâfi kılarak haram kıldıklarından beni muhafaza et, beni fazlınla Senden başkalarından müstağni kil!" (Tirmizî, Dua, 110)

Borçlu olan kişi sabah namazından sonra üçyüz defa A'raf sûresi 89. âyetini dua niyyetiyle okumalı.

Her yüz defanın sonunda:

 

"Allâhumme yâ mufettihal ebvabi iftah lenâ hayral bâb"

 

diye duâ etmelidir. Böylece inayet-i ilâhiyyeye nail olması umulur.                           

 Borç duası, borç dualrı, borçtan kurtulmak için dua, borç duası oku, borç duaları ara, borç duaları okumak istiyorum

Read more
Son Güncelleme ( Perşembe, 29 Eylül 2011 18:06 )

Sıkıntı Duası PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 17:57
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Üzüntü ve Sıkıntı Halinde Okunacak Dualar

 

İbn-i Abbas -radıyallahu anhüma- der ki: Resûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-Hazretleri üzüntülü ve sıkıntılı halinde şöyle duâ ederlerdi:

"Lâ ilâhe illellâhül azîmul halîmu lâ ilâhe illellâhu rabbül arşil azîmi lâ ilâhe illellâhu"

"Rabbus semâvâti ve rabbül erdı ve rabbül arşil kerîm"

 

"El-Azîm, el-Halîm(olan) Allah'dan başka bir ilâh yok! Arş-ı Azîm'in sahibi Allah'dan başka ilâh yok! Bütün semâların ve arzın ve çok şerefli Arş'ın sahibi Allah'dan başka ilâh yok!" (Buharî, Deavât, 27, Müslim, Zikir, 83)

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır: "Sizden birinize bir düşünce yahud üzüntü geldiği zaman yedi defa:

"Allâh Allâhu rabbî lâ uşriku bihi şeya"

 

"Allah! Rabbım Allah'dır! O'na hiç bir şeyi şerîk koşmam ben!" desin.

 

"Hasbiyellâhu ve nımel vekîlu emânun likülli hâifin"

 

"Allah bana yeter. O ne güzel vekildir!"

"Lâ ilâhe illellâhülhalîmul kerîmu lâ ilâhe illellâhul aliyyul azîm Lâ ilâhe illellâhülrabbus semâvâtis sebı ve rabbul arşil kerîm"

"El-Azîm, el-Halîm(olan) Allah'dan başka bir ilâh yok! Arş-ı Azîm'in sahibi Allah'dan başka ilâh yok! Bütün semâların ve arzın ve çok şerefli Arş'ın sahibi Allah'dan başka ilâh yok!" (Buharî, Deavât, 27, Müslim, Zikir, 83)

Bu zikr-i şerife devam edilirse biiznillahi teâlâ şiddet ve musibetler ferahlık ve sürura tebdil olunur.

 

- Ben bir söz bilirim ki, büyük bir üzüntüye, sıkıntıya düşmüş bir kul söylerse, Allah Teâlâ ona muhakkak bir çıkış yolu açar. Bu, kardeşim Yûnus'un sözüdür: Karanlık içinde kaldığı vakit:

"Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî küntü minezzâlimine"

Senden başka ilâh yoktur. Seni tenzih ederim, muhakkak ki ben zâlimlerden oldum. " demişti. (Enbiya Sûresi, 87; Tirmi-zî, Deavât, 8)

 sıkıntı duası, sıkıntı için dua, üzüntü için dua, üzüntü ve sıkıntı duası, sıkıntılıyken okunan dua, sıkıntıdan kurtulmak için dua, sıkıntılar için okunan dua, sıkıntı duası nedir, sıkıntı duası oku

Read more

Cuma Duası PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 17:53
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Cuma gününde duâ

 

"Şu dua ile cum'a günü herhangi bir saatte dua edilirse sahibine muhakkak ica­bet olunur."

 

"Lâ ilâhe illâ ente yâ hannanu yâ mennanu yâ bedîas semâvâti vel erdi yâ zel celâli vel ikrâm"

 

"Kim cuma namazından sonra konuşmadan ve kalkmadan İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini yedişer defa okursa Allah Teâlâ onu gelecek cumaya kadar, zarar verici şeylerden muhafaza buyurur." (Camiussağir)

Cuma duası, cuma duası oku, cuma duası okunuşu, cuma günü okunan dua, cuma günü okunan dualar nedir.

Read more

Hâcet Namazı ve Duası PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 17:50
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Hâcet Namazı ve Duası

 Dünyevî ve uhrevî bir isteği olan kimse hayırların fethi, şerlerin defi için yatsı namazından sonra iki veya dört rekât namaz kılar. Şayet, iki rekât kılacaksa, Fâtiha'dan sonra herhangi bir sûreyi okur.Eğer, bu namazı, dört rekat olarak kılacaksa; birinci rek'atta Fâtiha'dan sonra üç kere Âyetel Kürsî, diğer üç rekatın her birinde Fâtiha'dan sonra birer defa İhlâs, Felak ve Nâs sûrelerini okur. Namazdan sonra hamdü sena salâtü selâmda bulunur. Sonra hacet duasını okur ve isteğinin gerçekleşmesini Allah Teâlâ'dan niyaz eder.

Lâ ilâhe illel lâhül halîmul kerîmu subhânellâhi rabbil arşil azîmi elhamdülillâhi rabbil âlemîne.neselüke mûcibati rahmetike ve azâime meğfiratike vel ğanîmete min kulli birrin ves selâmete min külli ismin lâ teda’ lî zenben illâ ğafartehû ve lâ hemmen illâ ferractehü ve lâ haceten hiye leke ridan illâ kadaytehâ yâ erhamer’râhimîne.

 

"Halim ve Kerim olan Allah'tan başka ilah yoktur. Yüce arşın Rabbi Allah'ı tesbih ederim. Hamd alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Allah'ım! rahmetini gerektiren şeyleri, kesin affını, her iyiliği elde etmeyi, her günahtan uzak olmayı senden dilerim. Affetmediğin hiç bir günah, feraha çıkarmadığın hiç bir tasa, senin rızana uygun olan hiç bir ihtiyacı da karşılamadan bırakma. Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah'ım." (Tirmizî, Vitr, 17)

 Hacet namazı ve duası, hacet namazı duası, hacet namazı duası türkçe, hacet namazı duası arapça oku

Read more

İstihare Duası PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 17:45
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

İstihare Duası:

 

Buhari'nin Câbir bin Abdullah radıyallahu anh'den rivayet ettiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

"Sizden birinize bir iş hakkında tereddüt ve üzüntü çöktüğü zaman farz namazlarından başka olarak iki rek'at namaz kılsın, sonra şöyle desin:

Allâhumme innî estehîruke biilmike ve estakdiruke bikudratike ve eseluke min fadlikel azîmi feinneke takdiru velâ ekdiru ve ta’lemu ve lâ ea’lemu ve ente allâmul ğuyûb Allâhumme in künte ta’lemu enne hâzel emra hayrun lî fî dînî ve meâşî ve âkibeti emrî.ev kâle âcili emrî ve âcilihi fakdirhu lî ve yessirhu lî sümme bârik lî fîhi ve in künte ta’lemu enne hâzel emra şerrun lî fî dînî ve meaşî ve akibeti emrî ev kâle fî acili emrî ve acilihi fasrifhu annî vasrifnî anhu vakdir liyel hayra haysu kane sümme erdinî bihî.

 

"Ey Rabbim! Senin ilmine müracaat ederek hayrı senden istiyorum ve kudretine sığınarak senden kudret istiyorum ve senin büyük fazlından diliyorum; çünkü sen, her şeye kadirsin, ben bir şeye kadir değilim. Sen bilirsin, ben bilmem, Sen gaybleri bilirsin.

Ey Rabbim! Senin ezelî ilminde bu iş benim dinim ve hayatım hakkında ve işimin akıbeti hakkında -çabuk veya geç olmasında- hayırlı ise onu bana takdîr et ve müyesser(kolaylaştır) kıl. Sonra onun bereketini ver. Eğer bu iş senin ezelî ilminde benim dinim ve hayatım hakkında ve işimin akıbeti hakkında -erken veya geç olmasında- şerli ise onu benden geri çevir, beni de ondan vazgeçir ve benim için nerede olursa olsun yalnızca hayırlı olanı takdîr et, sonra beni ona razı kıl."

Bunu dedikten sonra haceti ve işi ne ise onu söyler ve Allah'dan kendisine bir yol göstermesini diler.(Buharî, Deavât, 48)  

 İstihare duası, istihare duası okunuşu, istihare duası türkçe, istihare duası arapça, istihare duası nasıl yapılır.

Read more

Yatarken Dua PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 17:42
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Yatarken okunacak dua:

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi vesellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:

"Yatağına girdiğin zaman şöyle de:

"Eûzü bikelimâtilllâhit tammeti min ğadabihi ve ıkâbihi ve şerri ıbâdihi ve min hemezâtiş şeyâtîni ve en yahdurûni"

 

"Allah'ın her biri noksansız ve tam bulunan kelimelerine O'nun gadabmdan, îkabından, kullarının şerrinden, şeytanların hücumlarından ve benim yanıma gelmelerinden(Allah'a) sığınırım."

Böyle söylersen hiçbir şey sana zarar veremez ve zarar verilmemeğe lâyık olursun." (Ebû Dâvud, Tıbb, 19; Tirmizî, Deavât, 90) 

Buhâri'nin Berâ b. Âssib (r.a)'dan rivayet ettiğine göre Nebiyy-i Ekrem (s.a) şöyle buyurmuşlardır:

"Yatağa varmak istediğinde namaz için aldığın gibi bir abdest al,sonra sağ tarafın üzerine yat, sonra şöyle de;

“Allâhumme eslemtu nefsî ileyke ve veccehtü vechî ileyke ve fevvadtü emrî ileyke ve elce’tü zahrî ileyke rağbeten ve rahbeten ileyke lâ melcee ve lâ mencee minke illâ ileyke âmentü bikitâbikellezî enzelte ve nebiyyikellezî erselte”

 

"Ey Rabbim bütün varlığımı sana teslim ettim, işimin tasarrufunu sana havale ettim, yönelişim sanadır, korkum da ancak sendendir, senin azabından kaçıp sığınılacak ancak yine senin rahmetindir. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin resulüne îmân ettim ey Rabbim!"

Bunları söyler de uyur, o gecede ölür isen fıtrat üzere ölmüş olursun. Uyumadan evvel bunlar son sözlerin olsun."

Yine Buhâri'nin Huzeyfe -radıyallahu anh-dan rivayet ettiğine göre,  Huzeyfe şöyle demiştir: "Nebiyy-i Ekrem -sallalahu  aleyhi vesellem- Efendimiz yatağına vardığında şöyle derlerdi;

"Allâhumme bismike emûtu ve ehyâ"

"Senin isminle ölür, Senin isminle  dirilirim ya Allah!" (Buhâri, Tevhid, 13, Deavât, 6, 7, 12; Müslim, Zikir, 59)

Yatak Duası, yatarken dua, yatarken okunan dua, yatınca okunan dua, yatak duası nedir, yatarken dua okunuşu, yaterken dua türkçe, yaterken dua arapça

Read more

Hela Duası PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 17:39
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Helaya girerken ve çıkarken:

Enes bin Malik - radıyallahu anh-dan rivayet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi vesellem- defi hacete girerlerken,  

"Allâhumme innî eûzu bike minel hubsi vel habâisi"

 

"Allah'ım pislikten ve pis şeylerden sana sığınırım," derlerdi. (Buharî, Deavât, 54) 

Neybiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi vesellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

"Sizden biriniz heladan çıkarken:

"Elhamdülillâhillezî ezhebe annî mâ yü’zînî ve emseke aleyye mâ yenfeunî"

 

"Benden bana eza veren şeyi gideren ve bana yarayacak şeyi bende tutan Allah'a hamd olsun." desin.(İbn Mâce, el-Ezkâr, 28)

Hela  duası, helaye girerken dua, helaya girerken okunan dua, helaya gieerken okunan dua nedir

Read more

İftar Duası PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 17:35
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

İftar Duası

Allâhumme leke sumtu ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltu ve alâ rizkıke eftartu"

"Allah'ım senin rızân için oruç tuttum. Sana inandım. Sana güvendim. Senin rızkınla orucumu açıyorum."     

İftar duası, iftar duası yapılışı, iftar duası oku, iftar duası okumak istiyorum, iftar duası bul, iftar duası türkçe, iftar duası arapça, iftar duası araça oku

Read more

Yemek Duası PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 17:30
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Yemek Duası

 

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz  buyurmuşlardır ki:

"Allâhumme bârik lenâ fîhi ve etımnâ hayran minhu"

 

"Ey Rabbimiz! Bunu bize mübarek ve bereketli kıl ve bize bundan (daha)hayırlısını yedir" desin.

 

Şu duâ da yemekten sonra yapılan me'sûr (tesirli) dualardandır.

“Elhamdülillâhillezî etamenâ ve sekânâ ve cealenâ minel müslimîne. Allâhummeğfir verham vahfaz sâhibed taâmi vel âkilîne ve limen seâ fîhi ve licemîil muminîne velmu’minâti Allâhumme nevvir kulûbenâ bienvâri mehabbetike ve zikrike yâ zel celâli vel ikrâmi Allâhumme ehyinâ hayâten tayyibeten bissihhati vesselâmeti velâfiyeti fiddîni veddünyâ velâhireti inneke alâ külli şeyin kadîr.”

 Yemek duası, yemek duası kısa, yemek duası okumak istiyorum, yemek duası nasıl olur, yemek duası okunuşu, yemek duası ara

Read more
Son Güncelleme ( Perşembe, 29 Eylül 2011 17:35 )

Eve Girince Dua PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 17:21
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Eve Girince Okunan Dua   

 "Sizden biriniz bir menzile indiği zaman:    

             "Eûzü bikelimâtillâhit tammeti min şerri mâ halaka "

 "Yarattıklarının şerrinden Allah'ın tam kelimelerine sığınırım" derse, o evden çıkıncaya kadar hiç bir şey ona zarar veremez." (Buharî, Enbiyâ, 10. Müslim, Zikir,

Eve Girince Dua, eve girince dua, eve girerken dua, eve girildiğinde okunan dua, eve girince okunan dua nedir, eve girince dua nasıl okunur

Read more

Çarşı Duası PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 17:16
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Çarşıya Çıkınca Okunan Dua

"Lâ ilâhe illellâ huvahdehû lâ şerîke lehü lehül mülkü ve lehul hamdü yuhyî ve yumîtu ve huve alâ kulli şeyin kadîr"

 

"Çarşıya girdiğinde bu duayı okuyan bir kimseye Allah binlerce hasene yazar, binlerce günâhını siler, derecesini binlerce yükseltir, ve ona cennette bir ev bina eder." (Tirmizî, Deavât, 36)

Çarşı Duası, çarşı duası nasıldır, çarşı duası yapışlışı, çarşı duası oku, çarşıya çıkınca dua, çarşıya çıkınva hangi dua lar okunur, çarşı duası okumak istiyorum, çarşı duası öğren

Read more

Araba Duası PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 17:12
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Vasıtaya Binerken  Okunacak Dua

"Yâ rakîbu celle celâlühü"

 "Bir araca bindiğinde 7 kere  okunur. Sonra şu âyet-i celîle okunacak.

      "Sübhânellezî sehhara lenâ hâzâ ve mâ künnâ lehû mukrinîne"

 

"Hiç de lâyık olmadığımız halde bize bunu müsahhar kılan Allah'ı tesbîh ederim."(Zuhruf sûresi, 13)

 

 

Gemiye Binerken:

"Bismillâhi mecriha ve mursâhâ inne rabbî leğafûrun rahîm"

 

"Yüzüp gitmesin de durmasına da bismillah. Muhakkak ki Rabbim gafur ve rahimdir."(Hûd Sûresi, 41)

Arabaya binerken dua, araca binerken dua, vasıtaya binerken okunacak dua, gemiye binerken dua, arabaya binerken okunacak dua nedir, araca binerken hangi dua okunur

Read more

Teheccüt Duası PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 17:07
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Teheccüt Duası

“Allâhumme lekel hamdü ente kayyimus semâvâti velerdi ve men fîhinne ve lekel hamdü ente nûrus semâvati velerdi ve men fîhinne velekel hamdü ente elikussemâvâti velerdi men fîhinne ve lekel hamdü entel hakku ve va’duke hakkun ve likâuke hakkun ve kavluke hakkun ve velcennetü hakkun vennâru hakkun vennebiyyûne hakkun ve muhammedun(s.a.v.) hakkun vessâatu hakkun leke eslemtu ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltu ve ileyke enebtu ve bike hâsemtu ve ileyke Allâhumme hâkemtu feğfirlî mâ kaddemtu ve mâ ehhertu ve mâ esrartü ve mâ ealentu ente l’mukaddimu ve entel muahhiru lâ ilâhe illâ ente ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi”

İbn-i Abbas -radıyallahu anhüma-dan rivayet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem gece teheccüd için kalktığında şöyle derlerdi:

"Hamd olsun sana ya Rabb! Sen bütün semâları, arzı ve onlardakileri ayakta tutansın.Hamd sana mahsûsdur ey Rabbim! Sen semâlarda, arzda ve onlarda ne varsa hepsinin nurusun.Hamd Sana mahsûsdur ey Rabbim! Sen Semâların, arzın ve onlardakilerin mâlikisin.Ve Sana yine hamd olsun ki, sen Hakk'sın. Senin va'din de hak, sana kavuşmak da hak, sözün de hak, cennet de hak, ateş de hak, nebiler de hak, Muhammed -sallallahu aleyhi vesellem-de hak, kıyamet saati de hak.Sana teslîm oldum ye Rabbim! Sana îmân ettim, sana tevekkül ettim ve sana yöneldim.İnanmayanlara karşı, sana dayanarak mücâdele ettim ve neticede ancak seni hakem olarak kabul ettim, benim evvelki yaptıklarımı da, sonradan yapacaklarımı da, gizli yaptıklarımı da açık yaptıklarımı da mağfiret et.Öne alan da sensin, geriye bırakan da sensin. Senden başka ilâh yoktur. Kuvvet ve kudret ancak, Allah'a dayanmakladır. "(Buhârî, Teheccüd, 1)

teheccüt duasi, teheccüte kalkınca dua, teheccüt için dua, teheccüt duası oku, teheccüt duası okumak istiyorum

Read more

Uykudan Uyanınca Dua PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 17:03
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Uykudan uyanınca

“Elhamdülillâhillezî ehyânâ bade mâ emâtenâ ve ileyhinnuşûri”

 

Peygamberimiz -sallallahu aleyhi vesellem- uykudan kalkınca şöyle dua ederlerdi:

"Bizi öldürdükten sona dirilten Allah'a hamd olsun. Ölümden sonra dirilmek haşr ü neşr olmak da yine Allah'ın huzurunda olacaktır."

(Ebû Dâvud, Tirmizi, İbn Mâce'den naklen Tuhfetû'z-zâkirîn 72)

 

Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz buyurmuşlardır ki:

"Sizden biriniz uykudan uyandığı zaman şöyle desin:

"Elhamdülillâhillezî radde aleyye rûhî ve âfânî fî cesedî ve Ezine lî bizikrihi"

 

"Bana ruhumu geri veren, vücûdumu afiyette kılan ve kendisini zikretmeğe müsaade eden, Allah'a hamd olsun." (el-Ezkâr, 21)

 

Kulun uykudan kalkınca söyleyeceği şeylerin en sevimlisi:

"Subhânellezî yuhyil mevtâ ve huve alâ kulli şeyin kadîr"

 

"Ölüyü dirilten Allah'ı tesbîh ederim ve O her şeye kaadirdir." demesidir. (Ebû Dâvud, Vitr, 32)

Uykudan uyanınca dua, uyanınca dua, uykudan uyanınca dua bul, yataktan kalkınca dua, kalkınca dua

Read more
Son Güncelleme ( Perşembe, 29 Eylül 2011 17:07 )

Büyük Dualar(Tevbe istiğfar PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 16:57
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Tevbe ve İstiğfar

Hâris bin Süveyd diyor ki:
Abdullah ibn Mes'ud -radıyallahu anh- bize biri Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-den, diğeri de kendisinden olmak üzere iki hadîs tahdîs etti. Nebiyy-i Ekrem'den olan hadîs-i şerîfi şöyle rivâyet etti:
"Mü'min günâhlarını, bir dağ altında oturup da üzerine dağın hemen çöküvereceğinden korkan bir kimse gibi görür. Fâcir ise günâhlarını burnunun üzerine konup uçmuş bir sinek gibi görür."
Râvi diyor ki, Ebû Şihâb eliyle burnunun üzerini göstererek bu hadîs-i şerîfi rivayet etti.

Sonra Abdullah ibn Mes'ud diyor ki:

Muhakkak Allah Teâlâ Hazretleri kulunun tevbesinden şöyle bir kimsenin sevincinden daha fazla sevinir ki, bu kimse uzun bir yolculuk esnasında tehlikeli bir yerde konaklar. Üzerine bütün yiyeceğini içeceğini yüklediği bineği de yanındadır. Başını yere koymasıyla şöyle bir uykuya dalar. Uyandığında bineğini kaybolup gitmiş olarak görür. Üzerine sıcak basmış, susuzluğu son haddine varmış, yahud Allah dilediği kadar sıcağı ve onun susuzluğunu artırmış. Sonra o kimse devesini aramak için etrafa çıkmış, aramış, bulamamış, o dereceye gelmiş ki hararetten ve susuzluktan tâkati kesilmiş, ümîdi tükenmiş, böyle bir halde tekrar eski yerine dönerek uyuyakalmış. Sonra uyandığında biraz evvel kaybolan devesini başı ucunda bulur. "İşte bu adam ne derece ferahlanır ise Cenâb-ı Hakk -celle ve âlâ- Hazretleri de bir kulunun tevbesinden dolayı o devesini kaybedip de başı ucunda bulan adamdan ziyâde ferahlanır. Yani râzı olur. Tevbe edenin tevbesini kabul edip onu yüksek derecelere nâil eyler, demektir."
(Buhârî, Deavât, 4)

An ebi bekris sıddîkı radiyallâhu anhu ennehû kâle linnebiyyi sallallahu aleyhi veselleme allimnî duâen edû bihi fî salâtî kâle Kul “ Allâhumme innî zalamtü nefsî zulmen kesîran ve lâ yağfiruzzunûbe illâ ente feğfir lî meğfiraten min ındike verhamnî inneke entel ğafûrur rahîm.

Ebû Bekri's-Sıddîk -radıyallahu teâlâ anh-Hazretleri:

"-Yâ Resûlellah, namazın âhirinde okumak üzere bana bir duâ ta'lîm buyur, dedikte Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki:

"Şöyle duâ et:

Yâ Rabb, muhakkak ki ben kendime çok zulmettim; yani çok günâh işledim. Günahları ise ancak sen afv ü mağfiret edersin. Hakkıyle gafûr ve rahîm ancak sensin. Beni kendi indinden bir fazl u keremle afv ü mağfiret eyle ve bana lutf u ihsanınla merhâmet eyle. Yani benim istihkakım(Kazanılan şey) olmayarak mahza(Ancak) fazl u kereminle cehennemden halâs edip cennet ve cemâline kavuştur."
(Buhârî, Ezân, 149, Deavât, 16)

Seyyidü'l-İstiğfar

 "Allâhümme ente rabbî lâ ilâhe illâ ente halâktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va’dike mesteta’tü, eûzü bike min şerri mâ sana’tü, ebûuleke binı’metike aleyye, ve ebûu bizenbî fağfir lî zünûbî, feinnehu lâ yağfirüzzünûbe illâ ente birahmetike yâ erhamerrâhımîn"

  Allâhım! Rabbim sensin, senden başka ilah yoktur. Yanlız sen varsın, beni sen yarattın, şüphesiz senin kulunum ve gücüm yettiği kadar sana verdiğim söz  üzere sebat ediyorum. (Allâhım) işlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım, bana ihsan buyurduğun ni’metini zât-ı ulûhiyyetine îtiraf ederim. Günâhımı da îtiraf ederim. Binâenaleyh günahlarımı bağışla. Çünkü günâhları bağışlamak sana aittir.

Şeddad bin Evs -radıyallahu anh-dan rivayete göre Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

"Yâ Allah! Sen benim Rabbimsin. Senden başka ilâh yoktur. Beni sen yarattın ve ben senin kulunum. Ve ben îman ve ubûdiyyetimde gücüm yettiği kadar senin ahd ü misâkın üzereyim. Yâ Rabbi! Yapdıklarımın şerrinden sana sığınırım: Ve senin bana in'âm ve ihsan etdiğin ni'metleri ikrar ve i'tirâf ederim. Kendi kusur ve günâhlarımı da ikrar ve i'tirâf ederim. Yâ Rabb! Sen beni afv ü mağfiret eyle. Zîra senden başkası günâhları afv ü mağfiret edemez."
(Buhârî Deavât, 1; Tirmizî, Deavât, 15; Neseî, İstiâze, 57; İbn Hanbel, Müsned, 4/122)

Bir kimse bu Seyyidü'l-istiğfâr'ı ihlâs ve yakîn i'tikadıyle gündüz okur da o günde akşam olmadan evvel vefat ederse o kimse ehl-i cennettendir. Ve eğer bu duâyı yakîn i'tikâdiyle gece okur da sabah olmazdan evvel vefat ederse yine ehl-i cennettendir." Yani cennete ilk girecekler ile cehennemi görmeksizin ol kimse cennete dâhil olur, demektir.

Bu duânın hulâsa-i meali: Ya Rabb, ben cürm ü kusurlarımı i'tirâf eylerim, tevbe ve istiğfar ederim, ni'metlerinin şükründen âcizim, beni afv ü mağfiret eyle, demektir.

Muhafaza Duası

 

“Allâhumme ente rabbî lâ ilâhe illâ ente aleyke tevekkeltu ve ente rabbul arşil azîm.lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm. Mâşâallâhu kâne ve mâ lem yeşe’lem yekun ealemu ennellâhe alâ kulli şeyin kadîr.

Ve ennellâhe kad ehâde bikulli şeyin ilmen ve ehsa külle şeyin adedâ. Allâhumme innî eûzü bike min şerri nefsi ve min şerri kulli dâbbetin âhizun binâsıyetiha inne rabbî alâ sıratın mustekîm”

 

"Ey Allah'ım! Sen benim rabbimsin. Senden başka ilâh yoktur. Ancak sen varsın. Sana dayandım. Sana güvendim. Sen azametli arşın rabbisin. Güç, kuvvet, azamet sahibi, yüceler yücesi olan Allah'ındır. O ne isterse olur. Onun istemediği olmaz. Bilirim ki; Allah'ın her şeye gücü yeter.

Şüphesiz ki; O ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. O her şeyi tek tek sayıp kayda geçendir.

Ey Allah'ım! Nefsimin ve bütün canlıların şerrinden sana sığınırım. Sen onları nâsiyelerinden(alınlarından) tutansın. Şüphesiz Rabbim sırat-ı müstakim üzeredir."

 

Hizb-i Emir Buhâri

“Allâhumme salli alâ seyyîdinâ muhammedin ve âlihi ve sahbihî ve sellim.Yâ iddetî inde şiddetî, ve yâ ğavsî inde kürbetî, ve yâ hârisî inde kulli musîbetî,ve yâ hâfizî inde kulli beliyyetî,ve salli alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve sellim.”

 

"Allah'im! Efendimiz Muhammed’e (s.a.v.) âline ve ashabına salât ve selâm eyle, Ey sıkıntı anlarımda destekçim,  Ey kederli anlarımda yardımcım,Ey her musibette bekçim, Ey her belâ ânında koruyucum, Allah'ım! Efendimiz Muhammed'e (s.a.v) âline ve ashabına salât ve selâm eyle. "

 

Salâtı Münciye

“Allâhumme salli alâ seyyidinâ muhammedin salâten tuncînâ bihâ min cemîl ehvâli vel âfati ve takdî lenâ bihâ cemîal hâcâti ve tudahhirunâ bihâ aksal ğâyâti min cemîil hayrâti filhayâti ve badel memâti min cemîis seyyiâti ve terfeunâ bihâ ealedderacâti ve tubelliğunâ bihâ

"Allah'ım! Efendimiz Muhammed'e salât eyle. Öyle bir salât ki; hayatta iken bütün korku, musibet ve afatlardan bizi kurtaran, bütün ihtiyaçlarımızı gideren, bütün günahlarımızı temizleyen, bizi derecelerin en üstününe yükselten, bizi bütün hayırlı işlerin en zirvesine çıkartan, hayatta ve ölümden sonra bütün hayırlara nail kılacak bir salât ile salât eyle."

Şifâ âyetleri

Ve yeşfi sudûre kavmin mü’minine (9/14)

Ve şifaûn limâ fissudûri (10/57)

Yahrucu min butûnihâ şerâbun muhtelifun elvânuhû fîhi şifaun linnâsi (16/69)

Ve nunezzilu minel kur’ân-i mâ huve şifâun ve rahmetun lilmu’minîne (17/82)

Ve izâ meriztu fehuve yeşfîn (80/26)

Kul huve lillezîne âmenû huden ve şifûun (41/44) 

Şifâ Duası

Bismillâhi erkîkellâhu yeşfîke ezhebil be’se rabben nâsi ve eşfi enteş şâfi lâ şifâe

illâ şifûuke şifâen lâ yuğâdiru sekamen âminîne birahmetike yâ erhamer râhimîne min kulli şeyin

 

Büyük dua, büyük dualar, büyük dualar ara, tevbe, tevbe istiğfar, şifa duası, şifa ayetleri, şifa ayetleri bul Read more

Peygamber Efendimiz Duaları PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 16:52
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Peygamberimizin Dualarından Örnekler

 “Allâhummecal fî kalbî nuren ve fî basarî nuren ve fî  semî nuran ve an yemîni nuren ve fevkî nuren ve tahtî nuran ve emâmî nuren ve halfî nuren vecal lî nuran ve fî rivayetin asabî ve lahmî ve demî ve şarî ve beşerî kâne yakûluhü fi duâihi” 

Abdullah bin Abbas -radıyallahu anhümadan rivayete göre Peygamber Efendimiz'in dualarından biri şu duâ idi:

"Yâ Rabb! Kalbimi nurlandır, gözümü nurlandır, kulağımı nurlandır, sağımı nurlandır, solumu nurlandır, üstümü nurlandır, altımı nurlandır, önümü nurlandır, arkamı nurlandır ve beni nûr eyle (bir başka rivâyetde) benim damarlarımı nurlandır, etimi nurlandır, kanımı nurlandır saçımı nurlandır, yüzümü nurlandır." (Bu hân, Deavât, 9; Müslim, Müsâfirîn, 181)

Mugîre bin Şu'be'den rivayet olunduğuna göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-in duala­rından biri de şu idi:

 

“Lâ ilâhe illellâhu vahdehü lâ şerîke lehü lehül mülkü ve lehül hamdü ve huve alâ kulli şeyin kadîrun Allâhumme lâ mânia limâ eatayte ve lâ mutıye limâ menate ve lâ yenfeu zel ceddi minkel ceddu”

 

"Allah'dan başka bir ilâh yok, ancak Allah var. O'nun şeriki yoktur. Mülk O'nundur, hamd de O'nundur. O her şeye kaadirdir. Allah'ım, Senin verdiğine engel olacak da yoktur, vermediğini verecek de yoktur. Ve servet sahibi olanlara servetleri sana karşı bir menfaat veremez. Yani servetine güvenerek sana âsî olanları o servetleri kurtaramaz. " (Buhârî, Ezan, 155, Deavât, 18; Müslim, Salât, 193; Tirmizî, Salât, 108; Mu vatta', Kader, 8; İbn Hanbel, Müsned, 3/87.)

Abdullah bin Abbas -radıyallahu anhüma-dan rivayete göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve selleme bazı kimseler gelip:

- İnsanlar; yâni Ebû Süfyân ve arkadaşları sizinle muharebe etmek için adam ve silâh toplamışlar, hazırlık yapmışlar. Onlara mukabele edecek derecede kudretiniz yoktur. Onlardan sakınınız diye korkutmak istediklerinde, bu söz mü'minlerin yakîn îmânlarını ve cesaretlerini artırıp, Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de:

 

 "Hasbunallâhu ve nımel vekîl"

 

"Allah bize kâfidir, o ne güzel vekîldir!" buyurdu. Mü'minler de böyle söylediler." (Buhâri)

 

Enes bin Mâlik -radıyallahu anh-dan rivayete gö­re: Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in çok kere duası:

 

"Allâhumme raabenâ âtına fid dünyâ haseneten ve fil ahirati haseneten ve kınâ azâben nâr"

 

"Ey Rabbimiz, bize dünyâda da iyilik, güzellik ver, âhirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru," mealindeki duâ idi. (Bakara Sûresi, 201.)

Ebû Musa el-Eş'ârîden rivayete göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle duâ ederlerdi:

 

 "Allâhummeğfir lî hatîetî ve cehlî ve isrâfî fî emrî ve mâ ente ealemu bihi minî.

Allâhummeğfir lî hezlî ve ciddî ve hataî ve abdî ve kullu zalike ındi"

"Yâ Rabb, benim hatâlarımı, bilmeden yapdıklarımı, işimde aşırı gitmemi, ve Senin benden çok iyi bildiğin hallerimi mağfiret eyle. Allah'ım, benim latifeleşmelerimi, ciddiyet hallerimi, hatâen ve kasden yaptıklarımı ve bende olan her şeyimi mağfiret eyle!" (Buhâri, Deavât, 60; Müslim, 70.)

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-dan rivayete göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır;

"Her kim günde yüz kere:

 

“Lâ ilâhe illellâhu vahdehü lâ şerîke lehü lehül mülkü ve lehül hamdü ve huve alâ kulli şeyin kadîrun” 

derse o kimse için on köle azâd etmiş sevabı verilir, yüz hasene yazılır, yüz günâhı silinir, o gün akşam oluncaya kadar bu ona şeytana karşı siper olur. Hiç bir kimse ecir bakımından onu geçemez, ancak bunu ondan fazla söyleyen kimse müstesna."(Buhâri, Ezan, 155; Tecrîd-I Sarîh Tere. 2/910-915.)

"Allâhumme biılmikel ğaybi ve kudratike alal halkı ahyini mâ alimtel hayâte hayran lî ve teveffeni iza alimtel vefâte hayran li Allâhumme ve eselüke haşyeteke fil ğaybi veş şehâdeti ve eselüke kelimetel ıhlâsı fir ridâi vel ğadabi ve eselükel akde fil fakri vel ğina Ve eselüke neîmen lâ yenfedu ve eselüke kurrate aynin lâ tenkatıu ve eselüker ridâ bilkadâi ve eselüke berdel ayşi badel mevti ve eselüke lezzeten nazari ilâ vechike veş şekva ilâ likâike ğayra darrâi mudirratin ve lâ fitnetin mudilletin Allâhumme zeyyinnâ bizinetil îmâni vecalnâ hüdâten muhtedîne" 

"Ey, Rabbim! Gayb ilminle ve halk üzerine kudretinle, hayatı benim için hayırlı gördükçe beni yaşat, ölümü benim için hayırlı gördüğün zaman da beni vefat ettir. Ey Rabbim! Gizlide ve açık da senden haşyetini istiyorum. Rızâ hâlinde de, gadab hâlinde de ihlâs sözünden ayırmamanı istiyorum, fakirlikte de zenginlikte de i'tidâlden ayırmamanı istiyorum. Senden tükenmez bir ni'met, kesilmez bir göz ferahlığı (yüzde açıkça görülen neş'e ve huzur) istiyorum. Senden beni kazana razı kılmanı, ölümden sonra yaşamanın serinliğini istiyorum. Senden yüzüne bakmanın lezzetini; sana kavuşmanın şevkini istiyorum. Bütün bunları zarar vericinin zararından, sapdırıcı bir fitneden uzak olarak vermeni istiyorum. Ey Rabbim! Bizi îmân zîynetiyle süsle, bizi doğru yolda olan hidâyet rehberleri kıl." (el-Camiu's-Sağir.)

"Ey Ebû Bekr'in kızı! Sana diğer duaları da içinde toplayan duaları söyleyeyim mi? Şöyle duâ et:

 

“Allâhumme inni eselüke minel hayri kullihi âcilihi ve êcilihi mâ alimtu minhu ve mâ lem ealem Allâhumme inni eselükel cennete ve mâ karrabe ileyhâ min kavlin ve amelin Allâhumme inni eselüke mimmâ seeleke rasûlüke ve eûzubike mimmesteâze bike minhu rasûleke Allâhumme mâ kadayte li fecal âkıbetehû ruşdâ”

 "Ey Rabbim! Senden bildiğim ve bilmediğim hayrın hem çabuk, hem geç olanını istiyorum. Ey Rabbim Resulünün senden istediğini istiyorum, Resulünün sana sığındığı şeyden ben de sana sığınıyorum. Allah'ım benim için kaza ettiğin şeyin akıbetini doğru yola ulaştır." (İbn Mâce, Duâ, 4.)

 "Sana bir kısım sözler öğreteyim mi ki, Allah Teâlâ kimin hayrını murâd ederse onları ona öğretir, sonra ebediyyen unutturmaz. De ki:

 

“Allâhumme inni daîfun fekavvi fi ridâke deafi ve huz ileyyel hayra binâsıyeti vecalil islâme müntehâ rizâye Allâhumme innî daîfun fekavvini ve inni zelîlun feeızzeni ve innî fekîrun ferzukni” 

 

"Ey Rabbim! Ben zayıfım, rızân yolunda benim zaafımı kuvvetlendir. Beni nâsiyemden tutup hayra sevk et. İslâm'ı rızâmın en son noktası kıl. Ey Rabbim, ben zayıfım, beni kuvvetlendir. Ben zelilim beni aziz kıl. Ben sana muhtacım, beni rızıklandır." (Râmüzü'l-ehâdis.)

 

“Allâhumme inni eûzu bike minel aczi vel keseli vel cubni vel harami vel kasveti vel ğafleti vez zilleti vel kılleti vel meskeneti ve eûzu bike minel fakri vel kufri vel fusûki veş şikâkı ven nifâkı ves sumati ver riyâi ve eûzu bike mines sumemi vel bükmi vel cunûni velcuzzâmi vel berası ve seyyiil eskâmi” 

"Ey Rabbim! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan cimrilikten, eli kolu dökülür derecede takatsızlıktan, kasvetten, gafletten, zilletten, azlıktan, meskenetten sana sığınırım. Fakirlikten, küfürden, fısktan, şekavetten, nifaktan, yaptığını insanların duyması ve medh etmeleri için yapmaktan, riyadan, sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzzamdan, abraşlıktan ve kötü hastalıklardan sana sığınırım."(Benzeri hadisler Buhârî, Deavât, 39, vd.)

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- duasında: "Ey Rabbim! Beni, iyilik ettiği zaman sevinen, kötülük ettiği zaman istiğfar edenlerden kıl. (Camiu's-Sağîr.)

Ekseri duaları:

 

“Yâ mukallibel kulûbi sebbit kalbî alâ dînike”

 

"Ey kalbleri çekip çeviren Rabbim! Kalbimi dînin üzere sabit kıl." idi. (Tirmizî, Deavât, 85.)

peygamberimizden dualar, peygamber efendimiz duaları, efendimşzden dualar, efendimizden dua örnekleri, peygamber efendimiz sav den dualar öğrenin

Read more

Hadislerde Dua PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 16:44
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Hadislerde Dua

 Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve selem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

İzâ vakatum fil emril azîmi fekûlû hasbunallâhu ve ni’mel vekîl”

 • "Büyük zorluklara duçar(yakalanmış) olduğunuz zaman "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" zikr-i cemîline devam ediniz." (Ebû Dâvud, Vitr, 25; TirmizT Kıyâme, 8; Ibn Hanbel, Müsned, I/336.)

“İnnellâhe teâlâ yuhibbul mulihhîne fid deâi”

• "Cenab-ı Hak, duada fazla ısrar edenleri sever. "(Kenzû'l-irfân 57 (Camhı's-sağtr'den)

“İza deal abdü bidavetin felam tusteceb kutibe lehû haseneten”

 • "Eğer bir kul, Cenab-ı Hakk'a bir hususda duâ eder de icabet olunmazsa onun yerine bir hasene, yani bir sevâb yazılır. " (a.e. göst. yer.)

“Duâul vâlidi liveledihi keduâin nebiyyi liummetihi”

 • "Bir babanın oğlu için duası, bir peygamberin ümmeti hakkındaki duası gibi makbuldür. " (Keşfü'l-hafâ, 1/495 (Deytomf'den)

“Duâul muhseni ileyhi lillmuhsini lâ yuraddu.”

 • "İyilik görenlerin iyilik gördükleri kimseler hakkında ettikleri hayır duâları reddolunmaz." (Tirmîzi,Birr, 5.)

“Edduâu beynel ezâni vel ikâmeti mustecâbun fedû”

 • "Ezan ile ikâmet arasında yapılan duâ müstecâbdır(kabul edilen dualardır). Bu arada hemen duâ ediniz. " (Tirmizî, Salat, 44, Deavat, 128; Ebû Dİvud, Salat, 35.)

“Len yenfea hazerun min kaderin ve lâkinned duâe yenfeu mimmâ nezele ve mimmâ lem yenzil fealeykum bidduai ıbaâdellâhi mea külli hatmetin da’vetün müstecâbetün”

• "Kaderden sakınmak kaderi def etmez. Lâkin sâlihlerin duası, nüzul etmiş ve edecek olan elem ve musibeti def etmeğe ve kaldırmağa medar (sebep) olur. İş böyle olunca ey Allah'ın kulları, duâ ediniz. " (Tirmizî Deavât, 101; İbn Hanbel, Müsned, 5/224.)

“Mea kulli hatmetin da’vatün müstecâbetun” 

• "Kur'ân-ı Azîmü'şşan her ne vakit hatmolunursa akabinde yapılan bir duâ müstecâbdır(makbüldür).(Kenzü't-irfan, 59 (Camiu's-sağîr'den) Dârimî, Fezailü'l-Kur'ân, 33.)

“Seeltülllâhe en lâ yakbele duâe habîbin alâ habîbihi” 

• "Bir kimsenin sevdiği bir kimse aleyhinde olan duasının kabul olunmamasını Cenâb-ı Hakk'tan istirham eyledim. "(a.e. göst. yer. Keşfü'l-hafâ, 1/404 (Dârekutnî'den)

“Men sallâ ferîdaten felehû da’vatün müstecâbetün” 

• "Bir farz namazını huşu' ile edâ eden kimsenin o namazın akabinde vaki' olacak(meydanan gelecek) bir duası müstecâb(kabul) olur." (Buhârî, Cihâd, 180; Müslim, îman, 39; Ebû Dâvud, Zekât, 5; Tirmizî. Zekât, 6; İbn Mâce, Zekât, 6;Dârimî, Zekât 1; Mu-vatta, Da'vetü'l-mazlûm, 1; İbn Hanbel, Müsned, 1/333.)

“İtteku deavatel mazlûmi feinnehâ tesadü iles semâi keennehâ şerâratün” 

• "Mazlumun bedduasından sakınınız. Zîra bir kıvılcım süratiyle semâya icabete yükselir."Fâcir(günahkar)  de olsa mazlumun duası makbuldür.(Keşfü'lhafâ, 1/405 İbn Hanbel, Müsned'den)

“Men lâ yedûnî eğdabu alayhi” 

• "Cenâb-ı Allah buyurmuşdur ki: "Kim bana duâ etmezse ona gadab ederim." (İbn Mâce, Duâ, 1; İbn Hanbel, 3/477)

Zîrâ bu hal ya gafletten, yahut kibirden ileri gelir.

“Duâul mazlûmi müstecâbetün ve in kâne fâcira” 

• "Fâcir de olsa mazlumun duası makbuldür."

“Men setere ehâhul muslime fid dünyâ felem yefdahhu seterehullâhu yevmel kıyâmeti” 

• "Müslüman kardeşinin ayıp ve çıplak yerlerini setrederek onu dünyâda rüsvay etmeyen kimsenin ayıplarını Cenâb-ı Hakk kıyamet gününde setreder."(örter) (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58; Ebû Dâvud, Edeb, 28;Tirmizî, Birr; 19; İbn Mace, Mukaddime, 17; Ibn Hanbel, Müsned, 3/91, 252. )

“İzâ raeytumul harîka fekebbirû feinnet tekbira yutfiuhu”

• "Bir yerde yangın olduğunu gördüğünüz zaman 'Allahü Ekber' diyerek tekrar tekrar tekbîr alınız. Zîra tekbir yangını söndürür."' (Keşfü'l-hafâ, 1/89.)

“Tearref ilellâhi fir rahâi ya’rifke fiş şiddeti” 

• "Dünyânın geniş vakitlerinde, yani sağlık,huzur ve afiyette olduğun zaman Cenâb-ı Hakka ibâdet ve tâat ile kendini takdim et ki,sıkıntılı bir zamanda seni lütf ile yâd edip gözetsin. " (İbn Hanbel, Müsned, 1/307; Tirmizî, Deavât, 9.)

“Birrul vâlideyni yezîdu fil umri vel kizbu yenkusur rizka ved duâu yeruddul kadâe” 

• "Ana ve babaya iyilik ömrü artırır. Yalan söylemek rızkı noksanlaştırır, duâ kazaya siper olur." (Buhârî, Mevâkîtü-salât, 5; Müslim, îmân, 137; Ebû Dâvud, Edeb, 130; TirmlzT, Salât, 13; Neseî, Mevâkît, 51; İbn Mâce, Edeb, I.)

“Men kadae racâe menil tecee kadaallâhu racâehu” 

• "Kendisine iltica ile bir ricada bulunan kimsenin ricasını kesip atanın duâ ve ricasını da Allah kesip atar."( Keşfü'l-hafâ, 2/272 (Ahmed b. Hanbel, Müsned'den) 

“Men uzille ındehu mu’minun felem yensurhu ve huve yakdiru alâ en yensurahu ezellehullâhu alâ ruusil eşhâdi yevmel kıyâmeti”

Bir mü'mine yapılan zillet ve hakareti görüp de ona engel olabilecek durumda olduğu halde muavenette(yardımda) bulunmayanları Cenab-ı Hak mahşerde zelîl eder" (İbn Hanbel, Müsned, 3/487.)

“Men erâde en tustecâbe deavetehû ve en tukşefe kurbetuhu fel yuferric an mu’sirin” 

"Her kim dualarının kabulünü, gam ve üzüntülerinin def olup kaldırılmasını arzu ederse sıkıntıda bulunanların imdadına yetişsin." (Müslim, Müsakat, 32; İbn Hanbet, Müsned, 3/32.)

“Mâ hâbe menistehâre ve lâ nedîme menis teşâre ve lâ âle menık tesade”

• "İşlerde istihare edenler, yani Allah'dan hayır dileyerek rızâsına muvafık hareket edenler zarar etmezler. İstişare edenler de(danışanlar da) işin sonunda pişman olmazlar. İdâr-i maişetinde (geçiminde) israf etmeyip i'tidal yolunu iltizâm edenler de(orta yolu tutanlar) fakr u zarurete düşmezler." (Keşfü'l-hafâ, 2/185 (Taberanîden)    

“İzâ eradte en tefale emran fetedebberu âkibetehu fein kâne hayran feem dıhi ve in kâne şeran fentehi” 

• "Bir işe başlamak istediğin zaman akıbetini iyice tefekkür(düşünüp) edip hayru sevabı mûcib(hayra vesile olacaksa) ise devam et,şerrü ıkâbı mûcib ise(kötülüğe sebep olacaksa) ictinâb et!(sakın)" (Kenzü'l-irfan.)

“El hikmetu aşeratü eczâin tisatün minhâ fil uzleti ve vâhidun fis sumti” 

• "Hikmet on parçadır. Dokuzu uzlette,(yalnızlıkta) diğer biri de sükûttadır(sessiz kalmak). Yâni mâlâyâniden, kendisini ilgilendirmeyen ve lüzumsuz bulunan şeylerden hıfzeylemektedir.(korumaktır)" (Keşfü'l-hafâ, 1/363 (İbn Adlyy'den)

“Eballâhu en yakbele amele sâhibi bidatin hattâ yedea bidatehu” 

•"Akaid-i faside(yanlış-bozuk inanışlar) ve bid'at sahiplerinin amellerini, ibâdetlerini Cenâb-ı Allah kabul etmek istemez. " (İbn Mâce, Mukaddime, 7.) Eğer tevbe edip ehl-i sünnet ve'l-cemâat i'tikadına rûcû' ederlerse kabul eder.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh der ki: Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

"Her bir peygambere etmesi için bir duâ veril­miştir. Ben ise ümmetime şefaat olmak üzere duamı ahirete bırakmak istiyorum." (Mütltm, îman, 334,335 vd. Buhirf, Deavat, I; Tirmîzi,Deavât, 130; Ibn Mâc», ZOhd, 37; Dirimt, Rlkak, 85; Muvat-ta', Kur'ân, 26.)

Enes bin Mâlik'den gelen rivayette ise Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

"Her bir nebî Allah'dan bir dilekte bulundu. Yahud, her bir peygamberin Allah'a edeceği Bir duası vardı. Her biri duasını yaptı ve kabul olundu. Ben İse duamı kıyamet gününde ümmetim İçin şefaat kıldım."buyurmuşlardır.

Enbiyây-ı izamın her duasının müstecâb olması kuvvetle umulur ise de, kat'î olmayıp yalnız bir dualarının kesin olarak kabul edileceği kendilerine bildirilmişdir. O duâ, her bir nebîye Allah tarafından husûsî olarak verilen duadır.

Ezcümle(Özetle) Hazret-i Âdem –aleyhisselâm-bu müstecâb duasını tövbesinin kabul olması için; Hazret i Nûh -aleyhisselâm- kavmininin helaki ve berâberindeki mü'minlerin kurtulması için, Hazret-i İbrahim -aleyhisselâm- Mekke-i Mükerreme ve Beytullah için, Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm- Fir'avn'ın helaki için, Hazret-i îsâ -aleyhisselâm- gökten bir mâide, sofra indirilmesi için etmişler ve müstecâb olmuşdur.

Hazret-i Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz ise, bu kesinlikle kabul olunacağı Allah tarafından te'min olunan duasını, ümmetine şefaat için âhirete bırakmıştır. Ne mutlu O'nun sünnetine sımsıkı sarılan mü'minlere.

Hadisler de dua, hadis ve dua, hadis dua, hadisler de dualar

Read more

Kur'an da Dua PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 16:41
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Kur'ân'da Duâ 

Hak Teâlâ Hazretleri buyuruyor:

"Ey Resûl-i Ekremim! Benim kullarım "Rabbimiz uzakta mıdır, yakında mıdır?" diyerek sana beni sordukları zaman sen onlara cevap ver ki: Ben onlara pek yakınımdır. Bana duâ eden kulumun duasını kabul ederim. Duâ ettiğinde benden dualarının kabulünü istesinler ve bana îman etsinler. Umulur ki onlar îmanları ve duaları sebebiyle doğru yola vâsıl olurlar ve  irşâd  olunurlar."  (Bakara Sûresi, 186.)

Fahr-i Râzî, Kâzı Beyzâvî ve Hâzin'in beyânlarına göre ashâb-ı kiramdan bazı kimselerin: "Ya Resûlallah! Rabbimiz bize yakîn ise hafif sesle yahud gizlice duâ edelim. Eğer uzak ise yüksek sesle duâ edelim" demeleri üzerine bu âyet-i celîlenin nazil olduğu mervîdir(rivayet).

Başka bir rivayette ise yahûdilerin: "Yâ Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-! Sen yer ile gök arasını pek uzak haber veriyorsun. Rabbimiz duamızı nasıl işitir?" demeleri üzerine nazil olduğu rivayet edilir. Bu sebeb-i nüzullere(iniş sebeplerine) göre âyetin ma'nası şöyle olur:

"Ey Resulüm! Benim kullarım sana benim evsâfımdan(özelliklerimden) suâl edip Rabbimizin lütfu bize yakın mı? Duamızı gizlice kendi içimizde mi yapalım? Yoksa uzakta mı? Duamızı yüksek sadâ(ses) ile yapalım? dediklerinde: "Sen onlara Benim tarafımdan cevâb ver. Ben onların gizli dualarını işitirim. Zîra Benim ilmim onlara pek yakındır. Binâenaleyh onların işlerini bilip sözlerini işiterek hallerine muttali' olduğumdan(bildiğimden) duâ eden kimsenin duası ihlâs üzere olursa icabet ederim. Şu hâlde onlar benden icabet talep etsinler. Ben de onlara icabet ederim. Senin vâsıtan ile onları îmana davet ettiğimde derhal îman etsinler. Zîra ben onların dualarına icabet edince onların da benim da'vetime icabet ve emrime itaat etmeleri vâcibdir ve onlar davetime icabetle doğru yolu muhakkak bulurlar."

Kur'an da dua, kuranı kerimde dua, kur'an ve dua, kuran dua, kuran duası

Read more

Duanın Kabulünün Şartları PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 16:36
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Duanın Kabulünün Şartları

1-  Kazaya muvafık olmak, yani sünnetullaha uygun bulunmak,

2- O kimse hakkında duanın kabulü hayırlı olmak,

3-  İstenilen şey muhal(imkansız) olmamak.

Duanın kabulü için âdabına ve şartlarına riâyet etmek lâzımdır. Bu şartların cümlesinin mevcud olduğu bir durumda, kabul olunma ciheti gâlib ise de, kabul olunması yine meşiyyet-i ilâhiyyeye(Allah'ın İradesine) bağlıdır. Binâenaleyh Allah, dilerse kabul eder, dilemezse etmez. Fakat kul, âdabına riâyet ederek duayı bırakmamalıdır.

Duanın kabulünün âni olmasına kullar umûmiyyetle tahammül edemiyecekleri için istenilen şeyin bir müddet sonra verilmesi me'mûl(umulduğu) olduğu gibi, duası miktarı o kimsenin üzerinden bir şerrin define sebeb olmak veyahud bilmediği bir cihetten duasının eseri hâsıl olmak ihtimâline binâen duaya kabul olunmadı nazariyle bakılmamalı ve "duam kabul olunmuyor" denilmemelidir.

Allah Teâlâ Hazretleri icabet hususunu, istimrara; ya'ni geniş zamana delâlet eden muzâri' sigasıyle beyan buyurmuşdur ki, bir zamanla mukayyed(sınırlı) değildir, demektir. Kulun hakkında hayırlı olan bir zamanda kabul eder.

Yine âyet-i celîle'de:

Ve kâle rabbukumudûnî estecib lekum innellezîne yestekbirûne an ıbâdetî seyedhulûne cehenneme dâhirîne”

"Rabbiniz size: "Bana duâ edin ki duanızı kabul edeyim" dedi. O kimseler ki bana kulluk etmeğe büyüklendiler; pek yakında zelil ve hakîr olarak cehenneme girerler. " (Gâfir (Mü'min) Sûresi, 60.) 

Duâ, Cenâb-ı Hak'tan, insanların muhtaç oldukları şeyleri tazarru' ve niyaz ederek kemâl-i tevazu' ile istirham edip istemeleridir. Kulların Allah'a olan ihtiyaçlarını arz eylemeleridir.

Duanın kabulünün en mühim şartlarından biride duâ esnasında Allah Zü'l-celâl Hazretlerinden gayri hiç bir şeye güvenmeyerek teveccüh-i tâm(Tamamen Allah'a yönelmek) ile ve kat'î sûretde Hak Teâla Hazretlerine yönelmektir.

 

Duada iki haslet aranır

Birincisi: İzzet-i rubûbiyyeti(Cenab-ı Hakkın yüceliğini,kımetini) bilmek,

İkincisi: Ubûdiyyetten(kulluktan) olan zilleti idrâk(acziyetinin farkına varmak) edip Rabbinin himayesine iltica ve ihsanından müstefîd olmasını arzu eylemektir.

Emmen yucîbul muztarra izâ deâhu ve yekşifus sûe ve yecaluküm hulefâel erdi eilâhun meallâhi kalîlen mâ tezekkerûn.” 

"Ey müşrikler! Sizin âciz ma'bûdlarınız mı hayırlıdır, yoksa muztar(çaresiz) olan kimse duâ ettiğinde onun duasına icabet eden ve istediğini veren ve o muztar kalan kimseye isabet eden kötülüğü kaldıran ve sizi yeryüzünün halîfeleri kılan Allah Teâlâ mı hayırlıdır? Allah'la beraber bunları îcâd ve kullarının ihtiyâcını def eden bir ma'bûd var da ona mı ibâdet edersiniz? Düşünceniz ne kadar az ve kısadır. Zîra Kadir'i bırakıp âcize ibâdet edersiniz." (Neml Sûresi, 62.)

Yâni, Ey müşrikler! Sizin Allah'a ortak koştuğunuz putlar mı hayırlıdır, yoksa musibetlerden bir musîbete veya fakirlik ve hastalık gibi derd ve elemlerden muztar kalıb halâsına(kurtulmasına) çâre arayan bir kimse duâ etdiği zaman duasını kabul edib musîbeti âfiyyete ve fakrini gınaya(fakirliğini zenginliğe) ve hastalığını sıhhate tebdîl etmekle sâhil-i selâmete çıkaran Kaadir ve Kayyum mu hayırlıdır?

Elbette kullarının ihtiyâcını def eden ve duasını kabul edip istediğini veren Allah Teâlâ hazretleri bunlardan hiç birine kaadir olamayanlardan hayırlıdır. Binaenaleyh ma'bûd bi'lhakk O'dur(Mutlak yaratıcı O'dur). O'ndan gayri ibâdete lâyık yoktur. Ve Allah Teâlâ Hazretleri size yeryüzünde tasarrufa kudret verendir. Dolayısıyle Zât-i Ecellü A'lâya ibâdetiniz lâzımdır.

Allah'la beraber başka bir ma'bûd var mı ki gayre ibâdet edersiniz ve siz her ân arkası arkasına gelen ni'metlerin kimden geldiğini düşünmeniz gayet az olduğundan Azîz ve Kavî Allah'ı bırakıp âciz ve zelîle ibâdet edersiniz.

Duada ihlâs (samimiyet) ve helâl lokmanın ehemmiyeti:

Nebiyy-i Ekrem Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuşlardır ki:

"Bir kimse zahir(dışını) ve bâtınını(içini)tanzîf ve tathîr(temizlemek) ile kırk gün hâlisan Cenâb-ı Allah için amel ve ibâdet ederse kalbi menba'-i hikmet(Hikmet kaynağı) olup lisânından zülâl-i ma'rifet(saf ve güzel olan marifet bilgileri) cereyan etmeğe başlar." (Keşfü'l-hafâ, 2/224 (Ebû Nuaym'den)

 Kul ihlâs ile  Allah'dan başka ilâh yok, ancak Allah vardır!" dedikçe hiç bir hicâb(perde) onu geri çevirmeksizin bu zikri, Allah'a yükselir. Allah'a vâsıl olunca Allah bu kelimeyi söyleyene nazar eder. Allah'ın nazar ettiği her bir muvahhid kulunu rahmeti içine alması O'nun hakkıdır." (Buhârî, Deavât,)

"Helâllığında ve haramlığında şübhe bulunan nesneyi terk eyle ve helâl olduğu muhakkak bulunan şeyleri kabul et." (Buhârî, Büyü', 3; Tirmizî, Kıyame, 60;)

Bu hadîs-i şerîf, insan bâtınını haramdan korumak için kemal-i ihtiyat(tam bir korunma ve tedbir) üzere bulunmasının lüzumu hakkında îrâd edilmiş ise de diğer işlerine, sözlerine ve sâir(diğer) muamelâtına da tatbîk için bir kaide-i külliyye(genel bir kural) tarzında bulunmuştur.

•  "Niyet eylediğin bir iş için kalbinde havf(endişe ve korku) ve tereddüd olursa o işi yapma." (İbn Hanbel, Müsned, 5/252, 256.)

•  "Haramlardan  sakın,  insanların en âbidi olursun. "(Tirmizî, Zühd, 2; İbn Hanbel, Müsned, 2/310.) 

•  "Haram lokmadan neşvü nema bulan(beslenen) bir vücûda lâyık olan cehennem ateşidir." (Ramûzü'l-ehâdîs) 

•  "Cibril bana ne zaman geldiyse şu iki duayı emretti:

"Ey Rabbim! Bana temiz rızık ver ve sâlih amel nasîbet." (Müminûn Sûresi,51 nci âyeti bir duadır.) 

•  "Allah Teâlâ buyuruyor: Kulum, beni yalnız iken zikrederse ben de onu yalnız zikrederim. Beni bir topluluk içinde zikrederse onu ondan daha hayırlı ve daha büyük bir topluluk içinde zikrederim. "(Müslim, Zikr, 3,18,19, 21;Buharî,Tevhîd, 15, 43; Tirmizî, Deavât, 131;jbn Mâce.Edeb, 53, 58;lbn Hanbei.Müsned, 3/351) 

•  "Allah sizden üç şeyi istemiyor: Kur'ân okurken yahud okunurken ileri geri konuşmayı, duâ ederken sesinizi yükseltmeyi, takat getiremiyeceğiniz kadar kendinizi namaza zorlamanızı." (el-Camiûs-Sağîr.) 

"Gizlide yapılan bir duâ, açıkta yapılan yetmiş duaya bedeldir."

•  "Sıkıntılı zamanlarında Allah'ın kendisine icabet etmesini isteyen kimse rahatlık zamanında duayı çok yapsın. "(Tirmizî, Deavât, 9.) 

•  "İnsanların en âcizi duadan da âciz olan, insanların en cimrisi selâmı da kıskanan kimsedir." (Keşfü'l-hafâ, 1/142 (Taberânî ve Beyhakîden) 

•  "Ey Rabbim! Şükrünü edaya, Seni zikretmeye ve Sana güzel ibâdet etmeğe bana yardım et!" diyen bir kimse mükellef bir duâ yapmış olur." (el-Camiû's-Sağir.) 

•  "İyiliğin her çeşidi ibâdetin yarısıdır. Diğer yarısı ise duadır." ( a.e.) 

•  "Duâ mü'minin silâhı, dînin direği, göklerin ve yerin nurudur." ( a.e.) 

•  "Zayıflarınızın duaları ve ihlâslarından başka bir şey hürmetine mi nusrete nail oluyorsunuz"

( Keşfü'l-hafâ, 1/403 (Ebû Ya'lâ'dan) 

Çünkü Allah'ın huzurunda zayıflığını, aczini ve fakrını idrâk ederek ve dünyevî arzulardan kalben alâkasını keserek duâ edenlerin ihlâsları kuvvetlidir. Bu da rızık ve nusret sebeblerinin en büyüklerindendir.

Beş gece vardır ki duâ reddolunmaz: Receb'in ilk gecesi,Şa'ban'ın onbeşinci gecesi,Cum'a gecesi, Ramazan bayramı gecesi, Kurban bayramı gecesi.

•  "Rikkat hâliniz(ince ruhlu hassas haliniz,vecd haliniz) geldiği zaman duayı ganimet biliniz. Çünkü bu hal rahmettir. " (Buhârî, Cihâd, 76.) 

•  "Mü'min bir kul Allah'a duâ eder. Bu esnada Allah Teâlâ Cibrîl'e: "Bunun duasına hemen icabet etme, çünkü sesini işitmek istiyorum." Bir fâcir de duâ edince Allah Teâlâ Cibril'e emreder: "Hemen ver şunun istediğini! Çünkü sesini işitmek istemiyorum." buyurur.

•  "Kâfir bir kul Allaha duâ eder, hacetini ister, derhal yerine getirilir. Mü'min Allah'a duâ eder, icabeti geciktirilir. Melekler buna üzülürler. Bunun üzerine Allah Teâlâ buyurur ki: "Kâfirin duasına hemen icabet edişimin sebebi bana bir daha duâ etmemesi ve beni hatırlamaması içindir. Çünkü onu sevmediğim gibi sesini de sevmiyorum. Mü'minin duasına da hemen icabet etmiyorum, beni unutmayıp devamlı zikir etmesi için. Çünkü onu da seviyorum, tazarru'unu da seviyorum."

 

Müstecâb duâlar

"Dört yerde semânın kapıları açılır ve duaya icabet olunur:

1- Allah yolunda saf bağlandığı zaman,

2- Yağmur yağarken,

3-  Namaz kılınırken,

4-  Kâ'be görüldüğü zaman,"

"İki vakit vardır ki, semânın kapılan açılır. Bu vakitlerde duanın reddolunduğu çok azdır. Biri namaza kalkıldığı zaman, diğeri Allah yolunda saff-ı cihâdda(cihadda saf) bağlandığı zaman." (Ebû Davud, Deavât, 1553.)

"Dört duâ vardır ki: reddolunmaz:

1-  Dönünceye kadar hacının duası,

2-  Evine gelinceye kadar gazinin duası,

3-  İyileşinceye kadar hastanın duası,

4-  Bir  de kardeşin kardeşine gıyabında ettiği duâ. (Tirmizî, Deavât, 129.)

Bunlardan en çabuk kabul olunan duâ kardeşin kardeşine gıyabında ettiği duadır."

"Üç kişi vardır ki Allah onların dualarını reddetmez:

1- İftar edinceye kadar oruçlunun duası,

2-  Mazlumun duası,

3- Adaletli devlet reisinin duası." (Tirmizî, Deavat, 48; İbn Mâce Duâ, II)

 

"Üç dua vardır ki kabul olunacağında hiç şübhe yoktur:

1-  Babanın, evlâdına duası,

2-  Misafirin duası,

3-  Mazlumun duası," (Müslim, Deavât.)

 

"İki duâ vardır ki, Allah ile bu iki duâ arasında hicâb yoktur:

Biri mazlumun duası,

Diğeri kardeşin kardeşe gıyabında duası," (Nisa Sûresi, 5.)

 

Duası Kabul olunmayanlar

"Üç kimse vardır ki duâ ederler de icabet olunmaz:

1- Nikâhı altında kötü ahlâklı bir kadın bulunup da onu boşamayan erkek,

2- Bir başkası üzerinde emânet mal bulundurup da şâhidle onu tesbît etmeyen,

3- Malını sefih bir kimseye veren adam. Çünkü Allah Teâlâ "Mallarınızı sefih (beyinsiz) kimselere vermeyiniz buyurmuştur." (Râmûzü'l-ehâdis. en-Nisâ: 5.) 

Müminlere umûmî ve gıyabî duâ:

•  "Duanın efdali, kulun: "Ey Rabbİm, Muhammed ümmetinin cümlesine umûmî bir rahmet ile rahmet eyle!" demesidir.

•  "Duanın efdali dünyâ ve âhirette Rabbinden afv ve afiyet istemendir. Çünkü bu ikisi dünyâda sana verilir, sonra âhirette de verilirse muhakkak felah bulursun. " (Ramûzü'l-ehâdİs, 77.)

•  "Kulun, "Ey Rabbim, Ümmet-i Muhammed'in cümlesine umûmî bir rahmetle merhamet et" diye duâ etmesinden daha sevimli bir duâ yoktur Allah katında." (a.e.)

•  "Beni, bütün mü'minleri ve mü'mineleri mağfiret et ey Rabbim" diyen kimseye her bir mü'minin hasenesinden nasîb verilir." (bk. el-Ezkâr, 356 vd.) 

•  " Kişinin, kardeşine onun gıyabında ettiği duâ müstecâbdır. Kulun başucunda vazîfeli melek bekler ve duasına âmin der. Kul kardeşine her bir hayır duâ ettiğinde: Âmin, sana da aynısı olsun.der." (a.e. göst. yer.)

Duanın kabulü, duanın kabul şartları, dua nasıl kabul olur, dua kabülünün şartları, duanın kabul olması için, duanın kabul olmaması

Read more

Dua Adabı PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 16:30
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Duâ Âdabı

 

Ebû Hüreyre - radıyallahu anh-dan rivayete göre Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz buyurmuşlardır ki:

"Sakın sizden biriniz duâ ederken "Yâ Rabb, dilersen beni mağfiret eyle, dilersen bana merhamet eyle" demesin. İstediğini sağlamca ve kat’iyyetle istesin. Çünkü Allah'ı şu veya bu işe zorlayabilecek hiçbir kudret yoktur." (Buhârî, Deavât, 21.)

 

Yine Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:

"Sizden herhangi biriniz" duâ ettim de kabul olunmadı"diyerek acele etmedikçe duası kabul olunur." (Tirmizî, Deavât, 12.)

 

Duâ eden duasında ısrar etmeli, devam etmelidir. Her halde er veya geç müstecâb olur.

Bir de dünyâda müstecâb olmasa bile kul bunu yine kendi lehine bilip Allah'dan ümîdini kesmemelidir. Duâ büyük bir ibâdet olduğu için âhirette de bir ecir ve sevabı olur.

Duanın âdabı pek çokdur. Bu cümleden olarak:

ü       Evvelâ abdestli bulunmak,

ü       Bir namazdan sonra yapılmak,

ü       Tevbe ve istiğfarını ve kemâl-i ihlâsını(samimi olarak) arzeylemek,

ü       Kıbleye yönelmek,

ü       Duadan evvel Allah'a çokça hamdü sena etmek,

ü       Resûli Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz Hazretleri'ne çokça salât ve selâm eylemek,

ü       Duânın nihayetini âmin ile bitirmek,

ü       Duada yalnız kendisini düşünmeyip bütün sâlihleri ve bütün mü'minleri duaya müşterek kılmak,

ü       Bir hacetini(ihtiyacını) isterken ellerini semâya kaldırıp avuçlarını açarak duâ etmek,

ü       Kıtlık; umumî sıkıntı ve felâketlerin defi için ise ellerinin dışını semâya çevirerek duâ etmek ve Allah'a sığınmak,

ü       Celb-i menfaat(menfeati) için yapılan duaların nihâyetinde ellerinin avuçlarını yüzüne mesh(sürmek) eylemek, def'-i mazarrat (zararı defetmek)için yapılan dualarda mesh edilmez.

ü       Duanın asıl anahtarı ise helâl lokma yemektir.

Ebû Musa el-Eş'arî -radıyallahu anh-dan rivayete göre Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri Hayber gazası'na giderken maiyyetinde bulunan ashab-ı kiram bir vadiye vardıkta yüksek sesle tekbîr ve tehlîl ederek bağıra bağıra zikrullah etmeğe başladılar. Resûlullah -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- Hazretleri:

"—Kendinize rıfku merhamet(acıyınız) ediniz. Zîra siz ne sağıra, ne de gaibe duâ ediyorsunuz. Ancak her şeyi hakkıyle işiten ve size sizden yakın olan Allah'a duâ ediyorsunuz. Ve Allahü Teâlâ Hazretleri, siz nerede olursanız, berâberinizdedir" buyurdu.

Yani; öyle kendinize bu derece bağırmakla zahmet vermenize hacet yoktur. Cenâb-ı Hakk'a nisbetle hafî(gizli) ve cehrî (açık) yapılan zikir müsavidir(eşittir).

Ebû Mûsâ diyor ki: O esnada ben, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretlerinin hayvanının arkasında (Zât-ı risâletpenâhîleriyle birlikte) beraberdim.

Ve lisânımla  

 “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh”

diyordum. Resûlullah -sallailahu aleyhi ve sellem-Hazretleri bana hitaben:

—   Ey Abdullah bin  Kays'  buyurdu.  Ben de icabetle:

—   Lebbeyk yâ Resûllallah, dedim. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri bana hitaben:

—   Ben sana cennet-i a'lânın hazînelerinden bir hazîneye delâlet  edeyim mi? buyurunca ben hemen:

—   Babam ve anam sana feda olsun yâ Resûlallah! Evet irşâd ediniz, dedim. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri:

 “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh”

"Ma'sıyetten(günahlardan) sakınmak ve tâat ve ibâdetlerde kuvvet ve kudret ancak Allah Teâlâ Hazretlerinin tevfık-i Rabbâniyyesi (yardımı)ve irâde-i Sübhâniyyesiyledir(dilemesiyledir)." (Buhârî, Megazî, 38.) buyurdu. Yâni cümle âlemin müdebbir-i hakîkisi (her şeyi önceden takdir eden)ve mutasarrıfı(yetkilisi), hepsinin halikı olan Allah sübhanehu ve teâlâ-Hazretleridir, demektir.

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz'e ve ehl-i Beyt'ine salât ve selâm da duanın en mühim âdabındandır.

 Hadîs-i şerîfte:

Edduâu mecûbun ındellâhi hattâ yusallâ alâ muhammedin ve ehli beytihi” 

"Yapılan bir duada, Muhammed -aleyhi's-salâtü ve'sselâm- ve ehl-i Beytine salât ve selâm edilmedikçe o dua, makam-ı icabete vâsıl olamaz. "(Kenzü'l-irfân, 58 (Camiu's-Sağîr'den.)  buyurulmuştur.

 

Duâ eden kimse, duanın başında, ortasında ve sonunda Peygamber Efendimize salât ve selâmı tekrar etmeli. Hulûs-i kalb, (gönülden,samimi olarak) nezâfet-taharet(kalbi ve bedeni temizlik), istikbâl-i kıble, izhâr-ı tezellül(alçak gönüllülükle), tazarru(kusurlarının farkında olarak tevazü ile yalvarmak), günahkâr ve mücrim olduğunu ikrar ile tevbe ve istiğfar edip haram lokmadan ictinâb(kaçınmak) etmelidir. Bu suretle yapılacak hayır duaların kabulü hakkında şübhe etmemelidir.

Şunu da ilâve edelim ki:

Nâsın (insanların)bâzısı her ne kadar Cenâbı-Hakk'ın kaza ve kaderine rızâ gösterip sükût eylemeyi(sessiz kalmayı) duaya tercîh etmişlerse de, muhakkik âlimlerin ekserisi, dünyâ ve âhiret işlerinin esbabından(sebeplerinden) müretteb(tertib) olduğunu, müstecâb dualar ise sebeblerden berî bulunduğunu beyân ile, duayı terketmek, kazaya rızâ göstermek fikriyle bir şey yememek, şiddetli kışda elbise giymemek, hasta olunduğunda ilâç, muharebede silâh kullanmamak gibi birtakım meşru' olmayan hareketleri irtikâb etmek gibidir, demişlerdir.

 

Husûsiyle duâ izhâr-ı ihtiyâç, Cenâb-ı Hakk'a iltica(sığınmak) olduğundan müstakıllen(başlı başına) bir ibâdet makamına kaim olacağından(ibadetin yerini tutan) şu halde lisânen duâ eylemek ve kalben tazarruda bulunmak gerekmektedir.

Dua adabı, duanın adabı, dua nasıl yapılır, duada riayet edilecek hususlar, dua adabı ve önemi, duanın önemi

Read more

Dua Ve Önemi PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 16:25
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

DUÂ

İnsanlığa rahmet olarak gönderilen bütün Peygamberler ve Hak dostları; darlıkta ve bollukta, ıztırapta ve sürurda, gönüllerini dâima Hak Teâlâ'ya döndürmüşler ve bir niyaz iklîminde yaşamışlardır. Onlar, her halükârda Rabb'e yakarış hâlinde olmanın lüzumunu, hâl ve davranışlarıyla tâlim eden ebediyet rehberleridir.

Allah'a sığınmak, bir yaratılış kânunu ve kulluk muktezâsıdır(gereği). Yerde ve göklerde ne varsa, ilâhî takdire râm olmuş(boyun eğmiş) bir hâlde, O sonsuz kudret sahibini lisân-ı hâl ile zikretmekte ve O'na yalvarışta bulunmaktadır. Gerçek bir dînî terbiye de, duâ hâlini, mü'minin ruhunda, sürekli kılmayı hedefler. Zîrâ duâ, kalbde Allah'a açılan en yüce kapının anahtarıdır.

Duâ tekrarlandıkça derûnî(İçten) duyuşlar olarak mü'minin ruhuna nakşolur, şahsiyetine karışıp onun bir hususiyeti hâline gelir. Bu sebepledir ki, yüksek ruhlar, devamlı duâ hâlinde yaşarlar. Zîrâ onların kalbleri, duaya sarılmanın ehemmiyetine dâir şu âyet-i kerîmedeki ilâhî îkaz ile ürperiş halindedir:Cenâb-ı Hak buyurur: 

Kul mâ ya’beû bikum rabbî levlâ duâukum.” 

"(Rasûlüm!) De ki: Sizin kulluk, duâ ve yalvarmanız olmasa, Rabb'im size ne diye değer versin!? (Ne kıymetiniz var?)." (el-Furkan, 77)

İşte bir mü'minin ruhunda, Rabb'e duâ ile yakarış duygularının daimî hâle gelmesi, Allah ile kul arasında manevî bir bağ tesis eder. Vecd(İlahi aşk) hâlindeki dualar ise, gönlün ilâhî rahmetle kucaklaşma anlarıdır.

Duada istenen, ilâhî rahmet ve merhamettir. Bu itibarla duada yüreklerden ilâhî dergâha yükselecek ilk ifâde; âsîlik, günahkârlık, zayıflık ve acziyetin îtirâfı olmalıdır. Duâ, sonsuz kudret sahibi Cenâb-ı Hakk'a, acziyetimizi müdrik bir şekilde yönelerek, O'nun huzurunda teslimiyet ve sükûnetle boyun eğmemizdir.

"Duâ, ibâdettir. İbâdetin iliği ve özüdür. Allah katında O'na duâ etmekten daha kıymetli bir şey olamaz. Allah, kendisinden bir şey istemeyeni (duâ etmeyi kendisine yediremeyeni) azaba uğratır. Sıkıntı ve darlık zamanında duasının kabul olmasını isteyen kimse, bolluk ve rahatlık zamanında da duayı bol yapsın. Rabb'iniz Hayy’ü Kerîm'dir(diri ve cömerttir); bir kul elini açınca onu boş bırakmaz. Kime ki duâ kapıları açılmıştır, ona hikmet kapıları açılmış demektir. Duâ, rahmet kapılarının anahtarı, mü'minin silâhı, dînin direği, göklerin ve yeryüzünün nurudur. " (Rûdânî, Cem'u'l-Fevâid, 9219-20-21-22-25)

Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- da duanın kabulünü temin sadedinde şöyle buyurur:

"Nedamet ateşiyle dolu bir gönülle ve nemli gözlerle duâ ve tevbe et! Zîrâ «çiçekler, güneşli ve ıslak yerlerde açar!"  

Yaşayıp hissedebildiğimiz nisbette, bizler için ebedî saadet rehberi olan Kur'ân-ı Kerîm, duanın en büyük tâlimlerini ihtiva eder. Yüce Rabb'imiz duâ hususunda âyet-i kerîmelerde şöyle buyurur:

             “Kul eraeytekum in etâküm azâbullâhi ev etetkumus sâatü eğayrallâhi tedûne in küntüm sâdikîn.” 

"De ki: Ne dersiniz; size Allah'ın azabı gelse veya o kıyamet gelip çatıverse, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız? Doğru sözlü iseniz (söyleyin bakalım)! Bilakis yalnız Allah'a yalvarırsınız. O da (kaldırılması için) kendisine yalvardığınız belâyı dilerse kaldırır ve siz ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz." (el-En'am, 40-41) Bir diğer ayet-i kerime’de:

“Udû rabbekumtedaaruan ve hufyeten innehû lâ yuhibbul mu’tedîne.” 

"Rabb'inize yalvara yakara ve gizlice duâ edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez." (el-A'raf, 55)

Âhiretimizi kurtarabilmenin yegâne sermâyesi olan şu fânî dünya hayâtında hatırdan çıkarmamamız gereken en mühim dualardan biri de hüsn-i hatime(Güzel bir son) ile ölebilmeyi dilemektir. Âyet-i kerîmede Rabb'imiz:

   “Yâ eyyuhellezîne âmenut tekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temutûnne illâ ve entum muslimûn” 

"Ey îmân edenler! Allah'tan,O'na lâyık bir takva ile korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin!" (Âli İmrân, 102) buyurmaktadır.

Cenâb-ı Hak, samîmî duaları reddetmez. Lâkin bütün samimiyetine rağmen, kader-i mutlak'a muvafık düşmeyen(Allah’ın takdirine ters düşen) bâzı taleplere de icabet buyurmaz. Bundan dolayı duâ eden, hiçbir zaman bezginlik göstermeyip duaya devam etmelidir. Zîrâ böyle hâllerde duanın karşılığı âhiret âlemine havale edilmiş demektir.

Duâ ve gözyaşı, ilâhî rahmetten neş'et ettiği(çıktığı) için, mahzun gönüllere tesellî ve huzur bahşeden bir saadet iksîri ve Hakk'ın sevdasıyla yanık yüreklerin içtikçe ferahladığı tatlı bir kevser gibidir.

Yâ Rabbî! Aşk, vecd ve samîmî gözyaşlarıyla ilâhî rahmet ve mağfiretinden nasip alabilmemizi lutfeyle! İlâhî rızâna nâiliyet ümidiyle, yarattıklarına merhameti, gönüllerimizin tükenmez hazînesi eyle! İhlâslı kullarının feyizli duaları hürmetine, mübarek vatanımıza saadet ve dirlik, milletimize hak ve hayırda birlik ihsan eyle!

Âmîn!

Dua, dua ve önemi, dua nedir, dua neye denir, dua anlamı, dua yapmak, dua nasıl olur, dua yapılışı, bazı dualar, dua ara

Read more

Salâten Tüncîna - Salât-i Münciye PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 15:11
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

Salâten Tüncîna - Salât-i Münciye

"Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âl-i seyyidinâ Muhammedin salâten tüncînâ min cemîil'ehvâli vel'âfât. Ve takdîlenâ bihâ cemîal'hâcât. Ve tütahhirüna, bihâ min cemîis'seyyiât. Ve terfeunâ bihâ âledderacât. Ve tübelliğunâ bihâ eksal'ğâyât, min cemî'lilhayrâti ve bâdel'memât. Hasbünallâhü ve nîmel vekîl, nîmel'mevlâ ve nîmen'nasîr."

Her namazdan sonra okunmalı ve ayrıca hergün 3 defa okumayı âdet (alışkanlık) edinmelidir. Hele hele manasını birkaç kere okumalı ve aklımıza almalı ve ona göre kıymetini bilmelidir

Read more

Konut Duaları(Allahümmü salli, Allahümme Barik) PDF Yazdır E-posta yaz
Yazan
Perşembe, 29 Eylül 2011 14:50
İslam İlmihali / Dualar, dua, yemek duasi, hatim duasi,

1.Kunut Duası

     Okunuşu:

     Allâhümme innâ nesteînüke ve nesteğfiruke ve nestehdîke ve nü'minübike venetûbü ileyke ve nüsnî aleykelhayre küllehu neşkürüke ve lâ nekfürüke ve nahleu ve netrükü men yefcürük.
     Anlamı:
     Rabbimiz, senden yardım, senden mağfiret, senden hidayet dileriz. Sana iman ederiz, sana tevbe ederiz. Sana güveniriz. Bütün hayırlar üzerine sana sena ederiz. Sana şükreder bütün nimetlerini itiraf ederiz. Seni ve nimetlerini inkar etmeyiz. Ve sana isyan edenleri kökünden sökercesine atıp terkederiz.

2.Kunut Duası

     Okunuşu:

     Allâhümme iyyâke na'büdü ve leke nusallî ve nescüdü ve illeyke nes'â nahfidü nercü rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilküffari mülhık. 
     Anlamı:

     Rabbimiz, biz yalnız sana ibadet edriz. Senin rızan için namaz kılar ve secde ederiz. Senin rızana uygun çalışırız, koşarız. Senin rahmetini dileriz ve senin azabından korkarız. Gerçekten senin azabın kafirlere ulaşıcıdır.

Konut duası, Allahümme salli, Allahümme barik, konut duaları ara, konut duası ara, konut duaları oku, onut duası öüren, konut